ÖNSÖZ
Ilk baskisi 1987 yillarinda yapilan bu kitap, esas itibariyle iki amaca yönelik olmak üzere hazirlanmistir.
Birincisi, Seriat'in kadini gerçekten asagi ve hakir gören, ve özgürlükten yoksun eden emirlerini ve yönlerini, ve Muhammed'in eylemlerini elestirmek ve tenkid süzgecinden geçirmek, ve böylece kadinlarimizin, insan sahsiyetinin haysiyeti bilinci içerisinde savasim gücünü pekistirmek;
Ikincisi de Islami verilerin "layuhti" (hatasiz, kusursuz) nitelikte seyler olmayip, akil süzgecinden geçmege muhtaç nitelikte bulundugunu belirtmek ve böylece bunlari "Tabu" olmaktan çikarip herkesin tartisabilecegi ortama oturtma geregini yeniden sergilemektir.
Seriatçi kesim, akilciliga yabanci, ve köhne bir deger ölçüsüne sapli bulundugu içindir ki, kitapta izlenen usulleri ve varilan yargilamalari "Dinsizlik" ya da "Dine ve Peygambere hakaret", ya da "Din duygularini incitici", ya da en azindan "bilimsel tarafsizliga aykiri" nitelikte bulmaga müheyyadir. Oysa ki, çagdas düsünce insani bakimindan, din kitaplarini ve peygamber diye bilinen kimselerin yasamlarini AKILCI deger ölçüsüne vurmak ve yargilamak kadar dogal ve gerekli bir sey yokur.
Nitekim kitabim hakkinda Ordinaryüs Profesör Hifzi Velded Velidedeoglu gibi Türkiye'nin en büyük hukuk otoriteleri, eski Kültür Bakani Talat Halman gibi bilim, din ve sanat alaninin üstadlari, eski müftü Turan Dursun gibi en yetkili Islam alimleri, Ugur Mumcu, Dogu Perinçek, Ilhan Selcuk, Melih Cevdet Anday, Haluk Sahin, Necati Dogru, Fatma Yazici, Hürriyet Karadeniz gibi en pariltili gazete yazarlari ve digerleri, son derece olumlu görüsler belli etmisler, ve kitabin bilimsel yönünü ve kadin haklari davasina katkisini dile getirmislerdir.
Fakat bütün bunlarla birlikte beni mutluluga sürükleyen ve kramsarligimi gideren bir olay daha vardir ki, o da okuyucularimda tanik oldugum bilinçlenmedir. Bunun en güzel kaniti olmak üzere bir hanim okuyucumun su ilginç satirlarini, nakletmekten kendimi alamiyorum:
"Uzun yillardir... kafamda soru isaretleri birakan (Seriat) konusunda beni aydinlattiginiz için DEGIL ve fakat bir SENTEZ'e (varmak) hususunda YÜREKLENDiRDlGINiZ için tesekkürler ederim... Çünkü küçük yaslarda okumaya basladigim ve her dalda... kirinti bilgiler edindigim halde... o yasak bölgeye ne yaklastim, ne de bilinmeze karsi duyulan meraki yasadim. Bir takim hazir bilgileri depoladim... ve zamani gelince de kendimden emin olarak kullandim. Bana öyle geliyor ki, en büyük neden, aldigim çok ilimli din terbiyesidir. Asiri baski, ya da tam tersi bir ilgisizlik dürtüsü ile isyana ya da arastirmaya yöneltmeyen bir ilimlilik.... Korktugum ve sindigim zamanlarda ve isyan edip haykirdigim anlarda da, o sinirini çizip korudugum bölgedeki kültürüm(!) bana yeterli oldu. Ve hayrettir, karakterimin en belirgin özelligi olan 'Her türlü haksizliga isyan', 'Esitlik mücadelesl', ve toplumda özellikle kadin için konusulmasi dahi tabu sayilan konulardaki inanç ve farkli görüslerim, böylesi bir konuda dumura ugramis ve beni çok derin bir suskunluk ve karanlik içinde birakabilmis!
