Yahudilerin Tevrat'inda, "Seba kiraliçesi" nin, Israil kirali Süleyman'i (Solomon'u) ziyaretiyle ilgili bir hikaye vardir ki Muhammed bunu, bir takim degisikliklere sokarak Kur'an'a almistir. Hikaye'nin Tevrat'daki seklinin özeti söyle:
Seba kiraliçesi, "Rabbin isminden ötürü" Süleyman'in söhretini isitince onu bilmecelerle denemek üzere Kudüs'e (Yerusalim'e) gitmege karar verir ve yola koyulur. Beraberinde bir alay insan ve ayrica baharat, altin ve degerli taslar yüklü develerle vardir. Kudüs'e vardiginda Süleyman'la uzun uzun konusur, onunla yer içer, "yüreginde olan bütün seyler hakkinda" Süleyman'a sorular sorar. Bütün sorularina Süleyman'dan mükemmel yanitlar alir. Ayrica da Süleyman'in yasayis tarzina, sarayina ve her seyine hayran kalir ve ona der: "Senin islerin için, ve hikmetin için memleketimde isitmis oldugum söz dogru imis. Ve gelip gözlerim onu görünceye kadar o sözlere inanmamistim; ve iste bana, yarisi bile bildirilmemis hikmetin ve mutlu halin, kulagima gelen haberden üstündür. Adamlarin ne mutlu, bu kullarin ne mutlu, daima senin önünde duruyorlar ve hikmetini isitiyorlar. Seni Israil tahti üzerine koymak için senden razi olan Allah'in Rab mubarek olsun; Rab Israil'i ebediyen sevdigi için hak ve dogruluk yapasin diye seni kiral etti" (Bkz. Tevrat/ I Kirallar, Bap 10: 1-10)
Ve sonra getirdigi hediyeleri Süleyman'a verir, Süleyman da ona cömertçe hediyeler verir, ve sonra Seba kiraliçesi, kullari ile beraber dönüp memleketine gider (Tevrat/ I Kirallar, Bap 10: 11-13) .
Tevrat'daki hikaye bundan ibaret. Söylemeye gerek yoktur ki bu masal, Yahudi din adamlari tarafindan, Israil'i Tanri'nin sevgili kavmi gibi göstermek amaciyle ortaya atilan buluslardan bir digeridir.
Ve iste bu yukardaki masali Muhammed, Kur'an'in Neml Suresi'ne almis ve alirken de bir takim degisiklikler yaparak, Süleyman'in "müslüman" bir peygamber oldugunu, karincalarin ve kuslarin dilinden anladigini, ve Seba Melikesi'nin de ona hayran kalarak müslümanligi kabul ettigini bildirmistir.
Gerçekten de Arapça'da "Neml" sözcügü "Karinca" anlamina geldigi için Kur'an'in Neml Suresi'nde, Süleyman "peygamber"in karinca'larla "karinca" dilinde ve Kus'larla da "kus" dilinde konustugu, bu dil'lere vakif oldugu için cin'lerden ve kuslar'dan olusan ordular kurdugu ve karincalarin da bu ordulara yol açtiklari masal olarak anlatilir.
Bilindigi gibi Süleyman, Davud "peygamber"in ogludur. Her ne kadar Yahudiler onu, "Solomon" adiyle Yahudi "peygamber"i olarak bilirlerse de Muhammed'in söylemesine göre o "tam bir müslüman"dir; tipki babasi Davud'un müslüman oldugu gibi. Çünkü güya Tanri onlari: "Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik" (K. 27 Neml Suresi, ayet 15) diyerek Islam imanindan yapmis ve onlari diger "mü'minlere" nazaran bir takim ayricaliklarla donatmistir. Bu nedenle her ikisi de Tanri'ya "Bizi, mümin kullarinin bir çogundan üstün kilan Allah'a hamd olsun" (K. 27 Neml 15) diyerek sükranlarini sunmuslardir.
Fakat, yine Kur'an'da yazilanlara göre Tanri, bunun da disinda Süleyman'a kuslarin dilini konusup anlama yetenegi vermis, ona kus dili ögretmistir. Biraz asagida görecegimiz gibi Süleyman, karincalarla da konustuguna göre, karinca dilini de, tipki kus dili gibi, iyi bildigi anlasilmaktadir. (Ancak bunu nereden ögrendigini kesfedemiyoruz). Fakat her ne olursa olsun bu dilleri konusabilmeyi bir övünme vesilesi yapan Süleyman, Kur'an'daki yazilisa bakilirsa: "Ey insanlar! Bize kus dili ögretildi ve bize her seyden (nasip) verildi. Dogrusu bu apaçik bir lütuftur" (K. Neml, 16) diyerek caka satmaktan geri kalmaz.
