Tanri'nin büyüklügünü kanitlamak ve kendisini, böylesine güçlü bir yaratanin peygamberi olarak tanimlamak maksadiyle Muhammed'in basvurdugu yollardan biri de, ölülerin Tanri tarafindan diriltilebilir oldugunu söylemek ve Kur'an'a bu konuda hikayeler yerlestirmek olmustur. Kendisini Tanri elçisi olarak kabul ettirmenin bu yoldan daha etkili olacagini düsünmüs olmalidir. Hikayelerden biri Bakara Suresi'nin 259cu ayet'inde yer alir. Ayet aynen söyle:
"...Görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarlari çatilari üzerine çökmüs (alt üst olmus) bir kasabaya ugradi: '-ölümünden sonra Allah bunlari nasil diriltir acaba?-' dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene birakti, sonra tekrar diriltti. -'Ne kadar kaldin?-' dedi. -'Bir gün yahut daha az-' dedi. Allah ona: -'Hayir yüz sene kaldin. Yiyecegine ve içecegine bak, henüz bozulmamistir. Esegine de bak. Seni insanlara bir ibret kilalim diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Simdi sen kemiklere bak, onlari nasil düzenliyor, sonra ona nasil et giydiriyoruz-' dedi. Durum kendisince anlasilinca: -'Simdi iyice biliyorum ki, Allah her seye kadirdir-' dedi". (K. 2 Bakara 259).
Burada sözü geçen kimsenin kim oldugu belli degil; kimi yorumculara göre bu bir "kafir" kisidir. Celaleddin Suyuti gibi yorumculara göre de bu kisi Üzeyr "peygamber"dir. Güya Üzeyr, esegine binmis olarak Kudus civarindaki yikik bir kasabadan geçerken, harabe haline gelmis bu yerde oturanlardan hiç kimsenin kalmamis oldugunu görür; etrafina bakar, her taraf ölülerle doludur. Kendi kendisine bu ölenlerin Tanri tarafindan nasil diriltilebilecegini sorar. O anda Tanri onu uykuya sokar ve uykuda iken canini alir; onunla birlikte esegini de öldürür. Yüz yil boyunca ölü olarak biraktiktan sonra onu yeniden diriltir. Dirildigi an Üzeyr, yanindaki incir ve sarap gibi yiyeceklerinin hiç bozulmadigini ve yikik kasabanin imar edilmis oldugunu görür. Ancak eseginin çürümüs ve sadece kemiklerden ibaret kalmis oldugunu farkeder. Ona bakarken birden bire kuru kemiklere etlerin sarildigini ve esegin canlandigini izler. Tanri'nin kudret ve azametinin ne oldugunu anlamis olarak dua etmege baslar.
Bazi yabanci kaynaklar bu hikayenin Ahd-i Atiyk'tan (Eski Ahit'ten) alindigini söylerler 46. Gerçekten de Ahd-i Atiyk'in Nehemya adli kitabinda Hakalya'nin oglu Nehemya'nin, bir hayvana binerek Yerusalim'e gittigi, orasini harabe halinde buldugu ve Tanri'nin yardimi ile burasini ihya ettigi yazilidir. Fakat Muhammed, Yahudi asilli yardimcilarindan bu konuda ögrendiklerini yukardaki sekle sokarak Arap bedevisini sihirlemek istemistir.
Tanri'nin ölüleri diriltecek kudrette oldugunu kanitlamak üzere Muhammed'in verdigi diger örnek, yine bu ayni Bakara Suresi'nin 260. ayet'inde Ibrahim "peygamber"le ilgili olarak yer alir.
