Seriât ve Kölelik (I)

Seriâtçilara göre Islâm dini kölelige karsidir: güyâ Kur'ân insan denilen varligin "hür" (özgür) olarak dogdugunu ve "hür" sekilde yasamasi gerektigini kabul eder; insanlarin tek bir asildan geldiklerini, rengi, dili ve sosyal durumu ne olursa olsun her insanin esit yaratildigini öngörür.

Yine seriâtçilara göre diger dinler ve eski medeniyetler köleligi yok etmeyi düsünmedikleri halde Muhammed, kölelerin durumunu iyilestirmis ve köleligi kökten yok etmeyi amaç edinmistir. Her ne kadar köleligi kaldirmamis ise de esitlik getirmistir: köleleri efendilerinin seviyesine yükseltmek istemistir.

Yine seriâtçilara göre ilk olarak insanlar arasi esitligi öngören ve köleci zihniyete karsi gelen Kur'ân'dir ve güyâ bu olay, insanlik tarihi bakimindan yep yeni bir gelisme saglamistir [1].

Neden dolayi Muhammed’in köleligi yasaklamadigi, kökünden yok etmedigi sorusuni seriâtçilar özetle söyle yanitlarlar: derler ki "kölelik Islâm öncesi dönemlerden beri süregelen bir kurulustur. Muhammed bu kurulusu , yasamin bir gerçegi olarak buldu. Eger köleligi yasaklamis olsaydi iç kargasaliklara ve ayaklanmalara sebeb olmus olurdu. Daha baska bir deyimle Araplar arasinda geçerli bulunan kölelik sistemini bir hamlede kaldirip atmak Tanri'ya ve Muhammed'e sakincali göründü [2]. Öte yandan savaslarda alinan esirlerin durumu itibariyle kölelik sisteminin kaldirilmasi mümkün degildi. Çünkü Muhammed, her ne kadar savas denen seye karsi idiyse de, savaslari önleyemezdi. Savaslar olacak ve esirler alinacakti. Iste bu nedenledir ki köleligi kökünden yok etmeyip bu kurulusu insanlik haysiyetini zedeler nitelikten çikardi, ve daha sonraki dönemler itibariyle ortadan yok olucu esaslara bagladi [3]. Yâni kisacasi demek isterler ki kölelik Arap toplumunun geleneksel bir kurulusu oldugu için Muhammed buna dokunmadi, çünkü köleligi kaldirmis olsaydi toplumda karisikliklar çikabilirdi; öte yandan savaslari önlemek mümkün olmadigi için savaslarda alinan esirler sorunu vardi, bu nedenle köleligi kaldiramazdi!

Bu iddiâlara sarilan seriâtçilara göre, Muhammed'in, köleliligi kaldirmak ve kölelerin durumunu düzeltmek maksadiyle getirdigi kurallar, daha sonraki dönemlerde uygulanmamistir ve uygulanmamasinin sorumlululari da Türklerdir. Çünkü Türkler, Arap yazarlarin iddiâlarina göre, "Islâmi anlayabilecek yeterlikte olmamislardir". Bu itibarla köleligin sürdürülmesine sebeb olan Türkleri Islâm'in temsilcisi olarak görmemek gerekir [4].

Yine seriâtçi yazarlara göre bugün artik "Kölelik ve efendilik tarihe karismistir ki Islâm dininin gaye-i mesaisi de(amaci da) bu(dur)" [5].

Hemen belirtelim ki bu iddiâlar, bastan asagi yalandan ibaret seylerdir. Çünkü ne Kur'ân köleligi kaldirmistir, ne Muhammed köleligi yok etmeyi kendisine amaç yapmistir, ve ne de kölelik kurulusu Türkler yüzünden varligini korumustur. Aksine köleligin Tanrisal (ve dolayisiyle dogal) bir kurulus olarak is görmesine, ve 1400 yil boyunca hiç kalkmacasina sürüp gitmesine sebeb olan dogrudan dogruya seriât’in kendisidir. Bu düzenin kurucusu olan Muhammed, ömrü boyunca hizmetinde köle kullandigi gibi, savaslarda ele geçirilen esirlerin paylasilmasi sirasinda kendi payina düsen kölelere sahip olmus, köle satin almis, köle satmis ve elindeki köleleri hediye olarak dagitmistir. Söylendigine göre sahip oldugu kölelerin sayisi 60 ilâ 80 arasinda olmustur. Öldügü zaman mallar, hurmaliklar ve araziler yaninda hizmetinde tuttugu köleleri de miras olarak birakmistir. Köleligin kaldirilmasini kendine amaç edinen bir insan hiç köle kullanir mi? Hele Tanri’nin elçisi oldugunu söyliyen bir kimse, hiç köle edinerek baskalarina örnek olma yolunu tutar mi?

