Islam'da mü'minleri namaza çagirmak için ezan okunur. Ezan'in sözcük anlami, "bildirme" (il'am) demek olup, bu anlam Tanri'nin "ulu" oldugunu, Tanri'dan baska tapacak bir sey bulunmadigini, Tanri'nin "peygamberi'nin" Muhammed oldugunu, namaza durmanin ve kurtulusa çikmanin yolunun bu oldugunu içerir125. Ezan sesini duyanlarin namaza gitmeleri kosuldur. Kur'an'da: "Ey iman edenler! Cuma günü namaza çagirildiginda (ezan okundugunda) hemen Allah'i anmaya kosun ve alis verisi birakin..." (K. 62 Cum'a 9) diye yazilidir. Ezan okundugu zaman, onun isitenlerin bunu kendi içlerinden tekrar etmeleri gerekir. Ezan'in mümkün oldugu kadar fazla sayida kimseler tarafindan duyulabilmesi için yüksek sesle okunmasi gerekir. Bunun nedenini birazdan görecegiz, fakat daha önce sunu belirtelim ki hicret'in birinci ya da ikinci ayina gelinceye kadar (yani Muhammed'in kendisini "Peygamber" olarak ilan edisinden 13 ya da 14 yil sonrasin gelinceye kadar) Islam'da, ezan okumak diye bir sey yoktu. Sadece sokaklara adamlar çikarilir ve bunlar "Buyurun namaza, buyurun namaza" diye çagirida bulunurlardi. Fakat Hiristiyanlarin çan çalarak, Yahudilerin de boru öttürerek din saliklerini ibadete çagirdiklarini izleyen Abdullah b. Zeyd adinda biri, ru'yasinda Müslümanlar için buna benzer bir usul gördügünü söylemis, ve Muhammed'in benzeri bir rüya görmesi üzerine de ezan'la ilgili vahyin indigi kabul edilmistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt I, sh. 551-2).
O tarihten itibaren namaza çagiri, ezan yolu ile olmaga baslamistir. Ezan okuyana da "müezzin" denir. Fakat müezzinler'in görevi sadece bu dünya yasami sirasinda ezan okuyarak "inanirlari" namaza çagirmaktan ibaret degildir. Onlarin bir de Cennet'e gidenler ile Cehenneme'e gidenler arasindaki konusmalar sirasinda Cehennem ehline "lanet'ler" yagdirma görevi vardir. Örnegin A'raf Suresi'nde söyle yazili:
"Cennet ehli, cehennem ehline: -'Biz Rabbimizin bize vadettigini gerçek bulduk; siz de Rabbinizin size vadettigini gerçek buldunuz mu?-' diye seslenir. -'Evet'- derler. Ve aralarindan bir müezzin: -'Allah''in laneti zalimlerin üzerine olsun-' diye bagirir" (K. A'raf 44)
Burada geçen "müezzin" sözcügü "çagirici" anlamindadir 126. Ve bu "müezzin",127 Tanri'nin laneti'nin "zalimler" (yani Tanri yolundan alikoyanlar) üzerine olmasi için bagiracaktir.
Bu isi yaparken ne sekilde bagiracaktir, pek bilemiyoruz; ve fakat bildigimiz su ki, yer yüzü yasamlari sirasinda müezzin, halki namaza çagirirken, mümkün oldugu kadar ve avazi çiktigi kadar yüksek sesle bagirarak ezan okumak zorunlugundadir, çünkü, Islam kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed bunun böyle olmasini emretmistir; yüksek sesle ezan okuyan müezzinlere de bir takim mükafatlar va'd etmistir.
Ezan'in yüksek sesle okunmasini emretmesinin sebebi de seytani kaçirtmaktir, çünkü Muhammed'in söylemesine göre, ezan ne kadar yüksek sesle okunursa seytan da o kadar uzaklara kaçmis olur. Ezan sesi ne kadar uzaga giderse, ve ne kadar uzaktan duyulursa, onu isitenlerin sayisi o kadar çok olacak, ve böylece namaza duranlarin sayisi da fazla olmus olacaktir.
