Kur'ân'in A'raf sûresi'nde, Tanri'nin Sam ile Hicâz arasinda yasayan eski Semûd halkina, kardesleri Salih'i "peygamber" olarak gönderdigi ve Salih'in bu halki "inananlardan" yapmak için duâ'lar edip bir tasin içinden disi bir deve çikarttigi ve fakat buna ragmen kavmini yola getiremedigi hikâye edilir. Hikâye'nin özeti söyle:
Tanri önce Nuh'u "elçi" olarak kavmine gönderir ve putlara tapmakta olan kavmini inananlardan yapmasini ona emreder. Bu emir üzerine Nuh: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan baska tanriniz yoktur. Dogrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günun azabindan korkuyorum" der (K. A'raf sûresi, âyet 59). Fakat kavminin ileri gelenleri onun dediklerine kanmayip "Biz seni gerçekten apaçik bir sapiklik icinde görüyoru"z diyerek kafa tutarlar (K. A'raf 60). Bunun üzerine Nuh onlara: "Ey kavmim! Bende herhangi bir sapiklik yoktur, fakat ben âlemlerin Rabbi tarafindan gönderilmis bir elçiyim. Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum, size ogüt veriyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah'tan (gelen vahiy ile) biliyorum" (K. A'raf 61-62) der, ve Tanri'nin kendilerine kitap gönderdigini bildirir (K. A'raf 63). Buna ragmen kavmi kendisine inanmaz ve inanmadigi için Tanri "onlar kör bir kavim idiler" diyerek bütün bir kavmi sularin içinde bogar (K. A'raf 64).
Bundan sonra Tanri, Nuh kavmi yerine Ad kavmi'ni
getirir ve yaradilis itibariyle onlardan üstün kilar
(K. A'raf 68). Kendisine kul olsunlar diye onlara, kardesleri
Hûd'u
"elçi" olarak gönderir ve kavmini inananlardan
yapmasini ister. Hûd, tipki Nüh'un yaptigi gibi: "Ey
kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan baska tanriniz yoktur..."
seklinde konusur (K. A'raf 65. Fakat kavminin ileri gelenleri:
"Biz seni kesinlikle bir beyinsizlik içinde görüyoruz
ve gerçekten seni yalancilardan biliyoru"z diye
çatarlar. Hûd da onlara: "Ey kavmim! ben
beyinsiz degilim, fakat ben âlemlerin Rabbinin gönderdigi
bir elçiyim..." diye konusur (K. A'raf 66-67)
ve onlari Tanri'ya taptirtmak için ugrasir, fakat bir kaç
kisiyi kendisine inandirmak disinda basarisiz kalir.
Bunun üzerine Tanri Hûd'u ve onunla beraber olanlari rahmetine kavusturup kurtarir geri kalanlarin kökünü keser (K. A'raf 68-72) ve onlarin yerine, Sam ile Hicâz arasinda bulunan Hicr denilen bölgeki bir yere Semûd halkini ikâme eder. Ettikten sonra onlara kardesleri Salih'i elçi gönderir. Fakat daha önce diger halklara göndermis oldugu iki elçisi'nin, yani Nuh ile Hûd'un beceriksiz kaldiklarini ve kendi halklarini yola sokamadiklarini düsünerek bu kez Salih'i biraz farkli yeteneklerle, daha dogrusu mucize yaratma gücüyle, donatir.
Anlasilan o ki Semûd kavmi oldukça çaliskan ve yaratici bir halktir. Daglardaki kayalari ve mermerleri kesip biçmisler, yontma taslardan saraylar, binalar, havuzlar ve güzel evler yaparak ülkeyi mamur etmislerdir. Söylendigine göre tarihte kaya ve mermerleri ilk kez yontma sanatini Semûd kavmi bulmus ve bu kavim bin yediyüz kadar sehir yapmistir (Bkz. Türkiye Diyanet Vakfi, Kur'ân çevirisi, âyet 74 açiklamasi),
Ancak ne var ki bu halkin böylesine çaliskan olmasi ve yararli isler yapmasi Salih'e yeterli görünmez. Ister ki kavmi Tanri'dan baskasina tapmasin ve kullukta bulunmasin. Bunu saglamak üzere kavmini dogru yola getirmeye ve Tanri'dan baskasina tapmaktan vazgeçirtmeye çalisir: "Düsünün ki" der "Allah Ad kavminden sonra yerlerine sizi getirdi ve yeryüzünde sizi yerlestirdi: onun düzlüklerinde saraylar yapiyorsunuz, daglarinda evler yontuyorsunuz. Artik Allah'in nimetlerini hatirlayin da yeryüzünde fesatçilar olarak karisiklik çikarmayin" (K. A'raf 74).
Fakat ne var ki kavminin ileri gelenleri büyüklük taslayip Salih'i yalanlarlar ve kendisinden "peygamber" oldugunu kanitlamasini isterler; söyle konusurlar: "Eger gerçekten sen bir peygamber isen duâ et de su tasin içinden bir disi deve çiksin. O zaman senin peygamber olduguna inaniri"z .
Bunun üzerine Salih Tanri'ya dua eder ve Tanri onun dua'sina uyarak civardaki irice taslardan birinin içinden disi bir deve çikartiverir (Her ne kadar Kur'ân'da, Isra Sûre'sinin 59.âyet'inde: "Semûd kavmine, açik bir mucize olmak üzere bir disi deve vermistik" diye yazili ise de, Diyanet Vakfi çevirisinin -A'raf 73- açiklamasinda bu disi deve'nin tastan çiktigi anlatilir).
