"Ganimet" sözcügü, "Savas yolu ile düsman'dan ele geçirilen seyler" karsiligi olarak kullanilir ki, bu "seyler", genel olarak "silahlar", "mallar" "hayvanlar" , "erkek, kadin ve çocuk esirler"i kapsar.
Islâm öncesi dönemlerde Arap seyhleri, savaslarda aldiklari ganimetten kendilelerine bir pay ayirip geri kalanini savasa katilanlar arasinda paylastirirlardi. iste bu eski Arap gelenegini Muhammed, Medine'ye hicret'ten sonra giristigi çete saldirilari ve savaslar boyunca sürdürmüs ve Kur'ân'a bu konuda hükümler koymustur. Fakat denebilir ki ganimet siyâsetini benimserken, esas itibariyle Tevrat'dan etkilenmistir. Su bakimdan ki Tevrat'in "Tesniye" adli kitabinda Tanri'nin, Israilogullarini "Kâfirlere" karsi cenketmege tesvik ettigi yazilidir. Bu hükümlere göre eger "kâfirler" direnmez ve baris yolunu seçip kapilarini açacak olurlarsa, yani kendiliklerinden boyun egerlerse, mesele yoktur; bu takdirde Israil ogullarina kulluk etmek zorunlugundadirlar. Yok eger boyun egmeyecek olurlarsa, bu takdirde Israil ogullari saldiriya geçip zafer saglayacaklardir; ve zafer saglamakta onlara Tanri yardimci olacaktir. Zafer sonucu ele geçirdikleri ganimet mallari ve kadin esirleri paylasacak ve erkek esirleri kiliçtan geçireceklerdir. Tevrat'da söyle yazili: "O zaman (düsman Kent'ini) muhasara edeceksin, ve Allah'in Rab onu senin eline verdigi zaman, onun her erkegini kiliçtan geçireceksin; ancak kadinlari ve çocuklari ve hayvanlari ve Kent'de olan her seyi, bütün mali kendin için çapul edeceksin ve Allah'in Rab'in sana verdigi düsmanlarinin malini yiyeceksin. Bu milletlerin sehirlerinden olmayip senden uzakta bulunan bütün sehirlere böyle yapacaksin..." (Bk. Tevrat/ Tesniye, Bap 20)
Görülüyor ki Yahudilerin Tanri'si, Israil ogullarina ganimet almayi "fazilet" olarak tanitan bir Tanri'dir. Ve iste Muhammed, böyle bir siyasetin kendisine yararli olabilecegini düsünmüs olmalidir ki, Medine'ye geçtikten hemen sonra, Mekke kervanlari üzerine çete'ler göndermeye baslamis, daha sonra bunu savas saldirilari sekline dönüstürmüs ve elde edilen "ganimet'in" paylasimi konusunda Tanri'dan vahiy indigini söylemistir.
Bunu yaparken ganimet almanin bir "fazilet" oldugu fikrini islemis, ve gelmis geçmis peygamberler içerisinde bu hakkin Tanri tarafindan ilk kez kendisine taninmis oldugunu bildirmekle "fazilet" temsilcisi olarak görünmüstür. Nitekim Buhari'nin, Câbir b. Abdullah'tan rivâyetine göre, Muhammed söyle demistir: "... ganâim bana (Tanri tarafindan) helâl edildi. Halbuki benden evvel kimseye helâl edilmemisti". (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 245, hadis no. 223).
Bunu söylerken bir de sunu bildirmistir ki, Tanri güyâ din adina savas yapma hakkini, daha önceki peygamberlerden sadece bazilarina tanimis, fakat bununla beraber onlara "gânaim'i" (ganimet mallarini) helâl kilmamistir; ganimet almayi helâl kildigi ilk ve tek "peygamber" güyâ Muhammed'dir (Bkz. Sahih-i..., Cilt II. sh. 245 ve d.)
Ancak ne var ki Tevrat'da, diger peygamberlerin, örnegin Musa'nin, çapulculukla mesgul olduklari, bu yoldan ganimetler elde ettikleri ve bu isi Tanri'nin emriyle yaptiklari yazilidir.
