XXXVIII) Halktan kisilerin Muhammed'i "el-Ebter" ("nesli kesik", "oglan çocugu olamayan" kisi) diye çagirmalarinin ve buna karsilik Tanri'nin da Muhammed'e, Cennetteki "Kevser"i bagislamasinin hikayesi (K. el-Kevser Suresi, Ayet: 1-3).

Muhammed'in söylemesine göre Tanri, büyük bir mükafat olmak üzere kendisine Cennette'ki Kevser'i vermis ve söyle demistir: "(Ey Muhammed!) Kuskusuz biz sana Kevser'i verdik. Simdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asil sonu gelecek olan, süphesiz sana hinç besleyendir" (K. 108 el-Kevser, 1-3). Yine Muhammed'in söylemesine göre bu ayet, oglan çocugu olmadigi için kendisiyle "El-Ebter" (yani "nesli kesik", "oglan çocugu olamayan" kisi) diye alay edenlere karsilik Tanri'nin hem cevabi ve fakat hem de oglan çocuk yerine "Kevser"i verdiginin kaniti olmak üzere inmistir. Hikaye su:

Islam kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed, bir düzineye yakin kadinla evlenmis ve fakat onlardan hep kiz çocuklari olmustur; her ne kadar oglan çocuklari oldu ise de, bunlarin hepsi çok küçük yaslarda iken ölmüslerdir. Örnegin ilk evlendigi Hadice'den dört kizi (Zeyneb, Rukayye, Ümm-i Gülsüm, ve Fatima) ve ayrica Kasim, Tayyib, Tahir ve Abdullah adinda dört oglu olmus 98, fakat kizlar yasadiklari halde oglan çocuklar çok küçük yasda ölmüslerdir (Bkz. Sahih-i..., Cilt IV, sh. 432 ve Cilt X. sh. 31)99.

Hicret'in sekizinci yilinda Mariya (ki Mariyye Kibtiyye diye de bilinir) adindaki cariyesinden Ibrahim adinda bir oglu olmus ve fakat bu çocuk da on yedi ya da on sekiz ay kadar yasadiktan sonra100 hastalanarak ölmüstür (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 328).

Oysa ki Muhammed'in en büyük dilegi, oglan çocuga sahip olmak ve neslini onun sayesinde sürdürebilmek idi. Buna öylesine büyük bir özlem duymaktaydi ki, daha önceki erkek çocuklarinin ölümünden çok sonra Ibrahim adindaki oglunun dogmasini sinirsiz bir sevinçle karsilamis ve hatta onun, kendisine "halef" olacagini düsünmüstür. Bundan dolayidir ki Ibrahim'in ölümü üzerine: "Eger (Ibrahim) ölmeseydi peygamber olurdu" demistir. Islam kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki Muhammed, onun ölümüne fevkalade üzülmüs ve çok göz yasi dökmüstür. O kadar ki, onun bu sekilde, iki gözü iki çesme haline görenler, biraz sasirmis olarak : "Ya Resulullah! Halk müsibet zamaninda sabretmeyebilir, fakat sen de mi?" diye konusmuslardir (Bkz. Bu konuda Buhari'nin Enes Ibn- Mali'den rivayeti için bkz. Sahih-i..., Cilt IV, sh. 430 ve d. hadis no. 646) . Muhammed onlara bunun bir sabir isi degil fakat babanin çocuguna karsi besledigi "rikkat" (acima) ve "sefkat" sorunu oldugunu anlatmistir. Söylendigine göre söyle konusmustur: "Ibrahim benim oglumdur! O, meme emerken ölen bir süt kuzusudur. Onun irzaini ( süt emzirme isini) tamamlamak için Cennet'te iki tane süt nine tayin buyurulmustur" (Bkz. Sahih-i..., Cilt IV, sh. 433). Bununla beraber bu kadar çok sevdigi Ibrahim'in cenaze namazini kilmadigi da söylenir; su bakimdan ki Ibrahim'in öldügü gün günes tutulmus ve Muhammed bunun telasi içerisinde cenaze namazini baskalarina kildirtmistir101

