Kur'an'in Maide Suresi'nde sarab'in, ve dolayisiyle sarhos edici içkilerin, kesin olarak yasaklandigi yazilidir. Ilgili ayet'ler söyle:
"Ey inananlar! Içki, kumar, putlar ve fal oklari süphesiz seytan isi pisliklerdir.. Bunlardan kaçinin ki saadete eresiniz. Seytan süphesiz içki ve kumar yüzünden araniza düsmanlik ve kin sokmak ve sizi Allah'i anmaktan alikoymak ister. Artik bunlardan vazgeçersiniz degil mi" (K. 5 Maide 90-91)
Görülüyor yasak emri, esas itibariyle içki'nin (sarab'in) (tipki kumar, putlar, fal oklari gibi) "seytan isi pislik" sayilmasi ve seytan'in, içki ve kumar yolu ile insanlar arasina düsmanlik ve kin sokup, onlari Allah'i anmaktan ve namaz kilmaktan alikoymasi gerekçesine dayatilmistir.
Kur'an yorumculari, Islam'dan önce Araplar arasinda sarap içme aliskanliginin çok yaygin bulundugunu ve Tanri'nin müslümanlari bu kötü gelenekten kurtarmak istedigini ve bu istegini yerine getirmek üzere üç ayri safhada içki yasagini koydugunu söylerler. Güya Tanri, önceleri, içki'de hem yarar hem de günah oldugunu bildirmekle beraber, bunun günahi'nin faydasindan büyük oldugunu söylemis (K. Bakara 219); daha sonra içkili iken namaz kilmayi yasaklamis ve: "Ey inanirlar! Sarhosken, ne dediginizi bilene degin namaza yaklasmayin" (K. Nisa 43) diye emretmis ve en sonunda da içki'yi kesin sekilde yasaklamistir (K. Maide 90-91).
Islam yazarlarinin söylemesine göre, Araplari alisik olduklari bir gelenekten kurtarmak kolay olmadigi için bu yasak, onlari alistira alistira ve üç safhada konmustur. Söylemeye gerek yoktur ki bu açiklama tarzi, Tanri'yi aciz durumda imis gibi göstermekten baska ise yaramaz. Su bakimdan ki, her seye kadir, ve her seyi diledigi an ve diledigi sekilde yapabilen bir Tanri'nin, kötü oldugunu söyledigi içki'yi, ilk anda yasaklayamayip bu isi üç safhada yapma geregini duymasi acz'den baska bir sey sayilamaz ve seriatçilar, yukardaki açiklamalariyle Tanri'yi bu duruma düsürdüklerinin farkinda degillerdir.
Gerçek olan sudur ki Muhammed, içki sorununu günlük siyasetinin gereksinimlerine uygun olmak üzere çözüme baglamistir. Ilk baslarda içki ve sarab içimine izin vermis, zamanla bunu kisitlama yoluna gitmis ve nihayet kesin içki yasagini, hicret'in üçüncü yilinda, amucasi Hamze Ibn-i Abdülmuttalib'le ilgili bir olay vesilesiyle, ve fakat onun Uhud savasi sirasinda ölümünden hemen sonra koymustur. Daha baska bir deyimle, kendisini "Peygamber" olarak ilan ettigi tarihten, 13 ya da 14 yil sonrasina gelinceye kadar içki'yi yasaklamamistir. Bunun böyle oldugunu anlamak için içki yasaginin hikayesini özetleyelim:
Kendisini peygamber olarak ilan ettigi tarihten, 13 ya da 14 yil sonra Medine'ye hicret edecegi tarihe kadar olan dönem boyunca (ki buna "Birinci Mekke dönemi" denir) Muhammed, henüz güçlenmemis idi; güçsüz bir durumda oldugu için Islam'i yayma konusunda pek basari saglayamamisti. Kendisine inandirabildigi kimselerin sayisi 80 ya da 100 civarinda idi. Bu itibarla Araplarin aliskanliklarina karsi koymak ya da onlarin hoslanmadiklari seyleri yapmak olanagina pek sahip degildi. Taraftar toplayabilmek için mümkün oldugu kadar onlari hosnud kilmaga çalisirdi. Araplarin sapli bulunduklari aliskanliklardan biri içki içmekti. Bundan dolayidir ki Muhammed, ilk baslarda Tanri'nin içkiye izin verdigini bildirerek Kur'an'a su ayet'i koymustur:
"Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki (seker) hem de güzel gidalar edinirsiniz. Iste bunlarda da düsünen toplum için büyük bir ibret vardir" (K. 16 Nahl Suresi, ayet 67).