Bunun böyle oldugunu biraz ilerde, kaynaklar belirterek özetleyecegiz. Fakat simdilik seriâtçinin kölelik konusunda öne sürdügü iddiâlarindaki isabetsizliklere deginelim.

Bu iddiâlardan biri söyle: "Kölelik Araplar arasinda yerlesik bir kurulus idi. Eger Tanri köleligi bir anda kaldirmis olsaydi, halk ayaklanir, kargasalik olurdu ".

Söylemeye gerek yoktur ki böyle bir iddiâ, Tanri'yi acz içerisinde imis gibi gösterip Tanri fikrini zedelemekten baska bir ise yaramaz. Zirâ iktidarina sinir bulunmayan ve her seyi diledigi gibi yaratip diledigi sekle sokabilen bir Tanri'nin, kölelik gibi kötü bir kurulusu, sirf halk ayaklanir endisesi ile yasaklamayacagini söylemek, her seyden evvel O'nun iktidarini ve yüceligini inkâr etmek olur.

Öte yandan toplum düzenini saglamak üzere en sert ve amansiz cezalari öngörmekten geri kalmayan (örnegin sarab içimini yasaklayan, ya da hirsizin bileklerinin kesilmesini emreden vb...) bir Tanri'yi: "Köleligi yasaklarsam toplumda kargasalik çikar" mazeretine siginmis gibi göstermek, Tanri fikrini küçültmekten baska bir sey olmaz.

Yine ayni sekilde seriâtçi: "Tanri köleligi savas esirleri sistemiyle sinirlamak istedi, bu nedenle tüm olarak yasaklamadi. Amaci devrim (niteligini) tasiyan düsturlar koyarak kökten kaldirmakti" diyerek Tanri’ya, köleligi kökünden kaldirmamis olmak yönünde mazeret bulmaga çalisir. Oysa bu iddiânin da tutar bir yönü yoktur, çünkü Kur'ân'da kölelik, ne savas esirlerine münhasir bir kurulus olarak ele alinmistir ve ne de ortadan kaldirilmak amacina dayatilmistir. Yine birazdan görecegiz ki Kur'ân'a göre Tanri, insanlardan bir kismini "efendi" ve bir kismini da "köle" seklinde tutmus olmakla övünür (K. Nahl 75).

Seriâtçi yazarlar: "Bugün artik Kölelik ve efendilik tarihe karismistir ki Islâm dininin gaye-i mesaisi de(amaci da) bu(dur) " seklinde konusmakla, sanki köleligin kokünden yok edilmesi Islâm’in amaci imis ve bu amaç saglanmis gibi bir kani yaratmaga çalisirlar ki yanlistir. Çünkü köleligin kaldirilmasi Islâm’in amaci olmadigi gibi, Islâm ülkelerinde 1400 yil boyunca süregelen bu kurulusun hukuk disi kilinmasi Bati ülkelerinin çabalari sayesinde mümkün kilinabilmistir. Buna ragmen Islâm ülkelerinde bugün dahi, su ya da bu sekilde kölelik sürüp gitmektedir [6].

