Hicret'in 7. yilinda Muhammed, Hayber'e karsi giristigi savas sonucu büyük miktarda esir ve ganimet ele geçirir. Ganimet'in beste birini kendine ayirdiktan sonra geri kalani asker arasinda paylastirir. Fakat daha paylastirmadan önce Dihye b. Halifa al-Kalbi [35] adinda bir asker gelip, kendisine kadin esirlerden birinin verilmesini ister: "Yâ Nebiyya'llâh, bana sebyden [36] bir câriye ver" diye dilekte bulunur. Muhammed de kendisine: "(Haydi) git de bir câriye al" der. Muhtemelen Dihye'nin savas sirasinda büyük yararlilik gösterdigini düsünerek, ona bol keseden ikrâmda bulunmak istemistir [37] .
Bu ikrâm üzerine Dihye gider ve esirler arasindan Safiyye bint-i Huyey b. Ahtab adindaki güzel bir kadini seçer.
Safiyye, o tarihten iki yil önce Medine'den sürülüp Hayber'e yerlesen Benü'n Nadir [38] Yahudilerinin ileri gelenlerinden Huyey b. Ahtab'in kizidir. Hayber savasindan az önce on yedi yasina basmis olup Kinâne Ibn-i Ebi'l Hukayk adinda taninmis biriyle evli, çok güzel bir kadindir. Kocasi Kinâne, Hayber savasi sonucunda kendi kavmi adina Muhammed'le baris andlasmasi imzalamistir.
Söylendigine göre Safiyye'nin mensup bulundugu âile, Benü'n Nadir kabilesinin en büyük "hânedanindan"dir ve Hârûn'un soyundan gelmedir.
Böylesine asil bir âileye mensub ve böylesine ünlü bir adamin karisi olan Safiyye'nin, Dihye ile evlenmesini uygun görmeyen biri, hemen Muhammed'e giderek: "Yâ Nebiyya'llâh, Dihye'ye (Benû) Kureyza ile (Benü'm-)Nadir'in seyyidesi olan Safiyye bint-i Huyeyy'i verdin. (Halbuki) o, Senden baskasina münâsib olama"z der.
Bunun üzerine Muhammed: "Onu da, onu da çagirini"z diye adamlarina emir verip Dihye ile Safiyye'yi huzuruna getirtir. Safiyye'ye söyle bir "nazar" edince güzelligi hosuna gider ve Dihye'ye: "Bundan baska bir câriyeyi sebiyden al" diye emreder ve Safiyye'yi kendisine ayirir (Yukardaki hususlar için bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 306 ve d., Hadis no. 241). Anlasilan o ki, Safiyye'nin güzelliginden fazlasiyle hoslandigi için Dihye'ye karsi gösterdigi cömertlikten vazgeçmistir. Bununla beraber Dihye'yi rencide etmemek için Safiyye'nin görümcesini (yâni Kinâne'nin kiz kardesini) ona verir. Böylece Safiyye'nin, câriye olarak kendisine mal edilmesi isini pürüzsüzce bir çözüme baglamis demektir. (Vâkidi gibi kaynaklarin bildirmesi için Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 308).
Taberi'nin Tarih'inde, Safiyye ile kocasi Kinâne'nin, Ali tarafindan ele geçirilip Muhammed'e gönderildigi, ve Muhammed'in Safiyye'den hoslanarak onu kendisine aldigi yazili (Bkz. Taberi, age, 1966, Cilt II, sh. 608-9; Ayrica bkz. Tarih-i Taberi Tercemesi, Ist. 1982 Cilt II, sh. 451) .
Fakat her ne sekilde ele geçirirse geçirmis olsun, Safiyye o kadar hosuna gitmis olmalidir ki derhal onu azâd ederek nikâhina alir; böylece haremine yeni bir es katmis olur.
Ancak ne var ki bunu yaparken, "din hükmü" diye koydugu kurallari bizzat kendisi çignemis olur. Zirâ bu kurallardan biri, "nikâh parasi" olarak verilmek gereken "ecir"dir. Oysa ki Muhammed, nikâhina aldigi Safiyye'ye böyle bir ecir vermemistir. Ikincisi de "iddet bekleme" hükmüdür ki, dul ya da bosanmis kadinlarla belli bir süre geçmeden evlenmeyi yasaklar. Muhammed, Safiyye ile evlenirken bu yasaga da riâyet etmemistir. Bu iki hususu kisaca özetlemekte yarar vardir.
Muhammed'in kendi yerlestirdigi kurallara göre nikâh karsiliginda kadina bir "ecir" verilmek gerekir; fakat câriye ile evlenmenin "iki kat ecri" vardir [39] . Yâni bu kural'a göre Muhammed, nikâhi altina aldigi Safiyye'ye iki kat "ecir" (nikâh parasi) vermekle mükellef idi. Fakat o, böyle yapmayip Safiyye'yi azâd etmis olmayi, verilen nikâh parasi yerine saymistir. Böyle yapmakla ortaya, bugüne kadar hâlâ tartisma konusu bir sorun yaratmistir ki o da câriye'yi azâd etme eyleminin nikâh parasi yerine geçip geçmeyecegidir.
