XXIX) Karisina: "Sen bana anamin sirti gibisin" diyen Evs bin Sabit olayi (K. 58 el-Mücadele 1-4).

Kur'an'in el-Mücadele Suresi'nde söyle yazili: "Kocasi hakkinda seninle tartisan ve Allah'a sikayette bulunan kadinin sözünü Allah isitmistir. Allah, sizin konusmanizi isitir. Çünkü Allah isitendir, bilendir" (K. 58 el-Mücadele 1)

Basta Beyzavi ve Celaleddin olmak üzere Islam kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki burada "Kocasi" diye sözü edilen kisi Ashab'in önemlilerinden Evs bin Sabit'tir; "Kadinin" sözcügü de onun karisi olan Havle'ye atif'tir. Yorumcularin bildirmesine göre ayet, Havle'nin bir gün Muhammed'e gelerek bir husus hakkinda kocasindan sikayette bulunmasiyle ilgili olarak inmistir. Hikaye söyle:

Evs bin Sabit yaslandikça sinirli, huysuz bir insan olur; her vesile ve firsatta karisina bagirir çagirir, kadincagizin her istedigini geri çevirir, ve kisacasi tahammül edilemez bir hale gelir. O kadar ki, bir gün karisinin kendisinden bir istekte bulunmasi üzerine asabilesir, gazaba gelir ve: "Sen bana anamin sirti gibisin" diye bagirir. Bunu söylemekle karisini kendisine haram kildigini anlatmak istemistir. Çünkü o zamanlar Arap'lar arasinda "zihar" adi verilen bir gelenek vardi, ve bu gelenege göre koca bu sözleri karisina söyledigi takdirde kadin, her ne kadar bos düsmez ise de, ebediyen kocasi tarafindan terkedilmis sayilirdi. Bu durumda kari koca bir araya gelemez, cinsi münasebette bulunamazlardi. Bu gelenegi Muhammed kaldirmamis ve kaldirmayi da düsünmemisti.

Evs'in yukardaki davranisi üzerine Havle kocasi ile olan iliskisini keser. Fakat aradan az zaman geçmekle Evs yaptigina pisman olur ve karisini çagirarak söylediklerini geri aldigini bildirir ve onunla yatmak ister. Fakat Havle kabul etmez ve : "Git Muhammed'e danis; o hükmünü verinceye kadar yanima giremezsin" der. Fakat kocasi bunu yapmaya yanasmaz; daha dogrusu Muhammed'e gidip "Ben karima zihar yaptim" demege utanir. O bunu yapmayinca bu sefer Havle, kendisi Muhammed'e basvurur ve su mealde konusur: "Ben çok genç yasimda iken Evs'le evlendim ve gençligimi ona hizmetle geçirdim; saçimi süpürge ettim; ondan olan çocuklarimi yetistirdim. Simdi yasim ilerledi diye beni anasi gibi kilarak kimsesiz birakiverdi. Üzgünüm, ve perisanim. Küçük çocuklarim var; onlari birakirsam felaket olur. Birlesmemizin çaresini bul".

Ancak ne var ki Havle, Muhammed'den olumlu bir yanit beklerken aksine, kendisini biraz daha perisanliga sürükleyecek bir karsilik alir. Çünkü Muhammed, "zihar" konusunda Tanri'dan herhangi bir vahy gelmedigini bildirerek kendisine: "Mademki kocan zana zihar etti, o halde sen kocana haramsin" deyip isin içinden çikar. Her seyi görür, isitir ve bilir oldugu kabul edilen Tanri ise, her ne hikmetse sesini çikarmaz

Kadincagiz, Muhammed'in bu olumsuz tutumu karsisinda ne yapacagini sasirir ve: "Sana yemin ederim ki kocam beni bosamadi; bize bir çözüm bul" diye direnir. Fakat Muhammed, birlesmenin haram oldugu hususundaki görüsünü yeniler. Anlasilan o ki kadinin perisan hali ve bir yuva'nin yikilmasi ihtimali Muhammed'i pek etkilememistir. Kadinin feci durumuna bir çare bulmak hususunda Tanri'ya basvurup vahy isteme geregini duymaz

Havle, Muhammed'den bir karsilik bulamayinca, ellerini göge kaldirarak Tanri'ya yalvarmaga baslar; söyle der: "Allah'im, yalnizligimin siddetinden ve bana zor gelecek olan ayrilmanin acisindan sana sikayet ediyorum. Küçük çocuklarim var; onlari birakirsam telef olurlar; yanima alirsam aç kalirlar". 69

Bunlari söylerken bir yandan aglayip sizlamakta, bir yandan da Tanri'ya, vahiy indirmesi için yalvarmaktadir: "Allah'im! sana sikayet ediyorum. Allah'im Peygamberi'nin lisanina bir vahy indir" der.

