Amine'nin, Tanri Irâdesiyle Muhammed'e Hamile Kalisinin, ve Fakat Tanri'nin Magfiret'ine Kavusamayisinin Hikâyesi

Arap kaynaklarin bildirdigine göre Muhammed'in annesi Amine, yasi ve serefi bakimindan Beni Zühre'nin ulu'su olan Veheb'in kizi olup nesebi ve derecesi bakimindan Kureys kadinlarinin en meziyetlilerindendir [27] .

Yine bu Arap kaynaklarina göre Tanri güyâ, Muhammed'in Amine gibi faziletli ve meziyetli bir kadindan olmasini istemis, ve bunun içindir ki Abdullah'in (yâni Muihammed'in babasinin) baska kadinlarla cinsi münasebette bulunmasina firsat vermemistir. Örnegin güyâ Abdullah, Ümm-i Kattal adindaki bir kadinin kendisine teklifte bulunarak:"Benimle cinsi münasebette bulunursan, senin için kesilen develer tutarinda develer verecegim" demesine ragmen teklifi kabul etmemis, etmemesine de Tanri sebeb olmustur, çünkü Tanri istemistir ki Abdullah, ille de Amine ile yatsin ve Muhammed'e hamile kalsin.

Ancak ne var ki Tanri, yine bu Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre, Amine'yi, Muhammed'in anasi yapmak gibi bir "seref'e" eristirdigi hâlde, müslüman olarak ölmedi diye, ona, oglu tarafindan magfiret dilenmesine izin vermemistir.

Asagida bu konunun, basta Ibn Ishak, Ibn Hisâm ve Taberi olmak üzere, en güvenilir Islâm kaynaklarina göre açklanmasi yer almistir.

Abdülmüttalib (Abdu'l-Muttalib), bir gün oglu Abdullah'i elinden tutarak, o zamanlar "Beni Zühre'nin" ünlü kisilerinden olan ve ulusu sayilan Veheb bin Abdimenaf bin Zühre'nin yanina götürmek ister. Maksadi oglunu, Veheb'in kizi Amine ile evlendirmektir. Çünkü Amine, "nesebi ve derecesi" bakimindan Kureys kadinlarinin en meziyetlisidir.

Yolda giderlerken Kâbe yaninda, Ümm-i Kattal adinda bir kadinin yanindan geçerler. Kadin güzel ve cilvelidir. Üstelik de Varaka bin Navfel bin Esed'in kizkardesi olmak gibi imtiyazli bir duruma sahiptir. Su bakimdan ki, kardesi Varaka, Hiristiyan dininden olup din konusunda genis bilgilere sahiptir, ve okudugu "kutsal" kitaplardan ögrenmistir ki günun birinde Ismail ogullarindan bir peygamber gelecektir.

Ve iste bu haberi kardesinden ögrendigi içindir ki Ümm-i Kattal, Abdullah ile yatmayi tasarlar. Ondan edinecegi çocugun Ismail ogullarindan gönderilecegi söylenen "peygamber" olacagini anlamistir. Nasil anlamistir bilemiyoruz; bildigimiz su ki bu kadin, yanindan geçmekte olan Abdullah'in yüzüne bakar, muhtemelen göz kirpar, ve: "Ey Abdullah nereye gidiyorsun?" diye sorar.

Kadin'in sorusuna Abdullah: "babamla birlikte gidiyoru"z diye cevap verir, sanki kadin onun babasiyle birlikte gittigini görmüyormus gibi. Abdullah'la yatmaya özlem duyan kadin: "Simdi benimle cinsi münasebette bulunursan, senin için kesilen develer tutarinda develer verecegim" diyerek onu bastan çikarmaga çalisir.

Anlasilan o ki Abdullah, kendisine bu sekilde teklifte bulunan kadindan hoslanmistir ve imkân bulsa onunla hemen yatacaktir. Fakat babasinin elinden kurtulamayacagini bildigi için: "Babam yanimdadir; ben onun emrine aykiri is görmedigim gibi, onun yanindan da ayrilmam" der ve yoluna devam eder. Baba ogul biraz sonra Veheb'in evine girerler ve Veheb, kizi Amine'yi, Abdullah'a verir. O gece Abdullah, Amine ile yatar ve Amine, Muhammed'e hamile kalir.