Güya Ibrahim, ölen canlilarin nasil olupta dirilebileceklerini merak etmektedir. Her ne kadar Tanri'nin bu isi yapabilir olduguna inanmakla beraber yine de gözleriyle bunu görmek hevesindedir. Bu nedenle bir gün Tanri'dan, ölüleri nasil dirilttigini kendisine göstermesini diler. Ibrahim'in bu sorusunu bir bakima kendisine karsi "güvensizlik" sayan Tanri, muhtemelen alinmis olmalidir ki, sorar: "(Ey Ibrahim!) Yoksa bana inanmiyor musun?" Ibrahim, mahcup olmus görünür ve: "Hayir! (Sana) inandim; fakat gözümle göreyim de kalbim iyice kansin istedim" seklinde bir yanit verir. Bunun üzerine Tanri ona söyle der: "Öyleyse dört tane kus yakala, onlari kendine alistir ve sonra kesip parçala, ve her dagin basina onlardan birer parça koy. Bunu yaptiktan sonra onlari kendine çagir. Göreceksin ki onlar canlanip kosarak sana geleceklerdir. O halde Allah'in Güçlü ve Hakim oldugunu bil" (K. Bakara 260) .
Tanri'nin dedigi gibi Ibrahim dört kus yakalar. Kur'an yorumcularindan bazilari göre bunlar kartal, bazilarina göre güvercin, bazilarina göre horoz, ya da bu tür baska bir canlidir. Ibrahim bu dört kusa (yaratiga), birer ad vererek kendisine alistirir, sonra öldürüp parçalara ayirir. Her bir kusun basini kendinde saklayarak, parçalardan her birini çesitli dag baslarina kor. Sonra bu kuslari adlariyle çagirir. O anda bu ölü kus parçalari Ibrahim'e dogru uçup gelirler ve her biri kendi basini bulup eski canli haline dönmüs olur. Böylece Ibrahim, Tanri'nin kudretini bir kez daha anlamis görünür.
Muhammed bu masali Tevrat'in Çikis adli kitabindan alip bazi degisiklige sokmustur. Gerçekten de Tevrat'da anlatilan sekliyle hikaye'nin özeti söyle: Ibrahim (henüz Abram adi ile anildigi bir sirada), Tanri'nin kendisine çocuk vermemesinden dolayi üzgün ve sikayetçidir: "Ya Rab Yehova!, bana ne vereceksin? Ben çocuksuz gidiyorum ve evimin sahibi bu Samli Eliezer olacaktir... Iste bana zürriyet vermedin ve iste evimde dogan benim mirascim olacaktir" " diye yakinip durmaktadir (Bkz. Tevrat/ Çikis, Bap 15: 2-4) .
Bunun üzerine Tanri (Yehova) onu teskin etmeye çalisir ve: "Bu (Eliezer) senin mirascin olmayacak; ancak senin sulbunden çikacak olan senin mirascin olacak" der ve gökyüzündeki yildizlar kadar ona zürriyet verecegini, onu ülkeler sahibi yapacagini söyler. Ibrahim Tanri'ya sorar: "Onu miras alacagimi ne ile bilecegim?". Tanri kendisine üç yillik bir inek, üç yillik bir keçi, üç yillik bir koç ve bir kumru, bir güvercin yavrusu almasini emreder. Ibrahim onun dedigi gibi yapar ve ona verir. O da, kuslar hariç diger canlilari ortalarindan ikiye yarar ve her yarimi ötekinin karsisina kor. Bu sirada yirtici kuslar cesedlerin üzerine inmege baslarlar. Ibrahim onlari kovar (Bkz. Tevrat/Çikis Bap 15: 6-11).
Günes batmak üzereyken Ibrahim'in üzerine agir bir uyku basar; ayni zamanda dehset ve koyu bir karanlik düser. Bu sirada Tanri Ibrahim'e seslenerek zürriyetinin yabanci milletin boyundurugu altina girip kul olacagini, dört yüz yil boyunca cefa çekecegini ve fakat Tanri olarak bu yabanci millete hükmedecegini bildirir (Bkz. Tevrat/Çikis, Bap 15: 12-21). Daha baska bir deyimle Tanri, yukardaki örnekle Ibrahim'e, kendi zürriyetinin, her türlü felakete ragmen, her daim canli kalacagini anlatmak istemistir.