Musa ile Hizir hakkinda daha önce (Kesim XIV) degindigimiz masal'in bir baska yönü söyle:
Musa, faziletliligi ve ilmi ile halkinin saygi ve hayranligini kazanmis olup bununla gurur duymaktadir. O kadar ki halktan kisilerin kendisine: "Yeryüzünde senden daha akilli, bilgili, faziletli bir kimse var midir?" seklinde sorduklari soruya: "Hayir benden daha akilli, faziletli, bilgili kimse yoktur" diye yanit verir. Fakat Tanri bundan hoslanmaz ve Musa'ya, kibirliligi ve kendini begenmisligi nedeniyle bir ders vermek ister. Vermek istedigi ders Musa'yi Hizir aleyhisselam ile bulusturmaktir, çünkü Tanri'nin söylemesine göre Hizir, Musa'dan daha üstün bilgilerle donatilmistir.
Bu nedenle Tanri Musa'ya, sepet içirisine cansiz bir balik koyup, iki denizin birlestigi yere gitmesini emreder: baligin canlanip denize siçradigi yerde Hizir'i bulacagini söyler. Iste Kur'an'in Kehf Suresi'nde yer alan masal bu tema üzerine oturtulmustur.
Masal söyle baslar: "Bir vakit Musa genç adamina demisti ki: -'Durup dinlenmeyecegim; ta ki iki denizin birlestigi yere kadar varacagim, yahut senelerce yürüyecegim-'..." (K. 18 Kehf 60).
Burada geçen "genç adam" deyimi ile "iki denizin" ne oldugu kesin olarak bilinmez. Fakat Kur'an yorumcularina göre genç adamYusa b. Nun adinda biridir ve Musa'ya hizmet etmekle görevlidir.
"Iki deniz" deyimine gelince, kimine göre bu iki deniz Hazer denizi ile Karadeniz'dir. Kimilerine göre ise Nil nehri'nin Sudan'daki iki kolu olup "Beyaz Nil" ve "Mavi Nil" diye adlandirilmistir. Bununla beraber bu iki denizden birinin Musa ve digerinin Hizir oldugunu, ve çünkü Musa'nin "zahir aleminin", Hizir'in ise "batin aleminin" alameti olduklarini öne sürenler de vardir.
Fakat her ne olursa olsun masal su ki Musa, genç adama, baligin canlanarak denize girmesi halinde bundan kendisini haberdar etmesini söyler ve sonra ikisi birlikte yola koyulurlar. Az gidip uz gittikten sonra bir kaya'nin basinda durup dinlenirler. Ancak ne var ki baligi unutmuslardir; oysa ki güya balik, Tanri'nin gücüyle canlanmis ve sepetten firlayip denize kaçmistir. Kur'an'da söyle yazili: "Her ikisi, iki denizin birlestigi yere varinca baliklarini unuttular. Balik, denizde bir yol tutup gitmisti" (Kehf 61)
Daha baska bir deyimle iki kafadar, denizin bulustugu yeri geçip gitmisler, baligi da unutmuslardir. Bu unutkanlik içerisinde Musa genç adamina: "Kusluk yemegimizi getir bize. Hakikaten su yolculugumuz yüzünde basimiza (epeyce) sikinti geldi" der (K. Kehf 62).
Anlasilan o ki, her seyi onlara unutturan seytan'dir. Çünkü genç adam Musa'ya söyle der:
"Gördün mü!... kayaya sigindigimiz sirada baligi unuttum. Onu hatirlamami bana seytandan baskasi unutturmadi. O sasilacak bir sekilde denizde yolunu bulup gitmisti" (Kehf 63)
Bunun üzerine Musa ve genç adam, baligi aramak için izlerinin üzerinde geri dönerler (K. Kehf 64). Istirahat ettikleri kaya'nin yanina geldiklerinde, orada biriyle karsilasirlar. Bu, güya, Tanri'nin vahiy ve peygamberlik verdigi Hizir'dir (K. Kehf 65). Fakat Musa, onun Hizir oldugundan habersizdir; ve ona söyle der: "Sana ögretilenden, bana dogruyu bulmamama yardim edecek bir bilgi ögretmen için sana tabi olayim mi?" (K. Kehf 66).
