Yahudilerin kutsal bildikleri Tevrat'a (ki Ahd-i Atiyk'in ilk bes kitabini kapsar) göre Ibrahim, Yahudilerin atasi'dir. Fakat Muhammed onu, sadece Yahudilerin degil fakat ayni zamanda kendi mensup bulundugu Arap kavminin de, atasi olarak gösterir. Gösterirken de onu, Tanri tarafindan, ilk kez müslümanlikla emrolunmus "peygamber" olarak tanimlar.
Islam kaynaklarinin bildirmesine göre "Ibrahim" adi, Ibrani dilinde "eb" (yani "baba") ve "rehim" (yani "halk"="cemaat") sözcüklerinden olusup "halkin babasi" (Cumhur'un babasi) anlamina geldigi için Ibrahim, kendisinden sonra gelen bütün Beni Israil peygamberleriyle birlikte, Muhammed'in de atasi sayilir. Çünkü, güya Arap kavmi, Ibrahim'in oglu Ismail'den çikmistir 8. Bu hususlari birazdan özetleyecegiz, fakat daha önce Yahudilerin kendi kitaplarina göre Ibrahim'in durumuna göz atalim:
Tevrat'a göre, Ibrahim, Nuh'un torunu olan Terah'in ogullarindan biridir. Ibrahim'in iki oglu olup, bunlardan biri Ismail'dir ki Hacer 9 adindaki cariyesinden dogmustur. Digeri ise Ishak olup Sara 10 adindaki esinden olmustur. Yahudiler kendilerini Ibrahim'in ve onun oglu Ishak'in ve onun oglu Ya'kub'un soyundan bilirler. Tanri güya Ishak'in ogullarindan olan Ya'kub'un adini Israel olarak degistirmis ve bunun sonucu olarak Yahudiler Israilogullari olarak biline gelmislerdir.
Tevrat'in "Tekvin" adli kitabinda bütün bu olaylar Tanri'nin agzindan çikmis gibi anlatilir. Oysa ki son iki yüz yillik tarihi kazilarin ve bilimsel arastirmalarin ortaya vurdugu gerçek sudur ki Ibrahim hikayesi eski Babilonya'da "Abarama" adiyle bilinen bir çiftçi'nin, ya da Hint efsanesinde "Brahma" adiyle anilan "Yaratici" nin yasamlarindan alinmis masaldan baska bir sey degildir11 . Ve iste Tevrat'in birinci kitabi olan Tekvin'i hazirlayanlar bu eski masali su sekle sokmuslardir:
Nuh'un güya üç oglu olur ki adlari: Sam, Ham ve Yafet'tir. Sam'in zürriyetinden olan Terah'in ogullarindan biri Abram'dir ve Tanri onunla ahd yapmistir (Bkz. Tekvin, Bap 10-11) . Yaparken de onu yükseltecegini, mubarek ve büyük bir milet haline getirecegini, yer yüzünün bütün kabilelerini onda mubarek edecegini ve adini yüceltecegini söylemistir. Abram'in Saray adinda bir esi vardir. Ahd'i yaptiktan sonra Tanri Abram'i, karisi Saray ile birlikte bir bölgeye gönderir. Fakat orada kitlik hüküm sürmektedir diye Misir'a gitmesini emreder. (Kitlik hüküm sürüyor idiyse niye oraya göndermistir bilinmez!). Tanri'nin emrine uyarak Abram Misir'a gitmeye karar verir. Fakat gitmeden önce karisina söyle der: "Sen güzel bir kadinsin; olur ki Misirlilar seni görünce, kocan oldugum için beni öldürürler ve sana sahib çikmak isterler. Eger benim kizkardesim görünürsen bana karsi iyi davranirlar".
Gerçekten de Misir'a vardiklari zaman Saray'in güzelligini duyan Firavun, adamlarina emrederek onu saray'ina getirtir. Güzelligine vurularak onunla evlenir. Saray kendisini Abram'in kiz kardesi olarak tanittigi için Abram'a iyi davranilir.
Her ne kadar Abram, esinin Firavun ile evlenmesine ve yatmasina aldiris etmez ise de Tanri muhtemelen Abram'dan daha kiskanç olmali ki Firavun'u "büyük vuruslarla vurur". Bu darbeler üzerine Firavun isi anlar ve Abram'i huzuruna getirterek: "Bana bu yaptigin nedir? Niçin: 'Bu benim kizkardesimdir' dedin de onu kari olarak aldim? Simdi onu al ve git" der. Onlari gönderirken hediyeler ve cariyeler vermeyi de ihmal etmez.
