Islam kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed, baskalarinin gördükleri rü'yalari dinlemekten ve kendi gördügü rü'yalari baskalarina anlatmaktan büyük zevk duyarmis. Hemen her sabah, halka namaz kildirdiktan sonra : "Bu gece sizden kim rü'ya gördü?" diye sorar ve eger birisi rü'ya görmüs ise ona anlatmasini emredermis. Rü'ya'yi dinledikten sonra da, o kimsenin rü'yasini tabir edermis. Yine bir gün bu sekilde sorupta halk'tan: "Hayir içimizde rü'ya gören yoktur" seklinde yanit alinca: "Lakin bu gece ben bir rü'ya gördüm" diyerek, dinleyenleri dehsete düsüren rü'yasini anlatir. Güya Cibril ile Mikail adindaki iki melek gelip kendisini fezaya çikarmislar, ve günahkar insanlarin ugradiklari feci cezalarin ne olacagini ona göstermislerdir. Muhammed'in kendi agzindan çiktigi sekliyle hikaye söyle:
"(Rü'yam'da) gördüm ki, iki melek bana geldi. Bunlar iki elimi tutup beni düz bir fezaya çikardilar. Orada bir kimse oturuyordu, diger bir adsam da ayakta duruyordu. Elinde demirden çatal bir kanca vardi. Ayaktaki adam bu çatal kancayi oturanin sagzinin sag tarafina, ta kafasina kadar sokuyor ve agzin bu kismini parçaliyordu. Sonra bu adam, agzin diger tarafini da bu suretle tahrib ediyordu. Bu sirada agzin sag kismi iyi olmus bulunuyordu. Bir def'a da buraya dönüyor yine kancayi sokup parçaliyordu. Bu meleklere ben:
-Bu adam kimdir? ve bu hal nedir?- dedim. Melekler:
-Hiç sorma, ileri yürü- dediler. Birlikte ileri gittik. Nihayet arka üstü yatmis bir adamin yanina geldik. Bunun basucunde da ir adam oturmus, elinde yumruk cesametinde bir tas. Bununla (yani bu tasla) yatan adamin basini kiriyordu. Tasi basina her vurdugunda, tas yuvarlanip gidiyordu. O adam da arkasindan tasi almaga kosuyordu. O dönüp gelmeden bunun basi iyi oluyor, eski haline avdet ediyordu. O adam avdet edince yine basina vurup eziyordu. Bu meleklere ben:
-Bu adam kimdir?- diye sordum. Melekler:
-Hiç sorma, ileri yürü- dediler. Ileri gittik. Firin gibi alti genis, üstü dar bir delige eristik. Bu deligin altinda ates yaniyordu. Ates, alevlenip yükseldikçe içindeki insanlar da yükseliyor, hatta (delikten) cikmaga yaklasiyorlardi. Atesin alevi sakinlestikçe de asagi dönüyorlardi. Burada çiplak erkekler, çiplak kadinlar vardi. Bu iki melege ben:
-Bunlar kimdir?- diye sordum. Melekler bana:
-Hiç sorma, ileri git- dediler. Yürüdük, ta ki kandan bir nehrin içinde ayakta bir adam dikiliyordu. Bu nehrin kenarinda da bir adam duruyordu. Önünde nar gibi yuvarlak taslar bulunuyordu. Nehirdeki adam yüksek sahile dogru gelip çikmak isteyince sahildeki adam çenesine bir tas atiyor, nehirdekini eski yerine iade ediyordu. Çikmak için sahile dogru gelmege her tesebbüs ettikçe, sahildeki, hemen çenesine bir tas firlatiyor, onu eski yerine reddediyordu. Bu iki melege ben:
-Bu nedir?- diye sordum. Melekler:
-Sorma, ileri yürü- dediler. Birlikte yürüdük. Yesil bir bahçeye vardik. Bu bahçede büyük bir agaç vardi. Bunun dibinde ihtiyar bir adamla birtakim çocuklar bulunuyordu. Bu agaca yakin bir tarafta da, birisi, önünde ates yakmakla mesguldü. Melekler benimle bu agaca çiktilar. Beni bir eve koydular ki, ben bundan güzel bir ev görmedim. Burada ihtiyar, genç bir takim erkekler, kadinlarla çocuklar vardi. Sonra melekler beni buradan çikadilar. Benimle agaca yukari çiktilar ve beni eskisinden daha güzel ve daha kiymetli bir eve koydular. Burada da ihtiyarlar, gençler vardi. Meleklere:
-Beni bu gece iyi gezdirdiniz. Simdi bana gördügüm seyleri bildirin- dedim. Melekler:
-Evet (anlatalim) dediler: Hani su agzi parçalandigini gördügün kimse yok mu? Bu bir yalanci idi, o, dünyada daima yalan söylerdi. Bunun nesrettigi yalan afaka yayilirdi. Iste bu yalanci, kiyamet gününe kadar bu suretle azab olunacaktir.
