Kur'an'da Muhammed'in, bir gece gökyüzüne yükselip Tanri ile görüstügüne ve ondan bir takim emirler aldigina dair bir ayet vardir ki Miraç olayi diye bilinir. Ayet su:
"Bir gece, kendisine ayetleriminizden bir kismini gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini mubarek kildigimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sifatlardan münehzehtir. O gerçekten isitendir, görendir" (K. 17 Isra 1).
Burada geçen "Mescid-i Haram" deyimi Mekke'deki Ka'be'yi, Mescid-i Aksa deyimi ise Kudus'ü (Beytül'l-Makdis) tanimlar. Bir çok hadis'lerle anlatilan hikaye'ye göre Muhammed, kalbi'nin Cebrail tarafindan yarilip zemzem suyu ile yikanmasindan sonra, "Burak" denen, at cinsi, bir hayvanla Mekke'den hareket ederek Mescid-i Aksa'ya gider. Oradan göge dayali bir merdivenle (ki buna Miraç deniyor) gök katlarina yükselmege baslar; yükselirken Cebrail'in kanadi üzerindedir. Gögün yedinci katina geldigi zaman, kendisine saglanan uçan bir dösekle, Cenneti ve Cehenemi görür. Bu arada Tanri'huzuruna çikarilir ve orada Tanri kendisine 50 vakit namaz emreder. Bu emri ümmetine bildirmek üzere gök katlarini inerken Musa'ya rastladiginda, Musa ona 50 vakit namazin çok oldugunu, kavminin buna tahammül edemeyecegini söyler ve Tanri'ya dönerek bunu azaltmasini tavsiye eder. Bu tavsiye üzerine Muhammed geriye döner ve namaz sayisinda indirim ister. Tanri bir miktar indirir. Bu yeni emirle Muhammed tekrar Musa'nin yanina geldikte Musa ona, bunun da çok oldugunu belirtir ve geri dönüp Tanri'dan indirim istemesini söyler. Böylece Muhammed, Tanri ile Musa arasinda gide gele namaz vakitlerini nihayet günde bes'e indirtmis olur. Muhammed'in agzindan çikan sekliyle hikaye'den anlasilan su ki Musa, Islam ümmetinin namaz kilma gücünün ne oldugunu Tanri'dan ve Muhammed'den daha isabetli bir sekilde ortaya vurmustur.
Islam kaynaklarinda anlatilan sekliyle Miraç hikayesi Muhammed'in sözlerine dayatilir. Örnegin Buhari'nin rivayetine göre Muhammed, Ka'beden Kudus'e gidisini ve oradan da gökyüzüne yükselisini anlatmak üzere söyle konusmustur (Diyanet yayinlarindan naklen):
"Bir kere ben Hatim'de (Ka'be'de bir yer) yatmis (uyurla uyanik arasi) bulunuyordum. Bu sirada bana gelen Cibril... (gögsümü, bogaz çukurundan kil bittigi yere kadar) yardi ve kalbimi çikardi. Sonra içi himan (ve hikmet) dolu bir tas getirdi. Kalbim de (Zemzem suyu ile) yikandiktan sonra içine iman dolduruldu. sonra eski haline iade olundu. Daha sonra katirdan küçük ve merkepten büyük beyaz bir binit getirildi ... Bunun adi Burak'tir ki, o adimini gözünün irisebildigi yerin müntehasina atardi... Ben bunun üzerine bindirildim. Cibril de benimle yollandi, bana refakat etti.
Sonra ben Cibril ile beraber Beyt-i Makdis'e vardim. Namaz kildim. Bütün peygamberler de benimle kildilar. sonra ali makamlara çikilacak bir Mi'rac, bir merdiven kuruldu. (Buna Cibril ile bindirildim ve onunla beraber yükseldim.) Nihayet dünya semasina vardi.
