Günes Tutulmasi'nin (Küsûf'un) Kiyâmet Isâreti Sayilmasinin ve bu Vesileyle Küsuf Namazi Kilinmasinin Hikâyesi


Halktan kisilerle sohbet eder oldugu günlerden birinde Muhammed, güpe gündüz iken havanin gölgelenir gibi kararmakta oldugunu farkeder. Kur'ân'a koydugu âyet'lere göre günes tutulmasini Kiyâmet alâmeti olarak bellettigi için büyük bir telâsla ve "belinleye belinleye" kalkar, halki da pesine takip Mescid'e giderek namaza durur. Fakat namazi her zamankinden çok daha uzun tuttuktan gayri bir de namaz içinde bir seye elinle uzanir gibi ileriye dogru gidip sonra irkilerek geri geri geldigi olur. Kendisiyle birlikte namaz kilanlar onun olagan disi bu tür hareketlerini görmekle sasirirlar ve namaz'dan sonra kendisine, neden böyle yaptigini sorarlar. Muhammed cevap olarak onlara, namaz sirasinda kendisine Cennet ile Cehennem'in "arzolundugunu", Cennet arz olundugu zaman üzüm salkimini almak için ileriye dogru gittigini, Cehennem arzolundugu zaman ise atesin yalininda korunmak üzere geri geri çekildigini söyliyerek bununla ilgili kissa'lari anlatir.

Yukarda kisaca özetledigimiz hikâyen'nin Islâm kaynaklarinda yer alan sekli söyle:

Evren'in sonu ve gelecek dünya'nin baslamasi demek olan Kiyâmet hakkinda Muhammed, Kur'ân'a bir çok âyet'ler koymus ve "Yevmu'l-kiyâme" de (yâni Kiyamet gününde) olacak seyleri açiklamistir. Buna göre kiyâmet gününde gök'ler açilip kapi kapi olacak, bölünüp parçalanacak, yildizlar dökülüp dagilacak, günesin, ayin ve yildizlarin isiklari sönecek ve bunlar patir patir dökülecekler, günes dürülüp söndürülecek, tüm canlilar birinci üfürüste ölecek, ikinci üfürüste dirilip düz bir alanda toplanarak "mahser"i olusturacaklar; mezarlarindan firlayip kalkan insanlar ne oldugunu bilemeyip sasiracaklar, korku ve sikintidan herkesin yüregi agzina gelecek; insanlar üç sinifa ayrilip yaptiklarinin hesabini verecekler ve bu hesaplasmaya göre bir kismina sag yandan, bir kismina da sol yandan "defter"leri verilecek: sag yandan verilenler (ki bunlar "sagcilar"dir) mutlu olacaklar, sol yandan verilenler ise (ki bunlar da "solcular"dir) mutsuz olacaklardir. Kur'ân'dan iki örnek vermek gerekirse:

Mürselât sûresi'nde söyle der: "Size olacagi söylenerek korkusu verilen, andolsun ki olacaktir (Kiyamet kopacaktir). Yildizlarin isigi söndürüldügü zaman, gök yarildigi zaman..." (K. Mürselât sûresi , âyet 7-9)

Infitâr sûresi'nde söyle yazili:

"Gökyüzü yarildigi, yildizlar döküldügü, denizler birbirine katildigi, kabirlerin içindekiler disari çikarildigi zaman insanoglu (yapip) gönderdiklerini ve (yapamayip) geride biraktiklarini bir bir anlar" (K. 82 Infitâr 1-5).