Fakat her ne olursa olsun Muhammed'in söylemesine göre Tanri, müslümanlardan hosnud oldugu için onlara ganimetler va'd etmis (K. Fetih 18- 21) ve ganimetlerin "helâl" ve "temi"z seyler oldugunu bildirmis ve bu vesileyle kendisinden korkulmasini eklemistir. (K. Enfâl 69).
Ancak ne var ki ganimetin "helâl" ve "temi"z oldugunu bildiren Tanri, paylasma isini önceleri belli bir esasa baglanmadigi için, müslümanlarla Muhammed arasinda bazi sürtüsmeler olmus ve bu sürtüsmeleri Muhammed, Bedir savasindan sonra Kur'ân'a yerlestirdigi âyelerle çözüme baglamis, baglarken de ganimet'in beste birinin Tanri'ya ve kendisine âit oldugunu saptamistir. Söyle ki:
Medine'ye hicret ettikten az sonra Muhammed, Kureys kervanlari üzerine cete'ler göndermeye baslar. Fakat pek basarili olamaz. Nihayet bir gün Ebû Sûfyân riyasetindeki zengin bir Mekke kervaninin, Sam'dan Mekke'ye dönmekte oldugu haberini alir. Derhal üçyüz kisilik bir çetenin basina geçerek kervanin geldigi yere yönelir. Fakat Mekke'liler onun bu planini kesfederler ve Ebû Cehl kumandasinda bin kisilik bir ordu'yu onun üstüne gönderirler. Bu durumda Müslümanlar için, ya kervan'i ele geçirmek, ya da Ebû Cehl kumandasindaki ordu ile savasmak gibi iki sik vardir.
Ashab'tan bir kismi, bin kisilik Kureys ordusuna karsi savasmanin güç oldugunu, ve buna hazirlikli bulunmadiklarini söylerler. Ve esasen savas maksadiyle degil fakat Sam'dan gelen kervani ele geçirip ganimet edinmek üzere yola çiktiklarini söyliyerek geriye dönmek isterler. Onlarin bu direnisini kirmak için Muhammed, Tanri'nin Kureys ordusunu yok ederek "Kâfirlerin" ardini kesmek istedigini, bu itibarla kendilerine yardimci olacagini söyler (Bkz. K. Enfâl 7) ve taraftarlarini Bedir mevkiinde Mekkelilerle savasmaya iknâ eder. Bunu yaparken Tanri'ya da su sekilde duâ etmekten geri kalmaz:
"Ya Rab! (Peygamberlerine yardim edecegin hakkindaki) ahdini ve (zafer) va'dini (yerine getirmegi) Senden isterim. Allah'im! Eger (mü'minlerin helâkini) dileyorsan bu günden sonra Sana ibâdet eden bulunmayacaktir..." (Bkz. Sahih-i..., Cilt VIII, sh. 333-4, Hadis no. 1228. Ayrica bkz. Taberi, age, Cilt II. sh. 401).
Dikkat edilecek olursa bu duâ'siyle Muhammed, Tanri'nin dikkatini çekmekte ve eger yardimci olmayip müslümanlarin yenilmesine sebebiyet verirse, yer yüzünde kendisine ibâdet edecek kimse bulamayacagini ona hatirlatmaktadir; hani sanki Tanri, kisileri diledigi gibi müslüman yapamaz ve kendisine ibâdet edecek insan bulamazmis, ve sanki Muhammed'in bu hatirlatmasina muhtaçmis gibi.