"Cibril gök kapisini çaldi (Hazin, bekçi melek tarafindan)
-'Kim o?' denildi. Cibril:
-'Cibril'im'- dedi. (Hazin tarafindan)
-'Yanindaki kimdir?-' diye soruldu. Cibril:
-Muhammed! diye cevap veri. (Hazin tarafindan):
-Ya (göge çikmak için) ona (vahiy ve Mir'ac daveti) gönderildi mi? diye soruldu. Cibril:
- Evet gönderildi! diye tasdik etti. (Hazin tarafindan):
-Merhaba gelen zata! Bu gelen kisi ne güzel yolcu? denildi. Ve hemen gök kapisi açildi. Ben birinci semaya varinca orada Adem (peygamber)le karsilastim. Cibril bana:
-Bu senin baban Adem'dir; ona selam ver! dedi. Ben de selam verdim. Adem selamima mukabele etti. Sonra:
-Merhaba hayirli, iyi oglum, salih peygamber! dedi.
Sonra Cibril benimle yukari yükseldi. Ta ikinci semaya geldi"
(bazi rivayetlere göre, bu ikinci ve diger sema tabakalarina Muhammed Mi'rac merdiveniyle degil fakat Cibril'in kanadiyle yükselmistir) .
"Bunun da kapisini çaldi:
-Kim o? denildi. Cibril
-Cibril'im! dedi.
-Yanindaki kimdir? denildi. Cibril:
-Muhammed! diye cevap verdi.
-Ya! Ona vahiy ve Mi'rac gönderildi mi? denildi. Cibril:
-Evet gönderildi! dedi.
-Merhaba gelen zata! Bu gelen kisi ne güzel yolcu, denildi. Ve hemen gök kapisi açildi. Ben ikinci semaya varinca orada Yahya ve Isa (peygamberler) ile karsilastim. Yahya ve Isa teyze ogullaridir. Cibril bana:
-Bu gördüklerin Yahya ve Isa'dir; bunlara selam ver! dedi. Ben de onlara selam verdim. Onlar da selamima mukabele ettiler. Sonra:
-Merhaba hayirli kardes, salih peygamber! dediler. Sonra Cibril benimle üçüncü semaya yükseldi. Bunun da kapisini çaldi.
-Kim o? denildi. Cibril
-Cibril'im! dedi.
-Yanindaki kimdir? denildi. Cibril
-Muhammed! dedi.
-Ya ona vahiy ve Mi'rac gönderildi mi? denildi. Cibril:
-Evet gönderildi! dedi. Hazin tarafindan:
-Merhaba gelen zata! Bu gelen kisi ne güzel yolcu denildi. Ve hemen gök kapisi açildi. Ben de üçüncü semaya vardigimda Yusuf (peygamber) ile karsilastim. Cibril:
-Bu gördügün Yusuf'tur; ona selam ver! dedi. Ben de Yusuf'a selam verdim. O da mukabele etti. Sonra:
-Merhaba hayirli kardes, salih peygamber! dedi. Sonra Cibril benimle yükseldi. Ta dördüncü semaya vardi".
Muhammed'in anlatmasi, altinci ve yedinci gök katlarina kadar bu minval üzere devam eder. Her gök katina geliste kapici: "-Kimdir o?-" diye sorar; her def'asinda Cibril kendisini ve Muhammed'i tanitir. Her def'asinda kapici "-Ona Mi'rac daveti gönderildi mi?-" diye sorar ve her def'asinda Cibril "-Evet-" diye cevap verir. Böylece Muhammed dördüncü gök katinda Idris ile, besinci katta da Harun ile karsilasir, selamlasir. Ve nihayet altinci katta Musa ve yedinci kat'ta da Ibrahim ile karsilasir. Musa'nin bulundugu altinci gök katina geldiginde Musa aglamaya baslar; çünkü güya kendisinden sonra peygamber olarak gelen Muhammed'in ümmetinden cennete girenlerin sayisinin, kendi ümmetinden çok oldugunu hatirlamistir. Diyanet'in yayimina göre Muhammed sözlerine söyle devam ediyor
"Sonra Cibril benimle yükseldi. Ta altinci kat göge eristi. Gök kapisini çaldi:
-Kim o? denildi. Cibril:
-Cibril! diye cevap verdi.
-Yanindaki kimdir? denildi. Cibril:
-Muhammed! dedi.