Abram karisini alip gider. Fakat yillar geçer Abram'in karisi Saray bir türlü ona çocuk dogurmaz. Ancak Saray'in Misir'li bir cariyesi vardir ki adi Hacar'dir. Günlerden bir gün Saray, kocasini karsisina alir ve söyle der: "Iste Tanri beni dogurmaktan alikoydu, rica ederim, cariyemin yanina gir, belki ondan çocuklarin olur!" . Abram onun sözünü dinler ve Hacar'la yatar. Hacar hemen hamile kalir. Ancak ne var ki Saray bu yaptiklarindan dolayi kendisini kocasinin ve cariyesi'nin gözünde küçülmüs görür. Bu yüzden ona çatar: "Seninle benim aramda Tanri hükmetsin" der. Abram fena halde üzülür, çünkü sevgili Saray'ini çok sevmektedir. Ne yapacagini bilemz ve Saray'in gönlünü almak ister; söyle der: "Iste cariyen senin elindedir; ona diledigin gibi davran".
Bunun üzerine Saray, adeta hinç çikarmak istercesine Hacar'a cefa eder. Hacar' da onun yanindan kaçar. Fakat Tanri ona bir erkek çocuk doguracagini ve adinin Ismail olacagini haber verir. Söyle der: "(Ismail) Insanlar arasinda yabani bir adam olacaktir; onun eli herkese karsi ve her kesin eli ona karsi olacaktir ve bütün kardeslerinin sarkindan sakin olacaktir" (bkz. Tekvin , Bap 16:12) . Bundan sonra Hacar'in bir oglu olur ve Abram onun adini Ismail olarak kor. Abram o tarihte 86 yasindadir.
Aradan zaman geçer ve Abram 99 yasina bastiginda Tanri onu karsisina alir ve kendisini bir çok milletlerin babasi yapacagina dair olan ahdi'ni hatirlattiktan sonra adini Abram'dan Abraham'a çevirdigini söyler (Tekvin, Bap 17:1-9). Abraham adi Kur'an'da Ibrahim olarak geçer. Islam kaynaklarin bildirmesine göre Tanri'nin Abraham adini uygun görmesi bu ad'in Ibranice'de "Eb" lafziyle (ki "baba" demektir) "Rehim" (yani "Cumhur") kökünden olusup böylece "Cumhur'un babasi" (yani halkin babasi) anlamina gelmesindendir12. Fakat Tanri ayni zamanda Abraham'in karisi Saray'in adini da degistirir ve Sara yapar (ki "prenses" demektir); Kur'an'da Sare diye geçer. .
Bundan sonra Tanri Ibrahim'e Ishak adinda bir oglan çocuk verecegini söylece müjdeler: "(Sara'yi) mubarek kilacagim... Gerçek senin karin Sara, sana bir ogul doguracak ve onun adini Ishak koyacaksin ve onunla ve ondan sonra zürriyetinle ahdimi ebedi ahit olarak sabit kilacagim" (Tekvin, Bap 17:16-19). Anlasilan o ki Tanri, Ishak adi Ibranice'de "gülmek", "mutlu olmak" anlamina geldigi içindir ki bu adi seçmistir.
Ve Tanri'nin dedigi gibi olur ve Sara bir erkek çocuk dogurur ve Ibrahim ona Ishak adini verir (Tekvin, Bap 21:1-10)
Ancak ne var ki Sara, Misirli cariye Hacer'den dogma Ismail'in bir gün gelip kendi oglu Ishak'a miras ortagi olacagini düsünerek kocasina söyle der: "Bu cariyeyi ve oglunu disari at" (Tekvin, Bap 21: 8-12). Fakat bunu yapmak Ibrahim'e kötü görünür; vicdani böyle bir sey yapmaga razi olmaz. Muhtemelen Tanri ondan daha az merhametli olmali ki hemen Ibrahim'e emreder: "Çocuktan dolayi ve cariyenden dolayi gözünde kötü olmasin. Sara'nin sana söyledigi her seyde onun sözünü dinle, çünkü senin zürriyetin Ishak'ta çagirilacaktir" (Tekvin, Bap 21: 11-13)
Bu emir üzerine Ibrahim derhal Hacer'i çagirtir ve eline biraz ekmek ve bir su tulumu vererek Ismail ile birlikte uzaklara gitmesini söyler.
Kadincagiz Ismail'i alip yola çikar ve Beer-seba çöllerinde tek basina aç susuz dolasmaga baslar. Çocugu ile birlikte ölmek üzere iken Tanri feryadini isitir ve yardimina kosar; fakat yine de onu çocugu ile birlikte çölde yasatmaga kararlidir.