Ayet'in Arapça aslinda "içki" sözcügü, "seker" olarak geçer ki "sarhosluk veren içki" demektir. Bu itibarla bu sözcügü, "serbet" ya da "sira" seklinde anlamak yanlistir108, çünkü bunlar sarhosluk yaratan içkilerden sayilmazlar109.
Bu ayet'i Kur'an'a koyduktan bir süre sonra Muhammed, bazi kimselerin içkili sekilde namaza durduklarini, uygunsuzluklar yaptiklarini görür. Örnegin bir gün Ahsab'dan Abdurrahman Ibn-i Avf'in yaptigi ziyafet sirasinda, bol miktar içki içerek sarhos olan kimselerin sarhos bir halde namaz kildiklarina, Kur'an okuduklarina ve okurken de saçmaliklar yaptiklarina tanik olmakla isin ciddiyetten ayrildigini anlar ve Kur'an'a su ayet'i koyar:
"Ey inananlar! Siz sarhos iken, ne söylediginizi bilene kadar... namaza yaklasmayin" (K. Nisa 43) 110.
Görüldügü gibi sarap içimini yasaklamis degildir; sadece sarhos halde iken namaza durulmasini yasaklamistir.
Fakat Muhammed'i asil düsündüren sey, kisilerin sarhos halde iken sadece dinsel görevleri yerine getirmekte kusur edebilecekleri degil fakat kendi otoritesine karsi gelebilecekleri tehlikesi idi. Çünkü sarhostan delinin bile korktugu gerçegini herkesten fazla o bilirdi. Bu nedenle içki aliskanligini yavas yavas önlemenin yollarini aramaliydi. Bu konuda bir adim daha atmis olmak için sarap'in hem yararli oldugunu ve fakat hem de günah sayildigini, hatta günah yönünün faydasindan büyük oldugunu belirtmek ister ve Kur'an'a sunu koyar:
"Sana içki ve kumari sorarlar, de ki: -Ikisinde de hem büyük günah ve hem insanlara bazi faydalar vardir. Günahlari faydasinda daha büyüktur'-..." (K. Bakara 219)
Bu hükmü yerlestirmekle, taraftarlarini içki'nin günah dogurabilecegi inancina sürüklemis olur. Böylece içki yasagina dogru bir adim daha atmis demektir. Bununla beraber yine de kesin sekilde içki yasagi koyma yoluna gitmekten çekinir. Bu isi Medine'ye geçtikten ve güçlenmeye basladiktan sonra yapacaktir. Nitekim hicret'ten sonra, gerek çete saldirilariyle ve gerek Bedir savasinin kazanilmasiyle hem bol miktar ganimetler elde etmis, ve hem de bu sayede taraftarlarinin sayisinin arttigini farketmistir. Bu arada amucasi Hamze Ibn Muttalip'le ilgili bir olay, kendisine bu konuda, beklenmedik bir firsat yaratmistir. Islam kaynaklarinin nakletigi olay su:
Hamze Ibn-i Muttalib, Muhammed'in hem amucasi ve hem de süt kardesi olur; su bakimdan ki, bir kere Hamze'nin annesi, Muhammed'in annesi'nin "am-zadesi" dir. Öte yandan, rivayete göre, Muhammed'i emziren Süveyb adindaki kadin ayni zamanda Hamze'yi de emzirdigi için Muhammed ile Hamze süt kardesi bilinir.
