DIPNOTLAR

1 Bilindigi gibi Kur'ân'in Al-i Imrân sûresi'nde söyle yazilidir: "Sana kitabi indiren O'dur. Onun (Kur'ân'in) bazi âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'in esasidir. Digerleri de mütesabihtir. Kalblerinde egrilik olanlar, fitne çikarmak ve onu tevil etmek için ondaki mütes^bih âyetlerin pesine düserler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. Ilimde yüksek pâyeye erisenler ise: -Ona inandik; heposi Rabbimiz tarafindandir- derler. (Bu inceligi) ancak akliselim sahipleri düssünüp anlar" (K. 3 Al-i Imrân Sûresi, ayet 7).

2 Ebû Hüreyre, hadîs naklinde en güvenilir kaynaklardan biri sayilir. Muhammed'le devamli sekilde berâber olmus, ve sahip bulundugu yanilmaz hafiza sayesinde, onun ölümünden sonra da pek çok hadîs naklettigi görülmüstür.

3 Enes b. Mâlik'in rivâyeti söyle: "Resûlu'llâh... )kazâ-yi hâcete çiktigi zaman bir çocukla berâber yanimizda bir su mitharasi oldugu halde (hizmet için) gelirdik" (Bkz. Sahih-i... Cilt I. sh. 141, hadîs no. 121).

4 Abdullah b. Ömer'in rivâyeti için bkz. Sahih-i..., Cilt I. sh. 138, hadîs no.119

5 Bunlar disinda bir de çesitli nedenlerle degerini yitirmis olanlar (ki böyle hadîs'e "mudrac" adi verilir); ya da tek ve yetkisi zayif bir kisi tarafindan rivâyet edilmis olanlar (ki böyle hadîs'e matruk=terkedilmis); ve açikca yalan olanlar (ki böyle hadîs'e mavzu=uydurma) vardir.

6 Bu konuda Turan Dursun'un Kur'ân Ansiklopedisi (Cilt VII, sh. 92 ve d. bakiniz)

7 Bu konuda benim Teokratik Devlet Anlayisindan Demokratik Devlet Anlayisina adli kitabima bakiniz

9 Diyânet'in açiklamasina göre Kâmus çeviricisi Asim'in tanimi "belinleme ve uçunma" seklindedir ve kadinlarin: "Uykuda ürktü de uçukladi" diye konusmalarinda yer alan "uçukladi" sözcügu ile Asim'in kullandigi "uçunma" sözcükleri ayni seylerdir. Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 345 not. 1

10 Bu konularda Kisâ'i'nin Kisas al-anbiya adli kitabina bakiniz.

11 Enes Ibn-i Mâlik'in yaptigi tanimlama için bkz. Sahih-i..., Cilt IX, sh. 266, Hadîs no. 1447, ve Cilt I, sh. 70, Hadîs no. 57)

12 Bu konudaki hadîsler için bkz. al-Muttaki'l Hindi, Kanz al-Ummal fi sunan al-Akval (Haydarabad 1312) Cilt VIII, sh. 24-28. Ayrica bkz. Arsel, Arap Milliyetçiligi ve Türkler (Inkilap Kitapevi, Istanbul, 1987, sh. 48 ve d.)

