Arab'in Tarihî Türk Düsmanligi
(Prof. Dr. Ilhan Arsel)
14 Ocak 2002
Osmanli Imparatorlugu döneminde Mekke'nin korunmasi için bir kale yaptirilmis idi, ki "Ecyad Kalesi" diye bilinirdi. Vaktiyle Osmanli gücü'nün bir parçasi sayilan ve Imparatorlugun yikilisindan bu yana kültürel bir eser niteligini tasiyan bu kale, Suudi Arabistan hükümeti'nin karariyle geçenlerde temelinden yiktirildi. Kusku edilemez ki olay, Arab'in tarihî Türk düsmanliginin son, fakat bitmeyen olusumlarindan biri olarak karsimizdadir. Bilindigi gibi, bu düsmanligin 1400 yillik bir hikayesi vardir ki Türk'ü hakir gören ve "insanlik/uygarlik düsmani bir canavar sürüsü" olarak gösteren yalanlarla süslenmistir. Bu vesileyle su gerçegi bir kez daha animsamamiz gerekiyor: Türk'e karsi en haksiz, en insafsiz, en vicdansiz suçlamalar, iftiralar ve yalanlar daima ve daima Arap'tan gelmistir. Sayisiz denecek kadar çok bu kötülemeler arasinda, tiksinti verici nitelikteki "Ye'cüc-Me'cüc" efsanesinden tutunuz da:
"Küçük gözlü, kirmizi yüzlü, yassi burunlu ve .. yayvan suratli... Türklere karsi zaferler kazanamadikça hüküm günü gelmis olmayacaktir",
ya da:
"... Kildan (keçe) ayakkabi giyen bir toplumla (Türklerle) vurusup öldüreseceksiniz. Genis yüzlü, yüzleri kalkan gibi üst üste binmis derili (bu) toplumla vurusmanin, öldürüsmeniz kiyamet alametlerindendir...",
ya da:
"... Türk'e yanasmayin, çünkü sizi se verse sizi (soyar), sevmezse sizi gebertir",
ya da:
"(Türkler) aç olduklari zaman hirsizlik eder, tok olduklarinda da har vurup savururlar (sehvetle ugrasirlar)"
seklinde olanlari ve daha nice benzerleri var. Bu sözler, geçmis dönemler boyunca oldugu gibi bugün dahi Arap'in agzindan eksik olmaz. 1916 yilinda Türk'e karsi Arap ayaklanmasinda elebasilik eden Kiral Abdullah, Türk irkinin Arap'lara ve Islamiyete "felaket" getirdigi tezi'ni islerdi. "Arap Milliyetçiligi ve Türkler" adli kitabimda tüm kaynaklariyle sergilemis oldugum bu yalanlar, sadece Arab'in degil, fakat ne yazik ki yüzyillar boyunca Türk kusaklarim yetistiren seriatçilanmizin dahi begenisini kazanmistir. Arap'la birlik olup Türk'ü asagilayan hükümleri savunanlar pek çoktur. Içlerinde, Arap "yorumunu" benimseyip "Ye'cüc-Me'cüc" ile Türk'ü ayniyet halinde tutanlar olmustur. Örnegin 14.cü yüzyil Osmanli sairlerinin en büyügü ve en ünlüsü sayilan Ahmedî, dillere destan "Iskendername" adli kitabinda bu tema'yi islemistir. Düsünüz ki bu kitap, Germiyan hükümdari Süleyman Sah'a takdim için hazirlanmis olup, onun ölümünden sonra Yildirim'in oglu Süleyman Çelebi' ye sunulmus, ve daha sonraki Türk hükümdarlarinca bas taci edilmistir. Fakat Arab'taki Türk düsmanligi duygularim paylasip, bu duygulari kendi toplumuna karsi ifade sanatinda basari saglayanlarin basinda Hafiz Hamdi Çelebi gelir ki, Kanunî Sultan Süleyman döneminde Divan-i Hümayun katipligi yapmistir. Padisah'a sundugu bir siirinde söyle der:
"Padisahim!... Türk'ü öldür, baban olsa da,
O iyilik madeni Yüce Peygamber,
-Türk'ü öldürünuz, kani helaldir- demistir".
