XXXIII) Arap'taki tarihi Türk düsmanligi duygularinin, (ve Arap'i yüceltici ve Türkü küçültücü hükümlerin) kaynagi olarak Ye'cuc-Me'cuc masali (K. 18 Kehf 84-98; Enbiya 95-97).

Kur'an'da, Ye'cuc ve Me'cuc adiyle anilan "bozguncu bir takim halklarin", Zü'l-Karneyn tarafindan zararsiz hale getirildiklerine dair ayet'ler vardir ki Arap'in tarihi "türk düsmanliginin" ana kaynagini olusturur.

Her ne kadar Zu'l-Karneyn sözcügünün ne oldugu hususunda görüs ayriliklari bulunmakla beraber, Kur'an'daki kullanilisi bakimindan bu sözcügün Dogu ve Bati ülkelerine egemen olmus dünya çapinda bir "cihangir" anlamina geldigi kabul edilir. Bazi kaynaklara göre bu "cihangir", "Büyük Iskender" diye bilinen eski bir Yunan kahramanidir 72

Ye'cuc ve Me'cuc deyimlerine gelince, bunun da "bozgunculuk yapan ve Araplara ve insanliga büyük felaket kaynagi sayilan" bir millet, ve bu milletin de Türkler oldugu anlasilmaktadir. al-Tabari, Cami'ül-Beyan adli yapitinda Ye'cuc ve Me'cuc'un Arap'lara felaket getirecegi söylenen Turk'ler oldugunu yazar. Arap tarihçilerinden al-Belhi, ya da Kur'an yorumcularindan al-Beyzavi ayni gorüstedirler. Ibn Haldun'un Mukaddima adli yapitinda Asya'da, Fergana ve Taskent'in ötesinde, Ye'cuc ve Me'cuc daglari diye bilinen yerlerdeki halklarin Türk'ler oldugu yazilidir. Hayat al-Hayavan adli kitabinda ad-Damiri, ayni seyleri söyler. Bunun böyle oldugunu söyleyenler arasinda ünlü Türk yazarlari da vardir. XIVcü yüzyilda Ahmedi'nin yazdigi Iskendername, Kur'an'daki Ye'cuc ve Me'cuc deyimlerinin Türkler oldugunu ortaya vurur. Osmanli döneminin ünlülerinden Asim Efendi, Okyanus adli yapitinda, Kur'an'daki bu deyimleri Arap kaynaklarin belirledikleri dogrultuda tanimlar. Diger ünlü bir bilgin, Ahteri Mustafa Efendi, Ahteri-i Kebir adli yapitinda Ye'cuc ve Me'cuc karsiligi olarak: "(Bunlar bir tür halktir ki) gögdeleri killi... killari kizil, baslarinin iki yaninda yüzleri ve iki yaninda gözleri vardir... " diye yazar 73.

Ye'cuc ve Me'cuc deyimlerinin Türkler seklindeki tanimi, dogrudan dogruya Muhammed'den gelir. Kur'an'a yerlestirdigi ayet'ler dogrultusunda olmak üzere Muhammed, Ye'cuc ve Me'cuc adindaki bu milleti tiksinti verici yaratilista, "basik burunlu, yayvan suratli, küçük gözlü..." bir millet seklinde tamamlar ve bu milletin Türkler oldugunu, ve Türklere karsi savasilmadikça "kiyamet günü"nün gelmeyecegini bildirmistir. Bir hadis'inde söyle der: "Küçük gözlü, kirmizi yüzlü, basik burunlu ve suratlari kalin deriden yapilmis kalkanlara benzeyen (yayvan suratli) Türk'lere karsi savasmadikça hüküm günü gelmeyecektir. Ve hüküm günü gelmeyecektir ki sizler kivrik kildan yapilmis sandal giyen bir millete karsi savasana kadar" 74.

Buna benzer daha nice hükümlerle Muhammed, Arap'larin ve dolayisiyle Müslümanlarin kafasina inanç olarak sunu yerlestirmistir ki yeryüzündeki Türklerle öldürüsmedikçe kiyamet kopmayacaktir.

Buhari ve Ebu Davud, gibi hadis kaynaklari yaninda, Tabari ya da al-Biruni ya da al-Muttaki ve benzerleri gibi en saglam Islam kaynaklarin belirttigine göre güya Muhammed, Kitab ehli'nin ( yani Yahudilerin ve Hiristiyanlarin) kendisine Zü'l-Karneyn hakkinda soru sormalari üzerine, cevap olarak, Zü'l-Karneyn'in Tanri tarafindan iktidar sahibi kilindigini ve bu iktidara dayali olarak Dogu ve Bati ülkelerini fethettigini, ve insanlik için felaket kaynagi sayilan Ye'cuc ve Me'cuc kavmine karsi asilmaz bir sed insa ettirdigini bildirmistir. Kur'an'a koydugu bu dogrultuda ayet'ler bunun böyle oldugunu göstermektedir.