Ilk baslarda Muhammed'in peygamberlik iddialarina karsi gelmekte iken Hamze, daha sonra fikir degistirmis ve müslüman olmustur. Olduktan sonra da onun en atesin bir savuncusu kesilmistir. Abu Cehl gibi kisilerin düsmanliklarina karsi Muhammed'i koruyanlardan biri olmustur. Hamze'nin Islam'a girisi Muhammed'e hem "prestij" ve hem de taraftar kazandirmistir111. Son derece cesur ve kavgaci bir karaktere sahip bulundugu için Hamze'ye "Allah'in ve peygamberinin arslani" unvani verilmisti. Muhammed onu Kureys kervanlarina karsi gönderdigi çete'lerde kullanmistir. Bedir savasinda da büyük kahramanliklar gösterdigi anlasilmaktadir 112. Bununla beraber Hamze'nin bir kusuru vardi ki o da kadina ve sarab'a fazlaca düskün olmasi ve bir de son derece asabi karakteri nedeniyle öfkesine kolaylikla kapilmasidir. Öfkelendigi zaman, hele bir de sarhos ise, kim olursa olsun, küfürler savurarak, herkesi kirip geçirirdi. Onun bu tür hiddetine, günlerden bir gün Muhammed de muhatap olmustur; Buhari'nin Kitab-i Sirb'indeki bir bölümde anlatilan hadis'lere göre olay söyle113:
Muhammed'in amucasinin oglu olan Ali Ibn-i Ebi Talib, ganimet olarak edinmis oldugu develerini Ensar'dan birinin evi önünde otlatip, bekletmektedir; oradan "izhir" denen otu (ki Mekke samani diye bilinen güzel kokulu bir tür ot'dur) yükleyip, satmak üzere pazara götürecektir. Bu sirada Hamze Ibn-i Abdülmuttalib, o evde keyf ederek sarab içmekte ve sarkici bir kiza (muganniye'ye) göbek atirip, sarki söyletmektedir.
Kapinin önündeki develeri gören sarkici kiz: "Ey Hamze! (su) semiz develere bak! Evin önündeki sahada ayaklari simsiki baglanmistir. Haydi Hamze, bunlarin bogazlarina biçagi daya, boyunlarini kana boya! Ve bunlarin en nefis parçalarindan sarap için biryan (kebab) ve çömlek kebabi yapmaga müsareat et (hemen giris) " der 114. Demesiyle birlikte Hamze, zurna gibi sarhos bir halde, kilicini yakaladigi gibi disariya firlar ve iki vurusla develeri bogazlar. Sonra da hörgüçlerini koparir ve bögürlerini yarip cigerlerinden birer parça alir ve eve döner. Araplara göre devenin en temiz ve en nefis parçalari hörgüc'ü ile cigeri oldugu için, Hamze bunlarla kendisine güzel bir ziyafet çeker.
Fakat o sirada Ali çika gelir; Kendisine geçim saglayan develerin parçalanmis halini görmekle dehsete düser. Fakat amucasi olan Hamze'nin öfkeli halini bildigi için cesaret edip bir sey söyleyemez. Yaninda bulunan Zeyd Ibn-i Harise ile birlikte derhal Muhammed'in yanina gider ve olan bitenleri ona anlatir. Muhammed onlari da yanina alarak Hamze'nin bulundugu eve gelir ve sarhos bir halde bulunan amucasina üzüntüsünü bildirir. Hamze, hiddet içerisinde ve deliler gibi gözlerini dikerek Muhammed'e ve Ali'ye söyle bagirir"
"(Ey Abdullah ve Ebu Talib evladlari) Siz, babam (Abdulmuttalib'in) köleleri degil misiniz?"
Söylemeye gerek yoktur ki herkesin içinde Muhammed'i köleye benzetmekle Hamze, ona karsi en büyük bir hakarette bulunmus ve onun otoritesine büyük bir darbe indirmistir. Fakat amucasinin, içki yüzünden suurunu kaybedip cinnetle hareket ettigini düsündügü için, Muhammed sesini çikarmaktan çekinir, yapilan hakareti hazmederek "arka arkaya çeki(lip) nihayet ordakilerin yanindan çi(kar)" 115
Ve bu olay vesilesiyle sunu kesin olarak anlar ki halk üzerindeki iktidar ve otoritesinin bekasi için içki içimini yasaklamak kosuldur. Çünkü içki yüzünden sarhos düsen kisilerin, tipki Hamze gibi hareket etmeleri halinde, otoritesine karsi, giderek artan bir tehlikenin varligini anlamistir. Esasen bu dönemde güçlenmekte oldugu için halka, içki yasagini kolaylikla kabul ettirebilecegi kanisina da varmistir. Bu olaydan az sonra Uhud savasi cereyan eder ve yenilgiyle biten bu savasta Hamze "sehid" olur. Böylece Muhammed için, içki yasagini koymak bakimindan önemli bir engel kendiliginden ortadan kalkmistir.
Öte yandan Enes Ibn-i Malik'in rivayetine göre, Uhud savasina katilan müslümanlarin, Uhud gecesi sarab içerek sabahladiklari, ve sarhos bir sekilde katildiklari savas sirasinda sehid olduklari ve savasin da bu yüzden kaybolundugu anlasilir116. O kadar ki halk arasinda bazi kimseler: "(Uhud günü) bütün mücahidler, midelerinde sarab dolu olarak öldüler; (bunlar ne olacak?)" diye konustuklari için Muhammed, Tanri'nin bu gibi kisileri günahsiz saydigini ve "O iman edip de iyi isler isliyerek ölenlerin tattiklarinda günah yoktur" seklinde ayet gönderdigini söyler117.