Fakat Muhammed'in söylemesine göre Tanri, böyle bir hatirlatmayi yerinde bulmus görünerek meleklerini göndermek sûretiyle müslümanlara yardim edip onlara zafer kazandirir. Bu savas sonucunda Muhammed büyük miktarda ganimet alir. Bu zamana gelinceye kadar böylesine bol bir ganimet ele geçmedigi için, ganimet'in kime ait oldugu ve nasil paylasilacagi konusunda ortada henüz bir kural yoktur. Bu nedenle taraftalari kendisine, bu alinan ganimetin kime ait oldugu ve nasil paylasilacagi hakkinda soru sorarlar. Tanri soru'yu duymus olmalidir ki, derhal vahy gönderir ve ganimetlerin Tanri'ya ve Muhammed'e âit oldugunu bildirir: "(Ey Muhammed!) Sana ganimetlerini soruyorlar. De ki: -'Ganimetler Allah ve peygamber'e aittir..." (K. Enfâl 1)
Fakat Tanri'nin bu emri savasa katilan müslümanlarin hosuna gitmez; çünkü, daha önceki çete saldirilarinda oldugu gibi, alinan ganimetin paylastirilmasini beklemektedirler. Onlarin bu hosnudsuz halini görünce Muhammed, bir çözüm arar. O zamana kadar uygulanan usûl'de, ele geçirilen ganimet mallar, saldiriya katilanlar arasinda esitlik esasina göre paylasilmakta idi. Fakat Bedir savasinda saglanan ganimet fevkalade çok oldugu için, esitlik üzere yapilacak bir paylasmanin sakincali olacagini düsünür ve ganimetin beste birinin Tanri'ya ve kendisine âit olduguna dâir Kur'ân'a su hükmü koyar:
"Eger Allah'a, ve Bedir'e ve kulumuz Muhammed'e indirdigimize inaniyorsaniz, bilin ki, ele geçirdiginiz ganimetin beste biri Allah'in, Peygamberi'nin ve yakinlarinin, yetimlerin, düskünlerin ve yolcularindir" (K. Enfâl 41).
Böylece ganimet mallarin bese bölüp, bu paylardan birini kendisine ayirir, geri kalani da savasa katilmis olanlar arasinda paylastirir. Bu mallarin "helâl" oldugunu anlatmak üzere de Kur'ân'a sunu ekler: "Elde ettiginiz ganimetten helâl olarak yiyini"z (K. 8 Enfâl 69).
Ancak ne var ki ganimetin beste birinin kendisine ve yakinlarina âit oldugunu söylerken "yakinlar" deyiminden ne anlasilmak gerektigini açikliga kavusturmamistir. Bundan dolayidir ki yorumcular ve din bilginleri arasinda görüs ayriliklari çikmistir. Bazilari (örnegin Sâfii) "yakinlar" deyiminin "Hâsim ve Muttalib ogullari"ni kapsadigini, bazilari da "Kureys kabilesi" anlamina geldigini söylemislerdir (Diyânet Vakfi çevirisinde Enfâl sûresi'nin 41 âyeti'nin açiklamasina bakiniz).
Fakat her ne olursa olsun, su veya bu sekilde savasa katilmis
olan kadinlara, ganimet'ten pay ayrilmaz; bu konuda kadinlara
hak taninmamistir. Buna karsilik savasa katilan at'lara hak taninmistir.
Buhari'nin Abdullah Ibn-i Ömer'den rivâyetine
göre Muhammed, ganimet alinan mallardan her bir süvariye
bir "sehm" (pay), ve süvari'nin sahip bulundugu
at için ise iki "sehm" (pay) ayrilmasini öngörmüstür;
böylece süvarilerin üç pay üzere "nâsib"
kilinmalarini saglamistir (Bkz. Sahih-i.... Cilt X, sh,
340, hadis no. 1635) .
Her ne olursa olsun gerçek su ki, ganimet edinmeyi "fazilet" seklinde kabul etmek sûretiyle Muhammed, taraftarlarini çete saldirilarina, ve din savaslarina surüklemis, ganimet edindikçe taraftarlarinin sayisini arttirip güçlenmistir.
Daha baska bir deyimle "Ganimet" siyâseti, Islâm'a taraftar ve saha kazandirmak bakimindan son derece yararli olmustur. Bununla beraber bu yararlilik, su tür sorulari sormaya engel görünmemektedir: "Yüce" oldugu kabul edilen bir Tanri, hiç, din ve inanç farki nedeniyle insanlari birbirleriyle savastirir, birbirleriyle vurusturur ve alinan ganimetlere ortak olur mu? Hiç insanlari, diledigi gibi "dogru" yola sokma gücüne sahip bir Tanri, vurusma usûllerini seçip insanlarin birbirlerini bogazlatip birbirlerinin varligina konmalarini uygun görebilir mi?