Seriât ve Kölelik (II)
Muhammed'in köleligi ortadan kaldirmak istedigi, köleleri koruyucu hükümler getirdigi, ya da köle azâd etmeyi öngördügü söylenirse de dogru degildir. Çünkü daha önce de belirttigimiz gibi, köleligi yok etmeyi düsünmüs olsaydi, tipki kendisinden yüzlerce yil önce Budha'nin yaptigi gibi kölelige cevâz veren zihniyeti yerer, ve her ne sûretle olursa olsun köle edinmeyi, ya da köle alim satimini kökten yasak ederdi. Gerçekten de Budha, köleligi ilk kez açikça yeren ve köle ticâretini önleyen bir din adami olarak insanlar ve irklar arasinda fark gözetmez, kendisine hangi irktan oldugu soruldukta cevap bile vermezdi. Oysa ki Muhammed, köleligi kaldirmak söyle dursun, fakat köleligin ve köle ticâretinin sürdürülmesine olanak saglamistir. Nitekim yasami boyunca bizzat kendisi köleler edinmis, elindeki köleleri ona buna satmis ya da hediye etmis, baskalarina da bu sekilde hareket olasiligi tanimistir. Her ne kadar köle azadi ile ilgili hükümler koymus ise de, ilerde belirtecegimiz gibi, bu hükümler köleligin dogal bir kurulus olarak sürüp gitmesini önleyici nitelikte olmamistir.
Öte yandan köle sinifini genellikle asagi görmüs, sadece müsriklere (putperestlere) oranla bir derece üstün tutmustur. Kur’ân’a koydugu su âyet bunun kanitidir: "Inanan bir cariye, hosunuza gitmis olan (fakat) puta tapan bir kadindan daha iyidir" (K. Bakara 221). Yâni cariye’nin (köle’nin) degeri, puta tapana oranla birazcik daha iyidir.
*
"Neden dolayi Muhammed köleligi dogal bir kurulus olarak benimsemis ve sürdürmüstür?" diye sorulacak olursa bunun yaniti su olabilir: Bir kere "taviz" (ödün) siyâseti taraftari oldugu için bu yola gitmistir. Ikincisi, geçerli kilmak istedigi dinsel inançlar nedeniyle böyle yapmistir. Ve nihâyet köleligin, kendi taraftarlari için oldugu kadar kendisi için dahi yararli ve kazançli oldugunu hesaplamistir.
"Taviz" (ödün) siyâseti yanlisi oldugu için köleligi kaldirmamistir", diyoruz çünkü kölelik Arap toplumunun eski çaglardan beri benimsedigi bir kurulus idi. Köleligi, geleneksel bir inançla, böylesine benimsemis olan bir toplumu, bu gelenekten yoksun kilmak kolay bir sey degildi. Zirâ köleligin ortadan kaldirilmasi halinde, çikarlari buna bagli kimselerin direnmesi mümkün idi. Oysa ki Muhammed, hiç degilse güçsüz bulundugu ilk dönemde, çevresindekileri "tavizlerle" (ödünlerle), ve hosnud edici va'dlerle kazanma ihtiyacinda idi. Çogu basarilarini "taviz" siyâseti sayesinde saglamisti. Örnegin Araplarin içkiye düskünlüklerini bildigi için, henüz güçlü duruma geçmedigi süre boyunca (özellikle Mekke döneminde) içkiye izin vermistir. Aksi takdirde sozünü geçiremeyecegini, ya da taraftarlarini yitirecegini düsünmüstür. Bir aralik, sadece ibâdet sirasinda içki içimine yasak koymus, fakat daha sonra, ve hele bir gün amucalarindan birinin sarhos halde iken kendisine hakâret etmesi üzerine, içkinin kisileri küstah ve cüretkâr yapabilecegini, dolayisiyle kendi otoritesi bakimindan tehlikeli durumlara getirebilecegini düsünmüs ve kesin olarak yasaklamayi kararlastirmistir. Bu isi Medîne döneminde, amucasinin ölümünden ve Uhud savasindan hemen sonra yapmistir, ki bu, artik güçlü duruma geçtigi tarihlere rastlar.
