XXXIV) Tanri'nin Muhammed'e "Oku" diye emretmesinin ve Muhammed'in de: "Ben okuma bilmem!" diyerek karsilik vermesinin hikayesi (K. Müddessir 1-2; A'raf 156-8; Ankebud 47-48; Alak 1-5; Kehf 108)

Kur'an'da Muhammed'in okuma-yazma bilmez olduguna dair ayet'ler vardir. Örnegin A'raf Suresi'nde: "Bunlari... okuyup yazmasi olmayan Peygamber Muhammed'e uyanlara yazacagiz" (K. A'raf 156-7), diye yazilidir. Yine A'raf Suresi'nde: "Ya Muhammed! De ki... -'Allah'a ve okuyup yazmasi olmayan... peygamberine... inanin" (K. A'raf 158). Ankebud Suresi'nde de su var: "Ey Muhammed!. Sana Kitabi böylece indirdik... Sen daha önce bir Kitap'dan okumus ve elinle de onu yazmis degildin. (Eger okur-yazar olsaydin) batil pesinde kosanlar muhakkak süphelenirlerdi" (K. Ankebud 47-48).

Daha baska bir deyimle Kur'an'daki Tanri sunu söylemektedir ki Muhammed okumasiz kilinmistir, çünkü eger okuma yazma bilmis olsaymis, herkes zannederdermis ki Kur'an'i, daha önceki kitaplardan kopye ederek doldurmustur. Iste böyle bir süpheye düsülmesin diye Tanri, Muhammed'i okumasiz birakmismis.

Ancak ne var ki Kur'an'da, Tanri'nin Muhammed'e "oku" diye emrettigi de yazilidir. Örnegin Alak Suresi'nde söyle yazili: "Ey Muhammed! Yaratan... Rabbinin adiyle oku. Oku, kalemle ögreten, insana bilmedigini bildiren Rabbin en büyük kerem sahibidir" (K. Alak 1-5)

Bu ayet'leri gözden geçirirken kendi kendimize su soruyu sormaktan alamayiz: "Nasil oluyor da Tanri, okumasi olmayan Muhammed'e oku diye emrediyor?". Bunun cevabini verebilmek için, Muhammed'e ne sekilde vahy inmege basladiginin hikayesini özetlemek gerekir.

Islam kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed, ilk kez Gar-i Hira denilen yerde bulundugu bir sirada vahy almistir. Güya vahy gelecegi sirada kendisini bir sikinti kaplamis, titremege ve inci taneleri gibi siddetli ter'ler dökmege, hirlamaga, boguk sesler çikarmaga baslamis ve bir süre o sekilde kaldiktan sonra ayilip Tanri'nin kendisine, Cebrail araciligiyle "Oku!" diye emrettigini söylemis. Fakat Tanri'nin bu sekildeki emrine karsi Muhammed: "Ben okuma bilmem" diye cevap vermis imis. Olayin olusumunu Muhammed'in agzindan dinleyelim:

"(Ben okuma bilmem dedim) o zaman Melek beni alip takatim kesilinceye kadar sikistirdi. sonra beni birakip (Oku) dedi. Ben de ona -'Okumak bilmem-' dedim. Yine beni ikinci def'a takatim kesilinceye kadar sikistirdi. sonra beni birakip yine (Oku)s dedi. Ben de -'Okumak bilmem'- dedim. Nihayet beni alip üçüncü def'a sikistirdi. sonra beni birakip: -Mahlukati yaratan Rabb-i Celil'inin Ismi serifiyle oku. O Rabb-i Azim ki insani alaktan, yani pihtilasmis kandan yaratti. Her halde oku ki senin Rabbin kalemle yazi yazmayi ta'lim eden keremde bi-nazir ve misal Allahu Zü'l-Celal'dir. Inteha. Vallahu a'lem- dedi. (K. Alak 1-4)" 77

(Ayse'den rivayet olan bu hadis için bkz. Sahih-i Buhari Muhtasari, Cilt I, sh. 3 ve d. Hadis no. 3).

Söylemeye gerek yoktur ki her seyi bilen bir Tanri'nin, Muhammed'in okumasiz olmasindan habersiz olarak ona "Oku" diye emretmesi sasirticidir.