Gerçekten de Buhari'nin Ebu Hüreyre' den rivayetine göre Muhammed, ezan okundugu zaman seytan'in, ezani duymamak için, pür telas uzaklara kaçtigini ve kaçarken de "yellendigini" su sözleriyle belirtmistir:
"Namaza nida edildigi (çagirildigi) vakit seytan, ezani isitmemek için (yahud ezan sesini duymayacak yere kadar, yahud duymiyayim diye) yüz-geri edip (kemal-i telas ile) yellene yellene kaçar. Nida bitince (vesvese etmek üzere döner) gelir. Namaz için tesvib (yani ikamet) edilince yine (evvelki gibi) yüz-geri kaçar. Tesvib de bitince yine (vesvese için) gelip insan ile nefsi arasina sokulur. Falan seyi hatirla, falan seyi hatirla diyerek (namazdan evvel insanin) hiç de aklinda olmayan seyleri yadettirir (durur). Ta (insan) kaç rek'at kildigini bilmez oluncaya kadar (kendisiyle ugrasir)" (Bkz. Sahih-i... Cilt II, sh. 558-563; Hadis no. 360).
Muhammed'in bu söylediklerinden anlasilan su ki seytan, ezani isitmemek için kaçmaktan baska bir çare bulamiyor; hem de büyük bir korkuya ve dehsete kapilarak ve dizlerinin bagi çözülmüscesine kaçiyor; ve öylesine bir telasla ki sinirleri bosanip bedeninin mafsallari (eklemleri) gevsedigi için "yellene, yellene" kaçiyor.
Islam "bilginlerine" göre seytan'in, ezan sesinden böylesine ürküp kaçmasinin nedenleri çesitlidir. Bir kere ezan namaza çagiri'dir; namaz ise müslüman kisiyi, Tanri'ya en fazla yaklastiran bir ibadet tarzidir. Seytan ise Tanri'ya yaklasmak istemedigi için namazdan kaçmayi tercih eder. Yine bunun gibi ezan, dinsel kurallari ve verileri ilan anlamina geldigi için seytan kendisini bundan uzak bilir, daha dogrusu bunlari duymak isine gelmez; bu itibarla ezan'i duymamak ister. Öte yandan müezzin sesini duyan kim varsa, kiyamet günü onun lehine taniklikta bulunacaktir (onun lehine sahadet edecektir); oysa seytan bunu yapmak durumunda kalmak istemez; çünkü müezzin'in çagirisina uymakla, kendisini, ona taniklik etmek gibi, müskil bir durumda bulacaktir (Bkz. sahih-i... Cilt II, sh. 562, 564).
Ve iste bu nedenlerle seytan, ezan okunurken, ezan sesini duymiyayim diye, büyük bir telasa kapilarak, yüz-geri edip "yellene yellene" kaçar; ta ki ezan sesini duymayacagi bir yere gelene kadar. Fakat ezan sesi kesilince, vesvese etmek üzere döner. Ancak ezan sözlerinin cemaat tarafindan tekrarlandigini görmekle (yani namaz için "tesvib" edilince) yine evvelki telasla kaçmaga baslar. Tekrarlamanin bittigini anlayinca yine döner ve namaza duran ile onun nefsi arasina sokulur ve onu sasirtmaga çalisir: "Sunu söyle, bunu söyle" diyerek kisiye, hiç de aklinda olmiyan seyleri söyletib durur. Böylece onu, kaç rek'at kildigini bilemez duruma sokuncaya kadar, ugrasip durur.
Görülüyor ki bütün mesele, namaz kilinacagi zaman seytani, mümkün mertebe uzaklara kaçirtmaktir. Böylece hem namaz çagirisini isitenlerin sayisi artacak ve hem de namaza duranlarin akli karismayacaktir. Bu ise müezzin'in gür ve yüksek sesle ezan okumasina baglidir. Ve iste bunu saglayabilmek için Muhammed, müezzin'lere bir takim mükafatlar, bir takim kazançlar va'd'inda bulunmustur. Bu mükafatlar ve kazançlar arasinda, yüksek sesle ezan okuyan müezzinin boyunun, kiyamet günü, uzun olacagindan tutunuz da günahlarinin bagislanmasina varincaya kadar pek çesitli nitelikte olanlari vardir.
