Bilindigi gibi Muhammed, çok küçük yasinda anasini ve babasini kaybettigi için amucasi Ebu Talip tarafindan yetistirilmistir. Ebu Talib Kureys'in saygi besledigi kisilerden biriydi. Bu nedenle Muhammed'in Mekkelilerle olan kavgalasmalarinda ona büyük yardimlari ve iyilikleri olmus, onu muhtemel ölümlerden kurtarmistir. Muhammed bile bunu "Ey amca! Senin benim üzerimde iyiligin var" seklindeki sözleriyle açiklamistir. Ancak ne var ki bu sözleri o, Ebu Talip'in ölümü sirasinda ve sirf onu Islam'a sokmak maksadiyle söylemistir.
Aslinda bu ise, yani Ebu Talib'i müslüman yapmaga o, çok daha önceleri baslamisti. Çünkü taninmis bir kisi olan amucasini müslüman yapacak olursa, halk nezdinde itibarinin artacagini ve bu sayede çok sayida taraftar kazanacagini bilmekteydi. Fakat Ebu Talib, hem hosgörü sahibi ve hem de özgürlügüne düskün oldugu için Muhammed'in bu israrlarini daima geri çevirmistir. Her ne kadar onun fikirlerini benimsememekle beraber yine de onu korumakta devam etmistir.
Islam kaynaklarinin bildirdigine göre Muhammed, amucasina ölüm alametlerinin gelmesi üzerine, son kez onu müslüman yapma umudu ile yanina gider ve: "Ey ammi! -La ilahe illa'llah'- (Alah'tan baska ilah yoktur) de. Eger bunu söylersen Tanri nezdinde sana 'sehadet ve sefaat' edebilirim" seklinde konusur. Fakat Ebu Talib kabul etmez ve kendi atalarinin dininde, yani "putperest" olarak ölmek istedigini bildirir; ve gerçekten de müslüman olmadan ölmüs olur.
Kuskusuz ki amucasini müslüman yapamamis olmak, Muhammed bakimindan bir basarisizliktir. Öte yandan "müsrik" olarak ölen bir kimse için "magfiret" dileyecek olursa, bu sefer müslüman yaptigi kimseler tarafindan yadirganacaktir. Iste bu duruma bir çözüm bulmak üzere sorumlulugu Tanri'ya yükleme yolunu seçer ve: "Iyi bil amcacigim! Yemin ederim ki ben, hakkindan magfiret dilemekten nehy olunmadikça, herhalde (Tanri'dan ) senin için af ve magfiret dilerim" der (Müseyyeb Ibn-i Hazn'dan, Buhari'nin rivayeti için bkz. Sahih-i..., Cilt IV, sh.533, Hadis no. 665).
Bu sözleriyle "magfiret" dileme isini Tanri'nin iznine birakmis ve sorumlulugu sirtindan atmistir. Sirf kendisine: "Neden Amucan için magfiret dilemedin" denecek olursa: "Tanri bana bu izni vermedi" diyebilmek için.
Nitekim Ebu Talib'in yukardaki sekilde konusmasi üzerine Muhammed, müsriklerin ölüleri lehine magfiret dilenemeyecegine, ve onlar için namaz kilinamayacagina dair Tanri'dan vahy indigini söyler ve Kur'an'a su ayet'i sokar: "(Kafir olarak ölüp) cehennem ehli olduklari açikca belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak kosanlar için af dilemek ne peygamber'e yarasir ne de inananlara" (K. Tevbe 113) 87.
Daha baska bir deyimle Ebu Talib "müsrik" olarak öldügü için Tanri Muhammed'e, onun lehine "magfiret dileme" izni vermemistir. Biraz asagida görecegimiz gibi bu ayet'in Muhammed'in annesi için indigini ve bu yüzden anasina magfiret dilemedigini söyliyenler de vardir (Bkz. Sahih-i..., Cilt IV, sh. 535).
Yukardaki ayet'in indigini söyledikten sonra Muhammed, kimlerin hidayet'e layik olduklarini, yani kimlerin dogru yola girebileceklerini, en iyi bir sekilde Tanri'nin bildigine dair su ayet'i okur: "(Ey Muhammed!) sen, her sevdigine hidayet edemezsin (dogru yolu gösteremezsin)! Lakin Allah diledigi kisiyi hidayette kilar. Ve O, hidayete layik olanlari çok iyi bilir" (K. Kasas, 56)
Bununla anlatmak ister ki Tanri, Ebu Talibi hidayete eristirmek istememistir, çünkü Tanri "Kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islamiyet'e açar, kimi de saptirmak isterse... kalbini dar ve sikintili kilar" (K. En'am 125).
Böylece Ebu Talib'in müslüman olmamasini, Tanri'nin bunu istememis olmasina baglar. Artik kimse ona: "Nasil olur da amucani dahi müslüman yapamazsin?" seklinde soru soramayacaktir.
Fakat etraftan bazi kisiler, amucasinin iyiliklerini kendisine hatirlatirlar ve bu kadar iyilik gördügü bir insana karsi nasil bir duygu ile "sefaat"ta bulunmaktan uzak kaldigini sorarlar. Örnegin Abbas Ibn-i Abdülmutttalib söyle der: "Ya Resula'llah! Amucan (Ebu Talib hakkinda sefaat) den seni nasil bir his alakoydu? Allah'a yemin ederim ki , o, seni her zaman (saldirilardan korurdu). Ve senin hesabina düsmanlarina karsi asabilesirdi".
Buna karsi Muhammed, her ne kadar Tanri'nin kendisine, amucasi lehine magfiret dileme izni vermemekle beraber, yine de onun için sefaate bulundugunu ve bu sefaat sayesinde amucasinin sadece "topuklarina kadar cehennem atesinde tutuldugunu" söyler; söyle der: "Simdi Ebu Talib topuklarina kadar- dibi yakin- atesten bir çukur içindedir. Eger benim (sefaatim) olmasaydi muhakkak o, Cehennem'in en derin çukurunda bulunurdu". (Bkz. Sahih-i..., Cilt X, sh. 52-53, Hadis no. 1548).
Fakat bu söyledigini biraz daha açikliga kavusturmak üzere söyle ekler: "Umarim ki sefaatim amucama faydali olacaktir. Sefaatimle amucam topuklarina çikabilen atesten bir çukura konulacak, oradan beyni kaynayacaktir" (Bkz. Buhari'nin Ebu Said-i Hudri'den rivayeti : Sahih-i..., Cilt X. sh. 53, Hadis no. 1549).
Yani sunu anlatmak ister ki, gördügü iyilikler karsiliginda amucasina sefaat etmekle onu, Cehennem'deki cezalar içerisinde nispeten hafif olan ceza'ya çarptirtmistir ki o da topuklarina çikabilen atesten bir çukura konulup, orada beyninin kaynamis olmasidir. Eger sefaat etmemis olsaydi, amucasi topuklarina çikabilen ates yerine Cehennem'in dibine atilacak ve beyni orada kaynamis olacakti.