Su muhakkak ki, oglan çocuguna sahip olamadigi için Muhammed'in kapildigi üzüntü büyük olmustur. Her ne hikmetse Tanri, diger "peygamberlerine" (hem de pek yasli ve karilari da "kisir" olduklari halde) bol bol oglan çocuklar verirken, Muhammed'e bu zevki çok görmüstür. Örnegin Ibrahim "peygamber"in karisi Sara, kisir oldugu halde Tanri ona Ishak adinda bir oglan vermisti. Yine bunun gibi Zekeriya, çok yasli olarak Tanri'ya: "Rabbim! karim kisir oldugu , ve ben de ihtiyarligin son sinirina vardigim halde , benim nasil oglum olabilir?" demis ve bunun üzerine Tanri ona, kisir olan karisindan bir oglan çocuk göndermekle "kudretinin sinirsizligini ortaya vurmus", mucize yaratmistir (K. 19 Meryem Suresi, ayet 5-11). Fakat her nedense bu mucizeyi Muhammed lehine gösterip ona saglikli bir oglan vermemistir. Kuskusuz ki bu durum Muhammed'i son derece üzmekteydi. Fakat onun bu üzüntüsünü biraz daha çekilmez hale getiren sey halkin bu konuda çikardigi dedikodulardi. Erkek çocugu olamadigi için onun peygamber sayilamayacagini söyleyenler bile vardi; örnegin kendi eslerinden Amr'in kizi Senba bile: "Eger Muhammed (sahiden) peygamber olsaydi en sevdigi oglu (Ibrahim) ölmezdi" demistir102. Böyle konustugu içindir ki Muhammed onu derhal bosamistir.

Bununla beraber, kendi taraftarlarinin böyle bir kaniya kapilabileceklerini düsünerek, oglan çocuklarinin ölümlerini Tanri'nin iradesine baglamistir. Güya Tanri, Muhammed'i en son peygamber olarak gönderdigi ve onun ardinda baskaca peygamber çikmasini istemedigi için, onun oglan çocuklarini çok küçük yaslarda yok etmistir. Muhammed'in bu görüsünü, daha sonraki dönemlerde Islam yazarlari da islemislerdir. Örnegin 13.yüz yil bilginlerinden Ibnü'n-Nefis, e'r Risaletu'l-Kamiliyye Fi'd-siret'n-Nebeviyye adli yapitinda, Muhammed'in erkek çocuklarinin ölmüs olmalarini, onun son peygamber olusuna kanit teskil ettigini, çünkü yasamis olsalardi peygamber sayilmis olacaklarini, oysa ki Muhammed'in son peygamber oldugunu, kiz çocuklarinin yasamis olmalarinin ise dogal bulundugunu ve çünkü kadinlardan peygamber olamayacagini söylemistir [Evet ama, eger bu böyle ise, bu takdirde oglan çocuk verip küçük yasda onlari öldürmek niye? Hiç oglan çocuk vermemek daha insafli olmaz miydi acaba?].

Ancak ne var ki bazi kisiler, erkek çocugu olmadigi için Muhammed'i "el-Ebter" diye çagirmaktaydilar ki, bu, Muhammed için, çok daha kahredici bir seydi. Su bakimdan ki Arapça'da "Ebter" sözcügü, "eksik", "tamamlanmamis", "kuyruksuz", "kuyrugu kesik" anlamlara geldigi kadar, asil, "nesli kesik kimse" karsiligi olarak kullanilir ki, erkek çocugu olmayanlar için bir bakima küçültücü bir sey sayilir. Nitekim Celaleddin es- Süyuti'nin söylemesine göre Muhammed'in Hadice'den dogma oglu Kasim öldügü zaman Ibn Vayl adinda biri Muhammed için al-Ebter deyimini kullanmis ve erkek çocugu olmadigi için Muhammed'in soy'unun kesik oldugunu, yani ondan baskaca kusak çikmayacagini, seceresinin son bulacagini anlatmak istemistir.