Seriâtçi'nin: "Islâm köleligi, insanlik haysiyetini çignetici bir kurulus olmaktan çikardi, fakat bununla ilgili kurallarin uygulanmasina Türkler engel oldu" seklindeki iddiâsina gelince [7], bu da yalandan ibarettir, zirâ Islâmî emirlere göre köleler, köle olmiyanlara oranla pek çok hususlarda asagi kilinmislardir. Bir iki örnek vermek gerekirse: kölelerin ibâdet haklari ve hukukî sorumluluklari az olduktan gayri köle sahiplerinin onlara karsi sorumluluklari da pek sinirlidir. Yine bunun gibi cinayet isleyen birisine karsi kisas uygulandigi halde, cariyesini öldüren kisiye uygulanmaz ve bu kisi kisas olarak öldürülemez; zirâ Kur'ân'a göre kisas: "Hür ile hür, köle ile köle ve kadin ile kadin'dir" (K. Bakara 178; Maide 45). Köle (ya da cariye) öldüren kimseye "ta'zir" (azarlama) cezasi uygulanir. Yine bunun gibi hür kadinlara zinâ isnâd eden kimse, bu isnâdini dört tanik ile ispatlayamazsa kamçi dayagi cezasina çarptirildigi halde, cariye'ye zinâ isnâd eden kimse, ispat edemedigi taktirde böyle bir cezaya ugramaz, sadece azarlanir, ve ahiret cezasini bekler. Öte yandan cariyesine haksiz yere zinâ isnâd eden kimse, bu yeryüzünde cezâ görmez; sadece kiyâmet gününde dövülür [8].

Bundan baska cariyeler hacc etmekle zorunlu degillerdir; yabanci erkekler önünde ortünmekle, "cilbab" giyinmekle de yükümlü degillerdir.

Yine bunun gibi, bir kaç kadinla evli bulunan bir erkek, kadinlarini nöbet sirasina göre dolasmakla görevlidir. Ancak gecelemede "Hür kadina kuma olan cariyenin hakki, hür kadinin yarisidir" [9].

Öte yandan Kur’ân’da, kölelerin, efendilerinin yanina girerlerken, bazi hallerde üç kez izin istemelerini öngören âyet’ler vardir (24 Nûr 58)

I) Kur'ân'a göre "kölelik" dogal bir kurulustur.

Bir kere her seyden önce sunu söyleyelim ki Kur'ân'a göre insanlar "Hür" ve "Köle" olmak üzere iki bölüme ayrilmis olarak yasam sürerler. "Köle insan", baskasinin mülkü sayilan, onun hizmetinde olan, onun tarafindan yönetilen, alinip satilabilen insan demektir (disi köle'ye "câriye" denir). Fakat hemen ekleyelim ki Kur'ân'in "hür" olarak tanimladigi insanlar dahi, aslinda gerçek anlamda hür (özgür) olmaktan uzaktirlar; onlar da bir bakima köle sayilirlar. Çünkü Kur'ân'a göre Tanri insanlari (ve cinleri) esas itibariyle "kul" diye yaratmistir. "Kul" sözcügü Kur'ân'da "abd" olarak geçer ki esas itibariyle "köle" anlamindadir. Her insan Tanri'nin kölesi olmak üzere yaratilmistir, su bakimdan ki kendi özgür irâdesine, kendi aklinin rehberligine göre kendini yönetemez; Tanri'nin buyruklarina göre "güdülüp yönetilir". Zâriyat Sûresi'nde söyle yazili: "Cinleri ve insanlari, ancak bana kulluk etmeleri için yaratmisimdir" (Zâriyat 56). Burada geçen "Bana kulluk etmeleri için yaratmisimdir" sözleri: "Buyruklarimi yerine getirmeleri için yaratmisimdir" anlamina gelir. Nitekim Bakara Sûresi'nde su var: "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin! Ki 'Ona karsi gelmekten korunmus olabilesiniz" (K. Bakara 21)

Sayisiz denecek kadar çok bu buyruklar arasinda Tanri'ya tapmak ve ibâdet etmek gibi olanlar yaninda, kisinin sabah yataktan çiktiktan aksam yataga girinceye kadar giyinmesine, gülmesine, eglenmesine, düsünmesine, sehvet gailesini gidermesine vb... varincaya kadar tüm davranislarini sekillendiren emirler vardir. Kisi’ye akil verilmistir ama aklin görevi, özgür sekilde is görmek ve yaratici zekâ’ya araç olmak degil, fakat Tanri (ve "peygamber") buyruklarina ayak uydurmaktir.

