Kadinlara Cuma Namazi!

(Prof. Dr. Ilhan Arsel)

30 Mayis 2002


Din adaminin olumlu görünen sözlerine öylesine susamis olmaliyiz ki, Diyanet Baskani'nin "Kadinlar cuma namazina katilabilirler" seklindeki fetvasi'na sevinerek neredeyse bayram yapasimiz geldi. Örnegin, Amasya miletvekili Gönül Alphan Hanim, solugu TBMM mescitinde aldi ve erkeklerle birlikte namazini kildi. Amaci'nin, içtenlikten dogma bir ibadet mi? Yoksa siyasal bir yattirim mi? Ya da din'de reform'dan yana bir özlem mi? oldugu hususlari tartisilabilir. Fakat su muhakkak ki, ortada seriat'in kadini küçümseyen nice buyruklari varken, bunlara hiç ses çikarmayip sadece Cuma namazi bakimindan böyle bir davranista bulunmanin yararliligina inanmak güç. Eger bunu, sirf cesaret örnegi yaratma hevesiyle yapiyor ise, bu cesareti, her seyden önce kadin haklariyle ilgili sorunlara yönelip, sayilari yetmis-bes bini askin cami'de halkimiza belletilen seriat buyruklarini elestirmek suretiyle ortaya vurmalidir. Bu ise Diyanet Isleri Baskanligi yayinlarina göz atmakla baslayabilir. Bunu yaptigi takdirde karsisina ilk olarak: "Kadinlar aklen ve dinen dûn (eksik) yaratiklardir" seklindeki buyrugun çiktigini görerek saskina dönecek ve görevinin, insan haysiyetiyle bagdasmayan bu tür bir zihniyete bas kaldirmak olugunu farkedecektir. Kendisine yardimci olmak üzere kisaca belirtmek isterim ki, Diyanet'in yayimladigi Sahih-i Buharî Muhtasari... adli yapitin 1ci cildinin "Fihrist" kisminin "Kitabü'l Hayz" bölümündeki bir Kesim'in basligi aynen söyle: "Kadinin dinen ve aklen erkeklerden dün (eksik, asagi) olduguna dair Ebü Said hadîsi!". Ayni cild'in 223. sayfasinda 209 sayili buyrugun kendisi yer aliyor. Buna göre kadinlar "Dînen eksik" dirler çünkü "hayiz gördükleri zaman namaz kilamaz ve oruç tutamazlar ; "Aklen eksik" dirler, çünkü "Kadinin sahadeti erkegin sahadetinin yarisi degerindedir". Yine ayni yayinlara göre kadinlar, "iradece fitrî za'fa mebnî" (yaratilis itibariyle iradece güçsüz olmak nedeniyle), sadece -sahadet" bakimindan degil fakat diger cihetlerden de bir çok görevleri üstlenemezler. Örnegin "yargiçlik", "kadilik", "imamlik" ve özellikle "millet otoritesini temsil" gibi kamu görevlerine getirilemezler. Gerçektende ayni yayimlarin 10.cu cildinin 449. sayfasinda yer alan 1660 sayili buyruk aynen söyle: "Mukadderatini bir kadinin eline veren millet felah bulmaz". Bu hüküm Diyanetin su açiklamasini kapsiyor: "Islam hukukunda... millet otoritesini temsil edecek mevkiye kadin intihap edilemez. Çünkü kadinin fitrati bir çok cihetlerden bu çok agir vazifeyi deruhte etmege müsait degildir...". Bu açiklama kadin'in "aklen eksik" oldugunu vurgulayan hükmün mantigina dayatilmistir (Bkz. Ayni yayinlar; Cilt 1. sh. 223). Islam dünyasinin "Hüccet'ül Islam" diye yücelttigi Imam Gazali gibi ünlüler: "Yarim sahid durumunda sayilan ve erkegin hakimiyeti altina sokulan kadin nasil yargiç olabilir" derken hep ayni mantiga sarilmislardir. Bu mantigin kadin'a layik gördügü diger bir durum, onu her hususta erkegin vesayeti altina sokmakla ilgilidir ki bunun basinda "seyahat" gelir. Su bakimdan ki kadin, kocasi yada yakin akrabalarindan bir erkek olmadan uzak bir mesafeye (örnegin bir günlük, yada üç günlük yere) seyahat edemez. Gerçekten de Diyanetin bu ayni yayinlarinin 4.cü cildinin 219-220 sayfalarinda söyle yazili: "Islam dini... kadinin bünye ve iradesindeki fikrî za'fa mebnî muayyen hususta kadini, mehariminden bir erkegin vesayetine vermistir ki, kadinin uzak bir mesafeye gidebilmesi için zevcin veya bir mahreminin bulunmasini sart kilmasi bu cümledendir". Öte yandan yine ayni yayimlarin 7.cildinin 298 sayfasinda kadinlari "sefih" (beyinsiz)olarak tanimlamaga yönelik bir açiklama vardir ki ibret vericidir. Burada: "... O mallar ki, Allah sizi onlara sabit bekçi kilmistir. Bu mallarda (nema ve tasarruf ile) sefihleri besleyiniz, onlari giydiriniz..." diye yazilidir. "Sefih" (süfeha) sözcügünün çesitli yorumculara göre "kadinlar ve çocuklar", ya da "kadinlarin zevcine göre itaatsiz olanlari", ya da "insan seytanlari olan hizmetçiler" seklinde yorumlandigini belirten Diyanetin yayimladigi Kur'an'da "sefih" sözcügü yerine "beyinsizler" sözcügü yer almistir (Bkz. Nisa 5). Fakat is bununla bitmis degil; çünkü Diyanet yayinlarindaki buyruklara göre, kadinlar "tesettürsüz" dolasamazlar, erkek eli sikamazlar; yasaklanmislardir. Bu buyruklara göre kadin'in miras payi, erkegin miras payinin yarisi olarak hesaplanir. Bu buyruklara göre kadin hala dayak atilmaga layik bir yaratiktir. Bu buyruklara göre kadin hala "fitneci, nankör, seytan, ugursuz, vb..." gibi niteliklere sahip olarak tanimlanir. Bu buyruklara göre kadin hala "...namazi bozan esek yada köpek vb... cinsî hayvanlara es degerde" kilinmistir. Bu buyruklara göre, kadin hala Cehennem kütügüdür ve hala Cehennem halki'nin çogunlugu kadinlardan olusmustur! Ve ne ilginçtir ki, basta Diyanet Isleri Baskani olmak üzere, Ilahiyat fakültelerinden çikmis. "profesör", "doçent" vb... gibi unvanlara kavusmus ve din'de reform taraftari görünen kisilerin yuvalandigi Kurulus, bugün hala bu tür seriat buyruklarina sarilmis olarak is görmektedir. Ve iste Amasya miletvekili Gönül hanim'dan beklenen sey, sadece Cuma namazina katilmak degil, fakat kadin'a özgürlük tanimayan, esitlik saglamayan köhne zihniyete karsi savasmak, bu ülkeyi akil çagina çikarici ugrasilarda bulunmaktir. Bu, her seyden önce kendi öz çikarlari bakimindan önemlidir. Çünkü, aksi takdirde, biraz yukarda örnek olarak belirttigim "... millet otoritesini temsil edecek mevkie kadin intihap edilemez" seklindeki hükme göre kendisinin milletvekilligi "ser'an" geçersiz; yabanci erkeklerle (örnegin milletvekilleriyle) bir arada bulunmasi "ser'an" günah; yaninda kocasi ya da "mehariminden" bir erkek olmadan yolculuga çikmasi "ser'an" suç sayilacaktir.