Cariyesi Mariya'dan olma Ibrahim adindaki oglunun ölümü vesilesiyle de bazi kimseler, bunun "Küsuf" (yani günes tutulmasi) olayi ile ilgisi bulundugunu düsünmüslerdir. Mugir Ibn-i Su'be'nin rivayetine göre, güya aralarinda: "Günes, Ibrahim'in mevtinden (ölümünden) dolayi tutuldu" diye konusanlar olmustur (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 318). Bu sekilde konusmakla, pek muhtemelen, Ibrahim'in ölümü ile günes tutulmasi olayi arasinda bir iliski aramislardir. Ve iste halk arasinda, günes tutulmasinin Ibrahim'in ölümü ile ilgili bulunduguna dair bu sekilde konusuldugunu duyan Muhammed, oglunun ölümünün Tanri'nin gazabindan dogmadigini anlatmak için: "Günes ile ay hiçbir kimsenin ne mevtinden (ölümünden), ne hayatindan dolayi tutulmazlar" demis ve "Bunu (günes tutulmasini) görünce (hemen) namaza durup Allah'a duaya koyulun" diye eklemistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 318).

Daha baska bir deyimle günes tutulmasi olayinin (tipki ay tutulmasi, ya da zelzele, ya da sel afeti/tufan, ya da siddetli rüzgar gibi) Tanri'nin insanlari korkutmak için tertipledigi korkunç seylerden oldugunu söylemis ve bu gibi hallerde namaz kilmak gerektigini bildirmistir.

Nitekim Buhari'nin rivayet ettigi bir "hadis-i serif"e göre Ebu Bekr, günes tutuldugu bir sirada Muhammed'in acele ile yerinden kalkip omuzundaki örtüyü pesinden sürükleyerek Mescid-i Saadet'e girdigini ve günes tutulmasi geçinceye kadar orada iki rek'at namaz kildirdigini ve sonra da halka söyle emrettigini söylemistir:"Günes ile ay hiçbir kimsenin mevtinden (ölümünden) dolayi mükesif olmaz (tutulmaz). (Günes'in veya ay'in tutuldugunu) gördügünüzde , basiniza gelen bu hal zail oluncaya kadar (hemen) namaza durup duaya koyulunuz" (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 317, Hadis no. 547)

Bir baska rivayete göre de bu iki olayin, Tanri'nin korkutmasiyle ilgili iki ayet'e dayali bulunduguna isaretle söyle demistir:"Süphesiz ki sems (günes) ile kamer hiç bir kimsenin ne zülümünden, ne de hayatindan dolayi tutulmazlar. Lakin bunlar Allah'in ayetlerinden iki ayettir. Tutulduklarini görünce hemen namaza durun". (Bkz. Sahih-i..., III, sh. 313).

Bu iki ayet, Kur'an'in Isra suresi'ndeki 59. ayet ile Fussilet suresi'ndeki 37. ayet'leridir ki günes'in, ay'in, gece'nin ve gündüz'ün Tanri'nin "ayet'lerinden" oldugunu ve bunlara degil fakat Tanri'ya "secde" edilmesi gerektigi emrini kapsar.

Her ne kadar zelzele, siddetli rüzgar, ya da tufan gibi olaylari da korkunç seyler olarak tanimlayip bu gibi hallerde Tanri'ya siginilmasini emretmis olmakla beraber, anlasilan o ki Muhammed, özellikle günes ile ay'in tutulmasi olaylarina özel bir anlam vermistir ve bu nedenledir ki günes ile ay'in tutulmasi halinde hemen namaza durulmasini emretmistir (Bkz. Sahih-i..., III, sh. 313). Ve pek muhtemelen, sarih Ayni'nin dedigi gibi, bu telas yüzündendir ki Ibrahim'in cenaze namazini bizzat kilamayip baskasina kildirtmistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt IV. sh. 433)

