XLVII) Ibn-i Ümm-i Mektum adindaki kör müslüman kisiye karsi Muhammed'in olumsuz sekilde davranip Tanri tarafindan azarlanmasinin hikayesi (K. 80 Abese1-10).

Biraz önce belirttigimiz gibi Muhammed, her ne kadar Tanri'nin, her zaman ve her hususta, kendisine yardimci oldugunu söylemekle beraber, Kureys ileri gelenlerinin ilgisini çekmekten ve yardimlarini saglamaga çalismaktan da geri kalmazdi. O kadar ki bu yüzden basini derde bile soktugu olmustur. Örnegin günlerden bir gün Kureys ileri gelenlerinden Velid b. Mugire, Cehl b. Hisam ve Ümeyye b. Halef ve Abbas b. Abdü'l-Muttalib (ki o tarihte henüz müslüman olmamisti) gibi kimselerin sokakta bir araya gelip sohbet eder olduklarini görünce, hemen yanlarina yanasip konusmalara katilir. Fakat tam o sirada Ibn-i Ümm-i Mektum adinda müptezel kilikli, fakir ve kör bir müslüman kisi yanina yanasir ve: "Ya Resulallah! bana Kur'an okut. Allah'in sana ta'lim ettiginden bir sey ta'lim et" diye ricada bulunur. Muhammed bundan rahatsiz olur. Adamin söylediklerine aldiris etmeyip, ünlülerle konusmasina devam eder. Fakat kör adam söylediklerinde israrlidir; Muhammed'in aldirmazligina ragmen oradan ayrilmaz ve "Bana Kur'an okut" demekte israr eder. Muhammed'in düsündügü o'dur ki eger, konusmakta bulundugu Kureys ünlülerini terkedip adama iltifat edecek olursa etrafta: "Bu dine hep fakirler, zayiflar, köleler, a'malar (körler) giriyor" seklindeki konusmalar artacaktir (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 580) . Iste bu nedenle kör adamin israrli tutumunu sona erdirmek ve onu basindan savmak ister, yüzünü eksitip hosnudsuzlugunu belli eder. Bu arada konusmakta oldugu kimseler de dagilip gitmislerdir. Onlarin iltifatini kazanamadigi gibi, bir de kör ve fakir adama bu sekilde kötü davranmakla kendi taraftarlarindan pek çogunu incitmis olur. Onlari kaybetme endisesiyle hemen yaptigi hata'yi düzeltmeye çalisir ve Tanri'nin bu olay dolayisiyle kendisini ikaz ettigini söyliyerek Kur'an'in Abese Suresi'ne su ayet'leri koyar:

"(Peygamber, kör adamin) kendisine gelmesinden ötürü yüzünü eksitti ve geri döndü. (Resulüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek , yahut ögüt alacak da o ögüt ona fayda verecek. Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arinmasindan sen sorumlu degilsin. Fakat kosarak ve (Allah'tan) korkarak gelenle de ilgilenmiyorsun.." (K. 80 Abese 1-10).

Islam kaynaklarinin bildirmesine göre o tarihten sonra Muhammed ne zaman Ibn-i Ümmi Mektum'a rastlasa iltifatlarda bulunur ve ona: "Rabbimin bana itabina bais olan yar-i sadikim, merhaba" (Tanri'min beni ikaz etmesine sebeb olan sadik dostum, merhaba) der ve bir seye ihtiyaci olup olmadigini sorarmis (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 580)

Kur'an yorumculari Muhammed'in, bu tutumunu, onun "Hak peygamber olduguna kanit" sayarlar ve "Hiç kimse (kendi) kendisini bu sekilde tenkid etmez" derler (Bkz. Diyanet Vakfi, Kur'an çevirisi, Abese Suresi 1-10).

Oysa ki bu tutum, "kendi kendini tenkid" niteliginde bir davranis olmaktan ziyade, taraftarlarini kaybetme endisesinden dogma bir sey olarak Muhammed'in günlük siyasetine yararli bir nitelik tasir. Su bakimdan ki Muhammed, yukarda görüldügü gibi, sirf Kureys ileri gelenlerinin kendisini küçümsememeleri ve örnegin "Bu (Islam dinine) hep fakirler, zayiflar, köleler, a'malar (körler) giriyor" seklinde düsünmemeleri için, yanina yaklasan kör ve fakir adama kötü davranmakla, kendi taraftarlarini gücendirmis olmaktaydi. O dönemde (yani Mekke döneminde) henüz güçlenmedigi ve taraftarlarinin sayisi da çok az oldugu için (zira 10 ya 13 yillik bu dönem boyunca kendisine inandirabildigi taraftarlarinin sayisi 80 ila 100 civarinda olmustur), bu tür olumsuz davranislarla taraftar kaybetmesi (ya da yeni taraftar kazanamamasi) kendisi için çok sakincali sonuçlar yaratabilirdi. Bundan dolayidir ki, yukarda belirtildigi gibi, kendisini hata yapmis ve bu yüzden Tanri tarafindan azarlanmis gibi göstermekle, yine kendi günlük siyaseti bakimindan kendisine yararli bir çözüm bulmustur.