Tekvir sûresi'nde su var:

"Günes katlanip dürüldügünde; Yildizlar (kararip) döküldügünde; Daglar (sallanip) yürütüldügünde; Gebe develer saliverildiginde; Vahsi hayvanlar toplanip bir araya getirildiginde; Denizler kaynatildiginda; Ruhlar (bedenlerle) birlestirildiginde... Gökyuzü siyrilip alindiginda; Cehennem tutusturuldugunda ve cennet yaklastirildiginda..." (K. 81 Tekvir 1-13)

Rahman sûresi'nde söyle yazili:

"Gök yarildigi ve gül gibi kizardigi; yag gibi eridigi zaman..." (K. 55 Rahman 37)

(Ilgili âyet'lerden diger bazi örnekler için Bkz. K. Infitar 1-2; Nebe 19; Tekvir 1,2, 11; Mürselat 7-9, Enbiyâ 104; Fecr 21-22; Furkan 25; Rahman 37; Meâric 8; Müzemmil 18; Zümer 68-69; Yâsin 51-54;Kâria 1-11; Zilzâl 1-8;Vâkia 7-14, vs...) [6] .

Muhammed'in Kiyamet'le ilgili bu tür sözlerini, o zamanlar bazi kisiler, yalanlamislar, bazilari da dogru bilmekle beraber bir takim sorulara konu yapmislardi; örnegin Kiyamet'in ne zaman gelip çatacagini anlamak için çok ugrasmislar, onu soru yagmuruna tutmuslardir. Fakat Muhammed, Kiyamet'in ne zaman gelecegini bilemedigi için, onlarin sorularini, Tanri'dan geldigini söyledigi su âyet'le cevaplandirirdi:

"Sana kiyâmeti, ne zaman gelip çatacagini soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbinin katindadir. Onun vaktini O'ndan baskasi açiklayamaz. O göklere de yere de agir gelmistir. O size ansizin gelecektir. Sanki sen onu biliyormussun gibi sana soruyorlar. De ki: -'Onun bilgisi ancak Allah katindadir; ama insanlarin çogu bilmezler..." (K. 7 A'raf 187).

Fakat muhtemelen bunu yeterli bulmamis olacak ki bir de Tanri'nin: "Kiyâmet gününe yemin ederim" diye konusarak, kiyâmet'e inanmayan ve "Kiyâmet günü ne zamanmis?" diye soranlari cevaplandirmak ve onlari kiyâmet gününe inandirmak maksadiyle su sekilde konustugunu söylerdi:

"Kendini kinayan nefse yemin ederim (dirilip hesaba çekileceksiniz). Insan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacagimizi mi sanir?. Evet, bizim. onun parmak uçlarini bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. Fakat insan (kiyameti) yalanlamak ister. -'Kiyamet günü ne zamanmis?-' diye sorar. Iste, göz kamastigi, ay tutuldugu, günesle ay bir araya getirildigi zaman; o gün insan: -'Kaçacak yer neresi?" diyecektir. Hayir hayir (kaçip) siginacak yer yoktur. O gün varip durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur. O gün insana, ileri götürdügu ve geri biraktigi ne varsa bildirilir..." (K. 75 el-Kiyâme sûresi, âyet: 2-13)

Görülüyor ki Tanri, Muhammed'in söylemesine göre, yeminler ederek "Kiyâmet günü"nün var oldugunu anlatmaya çalismaktadir. Neden dolayi Tanri, bütün "yüceligine" ragmen, insanlari kendisine inandirmak maksadiyle yeminler eder, bilinmez. Fakat bu âyet'le ilgili olarak, ve muhtemelen kisileri Kiyâmet gününe iyice inandirmak maksadiyle Muhammed, zelzele, firtina, tufan ya da "ay" ve "günes" tutulmasi ("hüsûf", ve "küsûf") gibi doga olaylarini, Tanri'nin gazabindan bilip korku ve telas vesilesi saymis ve namaza durulmasini emretmisti: "Su korkunç seylerden herhangi birini gördügünüzde hemen namaza iltica edini"z derken bu gibi doga olaylarina atifta bulunmus olurdu (Bkz. Sahih-i Buhari Muhtasari... Cilt III, sh. 313).