Gerçekten de Muhammed'in söylemesine göre Tanri güya Kehf Suresi'nde: "Ey Muhammed! Sana Zü'l-Karneyn'i sorarlar; -'Onu size anlatacagim-' de" diye baslayan ayet'lerden sonra söyle konusmustur:

"Dogrusu biz onu (Zü'l-Karneyn'i) yeryüzüne yerlestirmis ve her seyin yolunu ona ögretmistik.

O da bir yol tuttu.

Sonunda günesin battigi yere ulasinca onu, kara bir suda batiyor gördü. Orada bir millete rastladi. -'Zü'l-Karneyn! onlara azab edebilirsin; iyi muamelede de bulunabilirsin'- dedik.

-'Haksizlik yapana azab edecegiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemis bir azaba ugratir; ama inanip yararli is isleyene, mükafat olarak güzel seyler vardir, ona buyrugumuzdan kolay olani söyleriz-' dedi.

Sonra yine bir yol tuttu.

Sonunda günesin dogdugu yere ulasinca günesi, kendilerine elbise, bina gibi seylerden örtmedigimiz bir millet üzerine doguyor buldu.

Iste bunun gibi, onun yaptiklarinin hepsini bastanbasa biliyorduk.

Sonra yine bir yol tuttu.

Sonunda, iki dagin arasina varinca, orada neredeyse hiç laf anlamayan bir millete rastladi.

Dediler ki: -(Ey) Zü'l-Karneyn! Dogrusu Ye'cuc ve Me'cuc bu ülkkede bozgunculuk yapiyorlar. Bizimle onlarin arasina bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?

-'Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardim edin de sizinle onlarin arasina saglam bir sed yapayim, bana demir kütleleri getirin'- dedi. Bunlar iki dagin arasina doldurunca: -'Körükleyin-' dedi. Demirler akkor haline gelince: -'Bana erimis bakir getirin de üzerine dökeyim'- dedi.

Artik Ye'cuc ve Me'cuc onu ne asabildiler ve ne de delip geçebildiler.

Zü'l-Karneyn: -'Iste bu Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin tayin ettigi zaman gelince onu yerle bir eder; Rabbimin verdigi söz gerçektir-' dedi..." (K. 18 Kehf 84-98) 75

Kur'an'in daha sonraki Suresi'nde (ki Enbiya Suresi'dir) puta tapanlarin Tanri tarafindan "helak" olduklari ve azab'a sokulduklari söyle yazili:

"Helak ettigimiz bir belde için artik (yeniden mamur olmak) imkansizdir, çünkü onlar geri dönmeyeceklerdir.

Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc (sedleri) açildigi ve onlar her tepeden akin ettigi zaman;

Ve gerçek vaad (ölüm, kiyamet) yaklasinca, birden, inkar edenlerin gözleri donakalir! -'Yaziklar olsun bize (derler), gerçekten biz, bu durumdan habersizmisiz, hatta biz zalim kimselermisiz" (K. 21 Enbiya 95-97).

Anlasilan o ki, inkarciliklari ve puta tapmalari yüzünden Tanri tarafindan "helak" edilmis olan insanlarin azab hali, Zü'l-Karneyn tarafindan insa ettirilmis olan Ye'cuc ve Me'cuc sedlerinin açilmasina kadar sürecektir.

Neden bu sedler açiliyor? Neden inkarcilar her tepeden akin ediyor? Bilinmez. Bilinen su ki puta tapan inkarci kisiler, kendilerine önceden bildirilen kiyamet gününün gelip çatmasi üzerine kötü bir yolda olduklarini anlamakla beraber, artik kurtulusa erisme olasiligini bulamayacaklardir. Bunlar Cehennem'e atilacaklar ve orada "inim inim" inleyeceklerdir (K. Enbiya 98-100)

Buna karsilik Tanri tarafindan kendilerine iyi ve güzel bir kader saglanan insanlar Cehennemden uzak kalacaklar ve mutluluga ulasacaklardir; "Enbiya" Suresi'nde söyle yazili: "Tarafimizdan kendilerine güzel akibet takdir edilmis olanlara gelince, iste bunlar cehennemden uzak tutulurlar. Bunlar (cehennemin) ugultusunu duymazlar; gönüllerinin diledigi nimetler içinde ebedi kalirlar. En büyük dehset dahi onlari tasalandirmaz. Melekler kendilerini söyle karsilar: -'Iste bu size vadedilmis olan (mutlu) gününüzdür. (Düsün o) günü ki, yazili kagitlarin tomarini dürer gibi gögü toplayip düreriz..." (K. Enbiya 101-104)

