Terorizm Salgini
Ilhan Arsel
Terorist
saldirilarin ulkemize de sicrayip tirmandigi su gunlerde dinsel kesim temsilcileri,
Islam’in terorle ilgisi olmadigini, Islam seriati’nda “bir insani oldurmenin
Allah’in binasini yikmak ve tum
insanligi oldurmek anlamina geldigini” soylemekteler. Diyanet Isleri
Baskani: “Teroru dinin geregi goren dusunce hastaliklidir” diye
konusmakta.Bir onceki Diyanet Baskani da, ayni dorultuda olmak uzere soyle
demekteydi: “Ilahi dinlerden birine mensub akl-i selim sahibi hic kimse,
teror ve siddet eylemlerinin icinde olamaz... Dinimiz Islam da, siddet ve teror
yoluyla insanlara fiili saldirida bulunmayi yasaklamistir. Hicbir gerekce teror
ve siddet olaylarini hakli kilamaz.” Ne var ki bu sozler, Diyanet’in insanlarimiza
bellettigi seriat veileriyle tam bir celisme halinde! Su bakimdan ki Diyanet
yayinlari, seriat adina siddet ve teror olaylarini hakli kilacak buyruklarla
dolu. Bunlarin tumunu dar bir yazi cercevesine sigdirmak kolay degil. Bir iki
ornekle yetinelim: Bilindigi gibi “teror” sozcugu, korku salmak, olum
sacmak gibi anlamlara gelir. Simdi geliniz hep birlikte, Diyanet yayinlarinda
yer alan ve insanlarimiza belletilen su buyrugu okuyalim: “... Her kim
dinini (ki Muslumanliktir) degistirirse onu hemen oldurunuz.” (Bkz. “Sahih-i
Buhari Muhtasari Tecrid-i Sarih Tercemesi”, Cilt 8, sayfa 388). Bu
buyruk: “Dinini degistiren ve cemaatten ayrilan kimsenin (kaninin
dokulmesi caizdir)” seklindeki bir baska buyrukla baglantilidir.
Diyanet’in ayni yayinlarinin 10.cu cildi’nin 349cu sayfasinda, soz konusu
buyrugun gecmisteki uygulanmasiyle ilgili ornekler bulunmakta. Hemen ekleyelim
ki, yukarda degindigimiz ... Her kim dinini (ki Muslumanliktir)
degistirirse onu hemen oldurunuz.” seklindeki buyruk, musluman kisinin
Islam’i elestirir nitelikteki eylemlerini de kapsar sayilmaktadir. Misirli Seyh
el-Gazali gibi cagimizin en unlu din bilginlerinin gorusu bu dogrultudadir.
Ornegin bundan bir sure once (1972 yilinda) Farac Fuda adindaki Misir’li
bir genc yazar: “Islam Seriati gunumuzun kosullarina ters dustugu icin artik
uygulanamaz” seklinde konustu diye seriatcilar tarafindan olduruldugunde,
bu unlu el-Gazali, katil’lerin savunmasini yapmis ve bilirkisi olarak ifade
verirken Farac Fuda’nin, o sozleri soylemekle Tanri’ya ve Kur’an’a karsi
savas actigini, boylece Islam’dan ciktigini (irtidat ettigini), Islam’dan
cikanlarin ise oldurulmelerinin Kur’an geregi bulundugunu ve bu nedenle onu
oldurenlerin isledikleri curm’un “cinayet” degil fakat olsa olsa “tazir”
(dayak) cezasini gerektirici bir eylem oldugunu eklemistir.