Namaza "iltica"yi da, muhtemelen duâ yolu ile Tanri'ya siginip O'nun gazabini "teskin" etmek, yatistirmak için düsünmüs olmalidir. Örnegin günes tutulmasi vesilesiyle namaz kilmayi, ve bir de köle (halayik) azâd etmeyi öngörmüstür (Bkz. Sahih-i... , Cilt III, sh. 343, hadis no. 552). Her ne kadar seriâtçilar bunu "iyilikte bulunmak" seklinde ve daha dogrusu köleligi ortadan kaldirmak amaciyle konmus bir hüküm olarak göstermek isterlerse de, gerçek böyle degildir. Çünkü Muhammed köleligi "dogal" bir kurulus olarak benimsemis, kendisi dahi ölünceye kadar köle edinmis, ona buna köle hediye etmistir [7] . Günes tutulmasini Tanri'nin gazaba gelmesi seklinde kabul ettigi içindir ki günes tutuldugunda, namaz kilip Tanri'ya yalvar yakar olmak yaninda, bir de köle azâd edilmesini istemis ve bu yoldan Tanri'yi yatistirma ve gazabini gidermebub mümkün olabilecegini düsünmüstür.

Gerçekten de Islâm kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki, doga olaylari içerisinde "hüsûf" yâni ay tutulmasi, ve özellikle "küsûf", yâni günes tutulmasi olayi Muhammed'i çok etkiler ve telasa getirirdi; çünkü bunun kiyamet alâmeti olmasindan çekinirdi; inandigi o idi ki Kiyamet koparken günes tutulacaktir. Bundan dolayidir ki günes tutuldugu zamanlar büyük bir telasa, hattâ korkuya kapilip hemen yerinden kalkar, Mescid'e gelir ve namaza dururdu; halkin da kendisi gibi namaza durmasini isterdi. (Ebû Müsâ, ya da Ayse ya da Abdullah Ibn-i Abbâs ëin ya da Esma bint-i Ebi Bekr ëin ya da Câbir in rivâyetleri için bkz. Sahih- i.... Cilt II, sh.711 ve d...; ve Cilt III. sh. 338 ve d...).

O kadar ki "küsûf namazi" diye bir namaz sekli getirmisti ki "üçer rükû'lu" ya da "ikiser rükû" olarak tanimlanir ve diger namaz'lardan çok daha uzun'dur. (Bkz. Sahih-i..., cilt III, sh. 339). Örnegin, Buhari'nin Ebû Müsâ (el-Es'âri) ëden rivâyetine göre bir gün Muhammed günes tutuldugunu görüp, bunun kiyâmet alâmeti olmasin korkusiyle, hemen yerinden kalkip "belinleye belinleye" Mescid'e gelir ve orada "küsûf" namazi kilar ve halka da bu gibi "korkunç" olaylar sirasinda Tanri'yi anmalarini, Tanri'dan niyâzda bulunup Tanri'ya siginmalarini emreder. Bu konuda Ebû Mûsâ ënin rivâyeti aynen söyle: "(Asrñi celil-i Nebevi'de) günes tutuldu. Bunun üzerine Nebiyy-i Ekrem... (bu hadise) saat (yâni kiyâmet alâmeti) olmasin korkusiyle belinleye belinleye (yerinden) kalkip [8] Mescid(-i Serif)e geldi. O zamana kadar (baska hiçbir namazda) ömrümde görmedigim uzun kiyam(lar) rükû'(lar), sücûd(lar) la namaz kildirdi ve (sonra umûma) buyurdu ki::... Bu kabilden (korkunç) bir sey gördügünüzde zikru'llâha, Allah'tan niyâza, Allâh'a karsi istigfâra (koyulup) iltica ediniz " (Bkz. Sahih-i... cilt III, sh. 344, hadis no. 553).

Bunlari söylerken bir de Kur'ân'in el-Kiyâme sûresi'ne koymus oldugu su âyet'i okur: "Gözün kamastigi, ay'in tutuldugu, günes ve ayin bir araya getirildigi zaman, iste o gün insan: -'Kaçacak yer nerede?'- der. Hayir, hayir, bir siginak yoktur" (K. 75 el-Kiyâme 9) (Bkz. Sahih-i..., cilt I, Hadis no. 75).

