IKINCI BÖLÜM


DÜNYAYA GELMESI ISTENMEYEN, GELDIKTEN SONRA SÖMÜRÜLEN ÖLDÜGÜNDE CEHENNEMLERE LAYIK GÖRÜLEN BIR YARATIK:

KADIN



Bundan önceki bölümlerde belirttigimiz gibi. her ne kadar islam'in KADIN'i yücelttigi ve kadin haklarini "ulasilmaz" noktalara eristirdigi ve ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda esitlik getirdigi iddia edilirse de ne yazik ki bu iddialar gerçegi yansitmaktan çok uzaktir.


Hiç kuskusuz diger semavî dinlerde de KADIN'in zavalli durumlara indirildigi, hak ve özgürlükten yoksun edildigi görülmekle beraber, denilebilir ki seriat dininin bu konularda getirdigi asiriliklara baska hiçbir sistemde rastlanmaz. Hiçbir toplumda kadin, Seriat dünyasinda oldugu ölçüde erkegin hizmetine ve sömürüsüne terkedilmemis ve "kötülük ve ugursuzluk" kistasi yapilmamis, "kara köpek, esek. domuz, at vs." gibi yaratiklarla es kerteye itilmemistir. Ve KADIN'in bu içler acisi kaderi daha dünyaya gözlerini açtigi andan ölüm döseginde kapayacagi ana kadar surup gidecek sekilde ayarlanmistir. Çünkü o, kiz çocugu olarak dogdugu an ye's île karsilanan, çocuk yaslarda eve kapatilan ve sonra bilmedigi ve muhtemelen istemedigi bir kocaya aktarilan, kocasinin hizmetlerini ve sehvetini karsilamaktan ileri bir degere layik kilinmayan, ana olarak (gerçek anlamda) saygiya muhatap tutulmayan, ömrü boyunca ya kocasinin, ya babasinin ya erkek kardesinin ya da velisinin iradesine bagli olarak yasayan ve yasantilariyla ilgili her seyi onlardan birinin araciligiyla yapmaya mahkum olan, yaslandiginda arzu duyulmayan ve nihayet bu çileli ve (çogu zaman) mutsuz yasami sona erdikte üç günden fazla yas tutulmaya layik kilinmayan [299] ve bütün bunlar yetmiyormus gibi bir de Cehennemdekilerin çogunlugunu olusturan, ya da kocasinin izni ile Cennetlere girse bile, orada kocasini Cennet hürîleri île sarmas dolas bulan ve üstelik Kur'an'in tariflne göre bu "ceylan gözlü ve memeleri yeni sertlesmis" diiberlerle rekabet edecek olanaktan yoksun birakilan bir yaratiktir. Gerçekten de müslüman ülkelerde kiz çocuk, birazdan görecegimiz gibi, dünyaya gelmesi istenmeyen ve geldiginde de "evlad" gözü ile görülmeyen bir biçaredir. "Evlad" sözcügünü biz, her ne kadar günlük konusmalarimizda, kiz ve erkek çocuklar karsiligi olarak kullanmakta isek de bu sözcük özü itibariyle kiz çocuklari kapsamaz, sadece "erkek çocuklar" anlamindadir. Zira evlad sözcügü aslinda veled sözcügünün çoguludur. "Veled" ise "erkek çocuk" demektir; bu itibarla "evladimiz" ya da "evladlarimiz" dedigimiz zaman "erkek çocuklarimiz" demis oluruz. Ancak ne var ki toplum bilinci zamanla bu sözcügü, kiz ve erkek çocuklar karsiligi olarak benimsemistir, iste aslinda evlattan sayilmayan kiz çocuk, daha küçücük yaslardan itibaren ailenin "itaatli", "terbiyeli", "iffetli" kizi olarak görünmek, evlenme çagma geldiginde, kime verilirse ona gitmek çaresizligindedir. Kocasini kendi seçmedigi gibi, evlilik sözlesmesin! de kendi yapamaz; bunu onun adina velisi kim ise o yapar ki genellikle baba, ya da erkek kardeslerdir. Mehri'nin ne olacagini kendisi degil velisi saptar. Evlenme akdi, onun bakimindan, kocasinin hizmetlerini görmek, sehvetini gidermek ve onu Cennetleki hurîlere hazir etmek ve çocuk dogurup yetistirmek demektir. Çocuklar hukuken ona degil kocasina ait olup, bosanma halinde kendisine degil, kocaya, ya da kocanin yakinlarina verilir. Evlilik boyunca kaderi, kocasinin iki dudagi arasindan çikacak bir kaç söze baglidir; zira bosama hakki ona taninmamistir, kocaya taninmistir. Ve koca bu hakki, hiçbir sart ve kayitla bagli olmaksizin, diledigi gibi kullanmakta serbesttir.


Bütün bunlar bir yana fakat Islam'a göre kadiit bir de "aklen ve dînen dûn (eksik)" yaratik olarak damgalanmis; mirasta erkegin payinin yarisina ve tanikligi erkegin tanikliginin yari degerine layik sayilmistir. Her ne kadar kadina hak ve özgürlük tanir görünen bazi hükümler var ise de bu hükümlerin aldatici ve hatta kadini daha da acinacak durumlara sokucu olmaktan ileri bir degeri bulunmadigi ilerdeki sayfalarda sergilenecektir.