Fakat her ne olursa olsun Islam kaynaklarinin anlattigi su ki, yukardaki olaydan sonra Muhammed, korkudan yüregi titreyerek evine, karisi Hadice'nin yanina döner ve: "Beni sarip örtünüz, beni sarip örtünüz" diyerek yataga yatar. Korkusu geçinceye kadar üstünü sarip örterler. Az geçmeden Muhammed kendine gelir ve Hadice'ye "Kendimden korktum" diyerek durumu anlatir. Hadice de ona:" Öyle deme, Allah'a kasem ederim ki Allahu (Zu'l-Celal) hiç bir vakit seni utandirmaz (mahsun etmez). Cünkü sen akrabana bakarsin, isini görmekten aciz olanlarin agirligini yüklenirsin, fakire verir, kimsenin kazandiramayacagini kazandirirsin, misafir agirlarsin..." diye konusur. Bunlari söyledikten sonra Muhammed'i, kolundan tuttugu gibi, "ammizadesi" Veraka b. Nevfel b. Esed b. Abdü'l-Uzza' nin yanina götürür.

Veraka hiristiyan dininden bir kimse olup, din konularinda genis bilgiye sahiptir; Ibranice'ye dahi vakiftir. Incil'i ve Tevrat'i çok iyi bilen ve din sorunlari üzerine eskiden beri yazan bir kimsedir. Fakat gözleri görmemektedir. Hadice, Veraka'ya söyle der: "Amucam oglu, dinle de bak, kardesinin oglu ne söylüyor?".

Bunun üzerine Veraka:,"Ne var kardesimin oglu?" diye sorar. Muhammed de ona olan bitenleri ve gördüklerini anlatir. Bunlari dinleyen Veraka söyle konusur: "Bu gördügün sey Tanri'nin Musa'ya verdigi (sirr-i vahiydir"). Ah keske senin da'vet (çagiri) günlerinde genç olsaydim. Kavmin seni çikaracaklari zaman keski (hayatta) olsam.

Veraka'nin bu sözlerini dinleyen Muhammed merakla sorar: "Onlar beni çikaracaklar mi?".

Veraka cevap verir: "Evet (Çikaracaklar. Zira) senin gibi bir sey getirmis (yani vahiy teblig etmis) bir kimse yoktur ki düsmanliga ugramasin. Sayed senin da'vet günlerine yetisirsem sana son derece yardim ederim78" ,

Bütün bunlari neden Tanri Cebrail araciligiyle Muhammed'e bildirmez de Muhammed bunlari Veraka'dan ögrenir? Bilinmez. Fakat durum su ki Veraka, az geçmeden ölür ve bu arada Muhammed'e bir süre vahiy gelmez olur 79. Bu sürenin ne kadar oldugu kesin olarak bilinmiyor; bunun en azindan 15 gün ve en çok üç yil oldugu söylenir80. Fakat her ne olursa olsun vahyin gelmemesinden dolayi Muhammed o kadar üzülür ki intihar etmek ister, kendini yüksek bir dagin tepesinden atmaya karar verir. Fakat her def'asinda Israfil adindaki Melek onu bundan vazgeçirtir.

Fakat yine bir gün yolda giderken gökyüzünden ses isitir. Cabir b. Abdu'lla el-Ensari'den Buhari'nin naklettigi bir hadis ile Muhammed bunu söyle anlatir: "Ben (bir gün) yürürken birden bire gökyüzü tarafindan bir ses isittim. Basimi kaldirdim. Bir de baktim ki Hira'da bana gelen Melek (yani Cibril aleyhi's-selam) sema ile arz arasinda bir kürsi üzerinde oturmus. Pek ziyade korktum. (Evime) dönüp: beni örtün -beni örtün- dedim" (Sahih-i..., Cilt I. sh. 14, Hadis no. 4)

Bunun üzerine Tanri güya kendisine söyle der: "Ey bürünüp sarinan (Resulüm); kalk da sana iman etmeyenleri uyar. Rabbinin büyüklügünden söz et. Giysilerini tertemiz tut... vs..." (K. 74 al-Müddessir 1-5). Bu sözleri dinleyen Muhammed, söylenenleri unutmamak için dudaklarini kimildatmaga baslar81.

Muhammed'in: "Ben okuma bilmem" seklindeki sözlerinden sonra simdi de kendisine söylenenleri aceleyle tekrarlamaga çalistigini gören Tanri, onun gerçekten okumasiz oldugunu anlamis olmalidir ki ona: "(Resulüm! vahyi) çarçabuk almak için dilini kimildatma" (K. 75 Kiyamet 16) diyerek vahyin okunmasi isini üzerine alir, ve aldigini da su sekilde bildirir: "Kur'an'i senin sadrinda (yüreginde) toplayip (senin kalbine yerlestirip) onu okuyabilmen Bize aitdir. Kur'an'i (Cibril'in dili ile) sana okudugumuzda Onu dinle ve (sukut ederek, ses çikarmadan) Ona kulak ver. Ondan sonra Onu (dürüst) okumani Biz tekeffül ederiz (Biz kefil oluruz)" (K. 75 Kiyamet 16-19)82. Bu sözleri Cibril, güya Muhammed'in kulagina fisildayarak okumustur.