Görülüyor ki rivâyete göre Muhammed, günes tutulmasi halinde telasla yerinden kalkip "belinleye belinleye" Mescid'e gitmis ve Tanri'ya siginmak üzere namaza durmustur. Islâm kaynaklarinin açiklamasina göre "belinleye belinleye" deyimi "belinleme ve uçunma" anlaminda olup, "ansizin zuhûr eden korkunç bir hâdise üzerine insana âriz olan ürkeklik ve korku demektir". [9]

Bununla beraber seriâtçilar, her ne kadar Muhammed'in günes tutlmasindan dolayi Kiyâmet kopuyor zanniyle korku ve telasa kapildigina dair Islâmi verileri yukardaki sekilde sergilemekle beraber, yine de onun savunmasini yaparak söyle derler: "Efendimiz'de hasil olan hasyet kiyâmet kopuyor zanniyle âriz olan bir korku degildir". Yani güyâ Muhammed günes tutulmasi sirasinda korkuya kapilmamistir ama "telasli davranmis gibi bir görünüste" olmustur. Ve bu sekilde gorünmesinin nedeni ise Kiyamet'in nasil olsa bir gün gelip günes tutlmasi esnasinda kopacagini düsünmesinden ve o an geldiginde halka ne sekilde davranmak gerektigini bildirmek istemesindendir; bu nedenle onun telasli davranmis olmasini "telas" anlamina almamak gerekir (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 346).

Oysa ki günes tutuldugu zaman "belinleye belinleye" , yani "ansizin zuhûr eden korkunç bir hâdise üzerine insana âriz olan ürkeklik ve korku" ile yerinden telasla kalkip namaza durmasi, seriâtçilarin bu iyimserligini kanitlamaktan uzaktir.

*

Biraz yukardaki Ebû Musa'nin rivâyetinden anlasildigi gibi Muhammed, günes tutulmasi vesilesiyle namaza durdugunda, namazi, baska hiçbir namazda olmadigi kadar uzun "kiyam(lar)", "rükû'(lar)", ve "sücûd(lar)" la uzatmistir. Bilindigi gibi "kiyam" sözcügü namazin ayakta olan kismidir; "rükû", elleri dizlere dayayarak egilmektir; "sücûd" ise, namazda yüzü yere sürmek, kapamak anlamina gelir.

Tipki Ebû Müsâ'nin rivâyetinde oldugu gibi Esmâ' bint-i Ebi Bekr' in rivâyetinden de anlasilmaktadir ki Muhammed, "Küsûf" namazini diger namazlardan çok uzun tutmustur. Ilgili hadis söyle: "Nebiyy-i Ekrem ... Efendimiz küsuf namazini kildirdi idi. (Söyle ki:) Kiyâma durup kiyâmi çok uzatti. Sonra rükûa varip rükûu (çok) uzatti. Sonra basini kaldirip kavmeyi (çok) uzatti. Sonra (yine) rükûa varip rükûu (çok) uzatti. sonra basini kaldirdi. Sonra secdeye varip sücûdu (çok) uzatti. Sonra basini kaldirdi. Sonra (yine) secdeye varip sücûdu (çok) uzatti. Sonra ayaga kalkip kiyâmi uzatti. Sonra rükûa varip rükûu (çok) uzatti... Sonra basini kaldirdi. Sonra secdeye varip sücûdu (çok uzatti)... Sonra namazdan çikti..." (Bkz. Sahih-i... II, sh. 7o7 ve d. Hadis no 417)