Hani su basi ezildigini gördügün adam da yok mu? Cenab-i Hak bunun Kur'an ögrenmesine hidayet etmis de (bu nimetin kadrini bilmiyerek) butün gece (Kur'an okumayip) uyku uyumustu, gündüz de Kur'an ile amel etmemisti. Bu da (kiyamet gününe) kadar bu suretle azab edilecektir.
Hani o delik içinde gördügün çiplaklar yok mu? Bunlar da bir alay zanilerdir (Zina edenlerdi).
Nehirde gördügün de faiz yiyen haramkarlardir."
Simdi hikayemizin burasinda birazcik duralim ve yukardaki dehset verici satirlari tekrar okuyalim. Görülüyor ki Muhammed, dünya yasami sirasinda bir takim "kötü" seyler yapanlarin, örnegin yalan söyleyenlerin, zina edenlerin, Kur'an okumayanlarin, faiz alanlarin vs... ugrayacaklari azabi, insanin tüylerini diken diken edercesine anlatmakta. Akla gelen ilk soru su: beseri duygulari böylesine törpüleyen bir egitim sistemiyle olumlu sonuç almak mümkün müdür? Mümkün olmus mudur? Bu sorunun cevabi ortada: su bakimdan ki 1400 yil boyunca bu egitime tabi tutulmus müslüman toplumlar, olumlu sayilabilecek bir sonuca yönelememislerdir.
Hikaye'nin geri kalan kismina gelince. Yukardaki ibret verici anlatimdan sonra Muhammed, müslümanlara ve onlardan ayri olarak kendisine bahs edilecek mukafatlari sergilemekte. Yukarda kaldigimiz yerden ve yine Muhammed'in anlattigi sekliyle hikayemize devam edelim:
"(Melekler Muhammed'e): Agacin dibindeki ihtiyar, Ibrahim (Halil aleyhü's-selam)dir. Ibrahim'in etrafindaki çocuklar da insan evladidir143. O ates yakan da Cehennem'in bekçisi olan 'Malik' tir. Girdigin birinci ev, bütün mü'mimlerin - müsterek- kösküdür. Ikinci gördügün -muhtesem- saray da süheda sarayidir. Ben Cibril'im, bu da -kardesim- Mikail'dir. Ya Muhammed... : -basini yukari kaldir- dedi. Basimi kaldirdim, ne göreyim? Yukarda beyaz bayrak misali bir bulut. Melekler: -'Iste burasi senin makamindir'- dediler. Ben: -'Beni birakiniz, su makamima gideyim'- dedim. Meleklere: -'Hayir daha senin tamamlamadigin baki ömrün vardir. Onu ne vakit tamamlarsan, o zaman menziline gidersin'- dediler". (Buhari'nin Semüre Ibn-i Cündeb'den rivayeti olan bu hadis için bzk. Sahih-i... , Cilt IV, sh. 595 ve d., Hadis no. 681).
Görülüyor ki Muhammed, "mü'minlere" ayrilmis olan yerde degil, fakat kendisine tahsis edilmis "beyaz bayrak misali bir bulut"taki makamda oturacagina dair Meleklerden söz almis oldugunu belirterek ru'ya'sini sona erdirmekte.