Ebû Râfi, Hayber Yahudilerinden olup Abdullah Ibn-i Hukayk ya da Sellâm Ibn-i Ebi'l- Hukayk (Selâm b. Ebi Hakik ) diye de bilinen bir kimsedir. Meslegi ticâret olup oldukça zengindir. Islâm kaynaklarina göre Muhammed'e "ezâ" ettigi ve onun aleyhindeki hareketlere para yardiminda bulundugu için, Hicret'in 3.yilinda [17] Muhammed'in izniyle öldürtülmüstür.
Ebû Râfi'nin öldürtülmesi kissa'si halkimiza, Islâm kaynaklarina dayali olarak belletilir ki bunlar arasinda Diyânet Isleri baskanligi'nin Sahih-i Buhari Muhtasari adli yayinlari (Bkz. Sahih-i..., Cilt X. sh. 180 ve d. Hadis no. 1579)., ya da T. C. Milli Egitim Bakanligi yayinlarindan olarak Taberi'nin, Türkçe'ye Milletler ve Hükümdarlar Tarihi adiyle çevirisi (Bkz.Istanbul 1966; ikinci basilis) ya da Ibn Ishak'in Siyer adli yapiti ve digerleri bulunur.
Bu kaynaklara göre olayin özeti söyle: Biraz yukarda sâir Kâ'b Ibn-i Esref'in, siirleriyle ve sair davranislariyle Muhammed'i huzursuz kildigini ve bu yüzden öldürtüldügünü, ve öldürenin de Ibn-i Mesleme adinda biri oldugunu gördük. Gerek Ibn-i Mesleme, gerek bu isi kendisiyle birlikte "basaran" arkadaslari, Medine'deki Evs kabilesine mensupturlar. Medine'de bu kabile ile rekabet halinde bulunan bir kabile daha vardir ki Hazreci ëler diye ibilinir.
Evs'ler ve Hazreci'ler, Muhammed'e "biât" etmeden (boyun egmeden) önce oldugu gibi, ettikten sonra da birbirleriyle, her vesile ve firsatta, devamli sekilde çekisme halinde idiler. Ibn-i Ishak ve Taberi ve Vakidi gibi en saglam Islâm kaynaklari'na göre bu iki kabile, Muhammed'e yaranmak için "birbirleriyle, tipki iki kisrak gibi yarisirlardi. Birisi Muhammed lehine bir is yapmis olsa digeri: - "Tanri elçisinin ve Islâm'in gözünde onlarin bize üstün olmalarina firsat vermeyecegi"z diye konusurlardi. Taberi'nin söylemesine göre bunlarin bir bölügü Muhammed lehine bir is yapmis olsa, digerleri de Muhammed için ona benzer bir hizmette bulunmaga çalisirlardi [18]
Ve iste Kâ'b Ibn-i Esref'in öldürülmesi olayi, onlari yeniden birbirlerine düsürür. Su bakimdan ki Kâ'b'in öldürülmesini saglayan ve bu basarisindan dolayi Muhammed'in takdirini kazanan Ibn-i Mesleme ve arkadaslari, Evs kabilesine mensup olduklari için, Hazreci'ler bunu kiskanirlar. Kendilerini, en azindan Evs'ler kadar Muhammed'e yardimci ve sadik bir dost seklinde göstermenin yollarini ararlar. Kendi kendilerine: "Resulullâh ve Islâmiyet için, Kâ'b Ibn-i Esref'ten daha tehlikeli kimi bulabiliriz ki öldürüp Resulullâh'in takdirine mazhar olalim" diye konusurlar ve akillarina Hayber'in zengin tüccârlarindan Ebû Râif gelir. Hep birlikte dogruca Muhammed'in yanina giderek söyle derler: "Yâ Resulullah! Biz de dileriz ki senin için bir is edelim, varalim Selâm b. Ebi Hakik'i öldürelim. Tâ ki biz de bir is yapmis olalim" [19] . Bunu söylerlerken de bu kisinin, Gatafan adindaki Arap kabilesine ve digerlerine para yardiminda bulunarak onlari Muhammed aleyhinde kiskirttigini bildirirler ve onu öldürmeye hazir bulunduklarini eklerler.