Daha sonra Hacer, Misir diyarinda bir kadin bulur, çocuguna baksin için. Muhtemelen her ikisi de unutulup giderler.
Buna karsilik Ishak'in zürriyeti, Tanri'nin inayetlerine mazhar olmus olarak gelisir ve Israilogullarini, yani Yahudi kavmini meydana getirir.
Görülüyor ki yukardaki masal'da Ibrahim'in, önce Hacer'den ve sonra Sara'dan birer oglu olmustur. Fakat Hacer sadece bir cariye'dir yani hizmetçi bir köledir. Ibrahim'in onunla nikahli bir durumu yoktur. Bu itibarla Ismail evlilik disi dogmus demektir. Buna karsilik Sara, onun nikah bagi ile bagli bulundugu gerçek esidir. Tanri'nin tercihlerine ve inayetlerine mazhar olan da Sare ve oglu Ishak'tir. O kadar ki Tanri onun dilegiyle Hacer'in ve oglu Ismail'in kizgin çöllere atilmasina razi olmustur.
Tevrat'da geçen yukardaki masali Muhammed, Kur'an'a aktarmis fakat aktarirken bazi degisikliklere sokmustur. Yaptigi degisikliklerin basinda Ibrahim'in ne "Yahudi" ve ne de "Hiristiyan" olmayip "Müslüman peygamber" oldugu hususu gelir. Güya Yahudiler Ibrahim'in "Yahudi" oldugunu, Hiristiyanlar ise "Hiristiyan" oldugunu söyleyerek çekismektedirler (K. Al-i Imran 65-66) oysa ki Tevrat ve Incil ondan daha sonra indirildigi için bu iddialarinda yanilmaktadirlar. Muhammed'in söylemesine göre Tanri bu vesileyle söyle konusmustur:
"Ey Kitab ehli! Ibrahim hakkinda niçin çekisirsiniz? Halbuki Tevrat ve Incil kesinlikle ondan sonra indirildi. Siz hiç düsünmez misiniz? Iste siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkinda bilgi sahibi oldugunuz konuda tartisiniz; fakat bilgi sahibi olmadiginiz konuda niçin tartisiyorsunuz? Oysa ki Allah her seyi bilir, siz ise bilmezsiniz" (K. Imran 65-66).
Görülüyor ki Muhammed, Incil ve Tevrat'in Ibrahim'den sonra indirildigini öne sürerek Ibrahim'in ne Yahudi ve ne Hiristiyan olabilecegini söylemistir. Söylemistir ama, Kur'an'in dahi, tipki Incil ve Tevrat gibi, Ibrahim'den sonra "indirildigine" aldiris etmeyerek (ya da Kur'an'i çok önce, daha Adem'den itibaren indirildigini belirterek) Ibrahim'in Müslüman oldugunu bildirmis ve Kur'an'a su ayet'i koymustur:
"Ibrahim, ne Yahudi, ne de Hiristiyan idi; fakat o, Allah'i bir taniyan dosdogru bir Müslüman idi: müsriklerden de degildi" (K. Imran 67).
Bunu söyledikten sonra kendisinin, ve bütün "mü'minlerin" Ibrahim'in dininden oldugunu bildirir (Bkz. K. Imran 68, 95, ; Bakara 130, 135,136; Nisa 125; En'am 161; Nahl 123).
Daha baska bir deyimle Yahudiler, Ibrahim'in Sare'dan olma Ishak adindaki oglunun sulbunden geldiklerini söylerlerken, Muhammed, kendi kavminin Ibrahim'in cariyesi Hacer'den dogma Ismail adindaki oglunun sulbünden geldigini ileri sürmüstür.
Yine Muhammed'in söylemesine göre güya Ibrahim bütün müslümanlarin babasidir ve müslümanlara "Müslüman" adini veren o'dur (K. Hacc 78); güya Ibrahim, oglu Ismail ile birlikte Tanri'ya dua ederek kendilerinin müslüman kilinmalarini istemisler ve "Soyumuzdan da senin için 'Müslüman bir ümmet' yarat" (K. Bakara 128) diye yalvarmislardir.