Öte yandan Muhammed, Araplari put’lara tapmaktan vazgeçirtip tek bir Tanri'ya taptirtabilmek için de kölelik kurulusunu geçerli bilmistir. Hemen ekleyelim ki bunu yaparken asil düsündügü sey, Araplari, Tanri'ya taptirtirken, O’nun "elçisi" olarak, kendisine itâat ettirmekti. Gerçekten de Kur'ân'a koydugu âyet'lerden birinde Tanri güyâ söyle konusmakta: "...Ve O'nundur göklerde ve yeryüzünde ne varsa; hepsi de O'na itaat eder. Öyle bir mâbuttur ki herseyi önce yaratir, sonra öldürür de tekrar diriltir, ve bu pek kolaydir O'na..." (K. 30 Rûm 26-27). [Kur’ân’a koydugu diger bir çok âyet’lerle Tanri’ya boyun egmenin, kendisine boyun egmek oldugunu anlatacaktir. Örnegin Nisa sûresi’nin 80.ci âyet’i söyle: "... Peygambere itaât eden, Allah’a itâat etmis olur". Fetih Sûresi’nin 10.cu âyeti de söyle: "Ey Muhammed! Süphesiz sana bas egerek ellerini verenler, Allah’a bas egip el vermis sayilirlar" ]. Güyâ bu sekilde konusmakla Tanri, kendi yüceligini dile getirmekte ve özellikle Araplarin tapmakta olduklari putlarin üstünde bulundugunu kanitlamaktadir. Bununla anlatmak istedigi sey, kendisinden baskasina tapilmamasidir. Bunu biraz daha açikliga kavusturmak için "köle" ile "efendisi" arasindaki iliskileri örnek verir. Fakat verirken, her seyden önce köle'nin, bir mal, bir esya niteliginde oldugunu ve köle ile efendisi arasinda esitlik bulunmadigini belirtir: "Allah hiçbir seye gücü yetmeyen ve baskasinin mali olan bir köle ile, kendisine verdigimiz güzel nîmetlerden... sarfeden kimseyi misâl gosterir: hiç bunlar esit olur mu?..." (K. Nahl 75)
Bunu söylerken anlatmak istedigi sudur: "Nasil ki köleler sizin elinizde bir mal olup esit degil iseler ve bu nedenle nasil ki onlari kendinize ortak kosmaz iseniz, putlarinizi da bana ortak kosamazsiniz". Nûr sûresinden bu hususu söyle dile getirir: "Allah size kendinizden bir misâl vermektedir: size verdigimiz riziklardan, emrinizde buluna kölelerinizin de esit sûrette hak sahibi olmalarina râzi olur musunuz, ve birbirinizi saydiginiz gibi bu ortaklarinizi sayar misiniz ki... bize ortak kosulmasina razi olasiniz?" (K. 30 Rûm 28).
Görülüyor ki Tanri (tabii yine Muhammed'in söylemesine göre), insanlarin kendisini birakip putlara tapmamalari ve putlari kendisine ortak kosmamalari için yukardaki örneklere sarilmaktadir. Yani insanlara sunu hatirlatmaktadir ki köle ile efendisi arasinda esitlik yoktur ve olamaz. Bundan dolayidir ki efendi, kendi kölesini kendisine ortak kosamaz. O halde putlari da Tanri'yi ortak kosmamalidir, çünkü Tanri üstündür (Efendi'dir). Daha baska bir deyimle Tanri güyâ sirf insanlar kendisine ortak kosmasinlar diye örnek yaratmak istemis ve köleligin dogal bir kurulus oldugunu açiklamistir.