Neden Musa, bilmedigi tanimadigi bu kisiyi bilgi sahibi olarak görmüstür bilinmez! Fakat her ne olursa olsun Hizir : "Dogrusu sen benimle beraberlige sabredemezsin. (Iç yüzünü) kavrayamadigin bir bilgiye nasil sabredersin? " (K. Kehf 67-68) diye Musa'ya karsilik verir. Onun bu sözlerini Musa: "Insaallah... beni sabreder bulacaksin. senin emrine de karsi gelmem" (K. Kehf 69) diye yanitlar. Musa'yi soru soramaz hale getirmek için Hizir sunu ekler: "Eger bana tabi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir sey hakkinda bana soru sorma!" (K. Kehf 70)
Bunun üzerine beraberce yürümeye baslarlar. Bir gemi bulup gemiye binerler; anlasilan o ki gemiye halk da onlarla birlikte binmistir. Fakat biner binmez Hizir gemiyi deler. Musa bunu görünce dayanamaz ve: "Halkini bogmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyani) büyük bir is yaptin" der (Kehf 71).
Bu sözler Hizir'i kizdirir; bu kizginlikla Musa'ya söyle bagirir: "Ben sana, benimle -'beraberlige sabredemezsin'- demedim mi?" der (K. Kehf 72). Musa özür dilercesine: "Unuttugum seyden dolayi beni azarlama; isimde bana güçlük çikarma" der (K. Kehf 73)
Yine yürümeye baslarlar (Gemi ne olmustur; gemiden nasil çikmislardir? bilinmez). Yürürlerken bir erkek çocuguna rastlarlar. Hizir hemen çocukcagizi öldürür. Musa sasa kalir ve dayanamaz Hizir'a sorar: "Tertemiz bir cani, bir can karsiligi olmaksizin (kimseyi öldürmedigi halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir is yaptin" (Kehf 74).
Hizir yine Musa'yi azarlar: "Ben sana, benimler beraber (olacaklara) sabredemezsin demedim mi?" der (K. Kehf 75)
Musa özür dileyerek: "Eger bundan sonra sana bir sey sorarsam artik bana arkadaslik etme. Hakikaten benim tarafimdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulastin" der (K. Kehf 76).
Yine birlikte yürümeye devam ederler: "...Nihayet bir köy halkina varip onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halki onlari misafir etmekten kaçindilar. Derken orada yikilmak üzere bulunan bir duvarla karsilastilar. (Hizir) hemen onu dogrulttu. Musa -'Dileseydin, elbet buna karsi bir ücret alirdin" der (K. Kehf 77)
Hizir söyle der: "Iste bu, benimle senin aramizin ayrilmasidir. Simdi sana sabredemedigin seylerin içyüzünü haber verecegim" (K. Kehf 78)
Neden dolayi gemiyi deldigini anlatmak için Hizir söyle der: "Gemi var ya, o, denizde çalisan kimselerindi. Onu kusurlu kilmak istedim (Çünkü) onlarin arkasinda, her (saglam) gemiyi gasbetmekte olan bir Kral vardi" (K. Kehf 79).
Yorumcularin söylemesine göre Hizir, fakir gemicilerin gemisini hasara ugeratmakla, kiral'in bu gemiyi gasbetme ihtimalini yok etmis ve böylece gemicilere iyilik etmistir. Evet ama gemicilere iyilik etmek için gemiyi delmenin alemi var mi? "Gemiyi delip yok etmekle gemicileri zarara sokmus olmiyor mu acaba Hizir efendi?" diye sorulabilir.