Bu husus ayri bir konu, fakat burada sadece sunu ekleyelim ki Seriât zihniyteine göre Tanri'nin yarattigi düzende kul'lara "kul'luk" (kölelik) edecek olanlar vardir; çünkü Tanri, o sinirsiz keyfiligi içerisinde, istemistir ki insanlardan bir kismi, diger bir kismina kölelik etsin. Bakiniz nasil:

Muhammed'in söylemesine göre Tanri, köleligi dogal bir kurulus olarak benimsemis ve Kur'ân hükümleriyle o sekilde düzenlemistir. Gerçekten de Nahl ve Rûm sûrelerinde, "rizki bol ve hür" kisilerle, bu kisilerin satin alip sahib bulunduklari "köleler"den söz edilmekte, bunlarin birbirlerine esit bulunmadiklari belirtilmekte. Nahl Sûresinde söyle yazili:"Allah, hiçbir seye gücü yetmeyen, baskasinin mali olmus bir köle ile, katimizdan kendisine verdigimiz güzel riziktan gizli ve açik olarak harcayan (hür) bir kimseyi örnek verir. Bunlar hiç esit olurlar mi?..." (K. 16 Nahl 75)

Ayni Sûre'de bir de su var:"Allah kiminize kiminizden daha bol rizik verdi. Bol rizik verilenler, sag ellerinin satin alip sahip olduklari kölelerine riziklarini verirlerken kendilerini rizik alaninda onlara esit saymazlar..." (K. 16 Nahl 71).

Her ne kadar bazi akl-i evvel’ler bu âyetlerde sözü geçen "köle" deyimi ile "put"larin ya da "kâfirlerin" kastedildigini öne sürerler. Oysa burada esas itibariyle anlatilmak istenen sey "köle" ile "köle olmiyan" (yâni "hür" sayilan) kimselerdir. Nitekim bunun böyle oldugunu Rûm Sûresindeki su âyet biraz daha vurgulamaktadir:"Tanri size kendinizden bir misâl vermektedir. Size verdigimiz riziklarda, (sag elinizle satin alip sahip oldugunuz) kölelerinizin de esit sûrette hak sahibi olmalarina râzi olur ve birbirinizi saydiginiz gibi bu ortaklarinizi sayar misiniz ki, bizzat yaptigimiz islerde bize ortaklar kosulmasina râzi olasiniz?..." (K. 30 Rûm 28) [10]. [Bu âyet'in bir baska çevirisi söyle:"Tanri, kendinizden size bir örnek vermekte: Size verdigimiz riziklarda , sag elinizle satin alip sahip oldugunuz kölelerinizden kendinize esit olarak ortak yaptiklariniz ve kendiniz gibi sayip önem verdikleriniz var midir (ki mülkünde olan putlari, tanrilikta Tanri'ya ortak yapilmasi dogru olabilsin)?..." ]

Yâni güyâ Tanri, putlarin kendisine ortak kilinmasini istemedigi için kullarina söyle demekte: "Nasil ki siz, sag elinizle satin aldiginiz kölelerinizi kendinize denk görmek istemez iseniz, ve nasil ki size vermis oldugumuz riziklarda, kölelerinizin de esit sûrette hak sahibi olmalarina razi olmaz iseniz, putlari da Tanri'ya ortak kosmaniz dogru olmaz" [11].

Daha baska bir deyimle Tanri, köleligi dogal bir sey imis gibi kabul etmekte, ve sirf kendisine ortak kosulmasin diye, köle sahibi ile köle arasindaki iliskilerde esitsizligi öngörmektedir.

Görülüyor ki Muhammed'in tanimladigi Tanri, "güzel bir sekilde riziklandirdigi" kullari ile bu kullarin sahip bulunduklari köleler arasinda esitlik olamayacagini bildirmekte, ve bununla âdeta övünmektedir.

Öte yandan Tanri, yine Muhammed'in söylemesine göre, köle ile efendisi arasinda esitlik saglamanin aleyhindedir; saglamak isteyenlerin de karsisindadir. Çünkü köleyi efendisi ile esit kilmanin, Tanri'ya sirk kosmak (putlari Tanri'ya ortak yapmak) gibi bir sey olabilecegini anlatmaktadir. Biraz yukarda belirttigimiz Rûm Sûresindeki âyeti tekrar okuyalim:"Tanri size kendinizden bir misâl vermektedir. Size verdigimiz riziklarda, (sag elinizle satin alip sahip oldugunuz) kölelerinizin de esit sûrette hak sahibi olmalarina râzi olur ve birbirinizi saydiginiz gibi bu ortaklarinizi sayar misiniz ki, bizzat yaptigimiz islerde bize ortaklar kosulmasina râi olasiniz?..." (K. 30 Rûm 28)

Bu âyet'in anlatmak istedigi sey su: Nasil ki Tanri, Yüce niteliklere sahip olarak üstün ise ve nasil ki O'na ortak kosmak günah sayilir ise, köle sahiplerinin de, birbirlerini saydiklari sekilde, kölelerini saymalari ve onlari kendilerine ortak yapmalari uygunsuzdur. Daha baska bir deyimle efendi'nin kölesini kendisine es degerde tutup ortak kilmaga matuf her davranisi, Tanri'ya sirk kosmak gibi günah bir seydir.