Bütün bunlar bir yana fakat Muhammed, bir de kendi öz gereksinimlerinin itisiyle, ve kendinden verdigi örneklerle köleligi hiç kalkmacasina köklestirmistir. Her ne kadar ölürken "Ne bir dînar, ne azâdlanmamis bir köle ve ne bir sey" birakmadigini söyledigi iddiâ edilirse de [13], bunun böyle olmadigi anlasilmaktadir. Çünkü gerçek sudur ki Muhammed, ömrü boyunca hizmetinde köle bulundurmus, savaslarda ele geçirilen esirlerin paylasilmasi sirasinda kendi payina düsen kölelere sahip olmus, elindeki köleleri parayla ona buna satmis ya da hediye olarak dagitmis ve ölürken büyük araziler, hurmaliklar ve bu arada hizmetinde bulunan kölelerini kendi âilesine miras birakmistir. Nitekim Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre Muhammed: "Vefatimda varislerim ne bir dinar, ne bir dirhem paylasmaz. Biraktigim sey kadinlarimin nafakasindan, isçimin ücretinden geri kalan vakiftir" diye konusmustur. " [14].
Burada "Biraktigim sey" diye sözünü ettigi "varlik", öyle pek önemsiz bir sey degil fakat büyük araziler ve hurmaliklardir. Bilindigi gibi savaslar sirasinda ele geçirilen ganimetlerden edindigi paylar bir yana fakat savas vermeden elde ettigi Benû Nadîr ve Fedek arazilerine ve hurmaliklarina sahipti. Buralari evvelce Yahudi kabilelerine âit zengin yerler iken Muhammed'e intikal etmis idi. Sadece Benû Nadir'deki mallarinin, bir yil boyunca âilesinin geçimine yetecek kadar degerli oldugu söylenir [15]. Ayrica Hayber, Kurayza arazileriyle Ureyne köylerine sahip idi [16]. Hayber'de büyük arazilere ve hurmaliklara sahipti. Kizi Fatima ile damadi Ali lehine yapmis oldugu vasiyet'te Hayber ve Fedek'teki arazilerinden onlara paylar biraktigi anlasilmaktadir. Ve iste bu arazilerini ve hurmaliklarini Muhammed çesitli yollardan (genellikle savaslardan) ele geçirdigi köleleri marifetiyle isletir ve böylece ailesinin geçimini saglardi.
Yine her ne kadar öldügü zaman azâdlanmamis kölesi bulunmadigi söylenirse yalandir, çünkü elinde bulundurdugu köleleri, ölümü tarihine kadar kendi arazilerinde çalistirmistir. Çogu kaynaklar kölelerinin sayisinin 80 ilâ yüz, ve cariyelerinin sayisinin da de 20 civarinda oldugunu ortaya vurmaktadir [17]. Köle satin alip sattigi, ve ona buna köle hediye ettigi de bilinen bir gerçektir. Örnegin Ebû Kebese (diger namiyle Suleym) ile Muvayhib adindaki köleleri Muhammed, para ile sahiplerinden satin almistir. Sevban ile Mid'am adindaki köleler, baskalari tarafindan Muhammed'e hediye edilen kölelerdendir. Sevban adli köle Abdurrahman b. Avf'in, Mid'am ise Rifaa b. zeyd Cûzamî'nin köleleri iken bu kisiler tarafindan Muhammed'e bagislanmislardir. Mihran adindaki köle, Habes kirali tarafindan Muhammed'e hediye edilen Marya ve Sirin adindaki iki cariye ile birlikte Muhammed'e hediye olarak gönderilmistir. Ebû Zumayre ile Yesar adindaki köleler, çesitli gazalar (savaslar) sirasinda ele geçirilen esirlerden olup ganimet dagitimi seklinde Muhammed'in payina düsen kölelerdir [18]. Safiye, Hayber seferinde eline geçirdigi kölelerden biridir.