Muhammed kendilerini dinledikten sonra aralarindan Abdûllâh Ibn-i Atik adinda birini seçer ve ayrica üç kisi'yi onun emrine vererek bu isi bir an önce bitirmelerini emreder [20]
Abdullâh Ibn-i Atik, hiç vakit geçirmeden arkadaslarini yanina alip, Ebû Râfi'in oturmakta bulundugu Hayber'e dogru yola çikar. Hayber, birbiri içinde yedi kale halinde bir yerdir. Kale'nin kapicisi, her aksam kapiyi baglayip kilidini kapinin üstüne asar, sabah olunca da gelip yine açardi. Abdullah'in baskanligindaki çete'ye dahil olanlardan biri, Hayber'e çok gidip geldigi için kale'nin bu sekilde açilip kapandigini bilirdi.
Ibn-i Ishak'in anlatmasina göre çete mesuplari Kale'ye yaklastiklarinda gün batmis, köy halki, deve, sigir, koyun gibi yaylim hayvanlariyle mer'a'dan dönmüslerdir. Taberi'nin söylemesine göre'de çete mensublarindan Abdullah b. Enes, ki Hayber'e çok gitmis gelmis biri olarak oranin geleneklerini bilen bir kimsedir, tülbendini basina sarip taninmayacak sekle girer; o kadar ki kalenin kapicisi onu tanimaz. Halkin uykuya daldigi bir sirada anahtari alip kale kapisini açar ve arkadaslariyle birlikte içeri girer, ve bin bir hile ile Ebû Râfi'i kiliçtan geçirir [21] .
Buhari'nin Berâ'dan rivâyetine göre de olay söyle olusur. Abdullah Ibn-i Atik arkadaslarina: "Siz yerinizde oturunuz da ben (Ebû Râfi'in kalesine) gideyim. Ve kale kapicilarina nezâketli bulunayim. Bu sûretle kaleye girebilecegimi sanirim!" der ve kale kapisina dogru yürür. Kapiya yaklastigi zaman kendisini saklamak üzere maslahina bürünüp sanki bir ihtiyacini gideriyormus gibi yapar. Sonra kale'ye girer. Tam bu sirada kale kapicisi: "Ey Allah'in kulu, kaleye girmek istersen hemen gir! Zirâ ben kapiyi kapamak istiyorum!" der. Onun bu demesi üzerine hemen içeriye girip, civarda buldugu bir merkep ahirina gizlenir. Daha sonra halk dahi kaleye girdigi için kapici kalenin kapisini kilitler ve anahtarlari bir direge asar. Kapicinin oradan uzaklastigini görür görmez Ibn-i Atik, hemen bulundugu yerden çikar, anahtarlari alarak kapiyi açar.
Simdi artik bütün is, Ebû Râfi'i'yi bulup öldürmege kalmistir. Bu isi, tilkiyi bile kandirabilecek bir kurnazlikla su sekilde yapar:
Hayber kalesinde her aksamdan sonra ve kalenin üst katlarinda, halktan kisiler Ebû Râfi'in yanina gelip toplanirlar ve gece sohbeti yaparlardi. Ve iste bunun böyle oldugunu ögrenen Ibn-i Atik, o gece sohbetinin sona erdigini ve Ebû Râfi'in yanindan dostlarinin çikip gittiklerini görünce gizlice ona yanasir. Ebû Râfi'i her kapiyi açtikça, o da iç tarafindan sürmeler. Düsündügü o'dur ki, eger Ebû Râfi'in adamlari, olan bitenleri anlayacak olurlarsa, kendisine öldürme firsatini vermeyeceklerdir. Ve iste bu sekilde yaparak Ebû Râfi'in yattigi odaya kadar gitmis olur. Bu arada Ebû Râfi'i, karisinin bulundugu yataga girip yatmistir. Fakat ortalik karanlik oldugu için Ibn-i Atik, onun bulundugu yeri kestiremez. Odanin neresinde bulundugunu