Gerçekten de Buhari'nin Ebu Hüreyre'den rivayetine göre Muhammed, müzzinlerin, ezan okurlarken "La ilahe illa'llah" sözlerini tekrarladiklari için, kiyamet günü uzun boylu olacaklarini söylemistir. Hadis aynen söyle: "Müezzinler, La ilahe illa'llah dedikleri için yevm-i kiyamette (yani "kiyamet gününde") boynu, yani boyu en uzun olanlar olacaktir" (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 565)
Öyle anlasiliyor ki yer yüzü yasamlari sirasinda uzun boyluluk, akil ve zeka yeterligi bakimindan pek makbul sayilmaz iken (çünkü büyük zeka ve dehaya sahip kimselerin genellikle kisa boylu olduklari söylenir), kiyamet gunü farkli bir degerleme ile uzun boylular makbul sayilacaklardir.
Fakat Muhammed'in söylemesine göre müezzinler, (eger yüksek sesle ezan okuyacak olurlarsa) kiyamet günü uzun boylu olmaktan gayri, bir de Tanri indinde makbul görünmek ve günahlardan kurtulmak gibi nimetlere de konacaklardir. Örnegin Buhari'nin Ebu Said'den rivayetine göre Muhammed, müezzin sesini isiten kimselerin, kiyamet günü onun lehine sahadette bulunacaklarina dair söyle demistir: "Müezzin sesinin yetistigi yere kadar ins, cin, (hatta) hiçbir sey yoktur ki (ezani) duymus olsun da kiyamet günü müezzin için (hüsn-i=olumlu) sahadette bulunmasin" (Buhari'nin Ebu Said'den rivayeti için bkz. Sahih-i Buhari Muhtasari..., Cilt II, sh. 563, Hadis no. 361).
Bundan dolayidir ki Muhammed zamaninda bazi kisiler, çölde davar gütmeyi seven akraba ve ahbablarina yüksek sesle ezan okumayi salik verirlermis. Örnegin Buhari'nin verdigi bir örnege göre Abdü'r-Rahman b. Abdullah'a babasi söyle dermis: "Görüyorum, sen davar (beylemeyi) ve badiye'yi (çölde oturmayi) seviyorsun. Davarlarinin basinda, yahud badiyende iken namaz için ezan okuyacak oldugun vakid tiz (yüksek) sesle nida et. Zira müezzin sesinin yetistigi yere kadar ( ins, cin (hatta) hiçbir sey yoktur ki ezani duymus olsun da kiyamet günü müezzin için (iyi taniklikta) bulunmasin" (Bkz. Sahih-i... Cilt II, sh. 564).
Anlasilan o ki, müezzin'in sesini, sadece insanlar ve cinler degil fakat ayni zamanda agaç, tas, kesek vs... gibi cansizlar da isittikleri için bu cansiz seyler dahi, kiyamet günü, müezzin lehine taniklikta (sahadet'de) bulunacaklardir. Nitekim bunun böyle oldugunu su hükümden anlamak mümkün: "Agaç, kesek, tas, cin, ins, hiçbir sey yoktur ki, (müezzin) sesini isitsin de ona sahadette bulunmasin" (Bkz. Ibn-i Huzeyme'nin Sahih'inde yer alan bu hadis için Diyanet'in Sahih-i Buhari Muhtasari... cilt II, sh. 565 bakiniz)
Bu dogrultuda olmak üzere Muhammed'in bir baska vesileyle belirttigine göre müezzin, yüksek sesle ne kadar bagirirsa, Tanri indinde o kadar muteber olacaktir, çünkü sesinin gittigi ölçüde "hayir-dua" alacak, ve sesini isittirebildigi mesafede olmak üzere günahlarindan kurtulacaktir. Öte yandan müezzin'in ezan yolu ile namaza topladigi cemaat'a katilanlar, sanki yirmi bes namaz kilmis gibi kabul edilirler ve iki namaz arasindaki günahlari kendilerine bagislanir. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Muhammed'in söyledigi söyle: "Müezzine, sesinin yetistigi yer nisbetinde magfiret olunur. Ratb u yabis (yani "taze-kuru") her sey de ona hüsn-i (olumlu) sahadette bulunur. Da'vet ettigi cemaat namazina hazir olana da yirmi bes namaz yazilir. Ve iki namaz arasindaki günahlari bagislanir" (Ebi Davud'un Sünen adli kitabinda yer alan bu hadis için bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 565)
Görülüyor ki yüksek sesle ezan okundugunda sadece müezzin mükafatlandirilmis olmuyor fakat ayni zamanda fakat onun namaz için topladigi cemaat'a katilanlar dahi günahlardan kurtulmus olmaktalar. Söylemeye gerek yoktur ki, gerçek müslüman olan kisilerin, bu durumda yüksek sesle ezan okunmasina karsi koymalari söz konusu olamayacaktir.