Her ne kadar kölelerinden bazilarini azâdlamakla beraber çogu zaman bu azâdladiklarini dahi ömrü boyunca hizmetinde tuttugu olmustur. Kendisi gibi Ashabi'nin pek çogu da (örnegin Ebû Bekir, Ali, Ömer b. Hattab , vs...) kölelere sahip idiler; onlar da köle satin alirlar, köle satarlar, ona buna köle hediye ederler, baskalarinin da kendilerine köle hediye etmelerini beklerlerdi.
Ibn-i Sa'd'in Tabakat adli kitabinda belirtildigine göre Ayse, babasi Ebû Bekir'in çok sayida köleye sahip bulundugunu, bunlari âilesinin hizmetinde kullandigini ve azâd etmedigini, ve öldügü zaman köleler biraktigini söylemistir [19].
Muhammed’in damadi olan Ali'nin, ganimet olarak köle ve cariye edinmesiyle ilgili su olay oldukça ilginç: Yemen'de elde edilen ganimet malinin beste birini toplamak üzere Muhmammed, damadi Ali'yi, Yemen valisi Halid Ibn-i Velid'e gönderir. Ali Yemen'e varir varmaz, ganimetten hissesine bir cariye ayirir. O gece cariyesiyle yatar ve sabah olunca gusleder (seriât usulunce yikanir). Buna tanik olan Bureyde adinda biri öfkelenir ve durumu Muhammed'e bildirir. Muhammed, damadi Ali’nin yaptigini onaylarcasina, ona söyle der: "Hayir. Ali'ye darilma! Çünkü onun ganimet malinin beste birindeki hissesi, aldigi cariyeden daha çoktur" [20].
Biraz önce belirttigimiz gibi Muhammed, sahibi bulundugu köleleri ve cariyeleri hem arazilerinde, bag ve bahçelerinde çalistirir ve hem de ev islerinde kullandirirdi. Fakat ara sira bunlari parayla sattigi, ya da mal dagitir gibi hediye olarak ona buna dagittigi da olurdu.
Parayla köle sattigina dâir verilecek örneklerden biri Buharî’nin Addâ Ibn-i Hâlid’den rivâyet ettigi bir mektûb’dur ki ayni zamanda Tirmizî’nin de rivâyetine dayalidir. Islâm kaynaklarinin bildirdigine bu mektub, Muhammed’in bir köle (veya câriye) satmasi üzerine Addâ Ibn-i Hâlid’e gönderdigi bir mektûb’dur ve aynen söyledir: "Bu vesika Addâ Hâlid Ibn-i Hevde’nin Muhammed Resûlullâh’tan bir köle veya câraiye istira etmesi (satin almasi) üzerine yazilmistir. O köle veya câriyede ne hastalik, ne ayib vardir; ne kaçmak ne hiylebazlik bilir; ne de fisk u fücûr (günah islemisligi vardir); zinâ ve sirkat (hirsizlik). Binaenaleyh bu akid, bir müslümanin öbir müslümana bey’ü sirâsidir (alim satimidir)" [21].
Mektubun Türkçe anlami söyle: "Bu vesika Addâ Hâlid Ibn-i Hevde’nin Muhammed peygamber’den bir köle veya câriye satin almasi üzerine yazilmistir. O köle veya câriyede ne hastalik, ne ayib vardir; ne kaçmak ne hiylebazlik bilir; ne de günah islemisligi vardir; ne de zinâ ve hirsizligi vardir. Binaenaleyh bu anlasma, bir müslümanin öbür müslümanla yaptigi alim satim anlasmasidir".
Görülüyor ki Muhammed, köle satmak üzere yapmis oldugu andlasmanin saglam olamasini ve alici tarafindan bozulmamasini saglamak maksadiyle, satmis oldugu kölenin hastaliksiz, ayibsiz, ve daha dogrusu kusursuz oldugunu belirtmeyi ihmâl etmemistir.
