Cumhurbaskani'na Açik Mektup

Ilhan Arsel

28 Mart 1996

Laikligin ve özgürlüklerin sarsilmaz güvencesi oldugunu söylediginiz devlet, kaç zaman var ki seriât azginliklarini önlemek söyle dursun fakat din adina girisilen vahset davranislarini bile gözardi etme yanlisi bir tutum içerisindedir. 1993 yilinda Sivas'taki vahset olaylarinin basini çeken seriâtçilar, sadece bu ülkenin piril piril zekâli 37 aydin insanini yakmakla kalmamislar, fakat o kapkara kafa yapilarini biraz daha teshir edebilmek için 'seriât devleti isteriz, kahrolsun laik devlet, laik düzen yok edilecek' diye bagirmislar, Atatürk büstüne saldirip kültür sarayini yikmislar, ve bu yetmiyormus gibi bir de 'Kadin basbakan olmaz' pankartlarini açmislardir. Belli ki Basbakanlik makamina bir Hanim'in gelmis olmasi vesilesiyle, seriâtin kendilerine asiladigi kadin düsmanligi duygularini açiga vurmakta yarar bulmuslardir. Ve bütün bunlari, henüz seriâtçi bir partinin iktidarda bulunmadigi bir dönemde yapabilmislerdir: seriât'in iktidar olmasi halinde daha neler yapabileceklerini tahmin güç olmasa gerek.

'Kim yetistiriyor bunlari?' diye soracak olursaniz cevabi basit: bunlari yetistiren, T.C Devleti'nin tâ kendisi: hem de halk yiginlarini seriâtçi partilere destek olucu kafa yapisi ile egiterek. Yillar var ki bu hususlari, çesitli yayinlarimla açiklamaga çalismisimdir. Bu çabalarimin mükâfatini ölüm fetvalari seklinde aldigimda, insanlarimiza mutlak güvenlik sagladigini söylediginiz devlet gücünü dahi yanimda bulamamisimdir.

Hemen belirtmeliyim ki insanlarimizi akilciliga ters düsen seriât egitimiyle yetistiren kuruluslarin basinda Diyânet Isleri Baskanligi vardir ki, Anayasal bir organ durumundadir. Bütçesi nerede ise Milli Savunma miktarlarini bulan bu Baskanlik, halkimizi, demokratik özgürlüklerden yoksun etmek bakimindan oldugu kadar, aklen ve fikren zavalli hâlde tutucu seriât verilerini belletmek bakimindan da, ayni etkenlikle is görmekte kusur etmez. Inceleyiniz bu Baskanligin yayinlarini: gözünüze ilk çarpacak sey, Türkiye nufusunun yarisindan fazlasini olusturan kadinlarimizin hak ve özgürlüklerini çigneyen veriler olacaktir. Örnegin açiniz Diyânet'in yayimladigi Sahih-i Buharî Muhtasari...'nin 10.cu cildi'nin 449-451 sayfalarini: karsinizda 'Mukadderatini bir kadinin eline veren millet felâh bulmaz' seklinde bir hüküm bulacaksiniz. Bu hüküm kadinlarin 'Dînen ve aklen dûn' olduklarini belirten diger bir hükümle baglantili olup T. C. Devleti'nin, Diyânet araciligiyle, kadina bakis açisinin olumsuzlugunu ortaya vurur (Ayni eser, cilt. I, sh. 223) . Söz konusu yayimlarin 1.ci cildinin Fihrist kisminin Kitâbü'l Hayz bölümündeki bir kesim'in basligi aynen söyledir: 'Kadinin dînen ve aklen erkeklerden dûn olduguna dâir Ebû Sâid hadîsi!'. Ayni cild'in 223. sayfasinda hükmün kendisi yer almistir (H. no: 209). Bu hükme göre kadinlar 'eksik akilli, eksik dinli' olup 'akilli ve dîninde olan kimselerin aklini çelebilen' kimselerdir; 'ötekine berikine çokça lâ'net eden', zevcelerine karsi 'küfrân-i ni'met gösteren' kimselerdir; bu nedenle Cehennem halkinin çogunlugunu olustururlar. Yine ayni hükme göre kadinlarin 'eksik akilli, eksik dinli' olmalarinin nedeni, guyâ, "eksik dinli" ve "eksik akilli" yaratilmis olmalarindandir: "eksik dinli" 'dirler çünkü "hayiz" gördükleri zaman namaz kilamaz ve oruç tutamazlar"; "eksik akilli"dirlar çünkü 'Kadinlarin sahâdeti erkeklerin sahâdetinin yarisidir' (Bkz. Sahih-i..., Cilt I, sh. 223 H. no. 209. ayrica bkz. K. Bakara Sûresi, hayet 282) .