Küsûf namazinin uzunlugu o kertede olmustur ki kisilerin bu yüzden tahammül edemeyip bayildiklari görülmüstür. Örnegin Esmâ bint-i Ebi Bekr'in rivâyeti söyle: "(Küsûf zamaninda) Aise... namaz kilarken nezdine gittim. -'Bu halka ne oluyor? (Neden korkuyorlar?-' dedim. (Küsûf vukûa geldigini anlatmak için) gök yüzüne dogru (basi ile) isâret etti. Meger hep namaza durmuslarmis. Aise...: -'Sübhâna'llâh!-' dedi. (Kendisine) -'Bu bir âyet(-i azâb veya tekarrüb-i Kiyâmet) mi?-' diye sordum. Basiyle -'Evet-' diye isâret etti. Bunun üzerine ben de (namaza) durdum. Üzerime bayginlik gelinceye kadar (durdum). (Yanimdaki kirbadan) basima su dökmege basladim..." (Bkz. Sahih-i... Cilt I, sh. 85, hadis no. 75)

Hadis'in açiklamasindan anlasilmaktadir ki Esmâ'nin üzerine bayginlik gelmesinin nedeni, namazin uzun olmasi ve Muhammed'in "kirâeti pek ziyâde uzatmasi" dir. (Bkz. Sahih-i... Cilt I, sh. 88, not. 1)

Muhammed'in "Küsûf" namazini böylesine uzun tutmasinin nedeni, kuskusuz ki her seyden önce günes tutulmasi (Küsûf) halinin geçmesini beklemekti. Fakat bir de Cennet ve Cehennem'den haber vermek maksadadiyle böyle yaptigi anlasilmaktadir. Çünkü Islâm kaynaklarinin bildirdigine göre "Küsûf" namazi sirasinda Muhammed, bir sey almak için elini ileriye dogru uzatir ve sonra vazgeçmis gibi irkilerek geri gelir gibi olurmus. Neden böyle yaptigi kendisine soruldugunda cevap olarak cennet ve cehennem'in kendisine arzolundugunu söyler, ve orada gördükleri eklerdi. Abdu'r-Rezzâk'in rivâyeti söyle: "Nebiyy-i Ekrem(...)'e Cehennem gösterildi, bunun üzerine namazda durdugu yerden geriye dogru geldi. O derecede ki, cemâat birbirlerinin üzerine yigildi; geriye dönünce de kendisine Cennet gösterildi. Bunun üzerine yürüyerek tâ ilk namaza durdugu yere varip durdu" (Abdu'r-Rezzâk'in "Musannef" adli kitabindan Diyânet'in alintisi için bkz. Sahih-i... Cilt III, sh. 342).

Abdullah Ibn-i Abbâs'in rivâyetine göre halktan kisiler Muhammed'e bu konuda söyle sorarlar: "Yâ Resûlâ'llâh (namaz içinde) durdugun yerden (görmedigimiz) bir seye elinle uzandigini gördük, sonra (yine namaz içinde irikilip geri geri geldigini) gördük..."

Onlarin bu sorusuna Muhammed, davranisinin Cennet ile Cehennem'in kendisine arzolunmasiyle ilgili oldugunu anlatmak uzere söyle der: "Süphesiz ki (Cennet, Cehennem, kabir, mahser ve sâire gibi) içine sokulacaginiz (yani ugriyacaginiz) her sey bana arzolundu..." (Ibn Abbâs'in rivâyeti için Bkz. Sahih-i... Cilt III, sh. 341)

Cennet ile Cehennemin kendisine gösterilmesinin nedenlerini konusunda da söyle cevap verir: "(Evet) ben cenneti gördüm ve bir (üzüm) salkimina elimle uzandim. Eger o salkimi ben ele geçirebilseydim dünyâ bâki kaldikça ondan yerdiniz (de tükenmezdi). Ates(-i cahim)i de gördüm (lâkin) ömrümde bugün gördügüm kadar çirkin, berbat hiçbir manzara görmemistim. Cehennem-i ekser ahalisini de kadinlar olarak gördüm..." (Bkz. Sahih-i... Cilt III, sh. 339)