Sözlerini bitiripte tam oradan ayrilacagi sirada Muhammed'e bayginlik hali gelir; sikintiya girmis gibi ter dökmege baslar. Az geçmeden Havle'ye hitaben: "Ya Havle, müjde! Tanri'dan vahy indi" diyerek su ayet'i okur:

"Içinizden zihar yapanlarin kadinlari, onlarin analari degildir. Onlarin analari ancak kendilerini doguran kadinlardir. Süphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar. Kuskusuz Allah affedicidir, bagislayicidir " (K. el-Mücadele 2).

Anlasilan o ki Tanri, hani sanki Havle'nin yalvarip yakarmasini bekliyormus gibi, "zihar" yapilan kadinlarin "zihar" yapanlarin gerçek analari olmadigini bildirmistir.

Neden dolayi Tanri, kadinlara haksizlik niteliginde bulunan böyle kötü bir "zihar" gelenegini, daha önce, islam'in ilk baslarda kaldirmamistir? Ya da neden dolayi Muhammed, böyle kötü bir gelenegin kaldirilmasi için Tanri'ya basvurmamistir? bilemiyoruz. Islam kaynaklarinin açikladigi yukardaki örnege göre bildigimiz su ki Tanri bu gelenegi Havle'nin sikayeti ve yalvarmalari üzerine degistirmistir. Ancak ne var ki degistirirken dahi, kadinlar bakimindan sakincali sonuçlar dogurabilecek bir takim kosullar koydugu anlasilmaktadir. Su bakimdan ki "zihar" uygulamasini kökten kaldirmis degildir; sadece "zihar" yapan kocaya ceza niteliginde hükümler koymustur. Fakat bu hükümler, aslinda koca'dan ziyade kadini cezalandirmaga yarar nitelikte seylerdir. Söyleki:

Muhammed'in, bu konuda el-Mücadele suresi'ne koydugu ayet'ler aynen söyle:

"Kadinlardan zihar ile ayrilmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin, karilariyla temas etmeden önce bir köleyi (azad) etmeleri gerekir. Size ögütlenen budur... (Buna imkan) bulamayan kimse, hanimiyla temas etmeden önce ardarda iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmeyen, altmis fakiri doyurur. Bu (hafifletme) Allah'a ve Resulüne inanmanizdan dolayidir. Bunlar Allah'in hükümleridir. Kafirler için aci bir azab vardir" (K. el- Mücadele 3-4)

Dikkat edilirse burada "zihar" yapmayi yasaklayan bir sey yok. Her ne kadar koca'nin karisina: "senin sirtin bana anamin sirti gibi olsun" seklinde konusmasinin "çirkin ve yalan bir sey" oldugu belirtilmis olmakla beraber, karisini bu yoldan basindan atmasini önleyen pek bir sey öngörülmemis.

Öte yandan, karisina "zihar" eden koca, eger pisman olupda söylediklerinden dönmek isterse, iste o zaman ya bir köle azad etmelidir, ya (eger köle bulamazsa) iki ay oruç tutmalidir, ya da (eger bunu dahi yapamiyor ise) altmis fakiri doyurmalidir.

Gorülüyor ki, her seyden önce koca, söylemis oldugu sözlerden dönmeyi arzulamalidir. Isterse dönmeyebilir. Söylediklerinden döndügü takdirde yukardaki kosullardan birini yerine getirmelidir. Pek iyi ama bunlarin hiçbirini yapamiyor ise ne olacak? Baska bir yol gösterilmedigine göre kadin kocasina "haram" olmaktan kurtulamayacak, yani kari koca bir araya gelemiyecek!

Nitekim Islam kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki Muhammed, yukardaki sekilde Havle'ye müjde'yi verdikten ve Tanri'dan geldigini söyledigi vahy'leri okuduktan sonra Havle'nin kocasi Evs'i huzuruna çagirir. Ettigi yeminden maksadinin ne oldugunu sorar. Ve sonra ona, söylediklerinden dönebilmesi için keffaret ödemesini ya da oruç tutmasini bildirir. Fakat Evs, "zaruret" halinde bulundugu için keffaret veremeyecegini, saglik durumunun kötü olmasi nedeniyle de iki ay borunca oruç tutamayacagini söyler. Guya Muhammed kendisine maddi yardimda bulunur ve karisiyle arasini düzeltmis olur. Güzel ama, bu olanak bulunmasaydi ne olacakti? Yukardaki ayet'lere göre kuskusuz ki Evs söylediklerini geri almis sayilamayacak ve karisiyle bir daha temas edemeyecekti. Evet ama bu usul, Evs'i cezalandirmaktan ziyade kadini, suçsuz oldugu bir isden dolayi, azab'a sokmak degil midir?