-Ya ona (Mi'rac için vahiy) gönderildi mi? denildi. Cibril:
-Evet gönderildi! dedi. Bu gögün bekçisi:
-Bu gelen kisiye merhaba; ne güzel bir yolcu geldi! dedi. Ben altinci göge varinca Musa (peygamber)le karsilastim. Cibril bana:
-Bu Musa'dir. Selam ver! dedi. Ben de Musa'ya selam verdim. O da mukabele etti. Sonra:
-Salih kardes ve salih peygamber merhaba! dedi. Ben Musa'yi birakip geçince Musa aglamaga basladi. Musa'ya:
-Neye agliyorsun? denildi. O da:
-Benden sonra bir genç peygambere biat olundu ki onu ümmetinden Cennet'e girenler, benim ümmetimden girenlerden çoktur da ona agliyorum! dedi.
Sonra Cibril benimle yedinci göge yükseldi. Gök kapisini çaldi.
- Kim o? denildi. Cibril:
- Cibril, dedi.
- Yanindaki kimdir?? denildi. Cibril:
- Muhammed! dedi.
- Ona Mi'raç daveti gönderildi mi? denildi. Cibril:
- Evet gönderildi! dedi.
- Bu gelen zata merhaba; bu gelen kisi ne güzel misafir! dedi.
Yedinci kat gökte Ibrahim (peygamber) bulunuyordu.
Cibril:
- Bu gördügün, baban Ibrahim'dir; ona selam ver!, dedi. Ben de Ibrahim'e selam verdim. O da selamima mukabele etti:
- Ey hayirli ogul, ey salih peygamber merhaba! dedi.
Bütün bu menazil ve menazirdan (duraklardan ve manzaralardan) sonra karsima Sidre-i Müntea sahasi açildi.
Bir de gördüm ki Sidr agacinin yemisleri (Yemen'in) Hecer (kasabasi) destileri benzeri (büyüklügünde)dir. Yapraklari da fillerin kulaklari gibidir. Cibril bana:
- Iste bu Sidre-i Münteha'dir! (Evren'in siniri) dedi."
Cibril'in kendisine Cennet'teki nehirleri gösterdigini söyledikten sonra Muhammed söyle devam ediyor:
"Sonra Beyt-i Ma'mur bana gösterildi (Burasi bir tapinaktir). Gördüm ki ona her gün yetmis bin melek ziyarete gidiyor. Sonra bana sarap, süt, bal dolu üç bardak sunuldu. Ben süt dolu bardagi aldim (içtim). Cibril bana: -Içtigin süt senin ve ümmetinin fitrati yani hilkat-i Islamiyesidir!- (Islam niteligindeki yaratilisinizdir) dedi.
Sonra benim (le ümmetim) üzerine her gün elli vakit namaz farz kilindi. Ben dönüp Musa'ya ugradigimda Musa:
- Ne emrolundun? diye sordu. Ben:
- Her gün elli vakit namazla emrolundum! diye cevab verdim. Musa:
- Her gün elli vakit namaza ümmetinin gücü yetmez. Vallahi ben, kesin olarak nasi (halki) senden önce denedim. Ve Beni Israil'i siki bir mümareseye tabi tuttum (onlari alistirmaga çalistim). Binaenaleyh sen, Rabb'ine müracaat edip ümmetin için (bunu azaltmasini dile!) dedi. Ben de müracaat ve niyaz eyledim. Benden (ve ümmetimden) on vakit namaz (indirildi). Bunun üzerine Musa'ya dönüp geldim. Musa evvelki gibi tavsiyede bulundu. Ben de Rabb'ime arz-i niyaz ettim. Bu def'a on vakit namaz daha (indirildi)..."
Bu emri sevinerek kabul eden Muhammed yine Musa'ya basvurur ve Tanri'nin on vakit daha indirdigini bildirir. Musa ona bunun çok oldugunu, Tanri katina dönüp yeniden indirim yaptirmasini söyler. Muhammed tekrar geri döner. Tanri'dan on vakit namaz daha indirim saglar. Fakat Musa bunu da çok bulur. Böylece Muhammed gide gele 50 vakit namazi günde 5 vakte indirtir. Fakat Musa bunun dahi çok oldugunu ve tekrar Tanri katina çikip indirim saglamasini söyleyince Muhammed kabul etmez, ve Tanri'dan tekrar ricada bulunmaga yüzü olmadigini, utandigini söyler.