Bu dogrultuda olmak üzere bir de söyle der: "(Iyi biliniz) Cennet bana (yaklasti) o kadar ki, eger cür'et edeydim salkimlarindan bir tânesini (alip) size getirebilecektim. Cehennem de bana o kadar yaklasti ki: -'Ey Rabbim, ben de onlarla berhaber miyim?'- demege basladim..." (Esma bint-i Ebi Bekr'in rivâyeti icin bkz. Sahih-i... Cilt II, sh... 7o7 ve d. Hâdis no. 417

Müslim'in Câbir'den ve Buhari'nin Asye'den ve Esmâ bint-i Ebû Bekr'den rivâyetlerine göre de Muhammed, Cennet'in kendisine arzolunmasi konusunda söyle demistir:

"Siz göresiniz diye Cennet'in yemislerinden bâzilarini almak arzusiyle elimi uzattim ise de sonradan haydi yapmiyayim dedim.... Ileriye dogru gitmege basladigimi gördügünüz vakit de Cennet'ten bir salkim almaya niyyet etmistim".

Abdu'r-Rezzâk'in rivâyetine göre söyle ekler: "Size göstermek için Cennet'ten bir salkim almak istedimse de mukadder degilmis" (Bkz. Sahih-i... Cilt III, sh. 341-342). Câbir'in rivâyetine göre de söyle demistir: "...Bana Cennet arzolundu. O kadar (yakindan) ki, eger bir (üzüm) salkimina elimi uzatsaydim alirdim". Yine Câbir'in rivâyetine göre söyle demistir: ".... Bir salkimina elimi uzattim da onu yakalamaya elim yetismedi..." Ibn-i Abbâs'in rivâyetine göre de söyle dedigi anlasilmaktadir: "(Evet) ben cenneti gördüm ve bir (üzüm) salkimina elimle uzandim. Eger o salkimi ben ele geçirebilseydim dünyâ bâki kaldikça ondan yerdiniz (de tükenmezdi)..." (Bu hadis'ler için Bkz. Sahih-i... Cilt III, sh. 339, 341).

Görülüyor ki Küsûf namazindan çiktiktan sonra Muhammed'in Cennet konusunda söyledigi sey, genel olarak oradaki yemislerle, ve daha dogrusu üzüm salkimi ile ilgili. Ne yazik ki "sarihler" (yani "açiklamacilar") ya da yorumcular, neden dolayi Muhammed'in yukardaki sekilde konustugu hususunda bir türlü anlasamazlar. Bazilari onun, Cennet'teki yemislerin tükenmez ve yasaklanmaz olduguna dair Kur'ân'daki hükmü kanitlanmak için böyle yaptigini söylerler. Bilindigi gibi Kur'ân'in "Vakia" sûresi'nde, Kiyâmet'in kopusundan sonra defteri "sagdan" verilmis olan "sagdakiler"in "nâim" cennetlerine alinacaklari ve orada "Tükenmeyen ve yasaklanmayan sayisiz meyveler içinde" dolasacaklari bildirilmistir. (K. 56 Vâkia sûresi, âyet 32-33).

Bazilari da Muhammed'in yukardaki sekilde konusmasinin inkârcilarin durumu ile ilgili oldugunu ve "tevbe" kapisinin onlar bakimindan kapali kalmamasi için böyle yaptigini söylerler ve En'âm sûresi'nin 158ci âyeti'ni örnek verirler. Bu âyet söyle: "...Rabbinin bazi alâmetleri geldigi gün, önceden inanmamis ya da imaninda bir hayir kazanmamis olan kimseye artik imani bir fayda saglamaz. De ki: Bekleyin, süphesiz biz de beklemekteyi"z (K. En'âm 158) (Bkz. Sahih-i..., Cilt . III, sh. 341)

Daha baska bir deyimle "sarihlere" göre Muhammed: "(Namazda) ileriye dogru gitmege basladigimi gördügünüz vakit... Cennet'ten bir salkim almaya niyyet etmistim" (ama mukadder degilmis) seklinde konusmakla güyâ, o zamana kadar inanmamis olanlari inanmaya çagirmis olmaktadir, çünkü eger üzüm salkimini ele geçirse imis, bu kisiler için artik iman etmenin faydasi söz konusu olmayacak idiymis.