Isini bitirdikten sonra Abdullah evden çikar, ve daha önce kendisine cinsi münasebette bulunma teklifini yapan kadina, yani Ümm-i Katal'a gider. Fakat kadin ona aldiris etmez. Hayal kirikligina ugrayan Abdullah kadina sorar: "Bugün niçin bana kendini arzetmiyorsun?" . Fakat bu kez kadin Abdullah'la yatmak istemez ve: "Dün senin yüzünde bir nûr vardi; bugün o nûr kaybolmustur; (bu nedenle) bugün sana ihtiyacim yoktur" der (Bkz. Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Milli Egitim Bakanligi yayimlari, Istanbul 1966, Cilt II, sh. 8-9. Ayrica bkz. Muhammed Ibn Ishak, Siyer, Akabe Yayinlari, Istanbul 1988, sh. 92 ve d.). [28] .

Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre bu olayda kadin'in (yâni Ümm-i Katal'in) Abdullah'la yatmasina engel olan güyâ Tanri'dir, çünkü Tanri, biraz önce degindigimiz gibi, Abdullah'in mutlaka Amine ile cinsi münasebette bulunmasini, ve Amine'nin mutlaka Muhammed'e hamile kalmasini istemistir. Hattâ bununla da yetinmemis, bir de Muhammed'e hamile kalan Amine'ye su haberi iletmis: "Sen bu millete peygamberlik edecek olan birisine hamilesin. Onu dünya'ya getirdigin an : -'Oglumu kem gözlerden korumasi için, onu rabbime emânet ederim'- de, ve ona ëMuhammed' adini ver" demistir (Bkz. Ibn Ishak, age, 1980 sh. 95) [29] .

Ibn Ishak'in Seleme'ye ve Seleme'nin de Ibn Humey'de söylemesine göre yukardaki hikâye, biraz degisik sekliyle söyledir:

Abdullah'in Amine'den gayri, bir baska hanimi daha vardir. Bir gün o haniminin odasina girer ve onunla cinsi münasebette bulunmak ister. Fakat kadin kabul etmez, daha dogrusu agirdan alir çünkü, Abdullah'in üzerinde çamur izleri görmüs ve bu nedenle ona karsi arzu duymamistir. Anlasilan o ki Abdullah, çamur islerinde çalistigi için üstünü basini temizlemeye vakit bulamadan kadincagizin yanina girmistir. Kadin'in kendisiyle yatmaktan kaçindigini görünce Abdullah, derhal gidip abdest alir, üstündeki çamurlari yikar, temizler, ve sonra temizlenmis olarak Amine'nin yanina gider. Onunla cinsi münasebette bulunur ve bu münasebet sonucu Amine, Muhammed'e hamile kalir. Bundan sonra Abdullah, Amine'nin yanindan çikar ve öteki haniminin yanina gider. Kadin onun temizlenmis oldugunu görünce: "(Benimle yatmayi) arzu eder misin?" diye sorar. Güyâ Abdullah'in iki gözünün ortasinda bir parlaklik görmüstür ve eger onunla yatacak olursa doguracagi çocuk "peygamber" olacaktir diye düsünmüstür.

Fakat Abdullah, hanimin çagrisina karsilik vermez; istegini geri çevirir, çünkü kendisini az önce red ettigi için ona kirilmistir. Tekrar Amine'nin yanina döner ve geceyi onunla geçirir.