Muhammed'in anlatisi söyle :
"Musa bana evvelki mütalaasini söyledi. Ben de Allah'a arz-i niyaz eyledim de bu def'a her gün bes vakit namazla emrolundum. Bunun üzerine Musa'ya dönüp geldim. Musa:
- Ne emrolundun? diye sordu. Ben de:
- Her gün bes vakit namazla emrolundum! dedim. Musa:
- Ümmetin her gün bes vakit namaza muktedir olamaz. Ben senden evvelce nasi epey tecrübe ettim. Ve Beni Israil'i siki bir mümarese ile tecrübe etim. Simdi sen Rabb'ine müracaat et de bunun ümmetin için tahfifini dile! dedi. Ben:
-Rabb'ime çok niyaz ettim. Ta ki, bir daha arz-i niyaz eylemekten utandim. Bu suretle bes vakit namaza razi olacagim. Ve buna teslimiyet gösterecegim! dedi...." (Bkz. Buhari'nin Malik Ibn-i Sa'saa'dan rivayeti olarak Diyanet'in Sahih-i Buhari Muhtasari.... adli yayinlarinin Cilt X, sh. 60 ve d. Hadis no. 1551; Ayrica bkz : Cild II, Hadis no. 227):
Simdi geliniz bu yukardaki hikaye'yi, akilci bir yorumla ele alalim. Görülüyor ki Tanri, Muhammed'in söylemesine göre, günde 50 vakit namaz emrini vermistir. Insanlari, ve özellikle Muhammed'in ümmetini, her kesten iyi bilir olmasi gerektigi halde, öyle anlasiliyor ki, halkin takatini dikkat nazarina almadan bunu yapmistir.
Bir an için Tanri'nin böyle yaptigini, yani insanlarin takatlerinin üstünde ve tahammül edemeyecekleri siddette bir emir verdigini kabul etsek bile, kendi ümmetini herkesten iyi bilmesi gereken Muhammed'in, 50 vakit namaz emrine itiraz etmesi gerekmez miydi?.
Yukardaki konusmadan anlasilmaktadir ki ne Tanri ve ne de Muhammed, kendilerinden beklenen seyi yapmamislardir, yani ümmetin gücünün 50 vakit namaz kilmaya müsait bulunmadigini düsünmemislerdir. Daha baska bir deyimle Tanri'nin ve Muhammed'in düsünemedikleri bir seyi Musa düsünerek 50 vakit namazi insan gücü'nün tahammül edebilecegi bir miktara indirtmistir.
Söylemeye gerek yoktur ki bu sonuç, bizlerin yanlis yorumumuzdan degil fakat Muhammed'in kendi agziyle anlatmis olduklarindan dogan bir sonuçtur ki Musa'yi Tanri'ya ve Muhammed'e nazaran daha isabetli sekilde düsünüyormus durumuna sokmaktadir.
Öte yandan hikaye'nin anlatilis sekli de ayrica elestirilmek gereken bur husustur: su bakimdan ki son derece basit kafa yapisindaki kimselerin anlayabilecekleri tarzda hazirlanmistir. Bu tür bir anlatisla kisiyi fikren gelistirme olanaginin bulunamayacagi ortadadir. Gök katlarinin kapilarini bekleyen Tanri bekçilerinin, her kapi çalinista "Kim o?" diyerek Cibril ile Muhammed'in gelisinden habersiz görünmeleri, ve hele Muhammed'e vahiy ve Mi'rac da'veti gönderilip gönderilmedigini sormalari da düsündürücüdür.
Bu tür bir hikaye'nin ve nice benzerlerinin, 1400 yil boyunca kusaklar boyunca milyonlarca insana anlatilagelmesi, ve milyonlarca insanin, soru sormadan ve akil süzgecinden geçirmeden bu hikaye ve masallara en kutsal duygularla bagli kalmalari, ayrica üzerinde durulmak gereken bir husustur. Bütün bunlar, seriat egitimiyle yetistirilen ya da seriat ortaminda yasayan kisilerin, düsün gücü bakimindan yetersiz kertede kaldiklarini ortaya vurmaktadir.