Öte yandan Tanri, yine Muhammed’in söylemesine göre, kullarina köle hediye etmekle övünür: basta sevgili "peygamberi" olmak üzere sevgili kullarina ganimet olarak cariyeler verir. Kur’ân’da söyle yazili: "Ey Muhammed! ... Allah’in sana ganîmet olarak verdigi câriyeleri... almani helâl kilmisizdir. Bir zorluga ugramaman için mü’minlerin esleri ve câriyeleri hakkinda önlarin üzerine neyi farz kilmis oldiugumuzu bildirmistik..." (33 Ahzâb 50). Buradaki "bildirmistik" sözcügü mü’minlere verilen evlilik izni ile ilgili olarak Nisâ Sûresi’nin 3cü âyetine atiftir ki mü’min kisinin diledigi sayida câriye edinip onlarla yasamini sürdürmesini öngörür. Nisâ Sûresi’nin bu âyeti’ne göre, eger mü’min kisi birden fazla "hür" kadinla evlenmek halinde onlar arasinda adâletsizlik/esitsizlik yaratmaktan çekinir ise, bu takdirde bir tâne kadin alip sahip bulundugu câriyelerle yetinecektir. Daha baska bir deyimle câriyeler arasinda adâletsizlik yaratmakta sakinca yoktur. Görülüyor ki seriât câriye’yi insandan bile saymiyor.

II) Seriât sisteminde köle (ve câriye) efendisinin mutlak tasarrufu altinda bir "mal", bir "esya" niteligindedir:

Kur'ân'in çesitli âyet'lerinde köle'den (ya da câriye'den) söz edilirken çogu kez "mal", "esya", "alinip satilabilen sey" anlamlarina gelen deyimler kullanilmistir; köle sahibi kimseler ise "mal/esya sahibi kimseler" olarak gösterilmislerdir. Örnegin Rûm Sûresinde "Milku'l-yemin" yani"sag elin satin aldigi, sahip oldugu köleler" diye yazilidir (Bkz. . Rûm 28; Ayrica bkz. Nûr 31, 33, 58; Ahzab 55; Nahl 71). Nahl sûresi'nde "Memlûk" yâni "Birinin mali olan köle" deyimi yer alir (K. Nahl 75). Nisâ Sûresinde "Rakabe" yâni "sahibi bulundugu köle" diye yazilidir (Nisa 92; Ayrica bkz. Mâide 89; Mücâdele 3; Beled 13). Bakara Sûresinde "Rikâb" yâni "sahip bulundugu köleler" diye geçer.

Bundan anlasilmak gerekir ki köle, öyle bir yaratiktir ki efendisinin mutlak tasarrufu altindadir. Efendisi onun dilerse ömrü boyunca köle olarak hizmetinde kullanir, dilerse bir mal gibi satar, ya da dilerse ömrü boyunca kendisine hizmette bulunmak üzere azâd eder. Köleler, efendilerini rahatsiz etmeyecek sekilde hareket etmek üzere onlardan üç kez izin istemek zorundadirlar: örnegin sabah namazindan önce, ögleyin efendilerinin soyunuk halde bulunduklari vakit, ve yatsi namazindan sonra efendilerinin yanina girebilmek için üç kez izin istemek zorundadirlar (Bkz. 24 Nûr Sûresi 58).

Öte yandan Muhammed, iman sahibi erkeklere, köle kadinlari "cariye" (odalik) olarak kullanma olasiligini saglamistir. Araplarin kadina ne kadar düskün olduklarini bildigi için, su veya bu nedenle kadinsiz kalmasinlar diye bu yolu düsünmüstür. Gazalî bu konuda söyle der: "Arap kavminde sehvet gaalib oldugu için, sâlih olanlari da daha çok evlenme ihtiyaci duyarlar... Kalbin huzurunu saglamak ve zinâyi önlemek için câriye ile evlenmek mübah olmustur..." [12]. Bundan dolayidir ki Muhammed Kur'ân'a bu olasiligi saglayacak hükümler koymustur. Örnegin Nisâ sûresinde, "imanli hür" kadinlarla evlenmeye gücü yetmeyen müslüman erkeklerin, kendi elleri altinda bulundurduklari câriyeleri kullanabilecekleri yazilidir: "Içinizden, hür mü'min kadinlarla evlenmeye güç yetiremeyen kimse, ellerinizin altinda bulunan imanli genç kizlariniz (sayilan) cariyelerinizden alsin..." (K. Nisâ 25).

