XIX) Tanri'nin seytan araciligi ile Eyyub'u denemesinin ve hile-i seriyye yolunu seçmesinin hikayesi (K. 38 Sa'd 41-42; Enbiya 83, 84):

Kur'an'in bildirmesine göre Eyyub, Tanri'nin vahyettigi peygamberlerden biridir (K. Nisa 163); güya Tanri onu, tipki diger peygamberler (örnegin Davud, Süleyman, Yusuf, Musa, Harun vs..) gibi dogru yola iletmistir (K. En'am 84). Bu nedenle ona büyük güven beslemektedir. Ancak ne var ki günün birinde seytan, Eyyub aleyhinde Tanri'ya sikayette bulunarak Tanri'nin aklini çeler ve onu denemesi için kendisine yetki vermesini ister.

Seytan'in sikayeti kiskançliktan dogmaktadir; daha dogrusu Eyyub'un varlikli bir kimse olusundan kaynaklanmaktadir. Bundan dolayidir ki Tanri'ya söyle der: "Eyyub zengin oldugu için sana kullugunu aksatmiyor. Hele bir yoksul olsun ve hele basina bir takim sikintilar, belalar gelsin; bak o zaman kulluk eder mi sana? Denemek için bana yetki ver, onun basina belalar getireyim; dedigimin ne denli oldugunu göreceksin".

Fakat Tanri: "Dedigin hiç de dogru degil. Eyyub benim sadik kulumdur. O, varlikta da, darlikta da bana kulluk eder" diyerek seytanin sözlerine inanmaz görünmekle beraber yine de Eyyub'u denemenin yararli olacagini düsünür ve ona yetki verir; söyle der: "(Eyyub'u denemeye) yetkilisin haydi. Ve sen göreceksin ki, basina belalar geldiginde bile Eyyub kulluk görevini yerine getirecektir" 47.

Söylemeye gerek yoktur ki Tanri'nin bu sekilde konusmasi sasirticidir; çünkü kul'larinin kaderini daha ana karninda iken belirleyen, ve bu nedenle onlarin ne yapacaklarini önceden bilen O olduguna göre, seytan'in yukardaki sekilde konusmasina deger verip Eyyub'ü denemek üzere onu yetkili kilmasi beklenmeyecek bir davranistir.

Fakat her ne olursa olsun seytan, Tanri'dan aldigi yetkiyle Eyyub'a bir takim felaketler getirir: önce onun çocuklarini ve varligini elinden alir; sonra onu en kötü ve igrenç hastaliklara yakalatir; hem de öylesine ki hiç kimse Eyyub'un yanina yaklasamaz. Fakat buna ragmen Eyyub'un karisi büyük bir sadakat ve fedakarlik gösterir ve kocasini iyilestirmege çalisir. Ancak ne var ki günün birinde seytan kadina görünür ve kandirmak maksadiyle, eger kendisine tapacak olursa eski zenginliklerini ona iade edecegini söyler. Kadincagiz durumu Eyyub'a anlatir ve seytana tapmak hususunda izin ister. Fakat kadinin bu tutumuna Eyyub öylesine hiddetlenir ki hastaliktan kurtulacak olursa kadina yüz degnek vuracagina dair yeminler eder. Bu arada da Tanri'ya yalvarmaktan geri kalmaz, örnegin: "(Ey Tanrim) Basima bu bela geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz eder (K. 21 Enbiya 83).

Eyyub'un bu felaketli durumu ne kadar sürmüstür pek bilinmez. Kimi yorumculara göre 18 yil, kimine göre 13 yil, kimine göre üç yil, ve hatta kimine göre de kesin olarak yedi yil, yedi ay ve yedi saat sürmüstür.

Fakat her ne olursa olsu Tanri, en sonunda Eyyub'un dua'sini kabul eder ve ona Cebrail'i gönderir. Cebrail Eyyub'u elinden tutup kaldirir. Tanri kendisine: "Ayagini yere vur! Iste yikanacak ve içilecek soguk bir su" (K. 38 Sad 42) der. Eyyub ayagini yere vurur ve yerden su fiskirrir. Fiskiran bu sudan su içmekle hemen iyilesir; vücudundaki yaralar bereler yok olur, dert ve sikintisi kaybolur. Eyyub'un karisi da birden bire gençlesiverir ve kocasina 26 çocuk dogurur 48. Bu vesile ile Kur'an'da yer alan ayet söyle: "Biz, tarafimizdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatira olmak üzere (Eyyub'un) duasini kabul ettik; kendisinde dert ve sikinti olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradini, ayrica bunlarla birlikte bir mislini daha verdik" (K. 21 Enbiya 84) . Fakat Tanri bununla yetinmez ve söylediklerini tekrarlamak üzere söyle ekler: "Bizden bir rahmet ve olgun akil sahipleri için de bir ibret olmak uzere (Eyyub'a) hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini bagisladik" (K. 38 Sad 43).

Fakat is bununla bitmis degildir; çünkü Eyyub, karisina 100 degnek vuracagina dair yemin etmistir ve bu yeminin yerine getirmesi gerekmektedir. Tanri'ya hitaben söyle der: "Dogrusu seytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi" (K. 38 Sad 41). Tanri düsünür tasinir ve Eyyub'u bu yeminden kurtarmanin yollarini arar. Bu yollardan biri keffaret'dir; yani bir günaha karsi tutulmak üzere bir sey yapmaktir: bagista bulunmak, yoksul doyurmak, sadaka vermek ya da köle azadlamak vs...gibi. Nitekim bunun böyle olduguna dair Kur'an'da ayet vardir. (Örnegin: Maide 89).

Fakat her ne hikmetse Tanri, "hile-i seriyye" yolunu seçer. Bilindigi gibi "hile-i seriyye" demek, içinden çikilmak istenen durumlardan seriat'a uygun hareket ediyormus gibi görünerek, yani hile yaparak, kurtulmak demektir. Bu nedenle Eyyub'a söyle emreder: "Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir..." (K. 38 Sad 44). Bu hile yolunu mazur kilmak için de sunu ekler: "Gerçekten biz Eyyub'u sabirli (bir kul) bulmustuk. O, ne iyi bir kuldu! Daima Allah'a yönelirdi" (K. Sad 44). Böylece Eyyub, kadinin canini incitmeden, dayak cezasini ve dolayisiyle yeminini yerine getirmis olur.

Yukardaki masal, Ahd-i Atiyk'in Eyyub bölümünden alinmadir. Fakat Arab'in kafa yapisina ve deger ölçülerine göre sekillendirilmistir. Anlatilmak istenmistir ki Tanri'nin verdigi sikintilara katlanan, bunlari Tanri'nin denemesi olarak kabul eden ve kulluk görevlerini yerine getiren insanlari Tanri sever. Bu arada hile-i seriyye yolu ile is görmenin de geçerli oldugu belletilmis olur.

Söylemeye gerek yoktur ki içinde bulundugu olumsuz kosullari Tanri denemesidir diye kabul eden, bu durumlardan kurtulmayi Tanri'ya karsi gelmek bilen, ve hele hile yolu ile is görmeyi gelenek edinen insanlardan, daha iyi kosullara özlem duyup gelisme beklemek abestir.