XLVI) Kur'an hakkinda "Tanri sözü degil, insan yapisidir", ya da "Masallar kitabidir" diyen ya da Muhammed'le alay edenlerin Tanri tarafindan küfre layik görülmelerinin hikayesi (K. Kalem Suresi, ayet: 8-14; Müddessir Suresi, ayet:18-25; Hicr 95-98, vs...)

Muhammed'in söylemesine göre Tanri, bazi kisilere hakaret yagdirmak üzere "alçak zorba", "cani çikasi", ya da "yabani esek", "soysuzlukla damgalanmis", "yabani merkep" vs... gibi deyimler kullanmayi uygun bulmus, ve onlarin hakkindan gelecegini, onlara azab verecegini, onlarin "burnunu sürtecegini" açiklamistir: çünkü güya bu kisiler Muhammed'i elestirmisler, alaya almislar ya da Kur'an'i ciddiye almiyarak ayet'ler hakkinda "bunlar masal"dir" diye konusmuslardir. Örnegin Kalem Suresi'nde Tanri'nin söyle konustugu görülür:

"Ey Muhammed! Diliyle igneleyen, kovuculuk eden, iyiligi daima önleten, asiri giden, suç isleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar disinda bir de soysuzlukla damgalanmis kimseye, mal ve ogullari vardir diye aldiris etmeyesin. Ayet'lerimiz ona okundugu zaman: -'Öncekilerin masallari' der. Onun havada olan burnunu yakinda yere sürtecegiz..." (K. 68 Kalem 10-16).

Yine bunun gibi Kur'an'da, kendilerine nimetler, zenginlikler ve "ogullar" verildigi halde Kur'an ayet'lerine sirt çevirenlere karsi Tanri'nin, Müddessir suresi'nde söyle konustugu yazili:

"Ey Muhammed! ... kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan ogullar verdigim ve nimetleri yaydikça yaydigim o kimseyi Bana birak, cezasini Ben vereyim. Bir de verdigim nimettten arttirmami umar. Hayir; hayir, çünkü o, Bizim ayetlerimize karsi son derece inatçidir. Onu sarp bir yokusa sardiracagim. Çünkü o, düsündü, ölçtü biçti. Cani çikasi ne biçim ölçüp biçti. Cani çikasi, sonra yine ne biçim ölçüp biçti. sonra bakti, sonra kaslarini çatti, suratini asti. sonra da sirt çevirip büyüklük tasladi..." (K. 74 Müddessir, 11-18).

Ayni Sure'nin biraz ilerisinde söyle yazili:

"...Öyleyken bunlara ne oluyor ki ögütten yüz çeviriyorlar? Arslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler..." (K. Müddessir 49).

"Yüceligi" üzerinde tartisilamayan bir Tanri'nin, nasil olur da böyle bir dil kullanir oldugunu anlamak kuskusuz ki kolay degil; fakat seriat kaynaklarinin ve Kur'an yorumcularinin açiklamalarina göre bellenen o ki, Tanri bu hakaretleri ve bu küfürleri, Kureys'in ileri gelenlerinden Velid el-Mugiyre ya da el-Ahnes Ibn-i Seriyk ya da As Ibn-i Vail ya da Umeyye Ibn-i Halef, ya da Ukbe Ibn-i Ebi Muayt gibi kimselere karsi yapmistir.

Yapmasinin nedeni, bu kimselerin Muhammed'i "peygamber"lige layik görmemeleri, onun "yalanci" ve "iftiraci" bir kimse oldugunu, "peygamberlige" seçilebilecek yeterlikte bulunmadigini söylemeleri ve ona, kendilerine karsi takindigi olumsuz davranislarin ayniyle karsilik vermeleridir. Bütün kusurlari buydu. Fakat su da bir gerçektir ki onlari bu sekilde harekete sevkeden, biraz da Muhammed olmustur.

