LV) Seytan'in, ev faresini yangin cinayetine zorlamasinin, ve Merkebin de seytan görünce anirmasinin hikayesi:

Islam bilginlerinden Tahavi'nin Ahkamü'l-Kur'an adindaki yapitinda Ebu Said Hudri'nin rivayetine dayali olarak Muhammed'le ilgili söyle bir hikaye var:

Bir gün Muhammed, kandilini söndürmeden uykuya dalar. Fakat uykusunun en derin bir aninda, hafiften bir gürültü ile uyanir; bir de bakar ki bir ev faresi, kandilin yanmakta bulunan fitilini yakalamis olarak evi atese vermek üzeredir. Hatta Muhammed'in yanindaki seccadenin el kadar büyüklükteki bir yerini yakmistir bile! Derhal yerinden kalktigi gibi fare'nin arkasinsan kosar ve fare'yi bir vurusta öldürür. Suna inanir ki, seytan fare'yi kandirmis ve yangin cinayetine sürüklemistir. Bundan dolayidir ki, seytan'a kanmis olan fare'yi günahkar hayvanlardan ilan eder. Böylece ev faresine, "fasikcagiz" (Fuveysika) adinin verilmesine vesile olmus olur ("Fasik" sözcügü "günah islemis" ya da "günah islemege hazir" yaratik demektir). Bu inançla halka (ve bu arada özellikle ihramli hacilara) ev faresi gördükleri zaman hemen öldürmelerini emreder; söyle der: "Siz uyumak istediginizde kandilinizi söndürünüz. Çünkü seytan bunun gibi hayvanlari yangin cinayetine sevkeder". (Bkz. Sahih-i..., Cilt IX, sh. 70). Müslim'in Sahih adli yapitindan anlasildigina göre bu emir, sadece kandilin degil fakat yanmakta olan atesin dahi söndürülmesini içerir. Bununla beraber mescidlerde asili bulunan kandillerin bu emrin disinda kaldigi anlasilmaktadir.

Her ne kadar yukardaki hikayenin ve ev farelerinin öldürülmesi gerektigi emrinin, yangina vesile olabilecek halleri önlemek anlamina geldigi söylenebilirse de, insanlari akli dislayan bu tür örneklerle egitmenin olumlu hiç bir yönü bulunmadigi da ortadadir.

Söylemeye gerek yoktur ki, seytanin, ev faresini yangin cinayetine sürükledigine inanan kimseler için, merkebin seytan görmekle anirdigina ve horoz'un da melek gördügü zaman öttügüne inanmasi kadar dogal bir sey olamaz. Nitekim seriat kaynaklarinin bellettiklerinden ögrenmekteyiz ki Muhammed bir kez söyle demistir: "Horozlarin öttügünü isittiginizde (dlieklerinizi) Allah'in fazl'ü kereminden isteyiniz! Zira horozlar melek görmüslerdir (de öyle ötmüslerdir) . Merkebin anirmasini isittiginizde de seytan (in serrin)den Allah'a sigininiz (ve: Euzü bi'llahi mine's-seytani'r-racim, deyiniz). Çünkü merkep seytan görmüs (de öyle anirmis)dir" (Bkz. Sahih-i..., Cilt IX, sh. 66-68, Hadis no. 1363147)

Muhammed'in bu sekilde konusmasina sebeb olan hikaye su: günlerden bir gün Muhammed, halktan kisilerle bir arada bulunurken, hemen yakininda bulunan bir horoz ötmeye baslar. Horoz sesinden pek hoslanmadigi anlasilan bir kisi: "Allah la'net etsin!" diye beddua eder. Bunu duyan Muhammed hemen o kisiye çikisir ve: "Hayir, sakin öyle söyleme! O (horoz), seni namaza da'vet ediyor" der148. Çünkü inandigi o'dur ki Tanri'nin sevdigi üç ses'den biri horoz sesidir. Diger iki ses ise Kur'an okuyanin sesi ile sabahin açilmaga basladigi sirada Tanri'dan günahlarinin bagislanmasini isteyenin sesidir. Bu konuda söyle dedigi söylenir: "Üç sese Allah muhabbet eder: horoz sesi, Kur'an okuyan kisi'nin sesi, bir de seher vakti Allah'a istigfar edenlerin sesi" (Sa'lebi'nin rivayetne dayali bu hadis için bkz. Sahih-i... Cilt IX, sh. 67)

Muhammed'in "horoz" konusundaki bu övücü sözlerini kendilerine destek yapan Islam bilginleri, horozlari daha da yüceltici görüsler savunmaktan geri kalmamislardir. Örnegin Davudi, horoz'un güzel ses'e malik olmak yaninda ayrica dört meziyeti daha bulundugunu ve bu meziyetlerin: "seher vakti erken kalkmak", "cömertlik", "cinsi kiskançlik" ve "aile bereketi" oldugunu bildirmistir. Müslüman kisiler bakimindan bu tanimlamanin olagan disi bir yönü olmadigi söylenebilir; fakat, biraz olsun düsünme gelenegine sahip kimselere, horuz'un cömertligini, kiskançligini ve hele bütün bir kümesi dolduran tavuklara tasallud etmesinin aile bereketine örnek teskil edecegini anlatmanin kolay olmadigi muhakkak.

Öte yandan Kadi Hüseyin ve Rafi gibi ünlü bir kisim "fukaha" (fikih bilginleri), namaz vakitlerinin "tecrübeli horozlarin" sesiyle saptanmasini istemislerdir. Horozlara namaz vakitlerini belletip onlari tecrübeli kilmanin ne derece mümkün olacagi "cai sualdir"!.

Fakat bütün bu yukarda degindiklerimizden daha da anlasilmaz ve daha da saskinlik yaratici gibi görünen bir husus var ki o da horoz sesinin güzelligine karsilik, merkep sesinin çirkinligiyle ilgili olarak müslümanlara belletilen seriat buyruklaridir. Gerçekten de Ebu Muse'l-Isfehani 'nin Tergib adindaki kitabinda Muhammed'in söyle dedigi bildirilmekte: "Merkep, seytan görmedikçe anirmaz. Merkep anirinca siz, Allahu Teala'yi zikredin (anin), bana da salavat getiriniz (dua ediniz)" 149.

Merkep anirinca Tanri'yi anmanin, ve bunu yaparken Muhammed'e hayir-dua'da bulunmanin, Tanri'nin "yüceligi" inanisiyle ya da Tanri'ya "sayginlik" fikriyle ne derece bagdasir oldugunu, okuyucunun takdirine birakiriz!