13 Hadîs'te "Bir zenci adam yâhud kadin" seklinde geçmektedir. Bkz. Sahih-i..., (Cilt II, sh. 399, Hadîs no. 286)

14 Ibn Ishak, age (1980), SH.364-369. Ayrica bkz. William Muir, The Life of Mohammed (London 1894) sh. 240 ve d.

15 Bkz. Ibn-i Ishak, age (1980), sh. 368. Hadîs'ler için bkz. Sahih-i... (Cilt X, sh. 176). Muir, age, (sh. 240 ve d)

16 Vakidî, age,. . Muir. age. sh. 242

17 Vakidî'nin rivâyetine göre olay Hicret'in 6.yilina rastliyor.

18 Bkz. Ebû Câfer Muhammed b. Cerir et-Taberî Tarih'i'nin çevirisi için T. C. Milligi Egitim Bakanligi'nin "Sark-Islam Klasikleri" serisi olarak yayinladigi Taberî'nin Milletler ve Hükümdarlar Tarihi (Istanbul 1966, Cilt II) yapita bakiniz. Ayrica bkz. Tarih-i Taberî Tercemesi, (Can Kitabevi, Istanbul 1982, Cilt II, sh. 406); ayrica bkz. Ibn-i Ishak, age (1980) sh. 482

19 Tarih-i Taberî Tercemesi..., (Cilt II, sh. 406)

20 Bu üç kisinin Mes'ûd Ibn-i Sinan, Abdullah Ibn-i Üneys ve Abdullah Ibn-i Utbe adindaki kisiler oldugu söylenir. Ensar'dan olan bu sonuncu Abdullah ile Muhâcir'lerin ünlülerinden olan Abdullâh Ibn-i Utbe Ibn-i Mes'ûd' u birbiriyle karistirmamak gerekir. Taberî'nin ifâdesine göre çete mensuplarindan biri abdullah b. Enes'dir.

21 Tarih-i Taberî Tercemesi... (Cilt II, sh. 406-7)

22 Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi (Millî Egitim Bakanligi Yayinlari, Cilt II. sh. 365)

23 Bu siir'ler için bkz. Taberî, age (1966), Cilt II, sh. 367; ayrica bkz. Ibn-i Ishak, age (1980), sh. 482-3

24 Tarih-i Taberî ..., (Istanbul 1982), Cilt II, sh. 400)

25 Tarih-i Taberî..., (Istanbul 1982, Cilt II, sh. 400).

26 Ikinci yardimcinin kim oldugu hususunda gorüs ayriligi bulunmakla beraber Ibn-i Hisâm'in Siyret'inde yukaraki isim zikredilmekte.

27 Ibn Ishak, age (1980) (sh. 68-9); Taberî, age (1966) II, sh.9. Bununla beraber Amine'nin, öyle öylendigi gibi yüksek mevki sahibi bir kadin olamdigini, ve bu yukardaki iddialarin efsane'den ibâret bulundugunu kabul edenler de vardir. Bkz. Islâm Ansiklopedisi (Amine sözcügüne bakiniz)

28 Taberî, age (1966) , Cilt II, sh. 8-13; Ibn Ishak, age (1980) sh. 68-9

29 Ibn Ishak, age (1980), sh. 69

30 Buradaki "onlara" sözcügü, Diyânet Isleri Baskanligi'na göre "müsrik'leri" yâni "Puta tapan Arap'lari" kapsar. Diyânet, Vakidî 'ye göre bu âyet'lerin Ümeyye için indigini belirtirken Tanri'nin Muhammed'e: "Müsriklere su adamin kissasini da oku..." seklinde konustugunu söyler. (Bkz. Sahih-i..., Cilt X,. sh. 39). Buna Karsilik Turkiye Diyânet Vakfi'nin Kur'ân çevirisinde "Onlar" sözcügünün "Yahudileri" kapsadigi yazilidir (Bkz. A'râf sûresi'nin 175ci âyeti'nin açiklamasi)

31 Ibid.

32 "Ensar" (ya da "Ansar") sözcügü, Muhammed'i "peygamber" olarak kabul edip Medine'ye çagiran ve ona ve onunla birlikte Medîne'ye hicret eden Mekke'li müslümanlara (ki "Muhacirîn" denir) yardimci olanlardir.

33 Abdi'bni Humeyd'in yorumunda yer alan bu rivâyet icin bkz. Sahih-i... (Cilt III, sh. 5-6)

34 "Yederdim" söcügü burada, "yardim ederdim" anlaminda

35 "Dihye b. Halîfetü'l-Kelbî" olarak da yazilir.

