Biraz yukarda belirttigimiz gibi Süleyman, her ne kadar Hüdhüd'ün söylediklerini süphe ile karsilamakla beraber, ona: "Su mektubumu götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacaklari sonuca bak" diye emreder (K. Neml 26-27). Gönderdigi yazida Tanri'nin adiyle hareket ettigini belirtir ve Sebe melikesine tehditler savurur. Mektupta su yazilidir: " Tanri kulu (ve Davud'un oglu Süleyman'dan) Sebe Melikesi Belkis'e: Rahman ve rahim olan Allah'in adiyla; Bana baskaldirmayin ve teslimiyet gösterip bana gelin" (K. Neml 30-32).
Buradaki "Teslimiyet gösterin" sözleriyle Belkis'e anlatmak istedigi sey "Müslüman olun" dur. Hüdhüd mektubu alip Belkis'e götürür. Beyzevi gibi Kur'an yorumcularina göre Belkis o sirada evine kapanmis oturmaktadir. Bu nedenle Hüdhüd, evin kapisindan girme olanagini bulamaz; pencereden girer ve mektubu birakir. Kimi yorumculara göre de Sebe Melikesi, disarda, askerlerle birlikte iken Hüdhüd gelip mektubu onun gögsünün üstüne koyar.
Mektubu alan Belkis, yanindakilere seslenir: "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup birakildi. Mektup Süleyman'dandir. rahman ve rahim olan Allah'in adiyla (baslamakta)dir. (Mektupta) -'Bana bas kaldirmayin, teslimiyet gösterip bana gelin-' diye (yazilmaktadir). Beyler, ulular! Bu isimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanimda olmadan (size danismadan) hiçbir isi kestirip atamam" (K. Neml 29-32).
Yanindakiler Belkis'e, güçlü savas erbabi olduklarini ve kendisinin verecegi karara uyacaklarini söylerler. Fakat Belkis savas taraflisi degildir; çünkü savasin kendileri bakimindan çok sakincali sonuçlar doguracagindan çekinir. Bu nedenle Süleyman'i, hediyeler vererek, yani bir tür rüsvet yolu ile, yatistirmak ister. Söyle der:
"Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayi perisan ederler ve halkinin ululularini alçartirlar. (Her halde Süleyman da ) böyle yapacaktir. Ben (simdi) onlara bir hediye göndereyim de bakayim elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler" (K. Neml 34-35)
Ve dedigi gibi yapar, elçileriyle Süleyman'a hediyeler gönderir. Kur'an yorumcularinin rivayetine göre bu hediyeler arasinda besyüz genç köle (ki güzel kizlardan ve oglanlardan olusmustur), bes yüz kalip altin, en nadir taslardan yapilmis bir taç, ve nefis kokular vs... vardir. Hatta güya Süleyman'in "peygamber" olup olmadigini denemek için bu genç oglan köleleri kiz giysileri içerisinde ve kiz'lari da erkek giysileriyle göndermistir. Yine rivayete göre, Süleyman, kizlarin erkek ve erkeklerin kiz giysileri içerisinde olduklarini anlamakta geçikmez ve hediyeleri de kabul etmez; elçilere su tehdidi savurur:
"Siz bana mal ile yardim mi ediyorsunuz? Allah'in bana verdigi, size verdiginden daha iyidir. Hediyenizle (ben degil) siz sevinirsiniz. (Ey elçi! ülkene dön) iyi bilsinler ki, kendilerine asla karsi koyamayacaklari ordularla gelir, onlari muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çikaririz". (K. Neml 36-37).
Sonra yanindaki danismanlarina döner ve: "Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melikenin tahtini bana getirir?" (K. Neml 38) diye sorar.
Görülüyor ki Süleyman, korku ve dehset saçarak Sebe halkini ve melikesini "müslüman" yapmak hevesindedir.
Süleyman'in bu sekilde konusmasi üzerine Cin'lerden bir ifrit gönüllü çikar ve:"Sen makamindan kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu ise gücüm yeter ve bana güvenebilirsin" (K. Neml 39) der. Ifrit sözünü bitirir bitirmez, Tanri'nin verdigi Kitab'i iyi bilen bir kisi (ki bunun Hizir ya da Süleyman'in veziri olan Asaf bin Berhiya oldugu rivayet olunur20) ifrit'in sözlerine katilir ve Süleyman'a söyle der: "Gözünü açip kapamadan ben onu sana getiririm".
Ve gerçekten de, o an Sebe melikesinin tahti Süleyman'in yanina getirilmis olur. Tahti karsisinda görmekle Süleyman sasirir; bunun Tanri tarafindan kendisini sinamak üzere düzenlenmis bir is oldugunu düsünür; söyle der: "Bu, sükür mü edecegim, yoksa nankörlük mü edecegim diye beni sinamak üzere Rabbimin (gösterdigi) lütfundandir. Sükreden ancak kendisi için sükretmis olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir seye ihtiyaci yoktur..." (K. Neml 40).