Esasen Muhammed, ezan okunmasini yok edici ya da sinirlayici her türlü davranisi suç niteliginde saymistir. Kisilerin ya da toplumun ezan okunmasina karsi direnmelerini ceza konusu yapmistir. Çünkü onun anlayisina göre ezan Islam dini'nin "siari"dir ve bu nedenle terkedilmesi caiz degildir. Ona göre bir ülkede ezan okunmasi Islam'in oradaki varliginin kanitidir. Ve eger bir belde halki ezani terketmek üzere karar almis ise (velev ki bu karar oy birligiyle alinmis olsun) o belde halkina karsi "kital" (yani "vurusma", "savas") gerekir 128. Nitekim Islam kaynaklarinin bildirmesine göre kendisi hep böyle yapmistir. Örnegin Enes (b. Malik) 'in bildirmesine göre Muhammed, bir kavmin üzerine yürüdügü zaman, sabah olmadikça saldiriya geçmez beklerdi. Sabah olunca ezan sesi isitirse saldirmaz, savastan vazgeçerdi. Ezan sesi isitmezse üzerlerine yürür baskin ederdi (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 565-8, Hadis no. 362).
Bu vesile ile eklemek gerekir ki ezan'i yüksek sesle okutmanin Muhammed'e sagladigi bir takim yararlar vardir ki bunlarin basinda, namaza duranlarin çok sayida olmalari ve bunlarin Muhammed için Tanri'dan dua'da ("vesile niyazinda") bulunmalari geregi gelir. Yani ezani isitenler, müezzin'in söylediklerini tekrar edecekler (örnegin "Sahadet ederim ki Muhammed Allah'in peygamberidir" diyecekler) ve Muhammed için "Aleyhisselatu vesselam" ya da "Sallallahü aleyhü de sellem" dua'larini okuyacaklardir. Bunu yapacak olurlarsa Tanri'nin "sefaatine" mazhar olacaklardir. Çünkü Muhammed söyle demistir: "(Ezan okununca) müezzinin dedigini deyiniz. sonra bana tasliye ediniz. Sonra benim için (Tanri'dan) vesile niyazinda bulununuz" 129. Burada geçen "tasliye" sözcügü biraz yukarda degindigimiz gibi "Aleyhisselatu vesselam" diyerek dua etmek demektir; "vesile" sözcügü ise "cennet'de (Muhammed için) bir menzil (konak yeri) dileme" anlamina gelir.
Yine bunun gibi Muhammed, ezani dinledikten sonra kendisi için dua edip Cennette bir yer dileyenlerin, Tanri tarafindan "on kez" sefaata kavusacaklarini bildirmis, söyle demistir :"(Ezani isittikten sonra) bana salat ü selam getirin. Zira her kim bana tasliye ederse ondan dolayi Allahu Teala ona on kere tesliye buyurur. Sonra benim için Allah'dan vesileyi dileyin, çünkü o Cennet'te bir menzildir ki ibadu'llahtan (yani "Tanri kullarindan") yalniz bir kuldan baskasina layik olmaz. Umarim ki o kul ben olayim. Öyle ise benim için vesileyi her kim Allah'tan dilerse sefaati hak eder" (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 573) 130
Görülüyor ki ezan'in mümkün oldugu kadar yüksek sesle okunmasi, hem müezzin'in, hem namaz kilanlarin ve hem de asil Muhammed'in yararlarina olan bir seydir.
Bütün bunlardan çikan sonuç su olmaktadir ki seriat'in egemen oldugu bir ülkede ezan'in, insanlarin sagligina sakincali olacak derecede yüksek okunmasina engel olmak mümkün degildir. Meger ki orada bir Atatürk çikip ülkeyi laik'lik ve uygarlik rayina oturtmus ola!