Ancak ne var ki ertesi gün fikir degistirir ve Amine'nin odasindan çikip öbür hanimini çagirir ve onunla yatmak ister. Fakat bu sefer kadin kabul etmez: çünkü güyâ Abdullah'in iki gözünün arasinda evvelce gördügü parlaklik kaybolmustur. Abdullah'a söyle der: "Sana simdi ihtiyacim yok. Daha önce bana, iki gözünün ortasinda parlak bir seyle gelmistin. Onu yakalamak istedim. Fakat sen Amine'yle beraber olunca o parlaklik kayboldu" (Bkz. Ibn Ishak, age sh 95; Taberi, age, II, sh 9)

Hikâye'nin, bir baska sekliyle Ibn Abbâs'tan nakli söyle: Abdulmüttalib, çok sevdigi oglu Abdullah'i evlendirmek üzere giderken yolda "Has'am" urugundan bir kâhin kadina rastlar. Bu kadin Mürre'nin kizi Fatma ëdir. Yahudi dinine girmis olup pek çok kitap okumustur. Fatma, Abdullah'i görünce onunla hemen yatmak ister, çünkü güyâ onun yüzünde nûr oldugunu görmüstür. Abdullah'i râzi edebilmek için: "Simdi benimle cinsi münasebette bulunursan sana 100 deve verecegim" der; hani sanki rüsvet teklif etmektedir Abdullah'a. Fakat Abdullah kabul etmez, ve haram is görmek istemedigini anlatmak üzere kadina söyle cevap verir: "Harama katlanmaya ölüm tercih olunur; helâl olan bir is teklif olundugu takdirde dahi ancak helâl oldugunu açik bir surette bildikten sonra kabul ederim; o halde senin istedigin ise nasil ben katlanabilirim?" .

Anlasilan o ki kadinla yatmayisinin asil nedeni, haram'dan kaçinmis olmasi degil, fakat babasiyle birlikte bulunmasidir. Babasinin kendisini birakmayacagini bilmektedir. Nitekim yukardaki sözlerine sunu ekler: "Ben babamin yaninda bulunuyorum, benim için ondan ayrilmak imkansi"z (Bkz. Taberi, age, 1966, II, sh. 10-11) .

Söylemeye gerek yoktur ki eger kadinin teklifini, sadece "haram" saydigi için red etmis olsaydi, bu takdirde, babasiyle birlikte oldugu için onunla yatamayacagini söylemesine gerek kalmazdi. Ibn Abbâs'in asagidaki açiklamasi, bunun böyle oldugunu ortaya vurmaktadir:

Gerçekten de Abdullah, yukardaki konusmadan sonra babasiyle birlikte yoluna devam eder ve babasi onu Veheb'in kizi Amine ile evlendirir. Fakat Abdullah'in akli hâlâ kâhin kadinda olup, gönlü kadinin az önce yapmis oldugu ise çekmektedir . O kadar ki Amine ile evlendikten sonra evden çikar ve kâhin kadin'in, yâni Fatma'nin yanina gelir ve ona: "Önce teklif ettigin isi arzu eder misin?" der. Daha baska bir deyimle, az önce "haram"dir diye yapmak istemez goründügü isi simdi yapmaya hazirdir.

Fakat ne var ki kadin onun teklifini kabul kabul etmez ve kendisinin "hafif mesreb" kadinlardan olmadigini, sirf Abdullah'in yüzünde nur gördügü için onunla yatmak istedigini ve fakat Tanri'nin buna olanak birakmayip Abdullahi, kendi arzu ettigi kadinla yatirmak istedigini söyler; söyle der: "Ey genç! Tanri adina and içerek kendimin bu gibi islere katlanan bir kimse olmadigimi teyid eylerim. Fakat ben senin yüzünde nur görmüs, bu nurun kendime geçmesini istemistim. Tanri bunu arzu etmedi. Onu kendisinin arzu ettigine verdi" .

Bunu söyledikten sonra Abdullah'a sorar: "Sen benim yanimdan ayrildiktan sonra ne yaptin?". Abdullah da ona: "Babam beni Veheb'in kizi Amine ile evlendirdi; onun yaninda üç gün kaldim" der. Bunun üzerine kadin söyle konusur: "Ben (Abdullah'in) yüzünde hayrin parladigini gördüm, onun aydinligi ve parlamasiyle yagmur yagdiran siyah bulutlar parladi. Ben hafifçe ona baktigim vakit bu nurun onun kendisini ve etrafinda olanlari dolunayin dünyayi aydinlattigi gibi aydinlatmakta oldugunu gördüm. Ben onu elde etmekle her vakit iftihar edecegim bir seref kazanmak istemistim, fakat çakmaktasini çakan herkes ates çikaramaz. Zühre kizinin elde ettigi hayir ve saadet tarif haricinde hos ve büyüktür. Fakat o, senden soyup aldigi hayrin ne oldugunu bilmiyor".