Gerçekten de Muhammed, o dönemde daha henüz güçlenmemis oldugu halde, sirtini amucasi Ebu Talib'e dayatmis olarak Kureys'lileri inançlarindan saptirmak, onlarin kutsal bildikleri ilahlara karsi küfürler savurmak ve onlari kendi inancina sokmaga zorlamak hevesindeydi. Böyle oldugu halde onlar önceleri hosgörü sinirlari içerisinde hareket etmekle beraber, Muhammed'in tedirgin edici davranislarinin giderek yogunlasmasi nedeniyle, nihayet sabirlarini yitirmisler, ve bu sefer onlar da ona karsi olumsuz davranislara yönelmislerdir. Bu konuda kisaca fikir edinebilmek üzer bu kisilerden bir ikisi hakkinda bazi bilgiler vermekte yarar vardir.

Velid b. Mugire Kureys kabilesinin en asil ailelerinden birine mensup ünlü bir kisidir; meslegi demircilikti (haddad idi). Ibn Hisam gibi kaynaklardan ögrenmekteyiz ki Velid, Mekke'yi oturulabilir hale getiren, Zemzem kuyusunun yerini bulan, Ka'be'nin tamir edilerek yeniden yapilmasinda katkisi olan, Ka'be örtüsünün her yil degismesi masraflarini üstlenen, herkese karsi iyilikseverligi ve hakseverligi yüzünden "Adl" (adil) lakabiyla çagirilan bir kimsedir. Öylesine adil ve dürüst idi ki asiri kötü yoldan kazanilmis para ile hayir isi yapilmamasini isterdi; örnegin Ka'be'nin tamiri sirasinda halka: "Ka'benin yapilisinda kazancinizdan helal (olani) sarfedin, riba (asiri faiz) ve zulüm yolu ile alinan parayi bu ise karistirmayin" derdi.

Onun bu söhretini bildigi için Muhammed, mümkün oldugu kadar ona yanasmaga ve onu kazanmaga çalisirdi. Bu sekilde kazanmaga çalistigi baska kimseler de vardi ki, zaman zaman onlarin sokakta birbirleriyle sohbetleri sirasinda yanlarina yanasir, onlarla konusur, onlarla birlikte oluyormus gibi görünmege ugrasirdi. Bu sekilde davranmasinin nedeni suydu: Mekke'de kendisini "peygamber" olarak kabul edenlerin sayisi azdi; ve bunlarin hepsi de köle, ya da kör, ya da toplumun en fakir, en cahil insanlariydi. Pek muhtemelen halk arasinda bunun böyle oldugunu konusanlar ve örnegin "Bu dine hep fakirler körler vs... giriyor" diyenler bulunmaktaydi. Bu tür konusmalari Muhammed, kendi prestijine vurulan bir darbe gibi görmekte ve huzursuz olmakta idi. Ve iste halk arasindaki bu kani'yi degistirebilmek içindir ki Kureys'in ileri gelenleriyle birlikte görünmek, onlari kendine çekmek için elinden geleni yapardi.

Ancak ne var ki bu tutumu ona basarili bir sonuç saglamadi; Kureys ileri gelenleri onu ciddiye almadilar. Bunlarin basinda Velid b. Mugire vardi. Ve Velid, Muhammed'in peygamberlik iddiasiyle ortaya çikip insanlari inanç farki yüzünden birbirlerine düsman yaptigini görünce halka söyle demeye baslamisti: "Görmüyor musunuz? (Muhammed) kisiyi ailesinden, evladindan, kölesinden ayiriyor; o bir sihirbazdir".

Bunu yaparken ayni zamanda, Kureys'in diger ünlüleriyle birlikte, Muhammed'i bu hevesten vazgeçirtmek istemis, onunla alay etmis, Tanri'nin Muhammed'e vahy diye bir sey göndermedigini, Kur'an'in Tanri sözü degil fakat insan yapisi bir kitap oldugunu, daha dogrusu Muhammed tarafindan kahinlerden, sihirbazlardan ögrenilip meydana getirilen bir sey oldugunu söylemistir. Bu söyledikleri halk tarafindan begenildiginden halktan kisiler Muhammed hakkinda "o bir delidir" ya da "sairdir" der olmuslardir. Velid'in (ve digerlerinin) bu sekildeki konusmalarinin halk üzerinde etkili oldugunu gören Muhammed, Tanri'nin Velid aleyhinde küfürler savurdugunu belirterek Kur'an'in el-Müddessir suresi'ne su ayet'leri koyar:

"(11-14)Tek olarak yaratip, kendisine genis servet ve gözü önünde duran ogullar verdigim, kendisi için (nimetleri önüne) serdikçe serdigim o kimseyi bana birak; (15) Üstelik o (nimetlerimi) daha da arttirmami umuyor; (16) Asla (ummasin)! Çünkü o, bizim ayetlerimize karsi alabildigine inatçidir; (17) Ben onu sert bir yokusa sardiracagim!; (18) Zira, o düsündü tasindi, ölçtü biçti; (19) Cani çikasica, ne biçim ölçtü biçti! (20) Sonra, cani çikasica tekrar (ölçtü biçti); nasil ölçtü biçtiyse! (21-25) Sonra bakti. sonra kaslarini çatti, suratini asti. En sonunda, kibirini yenemeyip sirt çevirdi de: -'Bu (Kur'an),dedi, olsa olsa (sihirbazlardan ögrenilip) nakledilen bir sihirdir. Bu insan sözünden baska bir sey degildir-'.; (26) Ben onu sekara (cehenneme) sokacagim; (27) Sen biliyor musun sekar (cehennem) nedir?; (28) Hem (bütün bedeni helak eder, hiçbir sey ) birakmaz, hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o; (29) Insanin derisini kavurur". (K. 79 el-Müddessir 11-29)

Velid'in ya da onun etkisiyle hareket edenlerin davranislarina karsi Tanri'nin öfkelendigini ve kendisini teselli ettigini söyleyen Muhammed Kur'an'in Hicr Suresine sunlari koyar:

" (Ey Muhammed! Seninle) alay edenlere karsi biz sana yeteriz; Onlar Allah ile beraber baska bir tanri edinenlerdir. (Kimin dogru oldugunu) yakinda bilecekler; Onlarin söyledikleri seyler yüzünden senin caninin sikildigini andolsun biliyoruz; Sen simdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!" (K. 15 Hicr 95-98)

Kendisinin ne bir sihirbaz ne de bir deli olmadigini, Kur'an'in insan yapisi degil Tanri sözü oldugunu anlatmak için, yine Tanri'dan vahy geldi diyerek Kur'an'a sunlari ekler:

"(Resulüm!) Sen ögüt ver. Rabbinin lütfuyla sen ne bir kahinsin, ne de bir deli; Yoksa onlar: (O) bir sairdir, onun, zamanin felaketlerine ugramasini bekliyoruz mu diyorlar?; De ki: -Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim" (K. 52 el-Tur 29-31)

Yine bu dogrultuda olmak üzere, yani Kur'an'in "insan yapisi" ya da "sair sözü" olmadigini anlatmak ve bu arada Velid ile taraftarlarina tehdit savurmak maksadiyle Hakka Suresi'ne, Tanri'dan su ayet'lerin gönderildigini bildirir:

"Hiç süphesiz o (Kur'an) çok serefli bir elçinin sözüdür; Ve o, bir sair sözü degildir... Bir kahin sözü de degildir; ne de az düsünüyorsunuz! (Kur'an) alemlerin Rabbi tarafindan indirilmistir; Eger (Muhammed) bize atfen bazi sözler uydurmus olsaydi, elbette onu kiskivrak yakalardik; sonra onun can damarini koparirdik; Hiç biriniz buna engel de olamazdi.." (K. 69 Hakka 40-48)

Görülüyor ki Tanri, Muhammed'in söylemesine göre, Kur'an'in kendi sözleri oldugunu anlatmak ve Muhammed'e eziyet verenlere çatmak üzere böyle konusmakta; ancak ne var ki Tanri'nin bu sekilde konustugunu söyleyen yine Muhammed!

Muhammed'e karsi olumsuz tutum takindi diye Islam yazarlarinin kötülemekten geri kalmadiklari diger biri de Ümeyye Ibn-i Halef 'dir. Çogu yazarlar onu, Muhammed'in hayatina kast etmis gibi gösterirler ve "Küfrün basi" diye tanimlarlar. Oysa ki onun yaptigi sey, Muhammed'i "peygamber" olarak kabul etmemek ve ara sira onu alaya almak olmustur. Örnegin bir def'asinda eline çürük bir kemik parçasi geçirerek Muhammed'e gelmis ve: "Ya Muhammed! Rabb'in bunu diriltir mi zannedersin?" deyip kemigi ovalamis, üflemis ve Muhammed'le eglenmistir. O tarihlerde Muhammed henüz güçlü durumda olmadigi için, ona karsi pek bir sey yapamamis, sadece: "Evet, Cenab-i Hak bunu evvelemirde yarattigi gibi diriltir; seni de Cehennem'e koyup azab eder" diye karsilik vermistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt VII, sh. 88). Bu arada Kur'an'a koydugu ayet'lerle onu, isim zikretmeden, Tanri tarafindan cezalandirilacaklar arasina katmistir.