anlayabilmek için: "Ebû Râfi'!" diye seslenir. Ebû Râfi, sasirmis olarak: "Kim o?" diye cevap verir. Ibn-i Atik, hemen sesin geldigi tarafa dogru yaklasip kilici ile ilk darbeyi indirir. Fakat tam olarak isabet ettiremedigi için adami öldüremez; sadece onun haykirdigini isitir. Hemen odadan disari çikip biraz bekler ve sonra tekrar odaya girer: sesini degistirerek: "Bu feryat nedir, yâ Ebû Râfi?" diye seslenir. Ebû Râfi cevap verir: "Anan Cehennem'e! Sen seslenmeden önce birisi beni oda içinde kiliçla vurdu" . Bunun üzerine Ibn-i Atik kilici ile bir arbe daha yerlestirip adami iyicene yaralar; fakat yine de öldüremistir. Bunun üzerine kilicinin keskin ucunu Ebû Râfi'in karnina bastirir ve onu arkasina devirir. Bu kez artik adami öldürmüstür. Bunu anladigi an hemen savusup kale kapilarini birer birer açarak kale merdivenin basamaklarini kosarcasina inmege baslarr. Mehtapli bir gece olmasina ragmen merdivenlerin sonuna varip varmadigini pek farkedemez; yere erdigini sanarak ayagini atar ve merdivenden düserek baldirini incitir. Hemen bir sargi ile bu kirigi sarip yürümesine devam eder. Kapiya kadar varip orada biraz durur ve düsünür; kendi kendisine: "Sunu öldürüp öldürmedigimi iyice anlayincaya kadar bu gece kaleden çikmam" der. Horoz ötmeye baslayincaya kadar orada bekler. Horoz öttügünde ölü i'lâncisi olan biri kale sûru'nun üstüne çikip yüksek sesle halka: "Hichaz ahâlisinin tâciri Ebû Râfi'in ölümünü bildiririm" diye seslenir. Bunu duyar duymaz bizimki sevinerek yerinden çikar ve arkadaslarinin bulundugu yere gider. Onlara Tanri'nin Ebû Râfi'i'yi öldürmüs oldugunu söyliyerek söyle der: "Artik halâs, Allah Ebû Râfi'i katletti (ve haydi yürüyünüz)"
Hep birlikte dönüp Medine'ye gelirler ve dogruca Muhammed'in yanina çikarak "güzel" haberi verirler. Ibn-i Atik, büyük bir övünmeyle cinâyeti nasil isledigini, Ebû Rafi'iyi nasil geberttigini, ve sonra kaçip gelirken merdivenden nasil düstügünü, bacagini nasil kirdigini anlatir. Bunu duyan Muhammed kendisine: "Ayagini uzat" der; o da uzatir. Muhammed onun ayagini sivazlar. Ibn-i Atik, hikâyesini söyle bitiriyor: "(Ayagimi sivazladiktan sonra) Sanki hiç agri duymamisa döndüm" (Diyânet yayinlarinda yer alan bu hikâye için bkz. Sahih-i..., Cilt X, sh. 180-185, Hadis no. 1579).
Taberi ve Ibn-i Ishak'in yapitlarinda yer alan rivâyetlere göre Ebû Râfi'i öldürenlerden her biri, olayi Muhammed'e anlatirlarken, sirf onun "iltifatina mazhar olabilmek" umudu ile, bu isi kendilerine yamamaga çalisirlar. Her biri, Ebû Râfi'i'yi, kendi kiliç darbesiyle yere serdigini söyler. Bu anlasmazligi gidermek üzere Muhammed onlara: "Bana kiliçlarinizi gösterin" diye emreder. Her biri kilicini kinindan çikarip Muhammed'e uzatir. Bu kiliçlari gözden geçirdikten sonra Muhammed: "Ebû Râfi'i öldüren Abdullah Ibn-i Uneys'tir" der ve sebebini söyler: "Çünkü onun kilicinin ucunda (Ebû Râfi'i'n midesindeki) yemek kirintilari görünüyor" [22] .