Daha sonraki Osmanli döneminin ünlü bilginlerinden sayilan Asim Efendi, "Okyanus" adli yapitinda Türk'ün ecdadini, Arap yazarlarin belirledikleri gibi, yani "vahsi yaratik" niteligindeki "Ye'cüc-Me'cüc" dogrultusunda tanimlar. "Ahterî-i Kebir" adli kitabin yazari Ahteri Mustafa Efendi de, benzerî bir tema'ya sarilmistir. Seriatçilanmizin bugün dahi "Yüce Padisah" diye taptiklari Abdülhamid II, o ürkütücü cehaleti ve seriat'a körü körüne saplanmisligi yüzünden, Arap'larla ilgili ne varsa her seyi "kutsal" bilir, ve Türkle ilgili ne varsa her seyi küçümserdi, Vahdettin adindaki Arap ruhlu son Osmanli padisahi: "Türk'ler, dini, soyu-sopu, yurdu belirsiz karmakarisik bir kitledir" demekten geri kalmazdi. Cumhuriyet dönemine eristigimiz tarihlerde bile Arab hayranligi duygularim açiga vurmaktan geri kalmayanlar çoktur. Bunlarin basinda sair Mehmet Akif gelir, ki Arab'taki sinirsiz Türk düsmanligim herkesten iyi bilmesine ragmen söyle demistir:
"Türk Arapsiz yasamaz, kim ki yasar der delidir,
Arap'in ise Türk, hem sag gözü ve hem sag elidir"
Söylemeye gerek yok ki, Arap'in Türk düsmanliginin yüzyillar içerisinde gelisip büyümesi, seriatçi ruh'la yetistirilen insanlarimizi "Türklük" benliginden yoksun kilmistir. Her ne kadar bu bilinçsizlik Atatürk sayesinde giderilir olmus ise de, ne yazik ki onun ölümü ile birlikte seriatçi zihniyet yeniden hortlamis ve Arap çevrelerini kazanmak amaciyle olmadik davranislarda bulunmustur. Verilecek nice ilginç örneklerden biri olarak, Necmeddin Erbakan efendi'nin, Basbakan Yardimci oldugu dönemde, para yardimi saglamak için Suudi Arabistan kiralina yazdigi su satirlari okuyalim:
"Vereceginiz kredi ile Türkiye'nin dogu ve güney-dogu bölgelerinde yapilacak eserlerin (Suudi Arabistan tarafindan yapildiginin) buralar halki ve hacilarinca bilinmesi önemlidir. Beni Türkiye'de güçlendirin. Bu kredi gerçeklesirse Türkiye'de islam alemi ne bir yeni açilma ve bir yeni çigir baslayacaktir. Yardiminiz, açilacak bu yeni çigiri güçlendirecektir".
Bu satirlar, hani sanki Türkiye'yi ele geçirmek isteyen bir devletin temsilcisi tarafindan yazilmiscasina bizleri dehsete sokmakta! Seriat zihniyetiyle yogurulmus bir insanin, kendi toplumuna karsi ne denli yabanci kalabilecegini, ve seriat ugruna kendi yurdunu ne korkunç uçurumlara sürükleyebilecegini göstermekte! Sirf seçmenden oy koparabilmek için, Türk düsmanliginin en azili temsilcisi olan, ve üstelik l.ci dünya savasinda Türkiye'yi arkadan vurmaga çalismis, ve on-binlerce Türk subayini ve askerini en alçak ve hain usullerle öldürtmüs bulunan Suudi Arabistan gibi bir ülkenin yardimina ve araciligina el açmaktaydi bu siyaset adamimiz. Ve onun benzerleri, o tarihten bu yana her yil, Suud kirali tarafindan yapilan hac davetine katilmak hususunda birbirleriyle yarismislardir; halen de yansirlar. Her ne kadar bu son olay'dan sonra, protesto kabilinden bir seyler yapmak (örnegin hac'ci iptal etmek) isteyenler çikmis ise de, sesleri seriatçi molla'larimiz tarafindan bastirilmisa benzer. Bastiranlarin basinda Diyanet gelmekte. Gerçekten de Diyanet Isleri Basakani Mehmet Nuri Yilmaz efendi, hac'cin iptalinin dogru olmayacagim ve çünkü "Basbakanligin ve Diyanet'in ve seyahat sirketlerinin hac için Mekke ve Medine'de ev ve oteller kiraladigini, Türk Hava Yollarina uçak paralarinin yatirildigini" söylerken bir de sunu hatirlatmistir ki eger hac iptal edilecek olursa "iki ülke arasinda hukuki sorunlar" çikacak ve bu arada haci adaylari "magdur olacaklardir" !
Öyle anlasiliyor ki dinsel ve maddesel duygular, benlik duygusunu etkisiz kilabilecek güçtedir hala bu ülkede! (*)
(*) Yukardaki hususlarla ilgili kaynaklar için benim "Arap Milliyetçiligi ve Türkler" ile "Seriat Devleti'nden Laik Cumhuriye'te" ve ayrica da "Muhammed'e Göre Muhammed" adli kitaplarima bakiniz.