Bütün bu anlatilan "kissa"lardan kisiyi akilci ve yaratici güce eristirici bir sonuç çikarmak kuskusuz ki güç. Çünkü bu yukardaki ayet'leri Kur'an'a koymakla Muhammed sunu anlatmaktadir ki Tanri, bazi kullarini "kötü", bazilarini ise "güzel" bir kaderle yaratmistir. Güzel bir kaderle yarattiklari için, biraz yukarda görüldügu gibi, söyle demektedir: "Tarafimizdan kendilerine güzel akibet takdir edilmis olanlara gelince, iste bunlar cehennemden uzak tutulurlar" (K. Enbiya 101).

Beyzavi ve Celaleddin gibi yazarlarin dedikleri gibi bu hüküm, kaderi Tanri tarafindan önceden "iyi" olarak saptanmis kimseleri kapsamaktadir.

Hemen belirtelim ki Muhammed, Kur'an'a koydugu pek çok ayet'lerle, bazi insanlarin "inkarci" ve putperest olmalarinin, ya da bazi insanlarin "iman sahibi", yani "müslüman" kilinmalarinin, bir kader isi oldugunu ve bu kaderi Tanri'nin önceden çizdigini anlatmistir. Örnegin Kur'an'in En'am Suresi'nde bazi kimselerin Tanri'nin istegiyle müslüman olarak yaratildiklarini, bazi kimselerin ise saptirildiklarini söyle bir ayet'le belirtmistir:"Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islamiyete açar, kimi de saptirmak isterse... kalbini dar ve sikintili kilar..." (K. 6 En'am 125).

Yine bunun gibi bazi insanlarin, Tanri istegiyle "müsrik" (putatapan) kilindiklarini söyle belirtilmistir: "Allah dileseydi puta tapmazlardi" K. En'am 107).

Öte yandan Islam kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki Tanri ilk önce "kalemi" yaratmis ve Kiyamete degin neler olacaksa her seyin kaderini yazmasini bu kaleme emretmistir76.

Daha bunlara benzer nice ayet'ler ve hükümler ve bunlara dayali masal ve hikayeler var ki kisi'yi, Tanri'nin keyfilikleri içerisinde eritip, kendi kaderini kendi özgür iradesiyle çizemez duruma sokar.

Yukardaki Ye'cuc-Me'cuc masalinin dogurdugu sonuç da bu dogrultuda görünmektedir. Bu sonuç Arap'in Türk düsmanligi duygularina "taban" isini görmüstür. Su bakimdan ki Ye'cuc-Me'cuc masali, Türkleri küçültücü ve buna karsilik Arap'i yüceltici nitelikteki nice verilerin olusumuna vesile yaratmistir. Gerçekten de Islami yapitlarin Türklerle ilgili bölümleri genellikle "Kitalu't-Türk" basligini tasir; bu "Türklere karsi savas", ya da "Tükleri öldürüp yok etme" anlamina gelir ve Muhammed'in Türkler aleyhinde söylediklerini içerir. Bunlardan bir ikisine göz atacak olursak: Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Muhamme söyle diyor: "...Küçük gözlü, kirmizi yüzlü, basik burunlu, ve suratlari kalin deriden yapilmis kalkanlara benzeyen, (yayvan suratli) Türklere karsi savasmadikça kiyamet günü gelmeyecektir. Ve kiyamet günü gelmeyecektir ta ki sizler kivrik kildan yapilmis sandal giyen bir millete (Türklere) karsi savasana kadar". Bu sözler Buhari'nin e's-Sahih adli yapitinin Kitab-i Cihad'indan alinmistir; bu yapit Islam'da, Kur'an'dan sonra en degerli ve en güvenilir kaynak sayilir.

Müslim, Ebu Davud ve Nesei gibi kaynaklarda Muhammed'in söyle dedigi yazili: "Müslümanlar, Türklerle öldürüsmedikçe kiyamet kopmayacaktir. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmis, (kalin) derili olan bu toplumlar... kil giyerler".

Ibn Mace'nin rivayetine göre Muhammed, müslümanlara söyle emretmis görünüyor: "Su da kiyamet alemetlerinden: Kildan (kece) ayakkabi giyen bir toplumla vurusup öldürüseceksiniz. Genis yüzlü, yüzleri kalkan gibi, üst üste binmis derili toplumla vurusmaniz, öldürüsmeniz, kiyamet alametlerindendir. Siz (müslümanlar) küçük gözlü, kizil yüzlü, basik burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmis olan Türklerle öldürüsmedikçe kiyamet kopmaz".