Bu sözleri bitirdikten sonra Fatma, söyle ekler: "Ey Hasim ogullari! Cinsi münasebette bulunmak üzere ugrasmakla Ümeyne (Amine)nin nur ve aydinligi çekip almasi, fitillerin kandilin yagini çekmesine benzer. Gencin elde ettigi her kiymetli sey azim mahsülü olmadigi gibi, her kaybettigi de zaaf eseri degildir. Sen bir sey talep ettigin vakit usulü dairesinde güzelce hareket et. Seni ya uyusup burusmus olan el, yahut parmak uçlariyle birlikte açilmis el ona kavusturur. Ümeyne (Amine) kardesinizden (nuru) çekip almakla öyle büyük bir seref kazandi ki, onun ikinci bir benzeri yoktur" (Bütün bu hususlar için bkz. Taberi, age 1966, II, sh. 12)

Amine'nin Muhammed'e hamile kalmasiyle ilgili bütün bu yukardaki hikâyelerden gayri bir de Abdullah bin Câfer Zuhri tarafindan rivâyet edilen bir haber vardir ki, Taberi'nin söylemesine göre, bu konudaki rivâyet'lerin en dogru olanidir. Bu rivâyete göre Abdülmuttalib, hem çok sevdigi oglu Abdullah'i evlendirmek, ve hem de kendisine yeni bir kadin edinmek üzere iki kadina birden talip olur. Bu kadinlardan biri Ehyeb bin Abdimenaf bin Zuhre'nin kizi Hâle ëdir, digeri de Veheb bin Abdimenaf bin Zuhre'nin kizi Amine'dir (Bkz. Taberi, age, 1966, II, sh. 13) . Abdülmuttalib unlardan Hâle'yi kendisine alir, Amine'yi de oglu Abdullah'la evlendirir. Ve yukardaki olaylar bu temele oturtularak anlatilir.

Fakat her ne olursa olsun, Islâm kaynaklarindan naklettigimiz yukardaki hikâyelerle anlatilmak istenen sudur ki Tanri, "en son ve en sevgili peygamberi"nin, Kureys kadinlarinin en meziyetlisi olarak bildigi Amine tarafindan dünya'ya getirilmesini istemistir. Bu nedenle Abdullah'in baska kadinlarla yatmasina izin vermemistir. Ve güyâ yine bu nedenledir ki Amine'yi bir çok sekilde sereflendirmis, örnegin ona "Sen bu ümmetin efendisine hamilesin" seklinde haberler göndermis ve oglunu dogurduktan sonra da: "O, övgüye deger, serefli Allah'in kuludur; Onu Meclislere gelmis görüyorum..." seklinde konusmustur (Bkz. Ibn Ishak, Siyer, 1988 , sh. 95).

Fakat Islâm kaynaklarinin anlatmasina göre Tanri bununla da kalmaz, bir de Amine'ye, Muhammed'i dünyâ'ya getirmesi vesilesiyle, Sam topraklarindan Busra saraylarini dolduran bir nur çikarir, ve ona "Muhammed" adinin takildigini, oglunun Tevrat'taki adinin "Ahmed" oldugunu, ve bu ad'in "göklerde ve yer yüzünde yasayanlarin onu över oldugu" anlamina geldigini anlatir (Ibn Ishak, age, 1988, sh. 96).

Fakat her ne hikmetse Tanri, Amine'nin Muhammed'e hamileligi sirasinda Abdullah'in canini alir ve böylece Muhammed'in, daha ana karninda iken babasiz kalmasina sebeb olur. (Bir rivâyete göre Muhammed 28 aylik iken babasini kaybetmistir. Bu iki haberden hangisinin dogru oldugu bilinmez ve "Her seyin dogrusunu Allah bilir" demekle yetinilir. Bkz. Ibn Ishak, age, 1988, sh. 96).