Gorülüyor ki daha önce Muhammed'e "Oku" diye emreden Tanri, simdi onun okumasiz oldugunu anlamis olarak: "Kur'an'in okunmasi isi Bize aid'tir" demektedir. Hani sanki "peygamber" olarak seçtigi bir kimsenin okumasiz oldugundan habersizmis de, bu habersizligini gidermek için simdi okuma isini üstlenmis gibidir. Ve hani sanki Muhammed "Ben okuma bilmem" dedigi zaman Tanri: "Okuma bilmediginden haberim yoktu; madem ki okuma bilmiyorsun, o halde Kur'an'i Melek araciligiyle ben sana okurum" seklinde konusmaktadir. Ve nitekim o andan itibaren Tanri artik Muhammed'e "Oku" emrini vermek söyle dursun fakat ondan söz ederken hep "Okumasi olmayan Peygamber" (ümmi peygamber) diye konusmaya baslar. Örnegin A'raf Suresi'nde söyle yazilidir: "Bunlari... okuyup yazmasi olmayan Peygamber Muhammed'e uyanlara yazacagiz" (K. A'raf 156-7), diye yazilidir. Yine A'raf Suresi'nde: "Ya Muhammed! De ki... -'Allah'a ve okuyup yazmasi olmayan... peygamberine... inanin" (K. A'raf 158) diye vardir (ayrica bkz. K. Ankebut , ayet 48, vs...).

Muhammed'in söylemesine göre Tanri, "okumasi olmayan" bir kimseyi kendisine "peygamber" olarak seçmis olmakla, Kur'an'in uydurma bir kitap olmadigini ve baska kitaplardan alinmis seylerle doldurulmadigini anlatmak istemis ve güya Muhammed'in okuma-yazma bilmeyen bir kimse olmasinin hikmetini su ayet'le ortaya vurmustur:"(Ey Resulüm) Sen bundan önce ne bir yazi okur, ne de elinle onu yazardin. Öyle olsaydi batila uyanlar (yani inanmayanlar, müsrikler) kusku duyarlardi" (K. 29 Ankebud 48).

Söylemeye gerek yoktur ki böyle bir açiklama, Muhammed'in okumasiz olusunu açikliga kavusturmaktan uzaktir. Su bakimdan ki, Muhammed'in okumasiz olusu, Kur'an'in baska kitaplardan alinma malzeme ile olusturulmasina engel degildir. Okumasi yazmasi olmayan bir kimse, baskalarinin araciligi ile baska kitaplarda bulunan seyleri ögrenme olanagina sahiptir. Nitekim Kur'an, Incil'den ve Tevrat'dan alinma nice verilerle doludur. Bu verileri Muammed, Incil'i ve Tevrat'i, bu arada Ibranice'yi iyi bilen yardimcilari ve katipleri araciligi ile elde etmistir.

Öte yandan Muhammed'in "okumasiz-yazmasiz" oldugu da kesin degildir. Onun okuma-yazma bildigini ortaya vuran bir çok örnekler vardir ki bunlardan biri, Hudeybiya andlasmasi'nin imzasi sirasinda kendisini göstermistir. Gerçektende Islam kaynaklarinin bildirmesine göre Hudeybiya Andlasmasini Muhammed, "Resulullah" sifatiyle imzalamak istemis ve metnin altina bu unvani koydurtmustu. Fakat Mekkeliler buna itiraz ederek metnin Muhammed tarafindan bu sifatla degil fakat "Abdullah'in oglu Muhammed" adiyle imzalanmasini istemislerdir. Her ne kadar Ali buna itiraz etmis olmakla beraber Muhammed, Andlasma'nin bir an önce imzalanmis olmasini saglamak amaciyle metni eline almis, ve metnin altina, kendi eliyle "Muhammed Ibn-i Abdi'llah" adini yazmistir 83

Söylemeye gerek yoktur ki, Muhammed'in okumasiz olusu ile ilgili yukardaki hikaye, okuyucu bakimdan bir çok yönleriyle sasirtici, ve asil Tanri anlayisinda güçlükler yaratici niteliktedir. Pek mümkündür ki Muhammed bu olayi, Ahd-i Atiyk'in Yeremya ile Isaya adli kitaplarindan esinlenerek anlatmistir.