Yine Muhammed'in söylemesine göre Ismail, Ibrahim'in "Hacer" adindaki cariye'sinden dogma ogludur. Fakat bir de Sare adindaki esinden dogma Ishak adinda bir oglu daha vardir. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Muhammed, Hacer'in cariye olarak Ibrahim'e verilisinin ve ondan Ismail adinda bir çocuk edinisinin hikayesini söyle anlatir:
"Ibrahim Sare ile sefer etmis de onunla bir sehre gelmisti. Orada ... bir Melik... hükümran idi. Bu zalime: 'Ibrahim, en güzel kadinlardan bir kadinla sehre dahil oldu'- diye bildirildi. Melik kendisine: -Ya Ibrahim!, yanindaki kadin neydi? diye haber gönderdi. Ibrahim -Hemsiremdir- diye cevab verdi. Sonra Ibrahim dönüp Sare'nin yanina geldi ve -Sakin sözümü tekzib etme! Ben bunlara seni(n için) kiz kardesimdir, dedim. Allah'a yemin ederim ki yer yüzünde benden, senden baska iman eden hiç bir kisi yoktur- buyurdu. Ve Hz. Halil Sare'yi Melik'e gönderdi. Melik Sare'ye kiyam etti. Sare de hemen abdest alip namaza durdu ve -'Ya Rab, ben Sana ve Senin peygamberine iman ettimse, ben kadinligimi zevcimden baskasina karsi ebedi muhafaza eyledimse, benim üzerime su kafiri musallat etme-' diye dua etti. (Meli'in) derhal nefesi boguldu. Horlamaga hatta ayagiyle yere vurup deprenmege basladi... (ve bu olay bir kaç kere bu sekilde tekrarlaninca) Melik saraydaki kurenasina: -'Siz bana muhakkak bir seytan göndermissiniz. Bu kadini Ibrahim'e geri gönderiniz. Hacer'i de Sare'ye veriniz- dedi. Müteakiben Sare, Ibrahim'e ... dönüp geldi. Ve ona: -Anladin mi zevcim! Allah kafiri tezlil etti. Bir cariyeyi de (bize) hizmetçi verdi- dedi". 13
Görülüyor ki Muhammed'in söylemesine göre Hacer, Melik tarafindan Sare'ye hediye edilen bir cariyedir. Fakat güya Ibrahim onunla evlenmis ve bu evlilikten Ismail ortaya çikmistir. Her ne kadar Islam kaynaklari, Hacer'i temiz soydan gelmis bir kimse olarak göstermek maksadiyle onun "asil bir aile kizi" oldugunu belirtirlerse de 14 Ibrahim'in cariyesi ve Sare'nin hizmetçisi oldugu konusunda ihtilafa düsmezler.
Daha sonra Ibrahim'in Sare'den bir oglu olur ki adi Ishak'dir. Her ne kadar Kur'an'da Ishak'in, iyi bir insan oldugu ve peygamber olarak Ibrahim'e müjdelendigi yazili olmakla beraber (K. Saffat 112,113) Ibrahim için en önemli ve en sevgili evlad Ismail'dir. Bundan dolayidir ki Ibrahim onu, Tanri'ya kurban etmek istemis ve fakat Tanri, onun bu fedakarligindan çok hosnud olarak buna engel olmus ve fidye olarak ona büyük bir kurbanlik vermistir (K. Saffat 101-111).
Muhammed'in Kur'an'a aldigi sekliyle ve Buhari'nin Ibn-i Abbas'dan rivayetine göre, Hacer ile oglu Ismail'in macerasi söyle15: Ibrahim'in esi Sare, Hacer'i kiskanmaktadir. Hacer, kiskanç ortagi Sare'den izini gizlemek için uzun eteklik giyer. Fakat Sare'nin saldirilarindan korunmak için Ibrahim, Hacer'i ve Ismail'i alip Sam'dan çikar ve o zamanlar çorak bir kayalik olan Mekke kesimine götürür, orada büyük bir agacin altina birakir. O tarihte Mekke'de ne bir kimse, ne yiyecek ve içecek, hiçbir sey yoktur. Iste Ibrahim, bu ana ve ogulu buraya birakir. Yanlarina da içi hurma dolu mesinden bir dagarcik, ayrica da içi su dolu bir kirba kor. Sonra da arkasini dönüp Sam'a gitmek üzere yola çikar.
Karisini ve sevgili oglu Ismail'i dag basinda yapa yalniz birakip gitmek kuskusuz ki vicdanin alabilecegi bir sey degildir. Nitekim Hacer Ibrahim'in arkasindan pesi sira giderek seslenir:
"Ey Ibrahim! Bizi bu vadide birakip da nereye gidiyorsun? Öyle bir vadi ki, ne görüp görüsecek var, ne baska bir hayat eseri var" der. Fakat Ibrahim aldiris etmez; Hacer bu söylediklerini yüksek sesle tekrarlar fakat Ibrahim yine aldiris etmez, yürümesine devam eder, dönüpte Hacer'e bakmaz bile. Nihayet Hacer ona:
"(Bizi burada birakmagi) Allah mi sana emretti?" diye sorar. Ibrahim de ona: "Evet Allah emretti!" der.