Neden dolayi Tanri, Davud'u ve Süleyman'i, diger "mu'minlerden" üstün kilmistir ve üstelik Süleyman'a hayvanlarin dilini belletmistir? bilemiyoruz! Hele Davud'u sonsuz nimetlere layik bulup üstün kilmasinin sebebini anlamak oldukça güç; su bakimdan ki Davut, en yakin bir arkadasinin karisina asik olup onunla evlenen ve kiskançliktan kurtulmak için bu arkadasini bir savas sirasinda cephe'ye (hem de cephe'nin en tehlikeli, en ölümlü hattina) gönderip ölmesini saglayan bir kimsedir. Süleyman'a gelince, yediyüz kadar kadini es ya da cariye olarak saray'inda kullanan, olmadik sasaa ve debdebeye dalan böyle bir insanin ayricaliga hak kazanan yönü pek bulunmamaktadir. Muhammed'i "okumasiz ve yazmasiz" bir "elçi" olarak seçtigini söylemekle övünen bir Tanri'nin, Süleyman'a, kuslarin ve karincalarin konustuklari dilleri ögretmek gibi "büyük nimetler" vermesini anlamak kolay degildir.
Fakat her ne olursa olsun Kur'an'da anlatilanlara göre (K. Neml 15-16) Süleyman "peygamber", Kudüs'te büyük bir mabed insa ettirdikten sonra insanlardan, cinlerden ve kuslardan bir ordu kurar ve hacc etmek üzere Mekke'ye gider. Bir süre orada kaldiktan sonra Yemen'e gitmek üzere yola çikar. Az gider uz gider sonunda karincalarin bulundugu bir vadi'ye gelir. Karincalardan biri, diger karincalara: "Ey karincalar! Yuvalariniza girin, Süleyman'in ordusu farkina varmadan sizi ezmesin" (K. Neml 18) diye ikaz eder. Süleyman bu sözleri duymustur; hafifçe gülümser. Neden gülümsemistir, pek bilinmez, fakat oturup Tanri'ya: "Ey Rabbim! Beni, gerek bana , gerekse ana-babama verdigin nimete sükretmeye ve hosnud olacagin iyi isler yapmaya muvaffak kil. Rahmetinle, beni iyi kullarinin arasina kat" (K. Nemnl 19) diye dua eder.
Bu arada aklina abdest almak gelir ve su arar; fakat bulamaz. Bulamayinca Hüdhüd 'ü arar18. Bir diger adi "Çavus kusu" 19 oldugu söylenen Hüdhüd , ona her zaman için su bulmakla görevli bir kustur. Suleyman: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayiplarda mi? bana apaçik bir delil getirmelidir; yoksa onu ya siddetli bir azaba ugratirim, yahud keserim" diye kükrer (K. Neml 20-21).
Hüdhüd, Süleyman'in gazaba geldigini duyar duymaz derhal gelir ve ona, çok varlikli ve büyük bir tahta sahip, fakat günese secde eden, Allah'i tanimayan bir kadin hükümdar buldugunu, bu kadinin Sebe denilen bir kavmin melikesi oldugunu söyler ve söyle der:
"Ben senin bilmedigin bir seyi ögrendim. Sebe'den sana çok dogru (ve önemli) bir haber getirdim. Gerçekten onlara (Sebe'lilere) hukümdarlik eden, kendisine her sey verilmis ve büyük bir tahti olan bir kadinla karsilastim. Onu ve kavminin, Allah'i birakip günese secde ettiklerini gördüm. Seytan , kendilerine yaptiklarini güzel göstermis de onlari dogru yoldan alikoymus. Bunun için dogru yolu bulamiyorlar. (Seytan onlari öylesine saptirmis ki) göklerde ve yerde gizleneni açiga çikaran, gizlediginizi ve açikladiginizi bilen Allah'a secde etmesinler. (Oysa ki) büyük Ars'in sahibi olan Allah'tan baska tanri yoktur" (K. Neml 20-26)
Hüdhüd'ün Sebe Melikesi dedigi kimse, Yemen'de Sebe adindaki bir Arap kabilesi'nin hükümdari olan Belkis'dir.
Fakat Süleyman Hüdhüd kusu'nun söylediklerine pek inanmaz ve ona der: "Dogru mu söyledin, yoksa yalancilardan misin, bakacagiz" (K. Neml 27). Bunu dedikten sonra Sebe Melikesi Belkis'e götürmesi için Hüdhüd'e bir mektup verir, ki hikayesi asagidadir.