Utaniyorum... Övündügüm mantigimin (ve) orta halli de olsa egitilmis aklimin ve meslegim(in)... en belirli niteligi olan hayal gücümün suskunlugu icin utaniyorum. Dogrusunu isterseniz SERIAT VE KADIN (adli) kitabinizi okudugumda en çok hissettigim duygu buydu... Kisacasi sizden ögrendigim (sey) UYANIS oldu, arastirmaya yönelis oldu... Siz beni dogrularcasina: 'Akil mantik sahibisin, (körü körüne) inanma, yaratan sebeb-i hikmeti olan... akil ve vicdanini birlestir, arastir' diyorsunuz... Yazilanlarin dogru oldugu konusunda süpheye düsmek de, inanmak ölçüsünde bir alternatif oldugu halde, eserin yayinlanmasini engellemek ve hatta daha da ileri giderek 'Katli caizdir' diye yazarlari susturmaga (yönelmek), örtbas edilmek istenen gerçeklerin var oldugu hususundaki süpheyi körükleyici bir davranis. Aklen dûn olan yaratiklara yarasir bir davranis! BANA KADIN OLMAYI SEVDIRDIGINIZ IÇIN TESEKKÜR EDERIM".
Adi ve adresi bende mahfuz bu okuyucuma, güzel satirlari için asil ben tesekkür etmeliyim: Kitabimin amaca ulasmakta oldugunu bana müjdeledigi için.
Ancak ne var ki, kisa bir süre içerisinde aydin çevrelerce, ve özellikle haysiyet duygusuna sahip kadinlarimiz tarafindan ilgiyle karsilanan SERIAT VE KADIN, daha ilk yayinlandigi andan itibaren seriatçilarimizi telaslandirir olmustur. Çünkü KADIN'in "Aklen ve dînen dûn" oldugunu, ya da "iki kadinin tanikliginin bir erkegin tanikligina bedel" bulundugunu, ya da "Namaz? kat'eden seyler esek, kara köpek ve kadin" olup "Cehennemlerin çogunlugunu kadinlarin olusturdugu" gibi ya da buna benzer daha nice seriat hükümlerini, bizlerin farkina varamayacagimiz usullerle halka belletirlerken, simdi birden bire bu hükümlerin elestiri konusu yapilip sergilenmesinin insanlarimizi uyandiracagini, ve bunun kendi saftanatlari bakimindan büyük bir tehlike yaratacagini anlamislardir.
Bu nedenle cahil yiginlari kiskirtmaga ve 31 Mart ortamini olusturmaga calismislardir. Ornegin 15 Subat 1988'de Milliyet Gazetesinde Sayin Talat Halman'in kitap lehindeki bir yazisi üzerine Diyanet Isleri Baskanligi, sanki söz konusu seriat hükümlerini yayinlayan Baskanlik degilmis gibi: "Dine saldiri var", ya da "Yeni bir din mi araniyor?" yaygaralariyle halki yersiz bir telasa sokmustur.
Daha sonra Atatürk düsmani bir din adami, ortacag temsilcisi Humeyni'ye özenip Don Kisot'vari çalimlarla ölüm fetvalari çikarmistir.
Bütün bunlar yetmiyormus gibi, simdi bir de iktidar hükümetinin Adalet Bakanligi, muhtemelen gerici çevrelerin baskisina yanit vermek ihtiyaciyle, SERIAT VE KADIN'in toplattirilmasi ve yazarinin cezalandirilmasi için dava açmistir. Açarken de Türkiye'yi Uygar dünya önünde bir kez daha kinanmaya maruz birakmistir.