36 "Seby" sözcügü, savasta ele geçirilen kadin ve erkek esirler anlaminadir.

37 Ganimetin paylasilmasindan önce ve herkesin hissesine ne düsecegi belli olmadan Muhammed'in böyle bir islemde bulunmasini Islâmcilar dogal bulurlar. Bu konudaki açiklama için bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 307 not. 2

38 "Bani'l-Nazîr" olarak da yazilir.

39 Ebû Mûsâ'nin rivâyetine göre Muhammed, "Üç kisinin ikiser ecri vardir" demis ve bunlardan birinin Ehl-i Kitap'dan (yâni yahudilerden ya da Hiristiyanlardan) olup da hem kendi peygamberine ve hem de Muhammed'e îmân eden kimse oldugunu, digerinin hem Tanri'nin ve de efendisinin hakkini edâ eden köle oldugunu, üçüncünun de efendisi tarafindan azâd edilip nikâ eidlen câriye oldugunu bildirmistir. Bkz. Sahih-i..., Cilt I, sh. 95. hadîs no. 83)

40 Muhammed'in Safiyye ile evliligini Islâm kaynaklarina göre hikâye eden Diyânet Isleri Baskanligi: "Bu bahsi su hadis-i serîf ile itmâm edelim" diyerek Muhammed'in su sözlerini nakleder: "Res^ûl-i Ekrem... buyurdu ki: -Vahyini Rabbim Azze ve Celden Cibrîl aleyhi's-selâm getirmeden zevcât-i tâhirâtimdan hiçbiriyle tezevvüç etmedigim gibi, kizlarimdan hiçbirini de tezvîç etmedim". (Bkz. Sahih-i... Cilt II. sh. 311)

41 "Mekr" sözcügünün karsiligi "hile" , "düzen" dir.

42 Hayber Yahudileri'ni dize getirdikten sonra Muhammed, onlari yurtlarindan sürmek istemis, fakat onlar yarici olarak kalmak, yâni hurmalari timar edip mahsülun yarisini birakmak gibi bir teklifte bulunmuslardir. Bu teklif kendisine câzib geldigi için Muhammed, onlarin kalmalarina izin vermistir. Ancak ne var ki günün birinde "tehcîre ugrayacaklarini" (yurtlarindan sürüleceklarini) haber vermekten geri kalmamistir. Nitekim ölürken "Cezîuretü'l-Arab'da iki dînin bir arada bulunmayacagi"ni söylemekle, bu Yahudilerin Ömer bin Hattâb'in halifeligi zamaninda sürümeleri zeminini hazirlamistir. (Bkz. Sahih-i..., Cilt VII, sh. 163, hadîs no. 1056; ve Cilt VIII, sh. 142) ona vermeyi teklif etmislarina izin vermistir. Fakat bu izni, onlardan yararlanma amacina dayali olarak vermistir.

43 Bir çok vesilelerle Muhammed Ayse'yi, diger kadinlarindan çok fazla sevdigini ve ünstün tuttugunu belirtmistir. Bir vesileyle Amr Ibn-i As'in kendisine sordugu: "Yâ Resûla'llâ! Ashâb içinde size en sevimli kimdir?" sorusuna: "Aise'dir" diye cevap vermis, erkeklerden de Ebû Bekir'i ve ondan sonra Ömer bin Hattâb en fazlasevimli kimseler olarak tanimlamistir. Bkz. Sahih-i..., IX, sh. 335, Hadîs no. 1488). Ayse'yi üstünm tuttugun konusunda benim, Seriât ve Kadin adli kitabima bakiniz.

44 Asyet söyle: "Ey mü'minler! Bir topluluk diger bir toplulugu alaya almasin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadinlar da kadinlari alaya almasinlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler..." (K. 49 Hucurât 11)

45 Kur'ân'da Tanri'nin, Cumartesi gününe hürmet edenleri lânetledigi yazilidir (Bkz. 4 Nisâ 47)

46 "Igtinam ettinse" deyimi "ne yagma yaptinsa" ya da "ne capulculuk ettinse" anlamlarinadir.