Ve bunu da tam bir firsat bilerek içki yasagi ile ilgili ayet'leri (yani Maide Suresi'nin 90-91 ayet'lerini) Kur'an'a yerlestirir. Biraz yukarda gördügümüz gibi ayet'ler söyle:
"Ey inananlar! Içki, kumar, putlar ve fal oklari süphesiz seytan isi pisliklerdir.. Bunlardan kaçinin ki saadete eresiniz. Seytan süphesiz içki ve kumar yüzünden araniza düsmanlik ve kin sokmak ve sizi Allah'i anmaktan alikoymak ister. Artik bunlardan vazgeçersiniz degil mi" (K. 5 Maide 90-91)
Bu ayet'leri Kur'an'a yerlestirdikten sonra tellal'lar çikartarak yasak emrini etrafa yayar; tellal'lar:"Ey mü'minler! Biliniz ki sarab haram kilinmistir" diye avaz avaza bagirirlar. Bu haber üzerine herkes, evinde bulundurdugu sarab destilerini sokaklara dökmege baslarlar. Söylendigine göre bu yüzden Medine sokaklari sarab seline döner118
He ne kadar bazi yorumcular içki yasaginin Mekke'nin fethi senesine rastladigini söylerlerse de119 bunun böyle olmadigi kesinlikle ifade olunur; Uhud savasindan hemen sonra Ömer bin Hattab'in "Allah'im içki hakkinda emrin ne ise, bunu bize sarih (açik) ve kat'i (kesin) olarak bildir" seklinde dua etmis olmasinin da içki yasaginin Mekke'nin fethine kadar geçiktirilmediginin kaniti sayilir120.
Kisiler içki içer de sarhos olup kendisine kafa tutar endisesiyle Muhammed, bu yasagi öylesine mutlak bir sekle sokmak ister ki, konusma dilinde bir takim yasaklar yaratmaktan geri kalmaz. Örnegin Arapça üzüm anlamina gelen "ineb" sözcügünün "kerm" sözcügü ile birlikte ifade edilmemesini emreder; "kerm" sözcügü Arapça'da hem "üzüm çubugu" ve hem de "üzümden yapilan sarab" anlamina geldigi için, kisilerin "kerm" adini isitmekle sarab'i hatirlayacaklarini ve bu yüzden gönüllerinde sarab'a karsi istek uyanacagini ve sarab içmege kalkacaklarini düsünerek "Kerm" adinin hem "üzüme" (yani "ineb"e) ve hem de "üzüm çubuguna" verilmesini yasaklar.
Daha baska bir deyimle "Kerm" sözcügünün unutulmasini ve sadece "ineb" (üzüm) sözcügünün kullanilmasini ister; ve Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre söyle der: "Ineb'e (üzüm'e) kerm adi vermeyiniz. Kerm ancak mü'minin kalbidir" 121. Bunu söylerken Arap'larin inanisinin yanlis olduguna deginmis olur. Çünkü bu inanisa göre "Kerm" (yani "sarab ve içki") "cömertlik" yaratan seydir; bu nedenle, üzümden yapilan sarab'a "kerem" niteligi uygun bulunmus, daha sonra bu deyim kisaltilarak "kerm" halini almistir. Ve iste Muhammed, bunun dogru olmadigini ve "kerm" (sarab) denen seyin "cömertligin" ve "yigitligin" kaynagi olmadigini "Kerem" ile "Takva" (Tanri korkusu) gibi duygularin yerlesik bulundugu yerin "mü'minlerin kalbi" oldugunu bildirmistir122.
Bütün bu yukarda söylediklerimizden anlasilan sudur ki Muhammed sarab (içki) yasagini, kisilerin sagliklari bakimindan degil fakat asil kendi otoritesini güvenlige baglamak bakimindan gerekli görmüs ve bu yasagi, biraz önce belirttigimiz gibi amucasi Hamze'nin, sarhos bir halde iken kendisine hakaret etmesi olayindan (ve Hamze'nin Uhud savasinda ölmesinden) sonra koymustur. Eger kisi sagligi temel düsünce olmus olsaydi, bu yasagi getirmek için 13/14 yil beklemez, daha ilk baslarda getirirdi.