Yine Diyânet'in açiklamalarina göre kadin, 'irâdesindeki fitrî za'fa mebnî' sadece "sahâdet" bakimindan degil fakat diger "cihetlerden" de bir çok görevleri üstlenemez, bir çok isleri göremez. Üstlenemeyecegi görevler arasinda yargiçlik, kadilik, imamlik ve özellikle 'millet otoritesini temsil' gibi kamu görevleri vardir. Öte yandan kadin, kocasi ya da yakin akrabalarindan bir erkek olmadan uzak bir mesafeye (bir günlük, yada üç günlük yere) seyahat edemez. Diyânet'in açiklamasi aynen söyle:

'Islâm dini... kadinin bünye ve irâdesindeki fikrî za'fa mebnî muayyen hususta kadini, mehâriminden bir erkegin vesayetine vermistir ki, kadinin uzak bir mesafeye gidebilmesi... için zevcin veya bir mahreminin bulunmasini sart kilmasi bu cümledendir'.

Burada geçen 'fitrî za'f' deyimi, kadinin yaradilis itibariyle 'irâdece güçsüz' oldugunu anlatmak için kullanilmistir. (Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari..., Cilt. X, sh. 449-451 , Hadîs no. 1660; ve Cilt IV, sh. 219-220 s).

Bütün bunlara ek olarak kadin'larin 'tesettürsüz' dolasmalarini, erkek eli sikmalarini, edâli bir sekilde konusmalarini vs... yasaklayan hükümleri, ve üstelik bir de hakâret niteligindeki verileri göz önüne getirirseniz (ki Seriât ve Kadin adli kitabimda sergilenmistir) nasil bir karanlik manzara ile karsilacaginiz ortadadir.

Söylemeye gerek yoktur ki bütün bunlar Anayasamizi ihlâl eden seylerdir; bu ihlâl'leri yapan da, T.C devletinin tâ kendisidir. Bütün bunlar bir yana fakat Diyânet araciligiyle Devlet, insanlarimizin günlük yasamlarinin her yönünü, kisiye özgürlük birakmacasina, kisiyi akilci her türlü gelismeden uzaklastirircasina, seriât verileriyle düzenlemektedir. Kisi sabah olupta yataktan çiktigi an'dan aksam olupta tekrar yatagina dönünceye kadar her isini, bu buyruklara uydurarak yapar. Yatmasi, kalkmasi, giyinmesi, yemek yemesi, su içmesi, isemesi, def-i hacet etmesi, sevismesi, gülmesi, eglenmesi, düsünmesi, söz söylemesi, el sikmasi, is görmesi...ve akla gelebilecek ne varsa her davranisi bu buyruklarla düzenlenmistir. Bu buyruklari belletmenin kolay yolu da ise seytanlari ve cinleri karistirmaktir. Örnegin sag'in sol'a fazli oldugunu ve sag el ile is görmenin dine uygun bulundugunu anlatmak üzere: 'Sizden biriniz sol eliyle yemesin ve içmesin, çünkü seytan sol eliyle yer ve içer' seklindeki seriât emri belletilir (Bkz. Riyâzü's-Sâlihin, Diyânet yayinlari , Cilt III ,sh. 263-4). Esneme'nin seytandan oldugu anlatilirken: 'Esnemek seytandandir. Sizden biriniz esneyecegi zaman gücü yettigi kadar onu karsilasin. Çünkü sizin biriniz esnerken... -Haaa- deyince seytan (sevincinden) güler' seklindeki seriât verileri örnek gösterilir (Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari , Cilt IX. sh. 58)

Öte yandan akli olanlari akilsiz kilmaga yararli her sey, yine ayni devlet kurulusu tarafindan belletilmektedir insanlarimiza. Tüylerinizi dim dik edebilecek nice örneklerden biri, oruçlu bir kimsenin ölü bir insanla cinsî münasebette bulunmasi halinde kaza orucu tutmasiyle ilgildir ki Diyânet Dergisi'nin Cilt XI, sayi 6 nüshasinda (sayfa 339-340) yer almistir. Bu ayni sayida, oruçlu bir kimsenin, uyumakta olan karisiyle, onu uyandirmadan cinsî münasebette bulunmasi halini içerir ki, bu da kaza orucunu gerektiren bir haldir ve hiç kuskusuz pek çok kocalari sevindirici bir haberdir (Bu seriât hükmünü de ayni dergide bulabilirsiniz)...... Iste insanlarimiz bunlara benzer nice seriât hükümleriyle yetistirilmektedir. Halkimizin büyük çogunlugunun fikren gelisememis olmasinin nedeni de bu degil midir?..... Ve nihâyet Diyânet araciligiyle T.C. Devleti'nin Anayasa'ya aykiri olarak yaptigi bir sey daha vardir ki o da insanlarimizi 'kâfirlere' karsi düsman duygularlar yetistirmek, insanin insana sevgisini yok etmektir...

Bu örnekleri çogaltmak, ciltler haline getirmek mümkün. Fakat anlatmak istedigim sudur ki, Cumhurbaskani bulundugunuz T.C. Devleti, kendi insanlarini çagdisi ve Anayasa'ya ve temel özgürlüklere ters düsen zihniyetle yetistirme eylemlerine ve islemlerine karsi sadece susmus degil fakat bu eylemlerin ve islemlerin bizzat uygulayicisidir. Bu zihniyetle yetisen halkin seriâtçi partilerden baska hiç kimselere destek olmayacagini, ve hele bu partilerden birinin iktidara gelmesiyle tam manasiyle fanatik yiginlar haline gelecegini söylemek, müneccimlik olmasa gerek.