2) Kiz Çocuklarinin Çok Küçük Yasta Evlendirilmeleri Gelenegi ve Bu Gelenegin Dogurdugu Sakincali Sonuçlar:


Ote yandan kiz çocugunu, daha çok küçük yaslardan itibaren eve kapatip pek çok seylerden mahrum etmek, ezmek ve erkek çocuguna ezdirtmek ve sahsiyetini yok etmek, Seriata göre sosyal düzenin bir geregidir ki müslüman toplumlarin geriliklerinin nedenlerinden biri olmustur.


Gerçekten de kiz çocuk, daha "bebek" yasinda sayilacak kadar küçük iken (bes alti yaslarinda), erkek dünyasi ile temas etmekten uzaklastirilir ve "kizlar evden çikmasin, örtünsün" seklindeki Islamî emirler geregince evin dört duvari arasina tikilir. Onun artik bütün ömrü, bu duvarlar arasinda anasina ev islerinde yardim etmekle, besikteki kardesini beslemekle, babasinin ve erkek kardeslerinin hizmetini görmekle geçecektir.

Erkek çocugu sokaklarda, arkadaslari ile oynarken, kiz çocuk evde mezar hayati geçirecektir. Her ne kadar erkek çocugunun da, bu yaslarda iken, özgürlük bakimindan imrenilecek bir yönü yok sayilirsa da (çünkü babasi ile birlikte çarsida pazarda dolasmak, camiye gitmek, kahvelerde sürünmek durumundadir), kiz çocuguna oranla daha imtiyazli durumdadir [323].


Fakat her ne olursa olsun kiz ve erkek çocugunu daha bu erken yaslardan itibaren birbirlerine yabanci kilan Islam gelenegi, toplumsal gelismeye engel yaratmis olmaktadir. Zira, ilerde de belirtecegimiz gibi erkegin zeka gelismesinde kadinin etkisi öylesine mutlaktir ki, cinsiyet iliskilerini yok etmekle kadin için oldugu kadar erkek için dahi ilkellik durumu yaratilmis olur [325].


* * *

Kiz çocuklarin çok küçük yaslarda iken evlendirilmeleri gelenegi, islam ülkelerinin ortak özelliklerinden biridir ki kiz çocuk bakimindan hayat boyu sürecek olan kölelik durumunun baslangici sayilir. Bin dört yüz yil süregelen bu uygulama sonucu kiz çocuk, daha bebeklikten kurtulup dünyasini tanimaya vakit bulamadan, örnegin sekiz-dokuz yaslarinda, çogu kez kendisinden çok yasli bir erkekle "everilmis" ve onun koyununa terkedilmis bulur kendisini. Besik nikahi usulü ile zaten daha önce evlendirilmis olanlar, zamani gelince oyuncaklarini toplayip koca evine tasinirlar.

Islam'in dört mezhebinden hiç biri, kizlar için asgarî bir evlilik yas haddi saptamis degildir. Bundan dolayidir ki ana karnindaki çocuklar için söz kesildigi görülür [326]. Fevkalade kötü sonuçlar dogurur oldugunu birazdan belirtecegimiz bu gelenegin günümüze dek süregelmesinin sorumlusu Muhammed'tir. Çünkü her hususta oldugu gibi bu konuda da bu tür uygulamayi bizzat kendinden verdigi örneklerle pekistirmistir.

Bilindigi gibi Ebü Bekir'in kizi Ayse ile nikahlandigi zaman kendisi 'elli'sini askin bir yasli insan, Ayse ise henüz alti yasinda, bebek denecek kadar küçük bir çocuktu [327]. Bu kadar küçük bir yasta cinsî münasebete elverisli bulunmadigi içindir ki üç yil kadar babasinin evinde kalmis olan Ayse, dokuz yasina bastigi an oyuncaklarini alarak Muhammed'in evine tasinmis ve o küçücük yasinda Muhammed'le yatmaya baslamistir.

Elli yasinim askin bir insanin, dokuz yasina henüz basmis küçücük bir kiz çocugu ile cinsî münasebette bulunabilmesi, süphesiz ki anlasilir gibi görünmemektedir. Pek muhtemelen bundan dolayidir ki Muhammed, Ayse. ile olan evliligini Tanri'nin dilegine baglamak istemis ve iki kez rü'yasinda Cibril'i gördügünü ve Cibril'in kendisine: "(Ayse) senin müstakbel zevcendir!" diye konustugunu ve bunun üzerine: "Eger su rü'yam Allah tarafindan gösterilmis ise Allah'in takdiri infaz buyurulur" diyerek Ayse ile evlendigin! söylemistir [327a]

Her ne kadar Imam-i Safi'nin: "Tihame kadinlarinin 9 yasinda hayiz gördüklerim isittim" seklinde konustugu söylenirse de bu sözlere fazla i'tibar edilmedigi anlasilmaktadir. Nitekim 9 yasindaki kiz çocuklarin hayz görüp göremeyecekleri hususunda Ulema daima ihtilaf halinde bulunmustur. Kadinlar için "hayiz hali", bulug çagi olarak kabul edildiginden Ebu Hanife ve ibn Abbas gibi ünlüler, kizlarda bulug yasini 17 (erkeklerde ise 18 veya 19) olarak saptamislardir [328].

