SUSAN KADINLARIMIZ
Prof. Dr. Ilhan Arsel
Nisan 2002
TBMM Insan Haklarini Inceleme Komisyonu, Imam-Hatip liselerindeki eylemler konusunda "Türban Raporu" hazirlamakla mesgul kolluk güçlerinin, türbanli kiz ögrencilerine karsi zor kullanip kullanmadigiyla ilgili olarak Istanbul valisi hakkinda "Idari ve adli" sorusturulma baslatilmasini ister. Bu arada Meclis "türbana izin vermedi" gerekçesiyle Milli Egitim Bakani Metin Bostancioglu hakkinda sorusturma açilmasina yesil isik tutmus bulunuyor. Oysa, perde arkasindan is görenler, o her zamanki bazi meclis üyelerinin, herkesin bildi gibi, esas amaçlari laik cumhuriyeti yikmak; fakat Cumhuriyetin Atatürk döneminin getirdigi kiyafet kanunlarini yok edip kadinlarimizi türbana, çatkiya ve ardindan da kara çarsafa sokmaktir.
Kaç zaman vardi ki emellerini gerçeklestirmenin kurnazliklarini kesfetmeye çalisirlar. Ne yazik ki, kadinlarimiz, eskiden oldugu gibi bu gün de, genelde susmaktalar. Baslarina gelebilecek felaketten ya habersiz ya da buna razi gibidirler. Agzi laf, eli kalem tutan ve "aydin" sayilmak gereken bacilarimiz dahi, derin ve öldürücü bir sessizlige gömülmüslerdir. Merak saikiyle yakin geçmiste söyle bir göz atmak bile istemezler. Oysa kendilerine güç kaynagi olabilecek ne güzel örnekler var bu yakin geçmiste.
*
Mesrutiyet döneminde çarsaf ve peçe aleyhinde konusan pek olmazdi. Gizliden gizliye yükselen bazi sesler bulunmakla beraber, koyu taassubun olusturdugu korku içerisinde bu sesler etki yaratmazdi.
1913'lerde Mükerrem Belkis adindaki bir hamim yazarin "peçe" musibetini lanetleyen su sözleri, etkisiz kalan örneklerden biridir:
"Peçe bizi daha çok bozmadan, biz onu bozalim, yirtalim, çigneyelim. Menfaatlerimizi kiran, duygularimiza aykiri, bizde masumiyet birakmayan ve hiçbir yarari olmayan o peçeyi, yüzümüze örttügümüz siyah örtüyü kaldiralim, yirtalim. Artik bu gerçegi anlamak zamani gelmistir. Cansiz kansiz olmayalim... Onu yirtacak kadar da ellerimizde güç yok mu? Yoksa yazik! Yazik!..."
Ve iste bu güzel özlemi Türk kadinina gerçeklestirme firsatini Atatürk,devrimleri verecektir. Geçen bir yazimda degindigim gibi, Atatürk bizzat kendisi, çesitli yollardan Türk kadini'ni çarsaf ve peçe rezaletine karsi direnmege çagirmis, örnegin 28 Agustos 1925 tarihinde Inebolu'da yaptigi bir konusmasinda söyle demistir:
"Yolculugum sirasinda köylerde degil, özellikle kasa ve sehirlerde kadin arkadaslarimizin yüzlerini ve gözlerini çok kalin ve özenle kapatmakta oldugunu gördüm. Özsellikle bu sicak mevsimde bu tarzin, kendileri iç in kesinlikle iskence ve sakinti yarattigini tahmin ediyorum. Erkek arkadaslar, kadinlarimiz da bizim gibi kavrayisli ve düsünceli insanlardi. Onlar yüzlerini dünyaya göstersinler ve gözleriyle dünyayi dikkatli görebilsinler. Bunda korkulacak bir sey yoktur..."