47 "Mevâsî" sözcügü binek ve kasaplik dört ayakli hayvanlar (örnegin deve'ler) için kullanilir.

48 Bütün bu hususlari Ibn-i Hisâm'in Siyer'inde, Buharî'nin Sahih'inde bulmak mümkündür.

49 Turan Dursun, Tabu Can Çekisiyor: Din Bu, (Kaynak Yayinlari , Istanbul 1990, sh. 71 ve d.)

50 Bu konuda Ibn Hisâm'in Sira' sina, Balazurî'nin Futüh el-buldân adli yapitina, Tabarî'nin Tarih'ine ve Yakubî'nin Tarih adli kitabina bakiniz.

51 Bu dört kisi sunlardir: Uyeyne Ibn-i Bedir, Akra' Ibn-i Hâbis, Zeydü'l- Hayl Alkame (ya da Amir Ibn-i Tufeyl). Bu konuda Buharî'nin Ebû Saîd-i Hudrî'den rivâyeti için bkz. Sahih-i..., Cilt X, sh. 353, hadîs no. 1641.

52 Turan Dursun'un, Ebû Davud'un Kitabu'l-Akdiyye adli yapitindan nakli için bkz. Din Bu (Kaynak Yayinlari, Istanbul 1990, 1.Kitap, sh. 71)

53 Bu konuda Taberî'nin Camiu'l-Beyan fi Tefsiri'l Kur'ân adli yapitina ve bu yapita atfen Turan Dursun'un "Rüsvetle Müslüman Olanlar" baslikli yazisina bkz. Din Bu (Kaynak yayinlari, Istanbul 1990, 1.Kitap , sh. 71).

54 Yukarda, tirnak içindeki alintilar, Diyânet'in Sahih-i Buhârî Muhtasari-Tecrîd-i Sarih Tercemesi adli yayinlarin 8.cild'inden aynen alinmistir. Kolaylik olsun için bazi Arapca sözcükler, türkçelestirilmistir.

55 "Salat-i Zuhur" , ögle namazi demektir.

56 Bu konuda Muhammed bir de Tanri'dan magƒiret dilemek ve O'na tevbe etmek sûretiyle de bol yagmura kavusmanin mümkün oldugunu söyler ve vaktiyle Hûd adindaki "peygamber"in kendi kavmine yaptigi ögütleri örnek verirdi. Bu vesileyle Kur'ân'a koydugu su âyet'i okurdu: "Ey Kavmim! Rabbinizden bagis dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize gögü (yagmuru) bol bol göndersin..." (K. 11 Hûd Sûresi , âyet 52)

57 "Mudar" , Mekke'den gayri bir yerin adidir.

58 Nitekim Kur'ân'a koydugu bir çok âyet'lerle Tanri'nin vaktiyle Ad kavmine, "aci veren bir azabi içinde tasiyan yel" gönderdigini söylerdi. Bu konuda Zâriyât Sûresi'nin 41, 42; Fussilet Sûresi'nin 15, 16; Kamer Sûresi'nin 18-21; Hakke Sûresi'nin 6-8; âyetlerine bakiniz.