Bundan dolayidir ki Amine, dogumdan hemen sonra cariyesini Abdülmuttalib'e gönderir ve Muhammed'in dogdugunu haber verir. Bunun üzerine Abdülmuttalib Amine'nin yanina gelir ve Amine ona, hamileligi sirasinda gördügü seyleri, kendisine söylenenleri, ve oglunun adi hakkinda kendisine emredilenleri birer birer bildirir. Abdülmuttalib, yeni dogan Muhammed'i alir, Kâ'be'nin ortasindaki Hubel'in yanina koyar ve onu kendisine bagisladigi için, Tanri'ya sükürler eder (Bkz. Ibn Ishak, age, 1988, sh. 96)

Amine'nin Muhammed'e hamile kalmasi ve onu dogurmasi ile ilgili hikâyemiz burada bitiyor. Yine tekrarlayalim ki Islâm kaynaklarindan aktardigimiz yukardaki bilgilere göre Tanri, Muhammed'in dünya'ya gelebilmesi için Amine'yi seçmis, ve sereflendirmistir.

Ancak ne var ki, bu ayni Tanri, yine ayni Arap kaynaklarina göre, Amine'ye her ne hikmetse, bazi azizliklerde bulunmaktan da geri kalmamistir. Su bakimdan ki, bir kere, Muhammed'i dünyâ'ya getirdigi an onu sütsüz birakmis, ve böylece kadincagizi, çocugunu emzirme mutlulugundan yoksun kilmistir. Hali, vakti zâten yerinde olmayan Amine, bu durumda ne yapacagini sasirmis, ve Abdülmüttalib' e haber salarak, onun araciligiyle bir süt anasi aramistir. Halime adinda bir kadinin bu ise talip çikmasi üzerine, çocugu ona birakmistir.

Amine'yi sütsüz birakan Tanri, yine her ne hikmetse, Halime'ye bol bol süt ihsan etmis, Halime de ona sükürler etmistir (Bkz. Ibn Ishak, age 1988, sh. 70-71) .

Öte yandan Tanri, Muhammed'in dogumundan önce iltifatlar yagdirdigi Amine'yi, dogumdan sonra sütsüz birakmakla kalmamis, ve fakat onu, daha sonraki yillarda oglunun "magfiret" dilemesinden (hayir-duâ etmesinden) de yoksun kilmistir.

Gerçekten de, yine Arap kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed, Mekke'nin fethinden sonra anasinin viran mezarini ziyâret ettiginde, yanindakilere söyle demistir: "Bu benim anamin mezaridir. (Bu mezari ) ziyâret etmek için Tanri'dan izin istedim. Tanri bana bu izni verdi. Fakat anam için magfiret dilemek üzere izin istedigim zaman Tanri bana bu izni vermedi" (Bkz. Ibn-i Sa'd'in Kitabu't-Tabakat'ina ve ayrica Diyânet'in yayinladigi Sahih-i Buhari Muhtasari.... adli külliyatin 4cü cildi'nin 536ci sayfasina bakiniz).

"Magfiret" sözcügü her hangi bir kimse için "Tanri'dan günâhlarinin bagislanmasini ve cennet'e alinmasini dilemek" anlamina gelir.

Görülüyor ki Tanri, anasinin mezarini ziyâret edebilmesi için Muhammed'e izin vermis ve fakat anasi için duâ etmek ve anasinin Cennet'e alinmasi hususunda dilekte bulunmak hususunda izin vermemistir. Neden vermemistir, bunu açiklamiyor Muhammed! Açiklamadigi gibi neden dolayi izin vermedigini Tanri'ya da sormuyor. Fakat Kur'ân'a koydugu hükümlerden anliyoruz ki "müsrik" olanlar, yâni Tanri'ya ortak kosanlar (putperest'ler) lehine magfiret dilenemez, velev ki bunlar ana, baba, kardes vs... gibi yakin kimseler olsun. Örnegin Tevbe sûresindeki âyet aynen söyle: "(Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli olduklari onlara açikça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, müsrikler (Allah'a ortak kosanlar) için af dilemek ne peygambere yarasir ne de inananlara" (K. 9 Tevbe 113).