Bunun böyle oldugunu anlamak için, Taberi ve Ibn-i Ishak'in yapitlarinda yer alan rivâyetlerden bir digerine göre hikâye'nin sonunu görelim: Ebû Râfi'i'yi öldürmek üzere Hayber'e giden çete, gece vakti Ebû Râfi'in konagina girip bütün odalarin kapilarini içerden kilitlerler. Bu sirada Ebû Râfi, esi ile birlikte çardaginda bulunmaktadir. çardagin yaninda da bir araba durmaktadir. Onlar bu arabayi duvara dayayarak yukari çikarlar ve çardagin kapisina gelip, Ebû Râfi'den, yanina girmek için izin istemege çalisirlar. Ebû Râfi'nin esi, onlarin yanina çikarak kim olduklarini sorar. Onlar kendilerinin Arap'lardan olup, hububat satin almak üzere geldiklerini söylerler. Bunun üzerine kadin: "Aradiginiz adam iste surada" diyerek onlari çardaga alir. Onlar içeri girerler, ve girer girmez kapiyi içerden kilitlerler. Bunu yapmaktan maksat aralarinda çekisme oldugu takdirde, Ebû Râfi'i'n öldürme isine engel olabilecegi ihtimalidir. Kapinin içerden kitlendigini gören kadincagiz bagirmaya baslar. Fakat buna ragmen çeteciler islerine devam ederler. Olayi, Taberi'den naklen olmak üzere, onlarin agzindan dinleyelim:
"Biz, yataginda bulunan (kocasina) kiliçlarimizla vurmaga basladik; gecenin karanliginda onu ancak ince ve beyaz Kipti bezine benziyen beyazindan dolayi seçebildik... Biz ona kiliçlarimizla vurduktan sonra Abdullah bin Üneys kilicini onun karnina sapliyarak öbür tarafina geçirdi. Yahudi bu sirada: -'Yeter, yeter'- diye bagiriyordu. Bundan sonra biz onun yanindan çiktik. Abdullah bin Atik'in gözleri iyi görmüyordu, bu yüzden inerken basamaktan düserek ayagini siddetli bir surette incitti; onu yükliyerek çesmeden akan su çukuruna kadar götürdük. Biz o çukurda saklanacaktik. kalede atesler yakildi, bizi her taraftan arastirmaga koyuldular. Ancak bizi bulmaktan ümidi kestikten sonra yaralinin (Ebû Râfi'in) yanina dönerek onu her taraftan sardilar. O, onlar arasinda can cekisiyordu. Biz, Tanri düsmaninin ölüp ölmedigini bilmek istedik. Aramizdan biri: -'Ben gidip anlar, ve bekliyerek onun haberini getiririm'- dedi; ve Yahudi'ler arasina karisti. Yahudi'ler arasina karisan adam söyle diyor: -Ben yanlarina geldigim vakit, yahudilerin ileri gelenleri onun yaninda toplanmislar(di); karisinin elinde kandil vardi. O, kandilin isiginda kocasinin yüzüne bakiyor, ayni zamanda toplanmis olan adamlarla konusarak: -Tanri adina and içerek teyid eylerim ki, Ibn-i Atik'in sesini isitmis gibi oldum, fakat sonradan kendi kendimi -Ibn-i Atik Medine'dedir, bu memlekete nasil girebilir?- dedim. Bu arada ben de yaralinin yuzüne bakmak üzere yanina yanastigim vakit karisi: - Yahudi ilâhina and içerek ölmüs oldugunu temine derim- dedi. Haber almaya giden arkadasimiz: -Bu söz benim için her seyden daha hostu- diyor. O, bize Ibn-i el-Hukayk'in (Ebû Râfi'i'n) ölüm haberini getirdi. Bundan sonra biz, arkadasimizi (Ibn-i Atik'i) yükliyerek kaleden ayrildik. Tanri elçisinin katina gelerek Tanri düsmanini öldürdügümüzü haber verdik. Fakat onu hangimizin öldürdügü hakkinda aramizda ihtilâf basgösterdi. Her birimiz onu kendisi öldürmüs oldugunu iddiâ ediyordu. Bunun üzerine Tanri elçisi: -Haydi kiliçlarinizi gösteriniz- dedi. kiliçlarimizi getirdik; o, kiliçlara bakti ve Abdullah bin Üneys'in kilicini gözden geçirdikten sonra: -Bu kilicin sahibi onu öldürmüstür, ben bu kiliçta kemik izleri görüyorum- dedi" (Bkz. Milli Egitim Bakanligi yayinlari: Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Istanbul, 1966, cilt II. sh. 365-6)
Yine Taberi'nin ve Ibn-i Ishak'in söylemelerine göre bu olay üzerine Muhammed'in özel sâiri Hassan b. Sâbit, hem Kâ'b Ibn-i Esref'in ve hem de Ebû Râfi'in öldürülmeleri olaylarini yüceltici siirler yazar, ki bunlar müslümanlari ve Muhammed'i fazlasiyle mutlu kilmaga yeterlidir. Bu siirlerden biri söyle:
"Ey Ibn-i Hukayk (Ebü Râfi'i) ve Ibn-i Esref,
siz asil (ruhlu) bir çete ile karsilastiniz. Onlar, bulundugunuz
yerde sizin üzerinize, sik ormanliklarin arslanlari gibi,
keskin kiliçlariyle yürüdüler ve kiliçlariyle
sizlere ölümün tatli içkisini içirttiler;
ve bunu, peygamberlerinin dininin zaferi adina yaptilar; yaparken
de her türlü tehlikeye sirt çevirdiler"
[23] (Bkz. Taberi'nin Milli Egitim Bakanliginca yaynlanan
Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Istanbul 1966,
II, sh. 367).