Muhamed'in, "Küsuf" namazi sirasinda kendisine arzolundugunu söyledigi Cehennem'e gelince durum su: Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed cehennemin çogunlugunun kadinlardan olustugunu söylemis ayrica orada kedisine eziyet etmis olan bir kadin ile bagirsaklarini sürüyen Huzâi'lerin ceddini görmüstür. Bunlarin hikâyesini birazdan özetleyecegiz. Fakat daha önce Muhammed'in günes tutulmasi konusundaki tutumunu davranislarini gözden geçirmek yerinde olacaktir; söyleki:

Yukarda belirttigimiz gibi Muhammed, Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre zelzele, firtina, tufan, ay tutulmasi ya da günes tutulmasi vs... gibi doga olaylarini Tanri'nin gazaba gelmesi seklinde tanimlayip bu gibi hallerde Tanri'ya siginmayi "selâmet" vesilesi saymistir. Özellikle günes tutulmasini (Küsuf'u), "Kiyamet" alâmeti bilerek uzun "kiyam"lar, "rükû"lar ve "sücûd"larla "Küsuf namazi" kilinmasini uygun bulmustur.

Söylemeye gerek yoktur ki kendisini Tanri'nin elçisi olarak tanimlayan ve her an Tanri ile iliski halinde oldugunu ve her gizli seyi Tanri'dan ögrendigini söyleyen Muhammed gibi bir kimsenin, Kiyamet'in kopacagini bilemeyip günes tutulmasi nedeniyle telas ve korkuya kapilmasi biraz düsündürücüdür.

Üstelik de ay ya da günes tutulmasi ("hüsüf" ve "küsûf"), belli zamanlarda tekrarlanan doga olaylaridir ki çok eski çaglardan beri bilim çevrelerince arastirma konusu haline getirilmistir. Bilim adamlari, gerek günes ve gerek ay tutulmasi zamanlarini Muhammed'ten çok eski dönemlerden beri günü gününe, saati saatina hesaplamislardir. Yine bunun gibi zelzele ve tufan gibi olaylarin nedenlerini de bilimsel yollarla ortaya vurmuslar, ve daha dogrusu doga olaylarini bilimsel degerlemelere oturtarak "muamma" niteliginden, yâni korku ve telas kaynagi olmaktan çikarmislardir.

Ancak ne var ki seriâtçilar, her hususta oldugu gibi bu hususta da Muhammed'i savunmak maksadiyle bir takim açiklamalara basvururlar, fakat basvurduklari bu açiklamalar genellikle akli dislar nitelikte seylerdir. Örnegin söyle derler: "(Günes tutulmasi sirasinda) Efendimiz'de hâsil olan hasyet kiyâmet kopuyor zanniyle âriz olan bir korku degildir". Yâni güyâ Muhammed korkuya kapilmamistir ama "telasli davranmis" gibi görünüp namaza durmustur. Ve güyâ bu sekilde görünmesinin nedeni, Kiyamet'in nasil olsa bir gün gelip günes tutulmasi sirasinda kopacagini tahmin etmesinden ve bu nedenle halka, o an geldiginde ne sekilde davranmak gerektigini bildirmek istemesindendir. Bu itibarla onun telasli imis gibi davranmasini "telâs" anlamina almamak gerekir (Diyânet'in bu tür açiklamalari için bkz. Sahih-i... Cilt III, sh. 346).

Bu tür yorumlamalari okuyucunun takdirine birakarak simdi Küsuf namazi sirasinda Muhammed'a "arzolundugu" söylenen "Cehennem"in hikâyesini, ayri bir kesim olarak asagida özetleyelim.