X) Tanri'nin emrine itaatkar Deve Masali:

Ibn Ishak ve Taberi gibi ünlü Islam kaynaklarina göre Muhammed, Medine'ye girerken devesinin dizginini koyuverir; ve güya deve, Ensar'larin evleri yanindan geçerken, her evin sahibi kendisini misafir etmek ister. Fakat Muhammed: "Deve'nin dizginini serbest birakin, çünkü ona (Tanri tarafindan ) izin verilmistir" der. Deve yavas yavas ilerleyerek Beni Neccar'dan iki yetim çocugun mülkü olan bir yere gelerek kendiliginden durur ve çöker. Fakat Muhammed deve'den inmez. Deve hemen yerinden siçrar ve dizginleri salik olarak kendi basina yürümege devam eder. Biraz ilerledikten sonra az önce çökmüs oldugu yere geri döner ve boynunu uzatarak çöker. Bunun üzerine Muhammed deve'den iner.

Devesinin Tanri'dan gelme bir emirle yürüdügü ve bu mevkide çöktügü kanisini yaratmayi, kuskusuz ki "uhreviyetinin" bir isareti seklinde kabul ettirmek bakimindan önemli bilmistir. Pek muhtemeldir ki devenin, dizginler salik olsa da, ayak dürtmesiyle yürüyüp duracagini, oturup kalkacagini hesaplamistir.

Deve'nin boynunu uzatarak çöktügü nokta hurmaliklarin bulundugu bir tarladir ki müsriklerin kabristan olarak kullandiklari bir yerdir. Bu yerin kime ait oldugunu ögrendikten sonra onlara: "Bu topragi bana satiniz" der. Onlar: "Biz bu toprak için para istemiyoruz, ecir ve sevabina verecegiz" derler. Bunun üzerine Muhammed hurmaliklarin kesilmesini, tarlanin düzeltilmesini, kabirlerin kazilmasini emreder 32. Mescid yapisinin bitimine kadar Ebu Eyyüb'un evinde misafir kalir 33

Ancak ne var ki Mescid'in yapim isi bitmeden önce Muhammed'in en yakin arkadaslarindan biri olan Ebu Ümame hastalanir ve bogazi siserek ani'den ölür. Her ne kadar Muhammed onu iyilestirmek maksadiyle daglama usulüne basvurursa da kurtaramaz. Bu yüzden çevredeki Arap'lar ve Yahudi'ler söylenmeye baslarlar: "Eger Muhammed peygamber olsaydi arkadasi ölmezdi" diye aralarinda konusurlar. Bu tür dedikodulari önlemek için Muhammed: "Ben ne kendim için, ne de arkadasim için bir seye malik degilim" der. Oysa ki daha sonraki tarihlerde daglamak ve okumak (üfürük) suretiyle bazi kisileri hastaliktan ya da ölümden kurtardigini, mucizevi olaylar seklinde yaydirmaya çalisacaktir. Nitekim bir gün yolda giderken sarilik hastaligina yakalanmis bir kiz çocugu görüp, hemen: "Bu kizcagizi okutun, buna nazar degmistir" der34 diye konusmustur. Bundan gayri tükürüklü ve tükürüksüz tedavi usullerine de izin vermistir35