Fakat her ne otursa olsun gerçek sudur ki Muhammed, kendisinden sonra bu konuda yapilacak tartismalari hiç kâale almaksizin Ayse'yi o körpecik yaslarda koynuna almakta sakinca bulmamistir.

Islamî kaynaklarin bildirdigine göre Muhammed, çogu zaman Ayse'nin oyuncaklariyla oynar, onu eglendirir, ya da onun kendi arkadaslariyla oynamasini seyrederdi [329].

Bu sekilde vakit geçirmekten pek hoslanmis olmalidir ki baskalarinin da kendisi gibi yapmasi için kiz çocuklarin erken yaslarda evlendirilmelerinin gerekli oldugunu söyler, söyle derdi:

"Kadini hayirli yapan seylerden biri de erken yaslarda evlendirilmeleridir" [330].

Söylemeye gerek yoktur ki elli yaslarinda ve büyük baba denebilecek bir adamin dokuz yasindaki küçücük bir kizla cinsî münasebette bulunmasi pek normal sayilamaz. Sicak iklimde kizlarin çabuk gelistigi ve erginlige eristigi ileri sürülse bile yine de bunu normal saymak mümkün degildir. Hele Ayse'nin, oyuncaklanndan baska bir seyi düsünemeyecek bir yasta Muhammed'in yanina tasindigi göz önünde tutulacak olursa, söz konusu iliskinin ne kerte olagan disi kaldigi kolaylikla anlasilir.

Fakat ne var ki, her konuda, Muhammed'i körü körüne savunmaya kararli müslüman yazarlar, her seye ragmen, bu evliligi olagan karsilarlar ve aleyhte laf konusturmazlar. Kimisi Ayse'yi, oldugundan daha yasli gibi göstermeye ugrasir [331]; kimisi de Ayse ile Muhammed arasinda büyük yas farki bulunmasinin önemsiz oldugunu çünkü o dönemde Arap kabilelerinde buna benzer evliliklerin çok görüldügünü ve çocuk denecek yastaki kizlarin, 30-40 yas daha büyük erkeklere verildiklerini ve bu tür evliliklerin bugün dahi Asya ülkelerinde görüldügünü, hatta yakin bir tarihe gelinceye kadar Avrupa'da. örnegin Ispanya ve Portekiz gibi ülkelerde, ya da Amerika B. Devletlerinin daglik mintikalarinda yapildigini belirtirler [332]. Fakat her nedense, peygamber diye kendisini kabul ettirmis olan bir kimsenin, baskalarina böyle bir örnek teskil etmemesi gerektigini söylemeye cesaret edemezler. Su muhakkaktir ki Muhammed örnegi, müslüman toplumlar bakimindan izlenmesi gerekli, fakat fevkalade zararli bir gelenegin köklesmesine vesile yaratmistir. Nitekim daha ilk anlardan itibaren, örnegin Halife Ömer, yasini basina aldigi bir dönemde, Ali'nin kizi Ümmi Gülsüm ile evlenmistir; Ümmi Gülsüm o tarihlerde çocuk yasta idi.

Zamanla bu tür evlilikler öylesine çogalir olmustur ki Imam Hanbel gibi mezhep kurucular, Muhammed örneginin Islami bir gelenek olarak izlenmesini gerekli kabul ederek dokuz yasina basmis olan kizlarla evlenme yapilabilecegini hükme baglamislardir [333].

Bu gelenek, Araplardan Türklere de geçmis ve özellikle Osmanli döneminde ihtiyar erkekler için bulunmaz bir nîmet olarak benimsenmistir. Sultan Ahmed'in vezirlerinden Nasuhî Pasa'nin Padisah'in üç yasindaki kizi ile nikahlanmasi bunun akil almaz örneklerinden biridir.

