LI) Muhammed'in "Insaallah" (yani "Tanri dilerse") demeden is yapmaga kalkismasi üzerine, Tanri'nin gücenip, vahiy göndermekte gecikmesinin hikayesi: (K. Kehf 83, 86, 94)

Biraz yukarda degindigimiz gibi Islam kaynaklari, Ebu Leheb'le birlikte onun karisi Ümmü Cümeyl' i de, bas düsman gösterirler ve buna sebeb olarak da bu kadinin, müsriklerle Muhammed'in taraftarlari arasinda söz getirip götürdügünü, ve tarlalardan topladigi dikenleri Muhammed'in geçecegi yollara dösedigini139, ve bu yüzden ona Kur'an dilinde "odun hammali" adinin verildigini belirtirler. Fakat bütün bunlardan gayri bir de Ümmü Cümeyl 'in, bir olay vesilesiyle Muhammed'e: "seytani gelmekte gecikti" diyerek hakaret ettigini söylerler ki hikayesi söyle:

Günlerden bir gün müsriklerden (putatapar'lardan) ya da Yahudi'lerden bir gurup Muhammed'e gelerek "Zül-Karneyn" ve "ruh" konusunda soru sorarlar (K. Kehf 83)140. Daha önce degindigimiz gibi, Zül-Karneyn, Kur'an'da geçen ve fakat kesin olarak kim ve ne oldugu bilinmeyen bir ad'dir. Islam bilginleri bu konuda bugüne gelinceye kadar farkli görüslere sahip olmuslardir. Örnegin Beyzavi gibi Kur'an yorumcularina göre Zül-Karneyn, eski Yunan'da Büyük Iskender diye bilinen ve Atlas okyanusundan Orta Asya'lara kadar yerleri isgal ederek Cihan egemenligi kuran, ve Ye'cuc ve Me'cuc denen bozguncu "kafirleri" cezalandiran bir kumandandir (K. Kehf 86, 94). Peygamberlik niteligine sahip oldugu kesin olarak bilinmemekle beraber iyi bir "mü'min" oldugu söylenir. Bazi yorumculara göre de Zül-Karneyn, kendisine Tanri kitabi verilen ve Büyük Iskender'den önce gelmis olan bir peygamberdir.

Ve iste Zül'Karneyn' in ne oldugu konusunda bilgi almak üzere soru soranlara Muhammed, o an cevap veremez: "Bu sorduklarinizin karsiligini size yarin mutlaka bildiririm" seklinde bir seyler söyler. Fakat ne var ki sorularin cevabini derhal bulamaz. Bulamayinca Tanri'dan vahy inmedigini, Cibril'i göremedigini söyliyerek üzüntü izhar eder. Üstelik rahatsiz oldugunu ve rahatsizlik yüzünden bir iki gece namaza kalkamadigini ekler141. Bunu firsat bilen Ümmü Cümeyl: "Muhammed'in seytani Muhammed'e gelmekte agirlasti" diyerek Muhammed'i samatayla alaya alir; sorulan sorulari cevaplandiramadigi için onun böyle yaptigini anlatmak ister.

Buna fevkalede hiddetlenen Muhammed, Tanri'nin kendisini unutmadigini, ve nitekim unutmadigina dair vahy gönderdigini söyliyerek Kur'an'a su ayet'i koyar: "Kusluk vaktine ve sükuna erdiginde geceye yemin ederim ki (Ey Muhammed) Rabbin seni birakmadi ve sana darilmadi..." (K. 93 ed-Duha 1-3).

Fakat bununla da yetinmez bir de neden dolayi Tanri'nin vahy göndermekte geciktigini anlatir: anlatmasina göre her hangi bir ise baslarken mutlaka "insaallah" (yani "Allah dilerse") demek gerekir, çünkü Tanri kendisine söyle demistir:"Sakin Habibim! Yapacagin bir is için -'Allah dilerse'- demedikçe -'Bunu yarin muhakkak yaparim'- deme" (K. 18 Kehf 23-24).

Yani demek ister ki kendisine soru soranlara: "Bu sorduklarinizin karsiligini size yarin mutlaka bildiririm" derken "insaallah" (Allah dilerse) sözcügünü kullanmadigi için, Tanri vahiy göndermekte gecikmistir ve bir daha böyle yapmamasi için simdi bu ayet'i indirmistir 142.

Ve iste yukardaki hikaye, her isin Allah'in dilegiyle oldugunu vurgulamak ve müslümanlarin hiç bir ise "insaallah" demeden kalkismamalarini saglamak üzere müslümanlara belletilir; buna destek olarak da Muhammed'le ilgili yukardaki örnek verilir.

Ancak ne var ki bu örnek sunu göstermektedir ki, her hangi bir isi olumlu sonuca baglamak, sadece"insaallah" demek suretiyle dahi mümkün olamamaktadir; çünkü biraz yukarda degindigimiz gibi Muhammed, "Insaalah" diyerek Zül-Karneyn ile ilgili soruya cevap verirken dahi, bunun ne oldugunu kesin bir tanima baglayamamis ve bu yüzden Zül-Karneyn'in ne oldugu bugüne gelinceye kadar bilinememis ve Islam bilginleri bu yüzden birbirleine girmislerdir.