Tanri neden bu zavalli kadina böylesine azab etmek istemistir? bilinmez fakat Hacer, muhtemelen avunmak için kendi kendine: "Öyle ise (Allah bize yetisir), O bizi korur, birakmaz" der ve gerisin geriye yerine döner. Ibrahim de ayrilip gider. Güya Mekke'nin üstündeki "Seniyye" denen bir yere gelince yüzünü Ka'be'ye döndürüp, ellerini havaya kaldirir ve Tanri'ya dua eder. Kur'an'da Ibrahim'in söyle dua ettigi yazili:
"Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazi dosdogru kilmalari için ben, neslimden bir kismini senin Beyt'i Harem'inin (Ka'be'nin) yaninda , ziraat yapilmayan bir vadiye yerlestirdim. Artik sen de insanlardan bir kisminin gönüllerini onlara meyledici kil ve meyvelerden bunlara rizik ver. Umulur ki bu nimetlere sükrederler" (K. Ibrahim Suresi, ayet 37)
Hani sanki Tanri'nin, "yapilmak gereken seyler hususunda Ibrahim'den ders almaga gereksinimi varmis gibi!" bir durum var ortada.
Susuz, çorak ve kayalik bir yerde, oglu ile tek basina kalan Hacer ne yapacagini bilemeyip oglunu emzirmege baslar. Ara sira kirba'dan sudan içer fakat az geçmeden kirba'daki su biter. Hem kendisi hem de çocugu susuzluktan kivranirlar. O kadar ki çocuk susuzluktan sizlanarak toprak üzerinde yuvarlanip durur. Çocugunun bu içler acisi haline bakarken Hacer'in içi fenalasir, ve saskinlikla çocugu birakip ötelere gider ve orada Safa tepesi diye bir yerin üstüne çikar, gelen giden var mi diye etrafa bakar. Fakat hiç kimseleri göremez. Sonra tepe'den inip kosa kosa vadiye geçer sonra Merve denen bir yere gelir. Bir süre orada durupta kimseyi göremeyince tekrar geldigi yere, yani Safa tepesine döner. Bu suretle Safa ile Merve arasinda yedi kez kosarak gidip gelir. Neden dolayi bu isi yedi def'a yapar, bilinmez. [Fakat her ne olursa olsun nice yillar sorna Muhammed, Ka'be'yi ziyaret edecek olan hacilara, Safa ile Merve arasinda yedi def'a kosmalarini emredecektir].
Hacer yedinci kez kosarak geldigi Merve üzerinde iken bir ses isitir. Kulaklarina inanamaz ve iyice dinlemege baslar. Ikinci kez sesi isitince: "Ey ses sahibi, sesini duyurdun! Eger sen bize yardim etmek kudretine malik isen, bize yardim et" der. Bunu der demez ilerde bir yerde bir melek belirir. Bu beliren melek Cibril'dir; belirdigi yer ise Zemzem kuyusunun kazilacagi yerdir. Nitekim Cibril ayaginin topugu (yahut kanadiyle) yeri kazmaya baslar ve kazdigi bu yerden su fiskirir. Su baska yere gitmesin ve ziyan olmasin diye Hacer, havuzumsu bir yer yapar ve bir eliyle de kirbasina su doldurur. Ayni zamanda kana kana sudan içer; bu suretle (süt haline giren su ile) çocugunu da emzirir. Cibril kendisine, su azalir ya da ziyan olur diye, telas etmemesini bildirir ve söyle der:"Iste surasi Beytullah(in yeri) dir. O Beyti su çocukla babasi yapacaktir. Muhakkak ki, Allah, o isin ehlini zayi etmez (yitirmez)" der (Bkz. Buhari'nin Ibn-i Abbas'dan rivayeti için bkz. Sahih-i..., Cilt IX, 115 ve d.; sh. 121-122, Hadis no. 1381; ayrica bkz. Cilt VII, sh. 232 ve d. )
Bütün bunlar olurken Ibrahim, sevgili karisi Sara ve sevgili oglu Ishak ile birlikte, evinde yan gelmis yatmaktadir. Muhtemelen az sonra onlari terkedip Hacer'in yanina dönecegi ve oglu Ismail ile birlikte Ka'be'nin duvarlarini yükseltecegi günlerin gelmesini beklemektedir. Hikayemize devam edelim.
