E) Bütün Olumsuzluguna Ragmen Çok Karili Evlilik Sistemi Hala KUTSAL Bilinir.
Kadinin haysiyetli ve özgürlügünü savunan bu tip örneklere muhtemelen daha bir miktar eklemek mümkündür. Fakat su muhakkak ki müslüman kadinin bin dört yüz yil boyunca çektiklerini, bu sinirli örneklerle dile getirmek mümkün degildir. "Aydin" ya da "bilgin" diye geçinen siniflarin ihaneti yüzündendir ki insan sahsiyetinin haysiyetine karsi hakaret sayilmak gereken çok karili evlilik sistemi yirmi birinci yüz yila girmekte oldugumuz bu dönemde bile Seriat ülkelerinin hemen hepsinde "kutsal" niteligini korumaktadir. Her ne kadar bazi ülkeler bu kurumu resmen ilga etmisler ya da kisitlamaya tabi tutmuslar ise de bu zihniyetin kötü etkilerini ve hatta uygulamasini yok edememislerdir. Gerçekten de sayilan elliye yaklasik islam ülkeleri içerisinde bu kurumu sadece dört ülke resmen ilga etmistir: Türkiye, Tunus, Arnavutluk ve Sovyet (müslüman eyaletler için). Tamamen ilga etmemekle beraber bazi kisitlamalara tabi kilan, örnegin birden fazla kadin almayi Yargiç iznine baglayan, ya da kadina böyle bir durumda bosama hakkini taniyan ülkelerin sayisi da pek fazla degildir: Suriye, Fas, Irak, Pakistan.
Geri kalan müslüman ülkelerde bu sistem, Muhammed zamanindan kalma usullere göre uygulanir. Bu ülkeler arasinda, müslüman olmayan azinliklari dahi çok karili evlilik yasamlarina zorlayanlar vardir, örnegin Tanzanya parlamentosu 1970 yilinda kabul ettigi bir kanunla, çok karili evlilik sisteminin, müslüman halk için oldugu kadar hiristiyan mezhebinden olan vatandaslar bakimindan da uygulanabilir oldugunu belirtmistir; su farkla ki müslüman kocaya, bu tür evlilikler yaparken mevcut karilarinin muvafakati sartini yüklemedigi halde hiristiyan kocaya yüklemistir. Böylece hiristiyan koca, yeni bir kadinla evlenebilmek için halen evli bulundugu karisinin rizasini almak zorunlulugunda oldugu halde müslüman koca için böyle bir zorunluluk yoktur. Isbu kanunu Parlamentoya sunarken hükümet, bu sistemin hem müslüman ve hem de hiristiyan vatandaslar tarafindan benimsenmis olmasinin, her iki cemaatin ortak yasam duygularina sahip kalabilmesi bakimindan önemli oldugunu gerekçe olarak belirtmistir. Bu akil almaz mantiga karsi, hristiyan çevreler hariç, sesini çikaran olmamistir [816a].
Çok karili evlilik sistemini resmen ilga eden ya da kisitlayan ülkelerde kadinin çilesi her seye ragmen sona ermis sayilmaz. Çünkü yerlesik gelenekler, kanun hükümlerinden daha agir basmaktadir. Bir iki örnek verelim:
Türkiye devleti 1926 yilinda Isviçre Medenî Kanununu almak suretiyle bu sistemi resmen ilga etmis, böylece bin yil boyunca Türk aile anlayisini gerileten, Türk kadininin haysiyet duygusundan eden ve Türk erkegini de kadina saygi geleneginden yoksun kilan bir zihniyete en büyük darbeyi indirmistir. Çünkü Türk'lerin Islam'i kabul etmeden önceki dönemlerde sahip olduklari aile anlayisi ve kadin saygisi ibret vericidir. O dönemlerde evlilik kurumu, kari ve kocanin karsilikli saygi ve esitlik duygusuna bagli olduklari bir temele dayanmistir. Kadin kocasi için oldugu kadar koca da karisi için en candan, en güvenilir bir danisman, bir sirdastir. Fakat Islamiyeti kabul ettikten sonra Türkler, tipki diger alanlarda oldugu gibi bu alanda da güzel ve asîl geleneklerini yitirmislerdir. Gaznavî'ler döneminden itibaren harem yasamina gömülmüslerdir [816b] Bu nedenle kadin, kocasi için fikri alinacak, görüsleri paylasilacak bir can yoldasi olmaktan çikmis, her seye boyun egen, "efendisinin" hizmetlerini gören; sehvetini gideren ve bu isleri diger eslerle birlikte yerine getiren bir yaratik haline girmistir. Kocaya gelince, o da kendisini, kadina hükmeden, tüm bencilligi ile karisini sömüren bir durumda bulmus, ve evlilik kurulusunu, esas itibariyle cinsel ihtiyacini "çesitli" kadinlarla karsilayabilecegi bir araç saymistir. Gerek Gaznevî devletini ve gerek daha sonra Selçuk ve Osmanli imparatorluklarini yikan, ilkel birakan ve despotik yönetime dogrultan nedenler arasinda harem yasamlarinin rol oynadigini söylemek hiç de yanlis olmaz [817].