59 Bunun böyle oldugu Diyânet yayinlarinda Söyle belirtiliyor: "...O zamanlar kavm-i Arab, bir ümmet-i ümmiye (okumasiz bir ummet) idi; içlerinde okur, yazar kismi pek az oldugu gibi, o zamanki (Arab yarim adasindaki) hayatina göre halk arasinda köle ve câriye maküleleri mühim bir yekûna bâlig oluyordu. Bunlarin her biri bir kabileye mensubtu. kendi lehcelerinden baska bir lûgatle Kur'ân ögrenmeleri gayetle müsküldü. Halbuki (Kur'ân nûr'unun) bir an evvel bütün (Arap kabileleri) arasinda ve bu sûretle butün (milletler) içinde (yerlesip yayimlanmasi gerekli idi). Binaenaleyh bu müskülü izâle etmek ve ümmete (kolaylik) göstermek icâb ediyordu. Bunun için müsfik Peygamberimiz Kur'ân(in) yalniz Kureys lûgati ile degil, her fasih (Arab lûgatI) ile nâzil olmasini ve ol vechilye okunabilmesini arzû ediyorlardi. Übey Ibn-i Kâ'b hadîsinde görüldügü uzere, resûl-i Ekrem bu arzularini Hazret-i Cibrîl'e zaman zaman izhar etmekten (geri kalmamisti). Bu sûretle Kur'ân'in nâzil oldugu ve kirâetine musaade buyuruldugu lûgati Arab yediye bâlig olmustur. Ve böylece on sene gibi kisa bir zaman zarfinda Kur'ân'in nûru (büyük bir sûratle Arab adasina ve bütün âleme yayilmistir) " (Bu alinti için bkz. Sahih-i..., Cilt VII, sh. 316; ayrica bkz. Cilt IX, sh. 28).

60 Her ne kadar seriâtçilar Mekke'yi Islâm dünyasi'nin baskent'i oldugunu, ve "çevresi" deyimininden bütün dünya'nin kast'edildigini söylerlerse de yalandir. Bütün diger hususlar bir yana, fakat bir de sunu düsünmek gerekir ki, eger Kur'ân bütün insanlara gönderilmis olsaydi, sadece Arapça olarak gönderilmezdi. Öte yandan Tanri'nin "apaçik" olmak üzere gönderdigi söylenen bir kitapta bu husus, tereddude mahal birakmayacak bir sekilde belirtilirdi.

61 Seriâtçilar bu konuda da gerçekleri saptirmaktan geri kalmazlar ve Tanri'nin Kureys'e ihsan'da bulundugunu ve çünkü Kureys kabilesi'nin bütün Araplarca kutsal syildigini söylerler. Oysa ki Kureys kabilesi, her ne kadar Mekke'de yönetime egemen ve sözü geçer bir kabile olmakla beraber Mekke disindaki Araplarca kutsal sayilan bir kabile degildi. Kureys'i bütün Araplar bakimindan "kutsal" ve "üstün" nitelige eristiren ve örnegin "imam", yâni "halife" (devlet baskani) olabilmenin Kureysli olmaya bagli bulundugu kuralini yerlestiren Muhammed'tir.

62 Bu konuda benim Arap Milliyetçiligi ve Türkler adli kitabima bakiniz.

63 Yüzünde sarilik gördügu bir kiz çocugu için Muhammed: "Bu kizcagizi okutup üfletin. Çünkü buna göz degmistir (nazar var)" demistir. Yukardaki kaynaktan gayri Bkz. Müslim, e's-Sahih. Kitabu's-Selâm, Hadî sno 2197. Dursun, aga , I. sh. 136)

64 Örnegin Hayber seferi sirasinda bacagindan vurulan Ekva Oglu Seleme, yarasinin iyilestirilmesi için Muhammed'in yanina gelir ve Muhammed onu "üç kez üfürür". Söylendigine göre adamcagiz iyilesmistir. Yukarda belirtilen Diyânet yayinlarindan gayri Ebû Davud'un "Sünen, Kitabu't-Tibb" (Hadiîs no 3894) bakiniz. ayrica bkz. Dursun, Din BU, Cilt I, sh. 135)

65 Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Hayber seferi sirasinda Muhammed, gözlerinden rahatsiz oldugunu duydugu Ali'yi yanina getirtip gözlerine tükürür ve Ali'nin gözleri hemen iyilesir. Diyânet yayinlarindan gayri Müslim'in e's-Sahih, Kitabu'l-Cihâd, adli yayina (Hadîs no. 1807) ve ayrica Dursun'un Din Bu (cilt I, sh. 134) kitabina bakiniz.