Hacer, yukarda belirttigimiz sekilde yasayip giderken günlerden bir gün Cürhüm'den bir topluluk çika gelir. "Cürhüm" Yemenli bir kabilenin büyük babasi olarak bilinir. Soylarinin Nuh'un oglu Sam'a vardigi söylenir. Güya arapçayi ilk olarak konusanlar bunlardir. Bunlar Mekke'nin alt tarafina indikleri bir sirada , oraya bir kusun gelip gittigini görmüsler, bu kusun mutlaka sulak bir yerde dönüp dolasir oldugunu düsünmüsler ve yaptiklari bir arastirma sonucunda bu yerin Hacer'in bulundugu yer oldugunu ögrenmislerdir. Ve iste bunu ögrenipte Mekke mevkiine geldiklerinde Hacer'i su basinda bulurlar: "Bizim de gelip suraya senin civarina inmemize (izin) verir misin?" derler. Hacer de onlara: "Evet inebilirsiniz (Bu sudan da kullanabilirsiniz). Su kadar ki, bu suda mülkiyet iddia edemezsiniz; onun mülkiyet hakki bana aittir)" der.
Hacer'in bu sözlerini kabul eden Cürhümi'ler, o andan itibaren oraya yerlesirler ve daha sonra kendilerine katilan diger Cürhümi'lerle birlikte Mekke'nin bulundugu yeri kent haline getirirler.
Günler geçer ve Hacer'in oglu Ismail, yigitlik ve gençlik çagina girer. Cürhümi'lerden arapcayi ögrenmis ve onlar arasinda sevimli bir sima olmustur. Bulug'a eristiginde de Cürhumi'ler onu, kendilerinden bir kizla evlendirirler. Kari koca, birbirlerini severek yasamaga baslarlar. Bununla beraber Ismail'in kazanci yerinde degildir; kendisini, karisini ve anasini güç bela geçindirmektedir. Az geçmeden Hacer, doksan yasina girmis olarak ölür.
Bu arada Ismail'in babasi Ibrahim'in aklina, bir zamanlar çölde bir yerlere birakip gittigi oglunu ve kadinini arayip görmek gelir. Bir gün kalkar Mekke'ye yollanir ve Ismail'in evine arayip bulur. Ismail evde olmadig için karisi onu misafir eder. Ibrahim kendisini tanitmaz fakat kadina geçim durumlarinin (hal ve vakitlerinin) ne oldugunu sorar. Ismail'in hanimi: "Siddetli darlik içindeyiz. Gayet fena bir haldeyiz" diye yakinir. Ibrahim fazla oturmaz, ve :"Kocan geldiginde benden selam söyle. Ve ona söyle (de) kapisinin esiginin basamagini degistirsin" deyip çikar gider ve karisi Sare ile oglu Ishak'in bulundugu Sam'a döner.
Anlasilan o ki Ibrahim, kadinin bu sekildeki yakinmasindan hoslanmamistir; ona göre kadin geçim derdinden söz etmemeli, evce kötü durumda bulunduklarini söylememelidir. Bundan dolayidir ki "kapisinin esiginin basamagini degistirsin" seklinde bir mesaj birakmakla ogluna, karisini bosamasi gerektigini bildirmistir.
Her ne hikmetse Ismail'in karisinin aklina "Sen kimsin?" diye sormak gelmemistir. Aksam olupta Ismail eve döndügünde, evin içinde duydugu güzel bir koku gibi emarelerden, babasinin gelip gittigini anlar gibi olur ve karisina sorar: "Evimize gelen oldu mu?". Bunun üzerine karisi olan bitenleri Ismail'e anlatir. Ismail karisina yine sorar:, "Sana bir sey vasiyyet ve bir söz tevdi etti mi?". Karisi da: "Evet, bana, sana selam söylememi ve kapinin basamagini degistir! dememi (söyledi)" der.
Bunlari dinleyen Ismail, babasinin "kapinin basamagini degistir!" seklindeki sözlerinin "Karini birak ve baska bir kadin al" anlamina geldigini düsünür ve karisina: "O gelen ihtiyar babamdir. Bana senden ayrilmami emretmistir. Artik sen ailenizin evine gidebilirsin!" der, ve kadincagizi bosar ve Cürhümi'lerden baska bir kadinla evlenir.
Bir kimsenin, sirf babasi öyle dedi ve emretti diye karisini bosamasi, kuskusuz ki mantiki ve adil bir davranis olmaz. Kari koca arasindaki uyusmazliklar, ya da hatali davranislar, karsilikli görüsmeler ve uzlasmalar yolu ile giderilmek gerekir. Kadin hata etmistir diye kocanin onu (hem de baska birinin tavsiyesi üzerine- velev ki bu kisi babasi olsun) bosamasi adalet ve dürüstlük ilkeleriyle bagdasmaz.