Taht'in gelisinden sonra, arkasindan Sebe melikesinin de gelecegini düsünerek onu sinamak üzere adamlarina emreder: "Onun tahtini bilemeyecegi bir hale getirin; bakalim taniyacak mi, yoksa tanimayanlar arasinda mi olacak" (K. Neml 41).
Tahti taninmayacak hale getirirler. Tam bu sirada Sebe melikesi Belkis kendiliginden çikip gelir. Süleyman ona: "Senin tahtin da böyle mi?" diye sorunca Belkis: "Tipki o" diye yanit verir. Bunun üzerine Süleyman: "Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmis ve biz müslüman olmustuk" der (K. Neml 42). Ve sonra Belkis'i köske girmege çagirir: "Köske gir" der (K. Neml 44). Beraberce köske girerler.
Kur'an yorumcularinin bildirmesine göre bu köskün avlusu billurdan yapilmis olup altin'dan su akitilmis ve suya baliklar konmustur. Salonun ihtisami karsisinda Belkis kendinden geçer; yerlerin isildamasi karsisinda, sanki derin bir su oldugunu sanir ve eteklerini çeker. Süleyman ona: "Bu camdan yapilmis mücella bir solondur" der. Bu gördügü muhtesem manzara karsisinda Sebe melikesi, Tanri'nin mücize yarattigini düsünerek: "Rabbim! Süphesiz ben kendime yazik etmisim, Süleyman'la beraber, alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" diyerek müslüman oluverir (K. Neml 43-45).
Yine tekrar edelim ki bu yukardaki masali Muhammed Yahudilerin Tevrat'indan almistir. Fakat alirken, adeti vechiyle, kendi günlük siyaseti dogrultusunda bazi degisikliklere sokmustur ki o da Sebe Melikesi ile ilgilidir. Çünkü Kur'an'a soktugu ayet'lere göre Süleyman, yukardaki sekilde hareketle, Sebe Melikesi'ni müslüman yapmis görünmektedir. Oysa ki Tevrat'da böyle bir sey yoktur. Sadece Sebe Melikesi'nin, Israil kirali Süleyman'i ziyarette bulundugu, onunla konustugu, onun ilmine ve hikmetine hayran kaldigi ve bu hayranlik içerisinde ona: "Allah Israil'i ebediyen sevdigi için hak ve dogruluk yapasin diye seni kiral ilan etti" (Bkz.I Kirallar , Bap 10: 1-113) dedigi ve altin'lar, degerli taslar ve baharat hediye ettigi ve sonra kendi ülkesine dönüp geldigi yazilidir. Daha önce de belirttigimiz gibi bu masal, Israil'i Tanri'nin sevgili kavmi gibi göstermek amaciyle Yahudi din adamlarinin, büyük bir kurnazlikla ortaya vurduklari buluslardandir.
Ve iste Muhammed, bu ayni taktigi, Süleyman'i müslüman "peygamber" seklinde tanimlayarak ve Sebe Melikesi'ni de onun sayesinde müslüman olmus gibi göstererek Islami bir "kisas" (masal) sekline dönüstürmüstür.
Ancak ne var ki Kur'an yorumcularindan bir kismi, yukardaki masalin akli dislayan yönlerinden rahatsiz olarak bir takim görüsler belirtirler. Örnegin Hüdhüd kusunun ve karincalarin konusmalarina akil erdiremeyip ayet'deki "karincalar" sözcügünün "micazi" anlamda olmak üzere kullanildigini, bununla anlatilmak istenen seyin "Arap ordulari" oldugunu söylerler. Yine bunun gibi "kuslar" sözcügünün "sipahiler" karsiliginda tutuldugunu, "Hüdhüd" 'ün bir ad' oldugunu, "Cinler" sözcügünün ise "yabanci ordulari" anlamina geldigini bildirler.
Oysa ki bütün bunlar gerçek disi iddialardir, çünkü bir kere Süleyman'in "Arap ordulari" ile ilgisi yoktur. Islam yazarlari bile Israil ogullarinin Süleyman döneminde tarihlerinin en "muhtesem devrini" yasamis olduklarini söylerler 21. Öte yandan Kur'an'in Enbiya Suresi'nde Tanri'nin Davud'un emrine kuslar verdigi (K. 21 Enbiya 79), Süleyman'in emrine de, ona kaleler, heykeller, lengerler, kazanlar vs... yapmalari için cinleri verdigi yazilidir (K. 34 Sebe 12-13).
Fakat her ne olursa olsun yukardaki masal'in, kisiler baklimindan fikirsel gelismeye vesile oldugu söylenemez.