Durum günümüzde de pek degismis degildir. Muhammed örnegini izlemek hala bir özlemdir ve hala bu nedenle müslüman ülkelerde aileler için, kizlarini çok küçük yaslarda evlendirmis olmak kadar prestij saglayan bir sey yoktur [334]. Bazi yerlerde, örnegin Cezayir'de, hamile kadinlar çogu kez birbirleriyle, dogacak çocuklari için söz keserler ve "Eger kiz çocuk doguracak olursan onu bize sakla" diye isi saglama baglarlar [335].

Hemen bütün müslüman ülkelerde, özellikle köylerde, dokuz yasindaki kizlarin, 'elli'yi asmis erkeklerle evlendirildiklerine çok rastlanir. Ornegin Yemen'de, babalari ya da velileri tarafindan, çogu zaman hiç haberleri olmadan, evlendirilen kiz çocuklarin %62'sinin, on bir ile on bes yaslari arasinda ve %20'sinin de onbes ila yirmi yaslari arasinda bulunduklari anlasilmaktadir [336].

Pakistan'da kiz çocuklarin emekleme yasinda evlendirilmeleri gelenegi Ingiliz yönetimi zamaninda yasaklanmis oldugu halde 7 ila 14 yaslari arasindaki evlenmeler surup gitmis ve nihayet 1961 yilinda Askerî hükümetin geçirdigi kanunlarla 16 olarak saptanmistir [337].

Günümüzde, evlenme yas haddini kanun hükmüne baglayan müslüman ülkelerin sayisi bir düzineyi geçmez. Bunlar arasinda yas haddini en düsük 12 tutanlar (örnegin Lübnan ile Seylan) yaninda 17 olarak en yüksek tutanlar (örnegin Tunus, Suriye, vs) vardir. Diger yerlerde yas haddi diye bir sey yoktur.

Fakat yas haddini bu sekilde kanunlarla tespit eden ülkelerde her türlü yasaga ragmen dinsel gelenek "hükmünü" sürdürür [338]. Müslüman ülkeler içerisinde en radikal reformlara yönelmis Türkiye'de bile, yas haddinin kizlar için 15 olarak saptanmis bulunmasina ragmen, köylerde daha küçük yaslardaki kizlarin evlendirildikleri ve yas haddi oraninin 9.6 oldugu görülür [339].

Kiz çocuklarini küçük yaslarda evlendirmenin fizikî ve ruhî sakincalar yaninda sosyal bakimdan kötü sonuçlar yarattigi ilmen sabittir. Bulug çagina erismemis kiz çocugunun cinsî münasebette bulunmasi ve çocuk dogurmasi sonucu bedenen ve ruhen sarsilmak yaninda çesitli hastaliklara ugramakla nasil bir mutsuzluga mahkum oldugunu Cezayirli bir kadin yazarin, Fadila M'rabet'in Fransizca olarak yayinladigi Les Algeriens adli kitabindan anlamak mümkündür [340]. Kendilerinden çok yasli erkeklerle evlenen kizlarin tüm yasamlarinin trajedi seklini aldigi bir gerçektir. Aradaki büyük yas farki yüzünden bu gibi kimselerin bir süre sonra dul kaldiklari ve yeni bir evlenme yapacak durumda degillerse ve kocalarindan da fazla bir sey edinememislerse, çoluk ve çocuklariyla ser sefil hale geldikleri her müslüman ülkede görülen seylerdendir [341].

Çok genç yasta koca evine gitmenin diger sakincali bir yönü de gerek kocaya ve gerek kocanin yakinlarina karsi eziklik içerisinde kalmak ve bunun kötü sonuçlarina katlanmaktir. Söylemek fuzulidir ki böyle bir evliligin kari koca arasinda saygi, sevgi ve esitlige olanak yaratmasi mümkün degildir. Nitekim müslüman ülkelerde genellikle görülen sey odur ki yasli erkekle evlenen kiz çocuk, kocasini bir baba gibi bilmekte, ona körü körüne boyun egmekte ve köle gibi onun hizmetlerin! görmektedir. Bu ezikligi sadece kocasina karsi degil kocasinin tüm yakinlarina karsi da ayniyla hissetmektedir [342].

Bu durum çocukluktan olgun çaga girdikten sonra da bu sekilde sürüp gitmektedir. Kendisini kadin olarak tanimaya basladiktan itibaren, her yasantisi itibariyla artik kurtulamayacagi bir "tabilik" içerisinde bulundugunu anlamaktadir.

Bu tür evliliklerin dogurdugu diger bir olumsuz sonuç fazla sayida çocuk dogumuna ve dolayisiyla "nüfus patlamasina" yol açmasidir. Yeryüzünde en fazla nüfus artisinin müslüman ülkelerde görülmesinin nedenlerinden biri de budur.