Söylesi

5 Agustos 1996

Sayin Devrim Sevinay

Cumhuriyet Gazetesi

Istanbul

4 Agustos tarihli fax'inizla sormus oldugunuz sorularin, degisik sira esasina göre, cevablaridir:

-"Seriât'dan Kissa'lar" adli kitabi hazirlamaya beni iten nedenleri sormaktasiniz. Neden'ler, seriât'la ilgili diger kitaplarim için oldugu gibi, çesitlidir.

Bir kere seriât'in içyüzünün ne oldugunun bilinmesini istiyorum. Akli dislayan ve insanlarimizi akilci yoldan, ve düsünme gücüne sahip olarak is görme olasiligindan yoksun kilan seriât verilerini sergilemek istiyorum. Kitabimda yer alan örneklerin pek çogu, T.C. devleti'nin Anayasal organlarindan biri olan Diyânet Isleri Baskanligi'nin yayinlarindan alinmistir. Kisaca fikir edinesiniz diye, sayisiz denecek kadar çok örneklerden ikisini faks'liyorum. Bunlardan biri, horoz'un melek görünce ötmesi, merkebin ise seytan görünce anirmasi konusundadir; digeri ise Musa'nin elbislerini alip kaçan tas'la ilgili hikâyenin kendisi. (Bu örneklerle ilgili olarak kitabimin, 273 ve 282. sayfalarina bakiniz)

Dedigim gibi bu örnekleri, kisi yasaminin her yönü itibariyle sonsuza dek çogaltmak mümkün. Söylemeye gerek yoktur ki insanlarimizin bu tür verilerle egitilmeleri, onlari tas devri insanlari haline sokmaga yeterli. Öyle saniyorum ki seriât'in "Tanri" ve "Insan" anlayisini akilci bir elestiriye vurmakla, bu topluma, gerçeklerin seriât'da degil fakat akil yolunda bulundugu inancini asilayacaktir.

Baska vesilelerle yazdigim gibi, akli ve vicdani rahatsiz edici veriler ve eylemler karsisinda tepki göstermek, bir uygarlik sorunudur, velev ki bu veriler "Kutsal" sayilan din kitaplarinda, ya da bu eylemler, kendilerini "peygamber" diye kabul ettirmis kisilerden sadir olsun. Milletlerin uygarligi bu tepkiyi gösterecek seviyeye erismis insanlarin sayisina göre taayyün eder. Bati dünyasi, bu tepkiyi gösterebilen aydinlar sayesindedir ki, 1400 yillik bir karanlik çagi yirtabilmis, "akil çagi" na çikabilmistir. Islâm dünyasi bunun yapamadigi içindir ki bügün Bati'ya el açmis durumdadir.

Eger akla ve müspet ahlâka ters düsen verileri ve eylemleri elestirip yermekle toplumun dinî duygulari rencide oluyor ise, bu demektir ki toplum, fikir ve ahlâk seviyesi itibariyle henüz gelisememis, gerçek din anlayisina erisememistir.

Eger insanlarimiz, seriât öyle diyor diye "Baska din'den olanlar sapiktirlar", ya da "kadin aklen ve dînen dûn'dur", ya da "Ölü ile ve hayvanla cinsî münasebette bulunmak kaza orucunu gerektirir", ya da "Yiyecegin/içecegin içine sinek düstügü zaman sinegin her tarafini batirin, çünkü sinegin iki kanadinin birinde hastalik öbirinde sifâ vardir" seklindeki ya da bunlara benzer nice hükümleri (ki bunlarin hepsi Diyânet yayimlariyle halka belletilmektedir) din diye benimsiyor ve bu hükümlerin elestirilmesi halinde din duygulari itibariyle rencide oluyor iseler, bu taktirde Türk toplumu henüz uygarlik rayina oturmamis, fikir özgürlügüne yönelememis demektir. Türk toplumunu uygarlik rayina sokabilmek, ve özgürlük dünyasina yöneltebilmek için, seriât verilerini, halkin din duygularini rencide etme pahasina da olsa, elestirmek gerekir. Her ne kadar ilk baslangiçta bundan rahatsiz olanlar çikacak ise de, bu gelenegin yerlesmesi halinde fikren ve ahlâken çok sey kazanilmis olacak, ve bir gün gelecek insanlarimiz, Shelley'in dedigi gibi: "Cennette kul olarak yasamaktansa, Cehennem'de özgür olarak yanmayi tercih edebilecek" kerteye erismis olacaklardir.

Sunu bilelim ki din duygularini incitme endisesiyle seriât'i elestirmeyecek olursak, uygarligin simgesi sayilan akilci deger ölçülerini, seriât'in çag disi deger ölçülerine feda etmis oluruz. Bu ise Türk toplumuna en büyük bir ihânettir.

-"Seriât'tan Kissa'lar" in , "Biz Profesörler" adli kitabimin devami olup olmadigini soruyorsunuz. Bu kitabi bundan 17 yil kadar önce yayinlamistim. Kitap Üniversite ögretim üyelerinin bilgisizliklerini, bilinçsizliklerini yetersizliklerini ve asil medenî cesaretten nasibsizliklerini sergilemek için yazildi. Kitabin daha ilk baslangiç satirlari aynen söyle:

"Biz Profesörler, tipki bizden öncekiler gibi, bilgisiz, bilinçsiz ve yetersiz yönlerimizle her kötü gidise daima seyirci, her haksizliga daima omuz silkici, her haysiyetsizlige daima boyun egici bir zihniyetin temsilcileriyizdir. Gerçek aydin yetistirmek söyle dursun fakat toplumumuzun yazgisina egemen siniflarla birlikte sömürü düzenini sürdürmeyi daima dogal bilmisizdir. Gün görmüslügümüze, genellikle yabanci diyarlardan diploma edinmisligimize ragmen çogunlugumuz itibariyle orta çag kafasini terkedememis, ulusal benlik nedir ögrenememisizdir. Ülkemizin yüzyillar boyu hiç bitmeyen, giderek büyüyen geriliklerine, çilelerine akilci bir çare bulmayi becerememis, sürüklendigimiz felâketi görememisizdir. Oysa ki bizlere bunu artik ögretecek ve gösterecek bir ders gerek; suçlulugumuzu belirtecek bir kötek gerek, kisacasi tam bir sok tedavisi gerek. Bundan dolayidir ki ben, kendimi de sorumlulari arasinda buldugum, Üniversite'den ayrilirken bu gerege deginmis ve istifa mektubumda sunu karalamistim: -'Bizi yola getirecek yöntemlere ve yermelere muhtaciz. Bana öyle geliyor ki Biz Profesörler, içimizde hiç kuskusuz pek iyilerimiz olmakla beraber, çogumuz yetersiz... dahasi Orta Çag Üniversitelerinde hademelik yapamayacak kertede kimseleriz-'...".

Yine kitap'ta, Türkiye halkini gelismezlik batakliginda tutan ve Türk'ü asagilatan seriât verilerinden habersiz Üniversite ögretim üyelerinin, medenî cesaretten yoksunluklarini simgelerken söyle demistim:

"Medenî cesaret ise ataleti ve bataeti kabullenmis, tüm benligiyle bâtil itikadlar batakligina gömülmüs bagnaz yiginlar çogunlugunun ilkel din inanislarina, ilkel geleneklerine ve ilkel yasamlarina karsi savasmaktir; toplumun geriliklerini hiç çekinmeden toplumun tüm siniflarinin yüzüne haykirmaktir; toplumu bu ilkeliklerde birakanlara, örnegin din adamlarina ve aydin geçinen çevrelere çatmak, onlarla bogusmak, tek basina kalmayi göze almaktir. Medenî cesarete sahip gerçek aydin kisi, insan beynini her türlü tutsakliktan kurtarip özgürlük vadisine çikarmayi kendisine amaç yapan, bu ugurda her fedakarligi göze alan kimsedir; böyle bir kimse için halki pohpohlamaktan, övgülere bogmaktan kaçinmak ve aci gerçekleri onun suratina vurmak kutsal bir görevdir... Asil büyük cesaret -'Gerçeklere akil yolu ile gidilmez seriât yolu ile gidilir-' diyen ve her ilmin ve her gerçegin Kur'ân'da ya da Muhammed'in sözlerinde bulundugunu söyliyen seriâtçiya karsi direnmek, bunun böyle olmadigini kanitlayabilmektir. Tabu'lari yikabilmektir; kutsallastirilmis kuruluslari temelinden sarsabilmektir. Ancak ne var ki bizler, cesaretin bu biçiminden habersiz kalmisizdir..".

"Seriât'tan Kissa'lar" in içeriginde seriât'in esaslarinin açiklamasi bulundugu göz önünde tutululacak olursa, bu kitabi, digerinin bir bakima devami saymak mümkündür.

- "Bundan sonra da 'her seye ragmen' bu türlü arastirmalara devam edecek misiniz?" diye sormaktasiniz. Bu sorunuzu "Tehdit ediliyor musunuz?" seklindeki sorunuzla birlestiriyorum.

"Her seye ragmen" sözleriyle ne kastettiginizi pek anlayamadim: eger kitabim vesilesiyle seriâtçilarin ayaklanmalarini kast ediyorsaniz cevabim basittir: Evet her seye ragmen devam edecegim. Seriât'in olumsuzluklarini ortaya vurma çabalarimi, ölünceye kadar sürdürecegimden hiç kimsenin süphesi olmasin. Kirk yildan fazla bir zaman var ki hep tehditler karsisindayimdir. Bu itibarla çabalarimi terketmem için bir sebeb göremiyorum.

Sunu da eklemeliyim ki, hakkimda girisilecek herhangi bir eylemin, o eylemciyi ömür boyu hapishanede yasatmasindan endise ederim.

- Tempo dergisinin toplatilmasi ve sagci kesimden gelen tepkiler konusunda söyleyeceklerimi soruyorsunuz:

Bir kere kitap/gazete/dergi vs... gibi yayimlari toplatmak utanc verici bir gelenektir ki bugün artik sadece geri kalmis ülkelere özgü bir seydir. Hele bu toplatma islemi, devlet'in idarî organlarinca yapilacak olursa tam bir rezilliktir. Tempo dergisinin toplatilmasi Anayasanin tam bir ihlalidir.

Öte yandan, eger seriâtçi bir parti iktidardadir diye, dergiler ve kitaplar, gericilerin degerlendirmeleriyle ölçege vurulacak olursa, nice sonu gelmez 31 Mart olaylarina hazirlanmamiz gerekir. Eger seriâtçilar, bu gibi gösteriler ve tehditlerle sokaga hakim olacak olurlarsa, bunun felaketli sonuçlarindan kimse, hattâ Refah partisi dahi kendini kurtaramaz. Taviz yolu ile seriâtçiyi teskin usullerinin memlekete neler getirebilecegini bilmek için, müneccim olmak gerekmez; geçmis tarihimiz ortadadir. Giderek azginlasmakta olan bu ilkelliklere seyirci kalmak demek, pek yakinda yüzbinlerin "Seriât isterük" yaygaralariyle memleketi kana bulamalarina simdiden boyun egmek demek olur.

Sunu ekleyeyim: bu azginliklara karsi, basta Üniversiteler ve barolar olmak üzere insan sahsiyetinin haysiyetine saygili her aydin'in sahlanmasi gerekir.