Bu âyet'e göre Tanri, Muhammed'i (ve inananlari), müslüman olmiyarak ölen akrabalar (ana, baba, kardes, vs...) lehine magƒiret dilemekten yasak kilmistir. Daha baska bir deyimle Tanri, Muhammed'e, anasi müslüman olarak ölmedi diye magfiret dileme izni vermemis olmaktadir.

Gerçekten de kimi rivâyete göre Amine "putperest" olarak, kimi rivâyete göre de "Yahudi" imaninda olarak ölmüstür [Her ne kadar bu âyet'in, Muhammed'in amcasi Ebû Tâlib hakkinda "indigini" söyliyenler varsa da Beyzevi gibi en saglam yorumcularin söylemesine göre Amine için "inmistir". Fakat ister onun için, ister bunun için inmis olsun, akraba olan tüm kisileri kapsadigina göre kuskusuz ki Amine'ye de samildir. Bu konuda daha genis bilgi için benim Seriât Ve Kadin adli kitabima bakiniz].

Islâmcilar, "Neden dolayi Tanri, Muhammed'e bu izni vermemistir?" seklindeki sorulari dinsizlik olarak kabul ettikleri için bu konu 1400 yil boyunca tartisilmamis, ve akli dügümleyen bu sorun dogru dürüst bir açikliga kavusturulmamistir. Fakat yukardaki seriât verilerini akil süzgecinden geçirecek olursak ortaya, "Tanri anlayisi" konusunda bir takim soru isâretleri belirir. Örnegin, neden dolayi Tanri, baslangiçta Amine'yi sinirsiz sekilde sereflendirmistir de, sonradan fikir degistirip magfiret'ten yoksun etmis ve cehennemlik bilmistir? Eger denecek olursa ki "Muhammed'in dogdugu tarihte müslümanlik yoktu ve bu yüzden Amine müslüman olamadan ölmüstür, ve Tanri onu müslüman olarak ölmedigi için magfiret'ten yoksun kilmistir", bu takdirde ortaya daha da çetrefil sorular çikmis olur ki bunlardan biri su: Amine'yi, Muhammed'e hamile kilmak gibi sonsuz bir "seref"le sereflendiren, ona "Sen bu ümmetin efendisine hamilesin" seklinde haberler gönderen, ve Sam'dan Busra sarayina kadar her yeri pariltadici "nur" veren bir Tanri, ortada hiç bir sebeb yok iken, neden dolayi fikir degistirsin de kadincagizi "magfiret"ten yoksun etsin?

Ve yine bunun gibi dilediginin kalbini açip müslüman yapabilir güçte oldugunu söyleyen (örnegin En'âm sûresi, âyet 125) , ve örnegin geçmis dönemlerde Musa'nin anasinin "kalbini pekistiren" (Bkz. Kasas sûresi, âyet 10-11) ya da Firavun'un karisi Asiye'yi ve Isa'nin anasi Meryem'i müslümanlikla "sereflendiren" ve onlarin adlarini dahi Kur'ân'da zikreden bir Tanri (Bkz. K. Tahrim 12 ve d...; Imrân 35,42; Enbiyâ 91, vs...), neden dolayi ayni "nimetleri" Amine'ye tanimasin, ve onun müslüman imaninda ölmesini saglamasin?

Söylemeye gerek yoktur ki "yüce" ve ëâdil" oldugu kabul edilen bir Tanri'nin, Amine'yi önce sereflendirip sonra onun için "magfiret" dilenmesine izin vermemesi sasirticidir.

Fakat eger düsünürsek ki Muhammed, kendi anasi lehine magfiret dilemek için Tanri'dan izin gelmedigini söylemek sûretiyle kendi taraftarlarini, yani Müslümanlari, müslüman olmiyanlarin (velev ki bunlar akrabadan olsunlar) etkisinden kurtarmak için böyle yapmistir, bu takdirde yukardaki sorulara yanit bulmamiz kolaylasir.