Bu vesileyle ekleyelim ki Muhammed’in, yukardaki andlasma yolu ile köle sattigi Addâ Ibn-i Hâlid adindaki kisi, Mekke’nin fethinden sonra müslüman olmus olup "Bâdiye ahalisinden" (yâni çöl ahalisinden/çölde yasayan halktan) bir "Sahâbe"dir. Mekke’nin fethi 627 yilinda olduguna göre, yukardaki örnek sunu kanitlamaktadir ki Muhammed, hemen hemen ömrünün sonlarina kadar kendinden verdigi örneklerle, köle ticâretini tesvik etmis bulunmaktadir.
Fakat biraz önce dedigimiz gibi elindeki köleleri para karsiliginda satmak yaninda, bir de kendisine su veya bu sekilde hizmet’te bulunmus olanlara, hediye ettigi de olurdu. Örnegin kendisine sevindirici haber getirenlere bu sekilde cömertliklerde bulundugu çok görülmüstür. Cariyesi Mariya'dan dogan oglu Ibrahim vesilesiyle yaptigi budur. Vakidî, Taberî, Ibn Sa'd gibi en saglam Islâm kaynaklarina göre olay söyle: Hicret'in sekizinci yilinda Muhammed'in Mariya adli cariyesinden bir oglu olur; adini Ibrahim koyar. Ibrahim'in ebesi Sülme adinda bir kadindir. Sülme, Muhammed'in azâdlisidir. Ibrahim'in dogumundan sonra Sülme, Mariya'nin odasindan çikarak dogruca Ebû Râfi'ye [22] giderek haberi yetistirir. Bunun üzerine Ebû Râfi kosa kosa Muhammed'in bulundugu yere gider ve Mariya'nin bir erkek çocuk dogurdugu müjdesini verir. Yillar boyu Tanri'ya, erkek çocuk vermesi için yalvar yakar olmus olan Muhammed habere çok sevinir ve müjdeyi getiren Ebû Râfi'ye mükâfat olarak bir köle hediye eder [23]. Çünkü nasil olsa elinde bol sayida köle vardir ve bir köleyi hediye ederken onun yerine bir yenisini edinmenin kolay oldugunu bilir. Ne ilginçtir ki bu Ebû Râfi, daha önceleri Misirli bir Kiptî olup Muhammed'in amucasi Abbâs'in kölesi idi; ve Abbâs onu bir süre sonra Muhammed'e köle olarak hediye etmisti. Fakat Abbâs müslümanligi kabul edince Ebû Râfi derhal Muhammed'in yanina giderek ona amucasinin müslüman oldugu müjdesini vermisti; bu sevindirici haberi verdi diye Muhammed Ebû Râfi'yi azâd etmisti [24]. Ve iste Muhammed, vaktiyle kendi kölesi iken azâd etmis oldugu Ebû Râfi'ye simdi köle hediye etmekte, Ebû Râfi de onu kabul etmekteydi.
Köle’ler hediye ederek kisileri hosnud etmesine verilecek örneklerden biri, Seymâ Bint-i Hârîs'le ilgilidir. Bilindigi gibi Seymâ, Muhammed'e süt anneligi etmis olan Hâlime'nin kizidir. Yas itibariyle Muhammed'ten büyük olan Seyma, anasinin Muhammed'i emzirdigi yillarda onu kucaginda gezdirmis, ninnilerle uyutmus ve ona bakmistir. Ve iste hicretin 8ci yilinda Muhammed'in, Huneyn'e karsi giristigi savas sonucunda ele geçirilen esirler arasinda Seymâ Bint-i Hârîs de vardi. Esir olarak alininca, kendisini esir alan askerlere: "Ben sizin efendinizin süt kardesiyim" der. Bunun üzerine muhafizlar kendisini Muhammed'in yanina götürürler. Kisa bir tahkikat sonucu Seymâ'nin kim oldugunu ögrenen Muhammed: "Arzu edersen yanimda kal... (Yok eger) kavminin ve âilenin yanina gitmek istersen oraya da gidebilirsin" der. Seymâ, kavminin yanina dönme isteginde bulunur ve istegi vechile Muhammed de onu Benî Sa'd kabilesine gönderir. Gönderirken de bir erkek köle ve bir cariye hediye eder [25]. Kusku edilemez ki Seymâ'yi asil hosnud eden sey kendisine köle ve cariye hediye edilmis olmasidir.