Yine bunun gibi, mü’min erkeklere dörde kadar kadinla evlenme olasiligi yaninda diledikleri sayida cariye edinme hakkini tanimistir. Kur'ân'in Nisâ sûresinde söyle yazili: "...begendiginiz (veyâ size helâl olan) kadinlardan ikiser, üçer, dörder alin. Haksizlik yapmaktan korkarsaniz bir tâne alin; yahut da sahip oldugunuz câriyeler ile yetinin..." (K. Nisâ 3).

Muhammed, sadece baska erkekler bakimindan degil fakat kendi yasami bakimindan da Kur'ân'a bu dogrultuda âyetler koymustur. Örnegin onbir kadinla ayni zamanda evli bulundugu sirada artik baskaca kadin almamasi için (velevki güzelligi hosuna gitmis olsun) Tanri'dan vahy indigini söylerken cariyelerin bu sinirlama disinda birakildigini eklemistir. Ayet söyle:"(Ey Muhammed!). Sag elinin satin aldigi cariyeler hariç, bundan böyle (simdiye kadar aldigin kadinlardan) baska hiçbir kadin, güzellikleri hosuna gitse bile, sana helâl olmaz. Karilarini baska karilarla degistirmen de (öyle)...." (K. 33 Ahzâb 52). Yâni, ayni zamanda evli bulundugu bu onbir kadindan baska kadin artik alamayacaktir ama diledigi sayida cariye alabilecektir.

Öte yandan erkeklerin, evli kadinlarla evlenmeleri konusunda yasak getirirken cariyeleri bu yasagin disinda tutmustur. Daha baska bir deyimle erkekleri, evli bulunan kadinlarla evlenmekten yasaklarken, evli câriyelerle evlenmekten yasaklamamistir: çünkü câriye her hususta kullanilabilecek bir maldir. Nisâ Sûresindeki âyet söyle:"Sahib oldugunuz câriyeler müstesna, evli kadinlar da size haram kilinmistir..." (K. Nisâ 24).

Her ne kadar bu âyet'de sözü edilen câriyelerin savasta tutsak (esir) olarak ele geçirilmis kadinlar oldugu, ve bu kadinlarin evliliklerinin tutsaklik sonucu kendiliginden bozulmus sayilacagi belirtilirse de, söylemeye gerek yoktur ki adâlet ve insanlik haklarina terslik bakimindan kadin’in (cariye’nin) savas esiri olup olmamasinin fark yaratmamasi gerekir. Tutsak alinan kadinin kocasi düsman kesimindedir diye onu bir baska erkegin koynuna sokmanin ne adâletle ve ne de insafla ilgisi olabilir.

Câriyelerin fuhsa zorlanmasini önlemek üzere Muhammed’in: "câriyelerinizi fuhsa zorlamayin" (Nisâ Sûresi, âyet 33), seklinde hükümler yerlestirdigi kabul edilirse de bu hükümlerin uygulama gücünden yoksun oldugu anlasilmaktadir. Örnegin câriyesini fuhsa zorlayan ve bundan kazanç saglayan kimseye belirli bir dünyevî cezâ söz konusu degildir. Nisâ sûresindeki âyet söyle: "Dünyâ hayatinin geçici menfaatini elde etmek için, iffetli olmak isteyen câriyelerinizi fuhsa zorlamayin. Kim onlari buna zorlarsa, bilsin ki Allah hiç süphesiz onu degil, zorlanan kadinlari bagislar..." (K. Nisâ 33)

Görülüyor ki cariye sahibi kimse "iffetli kalmak isteyen" câriyesini fuhsa zorlayacak olursa, belli her hangi bir dünyevî cezâya çarptirilmayacaktir. Sadece gelecek dünyada Tanri onu bagislamayacaktir.

Ikinci Kisim