Her ne kadar Ibrahim'in ölümünün günes tutulmasiyle ilgili olmadigini söylemekle beraber Muhammed, halk arasinda "el-ebter" (soyunu sürdüremeyecek kisi) diye taninmis olamanin olumsuz sonuçlarini yok etmek üzere, Tanri'nin kendisine erkek çocuk yerine, ondan çok daha degerli bir sey hediye ettigini bildirmistir ki o da Kevser'dir. Bu maksatla Tanri'dan indigini söyledigi su ayet'leri Kur'an'a koymustur: "(Ey Muhammed!) Kuskusuz biz sana Kevser'i verdik. Simdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asil sonu gelecek olan, süphesiz sana hinç besleyendir" (K. 108 el-Kevser, 1-3). Burada geçen "Asil sonu gelecek olan, süphesiz sana hinç besleyendir" seklindeki sözler, Muhammed'e "el-Ebter" diyen kisiyi hedef edinmis sayilir ki bunun Ibn Vayl oldugu tahmin edilmektedir. Böylece Tanri, güya bu kisinin sonunun gelecegini haber vermekle Muhammed'i teselli etmektedir.

Ayet'deki Kevser sözcügüne gelince, bu, "her seyde bolluk", "bereket", "çokluk", "bol nimet" anlamlarina geldigi gibi cennetteki havuzlardan ya da irmaklardan biri olarak da kabul edilir. Bir çok konusmalariyle Muhammed bunu, cennette bir "havuz", ya da bir "irmak" seklinde tanimlamis, ve Tanri'nin bunu kendisine, erkek çocugu olmadigi için, verdigini söylemistir. Bir konusmasinda "(Kevser) bir nehirdir ki Tanrim onu bana vadetmistir" demistir. Bir baska konusmasinda, mi'rac'a ait görüslerini anlatirken: "Bir irmaga götürüldüm ki, onun iki tarafi sahil (saraylar)i, içleri bos halis inci kubbelerdi. Cibril'e: -Bu nedir?- diye sordum. O da : -'Iste bu kevserdir-' diye cevap verdi" demistir (Bkz. Sahih-i... Cilt XI, sh. 222, Hadis no. 222)

Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Muhammed, bir baska vesileyle, Kevser'i bir "havuz" olarak tanimlamis ve söyle demistir: "Evimle minberim arasindaki saha, Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim de (bana bahsedilen Kevser) havzimin üzerinde (kurulmus bulunmakta) dir". (Bkz. Sahih-i..., Cilt IV, sh. 213, hadis no. 607)

Uhud savasinda ölenlerle ilgili bir konusmasinda : "Ben sizin Kevser havuzuna ilk eriseneniz olacagim. Sizin Hak yolundaki hizmetlerinize sehadet edecegim. Vallahi ben, su anda (Cennet'teki) havuzumu görüyorum.." demistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt IV, sh. 513, Hadis no. 661).

Buhari'nin Harise Ibn-i Vehb'den rivayetinde göre de Muhammed, bir konusmasinda cennet'teki Kevser havuzunun büyüklügünü kent'ler arasindaki mesafe ile kiyaslamis, örnegin: "O (Kevser), Medine ile San'a arasindaki mesafe mesahasi gibidir" demistir (Bkz. Sahih-i...., Cilt XII, sh. 218, hadis no. 2061).

Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre bir konusmasinda: "(Kiyamet gününde) ben bir güruh adamlari havz(-i kevser)imden muhakkak tard edecegim (uzaklastiracagim)" demistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt VII, sh. 229 Hadis no. 1067). Uzaklastiracagi bu kisilerin "munafiklar" ya da "irtidat edenler" (Islam'dan çikanlar) oldugu söylenir103.

Görülüyor ki Kevser, Muhammed'in söylemesine göre, havuz ya da irmak niteliginde bir seydir. Güya bu havuzun (ya da irmagin) sulari sütten beyaz, baldan tatli olup içinde yesil kuslar vardir. Güya bu kuslarin etinden yiyen ve bu sudan içenler Tanri'nin "rizasini kazanirlar" [Evet ama zaten cennete gelmekle Tanri'nin rizasini kazanmis degiller midir?].