Salih halka: "(Deve'yi) birakin, Allah'in arzindan yesin (içsin); ona kötülük etmeyin, sonra sizi elem verici bir azab yakalar" der (K. A'raf 73; Suâra 155; Kamer 28)).
Bu mucize karsisinda halktan bir kismi Salih'e iman eder; fakat digerleri "kâfirligi" tercih ederler. Hem de bu "kâfir"lerden Kudar Ibn-i Sâlif adinda biri, diger "kafirlerin" istegi üzerine, kilicina sarilip zavalli deveye saldirir, ve ayaklarini biçakladigi gibi devirip öldürür (K. Kamer sûresi , âyet 29; es-Sems sûresi, âyet: 11-15) ; Ayrica Bkz. Sahih-i... cilt XI, sh. 217-219, Hadis no. 1759).
Bunu görünce "kâfirler" sevinirler.
Bu yetmiyormus gibi bir de Salih'e: "Ey salih! Eger sen
gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettigin azabi
bize getir" derler (K. A'raf 77). Bunun üzerine
Salih: "Yurdunuzda üç gün daha yasayin
(sonra helâk olacaksiniz!)..." diyerek (K. Hûd
sûresi, âyet: 65) onlardan yüz çevirir.
Ve güyâ üçgün sonra Tanri, büyük
bir sarsinti ile bu "kafirleri" bir vurusta sarsar ve
onlar da yurtlarinda diz üstü dona kalirlar (K. A'raf
78; Hûd 68; Zâriyet 43); hayvan agilina konan kuru
ot gibi oluverirler (K. Kamer 31; el-Hakka 5). Hepsi de evlerinde,
ölü olarak yere serilmis bulunurlar.
Hemen ekleyelim ki yukardaki hikâyeleri Muhammed, kendisine iman beslemeyen ya da karsi gelenleri, ve ayni zamanda kendisinden mucize yaratmasini isteyenleri cevaplandirmak maksadiyle kullanmistir.
Gerçekten de bu dönemde, kendisine "sen uyduruyorsun" ya da "sen sapiksin" vs... seklinde konusanlar vardi ve iste onlara karsilik olmak üzere Muhammed, geçmis dönemlerden örnekler vererek konusur ve "peygamberlere" inanmayan halklarin kötü akibetlerfe ugradiklarini hatirlatirdi. Hele kendisine inanmayanlardan Ebû Zem'a adinda biri vardi ki, onu Semûd kabilesinde disi deveyi yukardaki sekilde öldüren Kudar Ibn-i Sâlif'e benzetirdi. Nitekim bir hutbesinde bu benzetmeyi, onun adini zikrederek söyle yapmistir: "...âyet'de bildirilen saki, Semûd'un ulusu ve en güçlü ve kuvvetlisi idi. Kavim ve kabilesi içinde (Mekke'de) Ebû Zem'a gibi arkali olan bu saki, deveyi öldürmege kiyâm etmisti" (Bkz. Sahih-i..., Cilt XI. sh. 217-218, hadis no 1759).
Öte yandan rivâyete göre Mekke'deki "putperestler" (müsrikler), Muhammed'in gerçekten peygamber olup olmadigini anlamak için, ondan bir takim mucizeler yaratmasini isterlerdi; örnegin bir defasinda Safa daginin tepesini altin ve gümüse dönüstürmesini söylemislerdir. Fakat Muhammed onlarin bütün bu isteklerini geri çevirmis ve karsiliksiz birakmistir. Birakirken de daha önceki kavimlerin, kendilerine gönderilen elçilerden bu tür mucizeler beklediklerini, ve elçilerin tahakkuk ettirdikleri mucizelere ragmen iman etmediklerini, ve bu yüzden Tanri tarafindan helâk edildiklerini bildirmistir.
Kur'ân yorumcularinin söylemesine göre eger Muhammed, "putperestlerin" kendisinden istedikleri bu tür mucizeleri göstermis olsaydi, onlar yine de ona iman etmeyecekler ve bu yüzden geçmis kavimler gibi Tanri tarafindan helâk edileceklerdi. Ve iste güyâ "putperestlerin" helâk edilmesini istemedigi içindir ki Muhammed, mucize gösterme yoluna gitmemistir (Diyanet Vakfi çevirisinde Isra sûresi'niun 59.cu âyeti'nin açiklamasina bakiniz).
Bütün bu yukardaki (ve benzeri) hikâyelerin ortaya çikardigi bir takim sorunlar var ki akilci bir elestiriye pek gelir gibi degil. Çünkü bir kere Tanri'nin, ardi ardina "elçi'ler" gönderip insanlari bu elçiler araciligiyle "iman" sahibi kilmaga çalismasi biraz sasirtici. Madem ki Tanri, her seyi yapmaga kadirdir, mademki her insanin kaderini daha ana karninda iken çizebilmektedir, ve madem ki dilediginin kalbini açip müslüman yapabilmekte ve diledigini "kâfir" kilabilmektedir (örnegin bkz. En'âm sûresi , âyet 125), o halde "elçi" göndermek niye? Kendi elçilerini iman sahibi yaptigi gibi bütün kullarini da öyle yapsa daha isabetli olmaz miydi? Ve esasen dilemis olsa her kesi müslüman yapabilecek olan bir Tanri'nin, böyle yapmayip bir kisim insanlari "kâfir" kilip sapikliga terketmesi ve sonra da onlari "kâfir'dirler" diye cehennemlik bilmesi dogru bir sey midir?