Gerçekten de Yeremya adli kitab'da anlatilan bir hikaye söyle: Benyamin diyarinda Hilkiya'nin oglu olan Yeremya'ya Tanri 'nin sözü gelir; Tanri güya Yeremya'ya söyle demektedir: "Ana karninda sana sekil vermeden önce seni tanidim, ve sen dogmadan önce seni takdis ettim; seni milletlere peygamber ettim" (Bkz. Yeremya, Bap 1: 4-5).

Tanri'nin bu sözlerine karsilik Yeremya söyle der: "Ah ya Rab Yehova! iste ben söz söylemek bilmiyorum; çünkü çocugum" (Yeremya, Bap 1: 6) Buna karsilik Tanri ona sunu der: "Ben çocugum deme, çünkü kime seni gönderirsem gideceksin ve sana emrettigim her seyi söyliyeceksin. Onlarin yüzünden korkma; çünkü seni kurtarmak için ben seninle beraberim " (Yeremya, Bap 1: 7-9)

Bundan sonra Tanri elini uzatir ve Yeremya'nin agzina dokunur ve ona der: "Iste sözlerimi senin agzina koydum; bak, bugün milletler üzerine, ve ülkeler üzerine... seni koydum". (Yeremya, Bap 1: 10)

Bu konusma bu sekilde devam edip gider. Fakat simdi siz, bu satirlari, Muhammed'in biraz yukarda naklettigimiz sözleriyle karsilastirin; örnegin Tanri'nin Muhammed'e "Oku" diye emredip Muhammed'in de ona "Ben okuma bilmem" seklindeki yanitini, Yeremya'nin, Tanri'nin emrine karsi: "Ah ya Rab! Ben söz söylemek bilmiyorum" seklindeki yaniti ile karsilastirin ve aradaki benzerligi görün.

Isaya adli kitab'a gelince, orada da Isaya adindaki "peygamber"le ilgili haberler vardir. Kitabin bir yerinde söyle yazili: "Rabbin agzi söyledi. Söyliyenin sesi: Bagir! Ve dedi: Ne bagirayim? Bütün beser ottur ve onun bütün güzelligi kir çicegi gibidir. Ot kurur, çiçek solar, çünkü üzerine Rabbin solugu eser; gerçek kavm odur. Ot kurur, çiçek solar, Fakat Allahimizin sözü ebediyen durur" (Isaya, Bap 40: 5-8)

Görüldügü gibi burada da "Söyliyenin sesi: Bagir! " diyor ve buna karsilik "Ne bagirayim? " diye bir yanit geliyor, tipki Kur'an'da Muhammed'e "Oku!" diye emredilipte Muhammed'in "Ben okuma bilmem" dedigi gibi!.

Fakat bütün bunlar bir yana, bir de suna deginmek gerekir ki Muhammed, bir yandan "okumasiz" olmayi "peygamberliginin" bir isareti sayarken diger yandan Tanri'nin diger peygamberlere okuma ögrettigini bildirmekten geri kalmamistir. Örnegin Kur'an'a Maide Suresi'ne koydugu bir ayet'e göre Tanri, Isa'ya, daha besikte iken okuyup yazmayi ve bu arada Tevrat'i ve Incil'i ögretmis görünmektedir. Ayet söyle: "...Ey Meryem oglu Isa...Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemistim. (Bu sayede) sen besikte iken de, yetiskin çaginda da insanlarla konusuyordun. Sana kitabi (okuyup yazmasi), hikmeti, Tevrat ve Incil'i ögretmistim..." (K. Maide 110).

Yine bunun gibi Kur'an'da, diger peygamberlerden bazilarinin, örnegin Süleyman'in, okuma yazma bildikleri hatta Karincalarin ve Kuslarin dilini konustuklari yazilidir. Bu böyle olduguna göre Muhammed'in okumasiz kilinmasinin hikmetini anlamak kolay olmuyor. Eger okuma bilmis olmasi, baska kitaplardan yararlanmis olmak gibi bir sonuç doguracagi için sakincali görülmüs ise, bu takdirde Tanri'nin diger peygamberleri de okumasiz kilmasi gerekmez miydi? Öte yandan mademki Tanri, diger peygamberlere, örnegin Isa'ya, "Kutsal" kitaplari okumayi ögretmenin yararli oldugunu düsünmüstür, o halde neden bu yararli usulü Muhammed'e uygulamaktan vazgeçsin?