Simdi geliniz hep birlikte, Ebû Râfi ile ilgili su yukardaki hikâye'yi, biraz yukarda gördügümüz Kâ'b Ibn-i Esref'in öldürtülmesi olayi ile kiyaslayarak akil süzgecinden geçirelim ve bu tür hikâyelerin müslüman kisinin egitimindeki rolünü elestirelim.
Medine'de, Muhammed'e baglilik ve sadakat bakimindan birbirleriyle rekâbet halinde iki müslüman kabile var: Evs'ler ve Hazreci'ler. Bunlardan biri Muhammed'e hizmette bulunsa, digeri kiskanip benzeri (ya da daha iyi) bir hizmette bulunma hevesindedir.
Hicret'in 3.yilinda Evs'ler, Tanri ve peygambe düsmanidir diye ve Muhammed'in istegiyle, Kâ'b b. Esref adindaki bir sâir'i, bir takim hileli yollara basvurarak, öldürüyorlar. Öldürenler, bu "basarilarindan" dolayi Muhammed'in takdir ve iltifatlarina mazhar oluyorlar. Bunu gören Hazreci'ler, kiskançliga kapilip ayni iltifatlara mazhar olabilmek üzere birbirlerine: "Muhammed'in ve Islâm'in gözünde Evs'lerin bize üstün olmalarina firsat birakmayacagi"z diyerek Muhammed'e basvuruyorlar. Hayber zenginlerinden Ebû Râfi'in, Tanri ve Peygamber düsmani oldugunu söyliyerek onu öldürmege hazir bulunduklarini bildiriyorlar. Ve Muhammed onlarin bu sözüne inanip Abdullah Ibn-i Atik adinda birinin baskanligindaki çete'yi bu isle görevlendiriyor. Çete, yukarda belirtildigi sekilde, bir takim hile usûlleriyle adamcagizi öldürüp dönüyorlar. Böylece Hazreci'ler, Muhammed'e sadakat ve hizmette, Evs'lerden asagi kalmadiklarini kanitlamis oluyorlar. Muhammed'de onlari "Tanri ve peygamber düsmanlarini" öldürdüler diye, iltifatlara bogarcasina ödüllendiriyor.
Simdi bir kere sormak gerekir: kendisini "Tanri elçisi" olarak ilân eden bir kimsenin, kisilerin "Tanri ve peygamber" düsmanlarini öldürmege kalkisma heveslerini önleyip onlari hosgörüye yönlendirmesi gerekmez miydi? Hele bu hevesler, yukarda gorüldügü gibi, iki kabilenin birbirleriyle rekâbetinden dogma bir sey idiyse, buna olanak tanimamamak daha uygun olmaz miydi?
Kuskusuz ki insanlik tarihi, iktidar sahiplerinin su ya da bu gerekçe ile adam öldürttüklerini kanitlayan örneklerle doludur. Fakat "Tanri elçisi" ya da "Peygamber" diye kendilerini tanitan kimselerin farkli bir davranisa sarilmalari, ve örnegin farkli din ve inançta olanlari öldürtlmek söyle dursun fakat öldürmenin her sekline karsi çikmalari gerekmez miydi?
Öte yandan "Tanri ve peygamber düsmanlarini" öldürenlerin ödüllendirilmeleriyle ilgili bu tür "kissa'lar", kisileri bagnazliga ve ayni bahanelerle öldürme hevesine sürüklemez mi? Bu egitimle yetisen insanlar için, birakiniz Islâm tarihinin sayfalarini dolduran kanli olaylari, ve fakat su bizim son 100 yillik yasamlarimizda tanik oldugumuz olaylari (örnegin 31 Mart olay'larindan Turan Dursun'un, Muammer Aksoy'un vs... öldürülmelerine ve nihâyet Sivas vahsetine varincaya kadar nice olaylari ) yaratmak kadar câzib ve kolay ne olabilir?