Her ne olursa olsun Ibrahim, bir süre sonra tekrar Mekke'ye gelir ve Ismail'in evine iner. Tesadüf bu ya, Ismail yine evde yoktur. Kapiyi Ismail'in yeni karisi açar ve Ibrahim'i agirlar. Fakat ona kim oldugunu sormaz ve Ibrahim de kim oldugunu açiklamaz. Ibrahim kadina söyle der: "Nasilsiniz? geçiminiz, haliniz vaktiniz iyi midir?". Ismail'in karisi cevap verir: "Biz, hayir, saadet ve bolluk içindeyiz" der ve Tanri'ya "hamd-ü sena" eder. Ibrahim tekrar sorar: "Ne yiyip, ne içiyorsunuz?". Kadin da:"Et yiyoruz, su içiyoruz" der.
Bunun üzerine Ibrahim: "Ya Rab! Bunlarin etlerini ve sularini mübarek kil, (ugur) bereket ihsan eyle" diye dua eder.
[Bu vesile ile deginelim ki, Ibn Abbas'in söylemesine göre, güya Ibrahim'in bu sekildeki dua'sindan dolayidir ki et ile su, sicak bir yer olmasina ragmen Mekke'den baskaca hiçbir yerde insan sagligina uygun düsmez olmusmus. Ve eger o zamanlar Mekke civarinda hububatla ugrasilir olunsa imis, Ibrahim hububat hakkinda da dua eder ve böylece Mekke'nin hububati bol olan bir yer haline girmesine sebeb olabilirmismis (Bkz. Sahih-i..., Cilt IX, sh. 125)].
Kadinin yukardaki sekilde konusmasindan ve halinden sikayetçi bulunmamasindan hosnud olan Ibrahim, kadina söyle der: "Kocan geldiginde ona selam! Ve ona kapisinin esigini güzel tutsun! diye emreyle!" der ve sonra kalkar Sam'a, evine döner.
Aksam Ismail eve geldiginde: "Evimize gelen oldu mu?" diye sorunca karisi: "Evet güzel yüzlü bir ihtiyar geldi" diyerek Ibrahimi över. Sonra Ibrahim'in "Geçiminiz nasildir?" seklindeki sorusuna: "Hayir ve saadet içindeyiz" dedigini ekler. Bu sefer Ismail: "Sana bir sey vasiyyet etti mi?" diye sorunca: "Evet o (saygin) ihtiyar sana selam söyledi. Ve kapinin esigini iyi tutmani emreyledi" der. Bunun üzerine Ismail karisina söyle der: "Iste o babamdir! Sen de evimizin (serefli) esigisin. Babam bana seni hos tutmami, iyi geçinmemi emretmistir". (Bkz. Sahih-i.., Cilt IX, sh.124-5)
Anlasilan yine o ki Ibrahim, kocasina boyun egen, kocasindan sikayet etmeyen, yoksulluga katlanmasini bilen kadinlari makbul saymaktadir Ismail de tipki babasi gibi ayni tip kadinlardan hoslanmaktadir.
Bu son olaydan sonra Ibrahim bir süre daha Ismail'den uzak yasar. Fakat nihayet bir gün kesin olarak Mekke'ye gelmeye karar verir. Bu kez ilk karisi Sare ile, ondan olan oglu Ishak'i terkedip Mekke'ye gelir. O sirada Ismail, Zemzem kuyusunun yakininda büyük bir agacin altinda, okunu yontup düzeltmekle mesguldur. Ibrahim'in geldigini görünce babasi oldugunu anlar ve kalkip ona dogru kosar. Baba ogul kucaklasip öpüsürler. Sonra Ibrahim ogluna: "Ey Ismail! (Tanri) bana muazzam bir is emretti!... Fakat bu iste sen bana yardim edeceksin" der. Ismail de: "Babacigim, ben sana her veçhile yardim ederim" diye cevap verir. Ibrahim, yapilacak isin ne oldugunu anlatmak üzere civardaki yüksekce bir tepeye isaretle: "(Tanri bana) burada bir beyt (konut) yapmami emretti" der (Bkz. Sahih-i..., Cilt IX, sh. 126).