Yukarda
verdigimiz orneklerden gayri Diyanet yayinlarinda: “Allah ve peygamberleriyle
savasanlarin ve yeryuzunde bozgunculukla ugrasanlarin cezasi oldurulmek, veya
asilmak, yahut capraz olarak el ve ayaklari kesilmek ya da yerlerinden
surulmektir. Bu onlara dunyada bir rezilliktir. Onlara ahirette de buyuk azab
vardir...” seklinde buyrular bulunmakta. Burada “suc” diye
anlatilmak istenen sey, sadece silahli eskiyalik gibi toplum ve devlet duzenini
bozan davranislari degil, fakat seriat’i su veya bu sekilde elestirici
davranislari da kapsamakta. Yine bu ayni Diyanet yayinlarinin 8ci cildinin
449-451 sayfalarinda, Hiristiyan’lardan ve Musevi’lerden Islam’i kabul
etmeyenlere karsi savasmak ve onlari “cizye” (kafa parasi) vermeye
zorlamak gerektigi hakkinda su buyruk var: “Ey mu’minler! Kendilerine kitap
verilip de Allah’a ve ahiret gunune inanmayan, Allah’in resulunun haram kildigi
seyleri haram tanimayan ve hak dini (Islam’i), din edinmeyen su kimseler (Yehud
ve Nasara yok mu? Iste onlar) kendi elleriyle Cizye (getirip) zelilane
verinceye kadar onlara karsi cihad ediniz”. Yani Diyanet’in belletmesine
gore, Musevi’ler ve Hiristiyan’lar, Islam seriatini din kabul etmedikleri
takdirde kendi elleriyle ve “zelilane” (asagilanmis) sekilde “cizye” vermelidirler;
aksi taktirde onlara karsi cihad acmak gerekir. Yine Diyanet’in aciklamasina
gore soz konusu “Cizye” , hem onlarin “Islam diyarinda oturmalarinin
karsiligi bir vergidir” ve hem de: “...Muslumanliktan imtinalarinin (kacinmalarinin)
ceremesidir...”. Ve yine Diyanet’in aciklamasina gore “cizye”nin odenme
sekli, Musevi’lere ve Hiristiyan’lara “muslumanliktan kacinmis olmalarinin
kotulugunu animsatacak niteliktedir” cunku bu parayi bizzat kendileri
getirip “asagilanmis olarak” odemek zorulugundadirlar. Diyanet’in aciklamasi
aynen soyle: “... bu vergiyi deruhde eden muahidlerin vergilerini bizatihi kendileri
getirip zelilane bir vez’le vermelerinin sart kilinmis olmasi da bunu tey’id
etmektedir ki, muahidlere her vergi verdikce Muslumanliktan imtinalarinin
fenaligi ihtar edilmis olacaktir” (Bkz. Diyanet’in ayni yayinlari, Cilt 8,
sh. 451). Burada gecen “muahidler” deyimi ile Museviler ve Hiristiyanlar
kast edilmistir.
Butun bunlardan gayri Diyanet yayinlarinda: “... Yalniz Allah’in dini (Islam) kalana kadar (kafirlerle) savasin...”; ya da: “Kim Islamiyet’ten baska bir dine yonelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir” ; ya da: “Ey muslumanlar! Yahudileri ve Hiristiyanlari dost olarak benimsemeyin... Sizden kim onlarla dost olursa, o da onlardandir...” ya da: “...Musrikleri nerede bulursaniz oldurun...” diye ya da hatta ana-baba-cocuklar arasinda (Islamdan gayri bir inanca bagli olmak bakimindan) dusmanliklar yaratan buyruklar var (Diyanet bunlari ornegin Bakara 193, Imran 85, Maide 51, Tevbe 29 vb., gibi buyruklar olarak belletmekte). Hemen ekleyelim ki Diyanet yayinlarinda, bu ve benzeri nice buyruklari yerine getirmek icin olen ve oldurulenlerin, butun gunahlardan siyrilmis olarak Cennet’lere gideceklerini ve orada “cilveli, iri siyah gozlu, sirin sozlu ve gogusleri tomurcuk gibi kabarmis hurilere...” sahip olacaklarini mujdeleyen buyruklar da var (Ornegin Diyanet bunlari en-Nebe 30-33 buyruklari olarak belletmekte). Simdi soyle bir dusunun: Siz bir insanin beynini, bu yukardaki (ve daha nice benzeri) verilerle yikarsaniz, onu terorist eylemlere yonelik bir yaratik haline getirmis olmaz misiniz?