Iki gün sonra, 30 Agustos'ta yaptigi diger bir konusma ile ayni konuya dönmüs ve söyle demistir:
"Bazi yerlerde kadinlar görüyorum ki, basina bir bez veya bir pestamal veya buna benzer bir seyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanindan geçen erkeklere karsi ya arkasini çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrin anlami ve medlülü (kaniti) nedir? Efendiler, uygar bir millet anasi , millet kizi, bu garip sekle, bu (acaib) vaziyete girer mi? Bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradir. Derhal düzeltilmesi gerekir."
Söylemeye gerek yoktur ki Islami bir giysi olan çarsafa yönelik böyle bir konusmayi desteklemek, çogu kisiler bakimindan korku yaratan bir seydi ve iste onlari pesinden sürükleyebilmek için Atatürk sunu bildirir:
"Arkadaslari, korkmayiniz, bu gidis zorunludur. Bu zorunluk bizi yüksek ve önemli bir sonuca ulastiriyor. Isterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için gerekirse bazi kurbanlar da verelim... Önemli uyariyorum ki, bu durumun korunmasinda inat ve bagnazlik, hepinizi her an kurbanlik koyun olma istidadindan (aliskanligindan) kurtaramaz."
1925 yilinin Kasim ayinda (30 Kasim'da) TBMM, Atatürk'ün bu yukardaki sözlerini "Kilik Kiyafet Kanunu" haline getirmistir. Ve az geçmeden Valilikler ve Belediyeler, bu Kanunun hükümleri dogrultusunda genelgeler yayinlayarak kadinlarin çarsafla sokaga çikmalarinin yasaklandigini ve çarsafli çikanlarin polis marifetiyle karakola götürüleceklerini ilan ederler.
Seriatçilar, Atatürk'ün bu tutumunu yererler. Her birisi özgürlük havariyyunu kesilmis olarak kisinin giyim tarzinin kanunlarla saptanmasini özgürlük zihniyetine aykiri bulduklarini söylerler. Iktidara geldikleri an özgürlügün Ö'sünü bile ortada birakmayacaklardir ama, çagdas görünmenin yararliligina inanmislardir. Fikren yoksul olduklari için, düsünemezler ki Atatürk'ün yaptigi sey özgürlükleri yok etmek degil; aksine, seriatin 1400 yil boyunca yok kildigi dogal özgürlükleri canlandirmak idi. Çünkü o biliyor ve belletmek istiyordu ki insan denen varligin düsünce tarzini (dolayisiyla özgürlügünü ya da özgürsüzlügünü) saptayan sey yasam tarzsidir. Düsüncelerimiz çogu zaman yasam tarzimiza göre olusur.
Bundan dolayidir ki seriat batakligina gömülü kaldigimiz 1000 yil boyunca, misken ve müptezel çöl yasaminin getirdigi miskin ve müptezel zihniyetten kurtulamamis ve bir türlü akil çaginin nimetlerine ulasamamisiz. Ve yine bundan dolayidir ki kafasina türban, sirtina çarsaf vurdugumuz kadinlarimiz, seriatin kendilerine layik gördügü yasam tarzinin etkisiyle, baskaldiramayip susmuslardir. Fakat artik susmuslugu birakip 1913'lerdeki Mükerrem Belkis'ler gibi konusmalari gerekir.
"Peçe bizi daha çok bozmadan, biz onu bozalim, yirtalim, çigneyelim. Menfaatlerimizi kiran, duygularimiza aykiri , bizde masumiyet birakmayan ve hiçbir yarari olmayan o peçeyi, yüzümüze örttügümüz siyah örtüyü kaldiralim, yirtalim. Artik bu gerçegi anlamak zamani gelmistir. Cansiz kansiz olmayalim... Onu yirtacak kadar da ellerimizde güç yok mu? Yoksa yazik! Yazik!"
Unutmayalim ki, eger bu gün , kadin sorunlari dahil her hususta ve her alanda yeryüzündeki bütün Islam ülkelerine oranla üstün bir durumda isek, bunu, bir bakima Atatürk'ün yasam tarzimiza getirdigi yeniliklere boçluyuzdur.