Burasi güya vaktiyle Adem'in tavaf ettigi nur'dan bir tasin bulundugu ve onun ölümünden sonra ogullarindan birinin bina ederek yanina "Hacer-i Esved" i (kara tasi) yerlestirdigi bir yerdir; hikayesi de söyledir:
Islam kaynaklarinin bildirmesine güya Adem ile Havva cennet'ten çikarildiklari zaman Arafat'ta bulusup Bati yönüne dogru yürüyerek Ka'benin bulundugu yere gelirler. Orada Adem Tanri'ya yalvarir ve Cennette iken etrafinda tavaf ettigi nur'dan islenmis tasin saglanmasini diler. Tanri onun bu dilegini kabul ederek nur'dan bir sütun gönderir ve Adem, onun etrafinda tavaf ederek Tanri'ya ibadet etmeye baslar. Fakat daha sonra bu nur'dan sütun kaybolur ve yerinde siyah bir tas kalir. Adem'in ölümünden sonra onun üçüncü oglu olan Sis (Sit)16 , babasinin vasiyeti geregince, tas ve çamurla Ka'be'yi insa eder. Insa ettigi bu yer dört köse bir binadir. Bu binanin bir kösesine de o siyah tasi koyar. Bu bina "Beytullah" diye anilan yerdir ki ki Ka'be olarak bilinir; bu tas ise "Hacer-i Esved" diye bilinen ve müslümanlarin 1400 yil boyunca tapar olduklari tas'tir [Bir baska rivayete göre evvelce beyaz olan bu tas, "Cahiliye" döneminin günahlari, kötülükleri ve murdarliklari yüzünden siyah olmustur].
Ve iste Ibrahim'in, biraz yukarda belirttigimiz gibi, Hacer'i ve Ismail'i alarak geldigi ve sonra onlari orada birakip gittigi, daha sonra da tekrar geldigi yer burasidir.
Yine yukarda belirttigimiz gibi Ismail ile birlikte Ka'be'nin temellerini yükseltip burasini bir ibadet mahalli haline getirir ve Tanriya sunar. Sunarken de: "Ey Rabbimiz! Bunu kabul buyur; süphesiz sen isitensin, bilensin-'..." (K. Bakara 127) der 17 ve ekler: "Ey Rabbim! Burayi güvenli bir Kent yap; halkindan Allah'a ve ahiret gününe inananlari çesitli meyvelerle besle..." (K. Bakara 126) [Sanki Tanri ne yapilmak gerektigini bilmezmis de Ibrahim'den tavsiye beklermis gibi!].
Tanri bundan hosnud olur ve temelleri yükseltilen Beytullah'i (Ka'be'yi) kendisine ibadet edilmek gereken bir yer olarak ilan eder ve brahim'e de buranin temiz tutulmasin emreder. Söyle der:
"Biz, Beyt'i (Kabe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenilir bir yer kildik. Siz de Ibrahim'in makamindan bir namaz yeri edinin (orada namaz kilin). Ibrahim ve Ismail'e: -'Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için Evim'i temiz tutun-' diye emretmistik" (K. Bakara 126; ayrica bkz. Hacc Suresi 26-29).
Bundan sonra Ibrahim ve Ismail: "Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun egenlerden kil, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çikar..." (K. Bakara 128) diye dua ederler. Söylemeye gerek yoktur ki "Bizi sana boyun egenlerden kil" derlerken anlatmak istedikleri sey "Bizi müslüman kil" dir. Nitekim Kur'an'da Tanri'nin onlara müslüman kildigi su sekilde belirtilmektedir:
"... Rabbi ona (Ibrahim'e) -'Müslüman ol'- demis, o da: -'Alemlerin Rabbine boyun egdim'- demisti...." (K. Bakara 131).
Fakat Muhammed'in söylemesine göre Tanri, müslüman olmayi sadece Ibrahim'e ve Ismail'e emretmis degildir; bu emrini Ibrahim'in diger oglu Ishak, ve ondan sonra gelecek olan Ya'kub ve onlarin zürriyeti için de vermistir. Kur'an'da söyle yazili:
"Bunu (yani "Müslüman ol" emrini) Ibrahim de kendi ogullarina vasiyet etti, Ya'kub da: -'Ogullarim! Allah sizin için bu dini (Islam'i) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz(dedi)..." (K. Bakara 132).
Görülüyor ki Tevrat'da geçen ve Yahudilerin kendi atalari ve kendi dinleri ile ilgili olan Ibrahim hikayesi, Kur'an'da farkli bir sekle sokulmus ve Tanri, sanki Ibrahim'in soyundan gelme bütün ümmetlere müslümanligi emretmis gibi tanimlanmistir.
Masal'in bu sekle sokulmasinin sebebi sudur: Medine'ye hicret ettikten sonra Muhammed, orada bulunan ve Ishak'in sulbunden geldiklerini söyleyen Yahudileri müslüman yapmak istemistir. Müslüman yapabilmek için Tanri'nin Ibrahim'i müslüman kildigini ve kilarken de onu, kendi ogullarina (Ishak'a, Ya'kub'a. vs...) müslümanligi vasiyet etmekle görevlendirdigini söylemistir.