Seriatçi'nin, Arapça Yazili Yesil Bayraklarla, Yeni Marifetleri

Prof. Dr. Ilhan Arsel



Seriatçi bir partinin iktidarda bulunusu, kuskusuz ki gericilere, cüretkar ve küstah davranislarda bulunma olasiligini saglamak bakimindan, ele geçmez bir firsat yaratmistir. Daha henüz "baslangiç" denebilecek bir dönemde utanç verici azginliklara girismekten kendilerini alamamaktalar. Son olarak yayimlanan "Seriat'tan Kissa'lar" adli kitabimla ilgili olarak "Tempo" dergisinde çikan bir yaziyi bahane ederek, ve kitabimda bulunmayan sözleri ve deyimleri de varmis gibi göstererek, bana karsi kafir ve tehditlerle saldiriya geçmeleri, bunun ibret verici bir kanitidir. Kitabimi, sunun ya da bunun yazisina göre degil, fakat kendi içerigine göre degerlendirmeleri gerekirken, seriatçiya özgü yalanlar ve kurnazliklarla, cahil yiginlari tahrik edip galeyana getirmek için ne mümkünse yapmaktalar. Oysa kitapta anlatilanlar seriat kaynaklarindan, özellikle Diyanet Isleri Baskanligi'nin yayimlarindan ve Islam yazarlarindan aktarma seylerdir.

Ancak ne var ki, seriat verilerinin akil sözgecinden geçirilmesi, gericileri endise ve telasa sokmaktadir. Din diye insanlarimiza belletilen seyleri, akilci yoldan elestirip sergileyen eserleri, "Islam'a hakarettir" deyip yok etmege çalismalarinin tek nedeni budur.

Eger seriatçi bir parti iktidardadir diye, kitaplarimiz, beyinleri henüz gelisememis kisilerin degerlendirmeleriyle ölçege vurulacak olursa, nice sonu gelmez 31 Mart olaylarina hazirlanmamiz gerekir. Seriatçi, seriat'in ne oldugundan haberdar bulunmadigi için, seriatla ilgili her elestiriyi "kafir" seklinde yorumlamaga müheyyadir. Elestiriden geçmeyen din'lerin, kendi salikleri bakimindan kötülük kaynagi oldugunu takdir edecek bilgi ve gorgüden yoksundur.

Bundan dolayi sunu unutmamak gerekir ki, eger seriatçilar, bu gibi yalanlar ve tehditlerle sokaga hakim olacak olurlarsa, bunun felaketli sonuçlarindan kimse, hatta Refah partisi dahi kendini kurtaramaz. Taviz yolu ile seriatç iyi teskin usullerinin memlekete neler getirebilecegini bilmek için, müneccim olmak gerekmez; geçmis tarihimiz ortadadir. Giderek azginlasmakta olan bu ilkelliklere seyirci kalmak demek, pek yakinda yüzbinlerin "Seriat isterük" yaygaralariyle memleketi kana bulamalarina simdiden boyun egmek demek olur.

Aydin ve "Aydin!" adli kitabimin önsözünde belirttigim gibi, seriat özlemcileri, vaktiyle Abdalhamid döneminin Dervis Vahdeti'sini takliden, kendilerini "Volkan" gazetesinin günümüzdeki temsilcileri sanip, "31 Mart Vakasi"ni tekrar sahneye koyma hevesindedirler. Bilindigi gibi "Taassub'un basi bos bir bosanisi" seklinde tanimlanan bu olayin baska tür bir tekrari, 1930 yilinda Menemen'de, Seyh Esad denilen yobaz tarafindan tertiplenmis, ve bu Seyh'in "Islam düsmani" diye damgaladigi aydinlar (örnegin genç subay Kubilay) , cahil halkin alkislari arasinda biçak altina yatirilmislardi. Sivas olayi, yakin geçmisimizdeki bu vahset davranislarinin günümüze ulasan uzantisidir. Ve iste simdi, Tempo dergisi'ndeki yaziyi protesto etmek için, Arapça yazili yesil bayraklarla gösterilere girisilmekte.

Bu olaylar bize artik sunu ögretmelidir ki, halk yiginlarini, din verilerinin elestirilmesi gelenegine alistirmaktan baska yol yoktur. Bati dünyasi (özellikle 17/18ci yüzyillardan itibaren), din duygularini rencide etme endise'sini bertaraf edebildigi, ve "Kutsal" bilinen kitaplari, halkin gözü önünde, elestirip yerebilme aliskanligini getirebildigi içindir ki bugün yeryüzüne hakimdir; bunu yapamadiklari içindir ki Islam toplumlari, bir türlü uygarlasamayip Bati'ya el açmis durumdadirlar.