Muhammed'in "Tanri" anlayisina karsi olan muhalefetini Ümeyye Ibn-i Halef, daha sonraki dönemler itibariyle de devam ettirmekten geri kalmamistir. Bunun ilginç bir örnegi su:

Hicret'ten sonraki bir tarihte Abdurrahman Ibn-i Avf adinda biri, Mekke'deki mallarinin ve yakinlarinin himayesi için, eski bir dostu olan Ümeyye Ibn-i Halef'e mektup yazar. Onun Medine'deki mallarinin korunmasi isini üstüne alacagini da mektuba ekler. Mektubun altini da Abdurrahman diye imza eder. Arapca'da Abd sözcügü "kul" ve Rahman sözcügü de "Tanri" demek oldugu için bu ad "Tanri'nin kulu" anlamina gelir. Ve bu adi o, müslüman olduktan sonra almistir; daha önce kullandigi ad ise Ubeyd Ibn-i Amr'dir.

Mektubu okuyan Ümeyye, imza yerinde Rahman adini okuyunca arkadasina cevap verir ve söyle der: "Senin ubudiyyet ettigin Rahman'i ben tanimam, sen bana cahiliyyetteki isminle yaz". Anlatmak istedigi sey, Muhammed'in getirmek istedigi "Tanri" anlayisini geçerli saymadigidir. Bunun üzerine Abdurrahman, yeniden mektup yazar ve altini da Ubeyd Ibn-i Amr diye imzalar .

Aradan az geçmeden Bedir savasi olur. Bedir gecesi Ümeyye ile oglu Ali, korunma istemek üzere Abdurrahman Ibn-i Avf'in yanina gelirler. O sirada Abdurrahman savas zirhini hazirlamakla mesguldur; ona : "Ey abd-i ilah, bizimle mesgul olman ve bizi siyanet etmen (koruman), bu zirhtan hayirlidir" diyerek yardim dilerler. Abdurrahman da onlari, daga götürüp saklamak üzere ellerinden tutar ve yola koyulur. Fakat tam bu sirada Bilal-i Habesi diye bilinen ve Muhammed'in sevgisine sahip bulunan kisi onlari görür. Söylendigine göre vaktiyle Mekke'de iken Ümeyye, müslüman oldu diye Bilal'e bir çok def'alar eziyet etmistir. Güya bir def'asinda onu kizgin bir kumluk üzerine arka üstü yatirmis, gögsüne iri bir kaya parçasi koyarak saatlerce günes altinda birakmistir, fakat Bilal, buna ragmen "Allah birdir, Allah birdir" demekten geri kalmamistir. Ve iste simdi Ümeyye'yi görmekle Bilal intikam almak ister ve etrafindakilere: "Yakalayiniz! Eger Ümeyye bu def'a kurtulursa, ben necat (kurtulus) bulmam" diye avaz avaza bagirir ve onu öldürmek uzere arkasindan yetismege çalisir. Fakat Abdurrahman arkadasini kurtarmak için, onun oglu Ali'yi sanki Ümeyye imis gibi gösterir ve gelenler kiliç darbesiyle çocukcagizi delik desik ederler. Bu arada Abdurrahman, elinden tuttugu Ümeyye ile kaçmaktadir. Fakat Bilal ve yanindakiler arkalarindan yetisirler. Abdurrahman kendisini Ümeyye'ye siper yapmak ister, ancak basarili olamaz ve Bilal süngüsünü Ümeyye'nin bögrüne saplayip hem kendisi için ve hem de Muhammed adina geçmis yillarin intikamini almis olur (Bkz. Sahih-i..., Cilt VII, sh. 86-89).