Hatirlatalim ki bu savasta Muhammed alti binden fazla esir almis ve sinirsiz denecek kadar çok ganimet mal ele geçirmisti. Bu Arap kabilelerinin Islâmiyeti kabul etmeleri ve esirleri geri istemeleri üzerine, ele geçirdigi esirleri iâde etmis fakat ganimet mallarini alikomustur.
Söylemeye gerek yoktur ki savaslarda ele geçirilen esirleri köle olarak kullanmak yaninda köle satin almayi, ya da ona buna köle hediye etmeyi olagan bulan Muhammed gibi bir kimsenin köleligi kaldirma amacinda oldugunu iddiâ etmek, gerçegi yansitmak olmaz.
*
Bu vesileyle belirtelim ki Muhammed, ilk baslarda köleligi, Arap’larin eski dönemlerdeki kötü usûllerine uyarak sürdürmüstür. Bakiniz nasil:
Muhammed'in "Cahiliyyet" diye küçümsedigi Islâm öncesi dönemlerde kölelerin elleri "demir bukagi" (ki Türkçe'de buna "lâle" tâbir olunur) ile boyunlarina zincirlenirdi; bundan dolayidir ki bunlara "lâleli esirler" denirdi. Kuskusuz ki köleyi bu sekilde tutmak onu azab içerisinde yasatmaktan baska bir sey degildi. Ve iste bu kötü gelenegi Muhammed degistirmemis, oldugu sekliyle, yâni kölelerin ellerinin boyunlarina baglanmasi usûlüne uygun olarak sürdürmüstür. O kadar ki "lâleli esirlerin" bu halini, ibret alinmak gereken bir seymis gibi Kur'ân'da zikretmekten bile geri kalmamistir. Örnegin cimriligi kötü göstermek ve sadaka vermeyi tesvik maksadiyle Isrâ Sûresi'ne koydugu âyet söyle: "Habibim, elini 'lâleli esirler' gibi boynuna bagli kilma, muhtaçlara uzat..." (K. 17 Isrâ 29) [26].
Islâm kaynaklari, kölelerin kollarinin boyunlarina zincirle baglanmasi geleneginin Islâm'in ilk dönemlerinde geçerli oldugunu kabul ederler; fakat daha sonra bunun kaldirildigini iddiâ ederler. Bununla beraber bu kaldirma isinin Muhammed zamaninda ve onun emriyle mi, yoksa daha sonra mi oldugu pek belli degildir.
Fakat her ne olursa olsun, böylesine kötü bir gelenegi, bir süre için dahi olsa sürdürmenin, övünülecek bir yönü olmadigi ortadadir.
*
Bedir ve Hunayn savaslarinda alinan esirlerin "fidye karsiliginda", ya da "karsiliksiz" olarak saliverilmeleri, köleligi kaldirma amacini içermez.