Ebu Davud'un Sünen adli yapitinda Muhammed'in su sözleri var: "(Siz Müslümanlarla) küçük (çekik) gözlü toplum, Türkler, savasacaklardir. Siz onlari, üç kez önünüze katip götüreceksiniz, süreceksiniz. sonunda Arap yarimadasinda karsilasacaksiniz. Birincide onlardan kaçan kurtulur. Ikinci de kimi kurtulur, kimi yok edilir. Üçünçüdeyse onlarin tümü kirilacaktir".

[Bütün bu hususlar için Buhari'nin e's-Sahih (Kitabu'l-Cihad), Müslim'in e's-Sahih (Kitabu'l Fiten), Ebu Davud'un Sünen (Kitabu'l-Menahim); Nesei'nin Sünen (Kitabu'l Cihad), Ibn Mace'de Babut-Türk bölümlerine, benim Arap Milliyetçiligi ve Türkler adli kitabima (Ilk baski, Ankara Hukuk Fakültesi tarafindan 1973 yilinda, 4cü baski Inkilap Kitapevi tarafindan1987 yilinda). ve Turan Dursun'un Din Bu adli kitabina bakiniz]

Arap'in tarihi türk düsmanligini yaratan sey, iste bu hükümlerdir. Bu hükümlere dayanaraktir ki Arap'lar, bedevi'sinden Seyh'ine varincaya kadar, Türk'ü: "yabani", " vahsi", "kana susamis", "cani ruhlu", "fikren yetersiz", "hayvana yaklasik", "insanliga felaket getirici", "Islam uygarligini yok edici" vs... seklindeki niteliklerle tanimlamislardir. Bu düsmanlik 1400 yil sürmüs ve hala da sürmekte ve her vesileyle kendisini belli etmektedir.

Sunu da belirtelim ki bu yukarda özetledigimiz seriat verileri, sadece Arap'i Türk'e düsman yapmakla kalmamis fakat Türk'ü dahi Türk'e düsman duruma sokmustur. O kadar ki "bilgin" sanilan Türkler arasinda dahi Türkü bu hakaretlere, hatta ölüme layik bulanlar çikmistir. Kanuni Sultan Süleyman döneminin Divan-i Hümayun katiplerinden Hafiz Hamdi Çelebi, bunun ibret verici örneklerinden biridir; Hafiz Hamdi Çelebi efendi, vaktiyle Muhammed'in Türklere ölüm saçmis olmasini adeta "mutluluk" sayarak Padisah'a su satirlari sunmustur.

"Padisahim kainatin yaratilisindan bu yana

Dünya içinde Türklügün kötülügünden bahsedilir,

Allah Türk'e hiç anlayis gücü vermemistir...

..........................

Türk'ü öldür, baban olsa da,

O iyilik madeni, yüce peygamber,

'-Türk'ü öldürünüz, kani helaldir-' demistir..."

Görülüyör ki bizim ünlü Hafiz Hamdi Çelebi efendimiz, yine bizim ünlü Padisahimiz Kanuni Sultan Süleyman'a: "Padisahim Türk'ü öldür, baban olsa da" diyebiliyor ve buna destek olarak da Muhammed'in: "Türk'ü öldürünüz, kani helaldir" seklindeki sözlerini gösterebiliyor. "Tarih içerisinde kendi milletini, böylesine asagilatabilen aydinlar acaba hangi toplumda çikmistir?" diye düsünmek gerek.

Fakat Hafiz efendi bu konuda tek örnek degil; daha niceleri var. Biraz yukarda adlarini verdigimiz Ahmedi, ya da Asim Efendi, ya da Ahteri Mustafa Efendi gibi ünlü Türk "bilginleri" seriat'in Türk'ü küçültücü verilerini baslarina taç etmislerdir. Arap Milliyetçiligi ve Türkler ve ayrica Biz Profesörler adli kitablarim, Türk'ü küçültücü ve Arap'i yüceltici nitelikteki verileri seriat kaynaklarindan naklen sergilemis, Türk aydinlarinin susmuslugunu elestiri konusu yapmistir. Ancak ne var ki seriatçilarimiz, Türk'ün bu tür hükümlere karsi kendini savunmasini dahi suç, ve daha dogrusu seriat'a hakaret sayarlar; çünkü seriat içerisinde erimis, Araplasmislardir].