Her ne kadar çok karili evlilik sistemi Türk toplumunda pek fazla yayginlasmamis olmakla beraber, Türk kadininin böylesine yikici bir yasam tarzina layik kilinmasi, Türk erkeginin evlilik birligi konusundaki deger ölçülerini çökertmis ve onu tek kadinla yasamanin "mutsuzluk" yaratacagi inancina yöneltmistir. Nitekim hemen her dönemde yazarlar bu inanci dile getirmeye ugrasmislardir, örnegin ünlü sair Nabi:
"... Bir tek kadinla yasama zorunlugunda kalmak (ve çesitli dilberlerin zevkine -tadina- erismekten yoksun birakilmak) kadar büyük bahtsizlik olurmu?"
seklinde siirler yazmistir. Daha sonraki dönemlerde onun bu sözlerine imrenen bir baska yazar, Fazil Bey, Osmanli ulemasinin hayran kaldigi "Zenan-Name" adli yapitinda sunlari yazmistir:
"Gerçekten anlamadigim bir sey var ki o da sudur: Nasil olur da bazi budalalar, evliligin tek bir kadinla sinirlanmasini isteyebilirler? Kadin kötü tabiatli, kötü huylu olabilir; belki de asiri sekilde kiskanç olabilir ve bu yüzden zavalli kocasini binbir üzüntüye sokabilir. (Bundan dolayidir ki) erkegin baska bir kadin almaya hakki olmalidir..." [818]
Türk erkeginin kadin konusundaki deger ölçülerinin sönmesinde seriat'in öylesine yikici bir etkisi olmusturki, Atatürk sayesinde laikligin yerlesmesinden altmis yil geçmis bulunmasina ragmen bu zihniyetin etkileri sürüp gitmektedir: Türk erkegi kadini hala asagi görmekte, hala pesinden sürüklemekte, hala dövmekte ve hala çok karili evliligini sürdürmektedir. Durumu açikliga kavusturmak isteyen bir kadin yazarimizin görüsü sudur: "...Çok karili evlilik hala caridir. Ekonomik yasamin ziraî faaliyetlere ve üretime dayali bulundugu köylerde ve küçük kentlerde erkekler, Medenî Kanun hükümlerine göre evlenmis olduklari ilk karilarinin cinsel bakimdan yetersiz olmasi ya da erkek çocuk yapmamasi gibi hallerde imam nikahi ile baska kari edinmeyi gelenek bilmislerdir. Bu sekilde alacaktan kadinlarin sayisi, sahip bulunduklari ekonomik duruma baglidir. Fakat imam nikahi ile olusan bu evlilikten dogan çocuklari Medenî Kanun gayri mesru saymaktadir... 1950 yili itibariyla nesebi gayri mesru sekiz milyon çocuga idarî kararlarla mesruiyet taninmistir; ve bu Türkiye nüfusunun 21 milyon civarinda bulundugu bir dönemde vuku bulmustur. (Bugün nüfus 60 milyonu bulmustur)... Ote yandan çok karili evlilik sistemi, kadinlar bakimindan büyük huzursuzluk ve anlasmazlik yaratmaktadir" [819] Türkiye gibi çok karili sistemi ilga eden diger bir ülke Tunus'tur. 1956 tarihinde kabul edilen bir kanunla bu kuruma son verilmis, toplum fazla bir direnis göstermeden bu degisikligi kabullenmistir. Fakat Türkiye'de oldugu gibi Tunus'ta da bu alanda radikal bir gelenek degisikligi görülmemistir.
Bu sistemi ilga etmemekle beraber bazi kosullara baglayan ülkelerden Suriye, 1953 yilinda geçirdigi bir kanunla, birden fazla kadin ile evlenmek isteyen erkeklere yargiçdan izin alma zorunlulugunu yüklemistir. Yargiç bu izni erkegin maddî durumuna vesair hususlara bakarak verecektir. Ayni sistemi Irak 1959 yilinda benimsemistir.
Fas devleti, 1958 yilinda kabul ettigi bir kanunla: "Kadinin adaletle ve esitlik içerisinde muamele görmemesinden korkuldugu ahvalde çok karili evlilige izin verilmez" hükmünü benimsemis, fakat "adalet" ve "esitlik" kavranmlarini açikliga kavusturmadigi ve bu konudaki takdir yetkisini hakime biraktigi için olumlu bir yol tutamamistir.