Fakat Hizir'in yukardaki davranislarinin asil elestirilmek gereken yönü, yoktan yere öldürdügü çocukla ilgilidir. Çünkü Hizir bu davranisini Musa'ya söyle izah etmekte: "Erkek çocuga gelince, onun ana-babasi mümin kimselerdi. Bunun için (çocugun) onlari azginlik ve nankörlüge bogmasindan korktuk. Böylece istedik ki, Rableri (bu çocuk) yerine , ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin... " (K. Kehf 80-81).
Yorumcularin açiklamasina göre Tanri Hizir'a, bu çocugun ileride zalim biri olacagini ve müslüman dininden olan ana ve babasina karsi azginlik ve nankörlük gösterecegini, yahut da çocuk sevgisi yüzünden ana-babasinin manevi yasamlarinin tehlikeye düsecegini bildirmistir.
Görülüyor ki yukardaki masala göre Tanri, ana ve babasini ilerde imandan çikaracaktir diye, çocugun öldürülmesi için Hizir'a emir vermis ve bu ana babaya, bu çocuktan daha hayirli baska bir çocuk bahsedecegini bildirmistir.
Daha baska bir deyimle yukardaki masal ile verilmek istenen mesaj su: Müslüman kisiyi imandan çikarmak isteyenler öldürülmelidirler.
Evet ama Kur'an'a göre insanlari daha ana karninda iken iyi ya da kötü yapan Tanri degil mi? Kimini müslüman imaninda yapan kimini de kafir kilan Tanri degil mi? Insanlarin basina gelen her seyi Levh-i Mahfuz'da belirleyen O degil mi (K. Hadid 22)?. Diledigini puta taptiran ve diledigini de puta tapmaktan alikoyan O degil mi (K. En'am 106-107). Kimini sagdan verdigi defterle (ki imanli iyi kisilerdir bunlar) ve kimini de soldan verdigi defterle (ki bunlar da kafir ve kötü olanlardir) yaratan yine Tanri degil mi? Ve hersey hakkinda Tanri bilgi sahibi degil mi? O halde Tanri'nin izni ve bilgisi olmadan çocuk, kendi ana ve babasini imandan nasil çikarabilir? Hiç böyle bir sey söz konusu olabilir mi?
Elbetteki olamaz. Ancak ne var ki seriatçi için bunlari akil yolu ile ortaya vurmak mümkün degil. Mümkün olmadigi içindir ki yukardaki masal, müslüman kisileri imandan çikarmanin, ölüm cezasini gerektiren bir suç oldugu sonucunu dogurur. Bu masallarla egitilen kimseler için, müslüman kisiyi müslümanliktan çikarmaga çalisanlari öldürmek dinsel bir görev sayilir.
Fakat ayni masalin ortaya vurdugu diger bir sonuç var ki o da soru sormanin dahi suç oldugudur. Zira Hizir, yukarda görüldügü gibi, Musa'ya hiç bir sekilde soru sormamasini ve yapacagi isler konusunda açiklama istememesini tenbih etmekte.
Her ne kadar seriatçilar bu masali bir bakima "sabir imtihani" seklinde görürlerse de yanlistir; çünkü bunun sabirla degil fakat asil fikir özgürlügü ile ilgisi vardir ki yukardaki masal, ayni zamanda bu özgürlügü de kökünden kazimaktadir.
Ve nihayet bu masal'in bir de Tanri fikrini küçültücü yönü var ki o da su: ana ve babasini imandan çikaracaktir diye çocugu öldüren hizir: "Erkek çocuga gelince, onun ana-babasi mümin kimselerdi. Bunun için (çocugun) onlari azginlik ve nankörlüge bogmasindan korktuk." diyor. Fakat bunu, Tanri'dan aldigi emre göre söylüyor. Yani Tanri: "bogmasindan korktuk" diyerek çocugu öldürdürken, kusku üzerine hareket etmekte! Üstelik de kullarinin imanini diledigi gibi ayarladigi halde çocugu sorumlu tutmakta!
Söylemeye gerek yoktur ki bütün bunlar, Tanri'nin "yüceligi" fikriyle bagdasmayan seylerdir ve seriatçi, bu tür masallarla Tanri fikrini zedelediginin farkinda degildir.