66 Bu konuda benim "Toplumsal Geriliklerimizin Sorumlulari: Din Adamlari" m adli kitabima bakiniz.

67 Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesâi gibi kaynaklarin rivâyetleri için bkz. Sahih-i..., Cilt VII, sh. 45

68 Bu alinti için bkz, Turan Dursun, Tabu Can Çekisiyor. Din Bu, ( Kaynak Yayinlari, Istanbul 1990, Cilt I, sh139)

69 Ibid.

70 Diyânet Isleri Baskani M. S. Yazicioglu'nun Hürriyet gazetesin'deki beyani için bkz. Hürriyet 21 Kasim 1990.

71 Burada gecen "Busâk" sözcügü "tükürük" demektir; "Tayyibden atyeb" deyimi "hos olan seyden üstün olan hos sey", ve "Tahirden atyep" deyimi ise "Temizin en temizi" seklinde çevrilebilir.

72 "Ferc" sözcügü kadinin cinsel organi anlaminadir.

73 Bu alinti, Milli Egitim Bakanligi'nin çevirisinden aynen aktarilmis olup tümce ve sözlük yanlislari çeviriciye âid'tir.

74 "Kirat" sözcügü "dört keçiboynuzu çekirdegi agirliginda mücevher tarti birimi" olarak tanimlanir

75 "Kudret-i fâtira" deyimi "yaratan güç", yâni "Tanri" olarak cevrilebilir.

76 Sârih Kirmânî gibi kaynaklar, Sevde olayinin ve Ömer Ibn-i Hattâb'in i'tirazi'nin iki kez vuku buldugunu, bunalrdan birinin hicâb hayeti'nin inmesinden önce, öbürüsünün de sonra oldugunu söylerler

77 Bu konuda Ahmed b. Hanbal'in ve Ibn Sa'd'in yapitlarina bakiniz.

78 Bu konuda benim "Seriât ve Kadin" adli kitabima bakiniz.

79 Bu klonuda Bkz. Sprenger, Das Leben und die Lehre des Muhammed (Berlin 1861, Cilt I. 207 ve d.); William Muir, The Life of Mohammed, From Original Sources, (Edinburg 1923, sh.6); R. Dozy, Essai Sur l'Histoire de l'Islamism (Traduit du Holandais par V. Chauvin, Paris 1879, sh. 24-5)

80 Bu konu için Islâm Ansiklopedisi'nde "Nuh" sözcügüne bakiniz.

81 Yukardaki husular için benim Din Adsamlari adli kitabima bakiniz.

82 Muhammed'in koruyuculugunu yapan "Hasimî'ler ve "Muttâlibî"ler aleyhine yapilan Andlasma

83 Benî Kinâne (Kinâne kabîlesi)

84 Zübeyr Ibn-i Ebî Bekr'in Ensâb adli kitabinda bunun Bagiz Ibn-i Amr oldugu bildiriliyor. (Bkz. Sahih-i..., Cilt VI. sh. 104)

85 "Hayf" sözcügü "haksizlik:", "zulüm" anlamlarina gelir; Islâm kaynaklari "Kinâne ogullarinin hayfi" deyimini "Kinânen ogullarinin yurdu" olarak

86 Bu mevkiin ayrica "Muhassab" , ya da "Ebtah" adlariyle de anildigi anlasilmaktair (Bkz. Sahih-i..., Cilt. X, sh. 309)

87 Bu konuda ayrica Ibn-i Hisâm'in Zâdul- Mehad' ina, Ibn-i Hacer'in Fethü'l-Bârî' sine, Zübeyr Ibn-i Bekr' in Ensâb'ina bakiniz.

88 Muhammed'in koruyuculugunu yapan "Hasimî'ler ve "Muttâlibî"ler aleyhine yapilan Andlasma