Çünkü bu kitap, insan varligina ve genellikle KADIN sahsiyetine karsi hakaret niteligindeki seriat hükümlerini sergilemekledir ve bu hükümler T.C. Devleti'nin Anayasal bir kurulusu olan Diyanet Isleri Baskanligi'nin resmî yayinlarinda yer alan ve din adamlari marifetiyle memleket çapinda uygulanan seylerdir. Bunlari ben, Baskanligin yayinlarindan aynen almak suretiyle gözler önüne serdim. Sermek suç degil, fakat benimsemek ve isleme getirmek suç sayilacagina göre dava'nin Baskanlik aleyhine açilmasi ve insan haysiyetiyle bagdasmaz bu hükümlerin ortadan kaldirilmasi gerekirdi.
Fakat öyle anlasiliyor ki, Türkiye, bugün artik bilimsel kitaplari ve bilim adamlarini sanik sandalyesine oturtabilecek noktaya gelmistir. Fikir gelismesi tarihine asina olanlarimiz, bu vesileyle Hypathia'nin, hani gerçekleri din verilerinde degil fakat akil rehberliginde aramak isteyen müspet bilim temsilcisinin, 1700 yil önce din adamlari tarafindan sokaklarda sürüklenerek parçalatilmasi ve böylece 'karanlik çag'in baslatilmasi olayinin, Türk seriatcisinin elinde XXI'inci yüzyil sahnesine konmakta oldugunu görüyor olmalidirlar.
Bilindigi gibi Bati'da din adami, sirtini Devlet'e dayamis olarak, o tarihten itibaren nice bilgin ve düsünürü "dinsizlik ve bilgisizlikle" damgalayabilmis, "Dine ve Peygambere hakaret" ya da "Din duygularini rencide ediyor" bahanesiyle susturabilmistir. Bati dünyasi,ancak 18'inci yüzyilda AKILCILIGI hakim kilmakla ve din verilerini AKIL kistasina vurmakla ve insanlarini buna alistirmakla "düsünce ve bilim" uygarligina kavusmustur.
Sunu artik ögrenmis olmamiz sarttir ki AYDIN kisilerin görevi, akla ve müspet ahlaka ters düsen emirleri ve eylemleri (velev ki bunlar Kutsal bilinen Kitap'lardan ya da Peygamber sayilan kisilerden sadir olsun) mazur ve mesru göstermege çalismak degil fakat aksine elestirmek, yermek ve elemektir. Bati dünyasi "din duygularini rencide etme" endisesini yenebildigi, ve dini ve peygamberleri elestirip yerebildigi içindir ki AKIL ÇAGI'na yönelmis, ve Islam Dünyasi bunu yapamadigi içindir ki geriliklere, ilkelliklere gömülmüstür. Eger "Seriat sorunlari elestirilemez" der ve din duygularini incitme endisesi ugruna akilci deger ölçülerimizi feda edersek, bu taktirde insan varligini gerilikler ve haysiyetsizlikler içerisinde tutan emirlere, insan beynini islemez hale getiren düzene katlanmak ve ikinci sinif milletler seviyesinde kalmak. ve asil aciklisi bunun yüz kizartici sonuclarina katlanmak gerekecektir.
***
Bu kitapta bazi tekrarlar yer almistir ki okuyucularimdan bir kismi tarafindan muhtemelen tenkid konusu yapilacaktir. Fakat hemen belirtmeliyim ki bu tekrarlarin belli bir amaci vardir ve o da her seyden önce 'seriat'in iç yüzünü ve akla ve mantiga aykiri düsen hükümlerini vurgulamak ve böylece bu hükümlerin varligindan ya da gerçek anlamindan pek haberdar bulunmayan ve elestirisine de alisik olmayan okuyucunun dikkatini devamli sekilde uyanik tutmaktir.
Sunu da eklemeliyim ki bazi seriat hükümlerini farkli olaylar, ya da bazi olaylari farkli hükümler vesilesiyle ele almak geregi yüzünden tekrarlama usulü, söz konusu amaci pekistirmege yaramistir.