Kur'ân'in Muhammed baslikli sûresi'nde söyle yazili:"Savasta inkâr edenlerle karsilastiginizda boyunlarini vurun... onlari esir alin; savas sona erince onlari ya karsiliksiz ya da fidye ile saliverin. Allah dilemis olsaydi baska türlü de öç alabilirdi..." (K. 47 Muhammed 4)
Bu âyet'e bakarak seriâtçilar Islâm'da kölelerin saliverilmesi gerektigi sonucuna varirlar. Oysa ki böyle bir sonuca varmak ne Muhammed'in temel düsüncesine ve ne de tarihî gerçeklere uygun olur. Çünkü bir kere bu âyet'i Muhammed, Mekkelilerle yaptigi Bedir savasi vesilesiyle ve kendi günlük siyâseti yönünde is görsün diye koymustur. Su bakimdan ki bu savasta ele geçirilen 70 den fazla esirin büyük çogunlugu, genellikle kendisinin ve Ashâbinin yakin akrabalari idi. Örnegin Abbas kendi amucalarindan biri idi; öte yandan Ali'nin erkek kardesi de esir alinanlar arasinda idi. Bu itibarla esirleri salivermekle hem taraftarlarini ve yakin akrabalarini hosnud etmis olacak, ve hem de, muhtemelen, Mekkeliler arasinda kendisine yeni taraftarlar edinecekti.
Öte yandan esirlerden bir kismi varlikli bir kismi varliksizdi. Varlikli olanlardan fidye almak kazanç saglamak bakimindan yararli idi. Böyle oldugu içindir ki Muhammed, esirler arasinda varlik sahibi olanlari fidye vermege zorlamistir. Bunu yaptiktan sonra taraftarlarina, ellerine geçirdikleri esirleri diledikleri gibi fidye alarak ya da almadan salmak hususunda serbest birakmis, böylece onlari hosnud etme yoluna gitmisti.
Bu itibarla yukardaki âyet'in, genel olarak köleligi sona erdirmek gibi bir amaci yoktur. Esasen Hanefî'ler bu âyet'in sirf Bedir savasi vesilesiyle is gördügünü ve hattâ bu nedenle daha sonra kaldirildigini öne sürerler. Si'iler ise bu hükmün ilga olunmadigini ve mü'minlerin savasta aldiklari esirleri köle olarak saklayabileceklerini söylerler.
Yine bunun gibi Muhammed'in, Huneyn savasi sonucu olarak ele geçirdigi esirleri kavimlerine iâde etmis olmasi da kölelik kurulusunu ortadan kaldirma hevesinden degil, fakat yine kendi günlük siyâsetinin geregini yerine getirme zorunlugundan dogmustur. Biraz yukarda degindigimiz gibi, hicret'in sekinci yilinda Hevâzîn ve Benî Sekif kabilelerine karsi giristigi Huneyn savasi sirasinda Muhammed alti binden fazla esir ve ayrica da bol miktarda ganimet mali (örnegin 24000 deve, 40 000 davar, ve 4000 okkiye gümüs) ele geçirmisti. Söylendigine göre Hevâzin kabilesi reislerinin dilegi üzerine esirleri iâde etmis, fakat ganimet mallarini kendisine alikomustur. Esirleri iâde etmesi, kölelige karsi olusundan degil fakat dize getirdigi bu kabilelerin artik müslümanligi kabul etmis olmalarindandir. Esasen kendi mensup bulundugu Arap irkindan olan ve müslümanligi kabul etmis bulunan savas esirlerini köle olarak tutmanin, kendi taraftarlari tarafindan olumsuz karsilanacagini bilmekteydi.
Tekrar belirtelim ki, köleligi dogal bir kurulus olarak benimseyen ve bu hususu Kur'ân'a koydugu âyetlerle ortaya vuran, arazilerinde ve hurmaliklarinda köleler çalistiran, köle satip alan, ya da elindeki köleleri ona buna hediye eden, ve daha dogrusu köleligi yasatmak bakimindan kendinden örnekler veren bir kimseyi, Bedir savasindan ya da Huneyn seferinden sonra esirleri saliverdi diye, kölelige karsi imis gibi tanitmak yanlis olur.
Köle azad etme konusunda getirdigi hükümlere gelince, bunlarin köleligi ortadan kaldirmak bakimindan degil fakat aksine sürdürmek bakimindan is gördügünü gelecek yazimizda özetleyecegiz.