Nitekim aralarinda Ahmed Ibn-i Hanbel, ya da Ebû Yûsuf ve Imâm-i Sâfii gibi ünlülerin bulundugu bir kisim yorumcular bu tür evliligi geçerli bilirlerken, Ibn-i Ömer gibi ünlüler bunu "câi"z görmezler. Hattâ Câbir b. Zeyd gibi yorumcular bunu "mekruh" (haram) sayarlar. Ibn-i Sirin gibiler ise, her ne kadar azad etmenin nikah parasi yerine gecebilecegini kabul etmekle beraber, buna "her ne mikdâr olursa olsun bir seyler katmanin" gerekli oldugunu belirtirler. Buna karsilik Ebû Hanife ve Câbir b. Zeyd gibi ünlüler, câriyesini azâd ettikten sonra onunla nikâh parasi vermeden evlenmenin (yâni azâd eylemini nikah parasi karsiligi saymanin) sadece Muhammed'e özgü bir hak olup baskalari için haram sayilmak gerektigini savunmuslardir (Bkz. Sahih-i..., II sh. 309).
Fakat her ne olursa olsun durum su ki Muhammed, degil iki "ecir"
vermek ve fakat hiçbir sey vermeden Safiyye'yi nikâhina
almis, onu azâd etmis olmayi, nikâh parasi yerine
saymistir.
Safiyye ile evlenirken Muhammed'in uygulamaktan kaçindigi diger bir hüküm "iddet" ile ilgilidir. Bilindigi gibi "iddet" (ya da "idda") denilen sey, evlilik bagi dul kalmak ya da bosanmak sûretiyle çözülen kadinlarin, beklemek zorunlugunda bulunduklari süre'dir. Böyle bir süre'yi koymaktan maksat dogacak çocugun, kocanin sulbünden gelmis olmasini saglamaktir. Eski araplardaki gelenegi degistirmek için Muhammed, bir erkegin ancak kendi sulbünden gelen çocugun babasi olabilmesini saglamak üzere, dul ya da bosanmis bir kadinin belli bir süre geçmedikçe evlenemeyecegini hükme baglamis, Kur'ân'a bu dogrultuda hükümler koymustur. Nitekim Kur'ân'in Bakara Sûresi'nde (âyet 234) dul kadinlar için bu bekleme süresi'nin dört ay on gün oldugu yazilidir (K. 2 Bakara 234). Ayni sûre'nin bir diger bir âyet'inde (âyet 235): "Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikâh kiymaya kalkismayin... Allah'tan sakinin..." diye yazilidir (Bkz. K. 2 Bakara 235. Bosanmadan sonraki durumlar için et-Talak Sûresi'nin 1-4 âyet'lerine bakiniz). Cariyeler için dahi bekleme süresi (idda) var olup bu sürenin, iki ay bes gün oldugu kabul edilir.
Ve iste Muhammed, Safiyye ile evlenirken bu bekleme sûre'lerinden
hiçbirini uygulamamistir; daha dogrusu Safiyye'yi, kocasinin
ölümünden hemen sonra nikâhina almis ve onunla
yatmistir.
Bu vesileyle belirtelim ki seriâtçilardan bazilari, Safiyye'nin kocasinin savas esnasinda vurulup öldügünü ve Safiyye kocasiz kaldigi için Muhammed'in onu nikâhina aldigini söylerlerse de yalandir. Çünkü Safiyye'nin kocasi savas sirasinda ölmemis, esir alindiktan sonra Muhammed tarafindan ölüme mahkum edilmistir. Söyle ki:
Yukarda belirttigimiz olaylar cereyan ederken Muhammed, Safiyye'nin babasi Huyey b. Ahtab'i, ve kocasi Kinâne b. Ebi'l Hukayk'i, ve kocasinin kardesi Rebi'b. Ebi'l-Hukayk'i esir olarak ele geçirir ve her birini, Benû'n Nadir kavmi'ne âid hazinenin yerini söylemeye zorlar, ve fakat onlardan olumlu bir cevap alamaz. Bu sirada Muhammed'in katina gelen Yahudilerden biri: "Ben Kinâne'nin her sabah iste su harabe etrafinda dolastigini görüyordum" diye bilgi verir. Muhammed Kinâne'ye sorar, fakat o bilmedigini söylemekte israr eder. Muhammed harabenin etrafinin kazilmasini emreder. Kazi sonucunda hazinenin bir kismi bulunur. Muhammed Kinâne'den hazinenin kalan kismini sorar fakat Kinâne bilmedigi söyler. Bunun üzerine Muhammed, Kinâne'yi iskence yolu ile söyletmege çalisir. Zübeyr b. Avvam adindaki adamina emir verir ve hazinenin nerede bulundugunu söyletmek üzere Kinâne'ye iskence yapilmasini ister. Zübeyr elinde tuttugu bilek kemigi ile Kinâne'nin gögsüne vurur ve ölecek dereceye gelinceye kadar onu döver. Bir rivâyete göre ateste kizdirilmis demiri onun gögsüne tutar.
Fakat her seye ragmen Kinâne, hazinenin nerede oldugunu bilmedigini söylemeye devam eder. Muhammed onun artik daha fazla iskenceye dayanamayip ölecegini anlayinca yaninda duran Muhammed bin Mesleme'ye teslim eder ve basini kesmesini emreder. Bu isi Muhammed b. Mesleme'ye vermesinin sebebi, ona kardesinin intikamini alma firsatini saglamak içindir. Çünkü Muhammed b. Mesleme ënin kardesi olan Mahmud b. Mesleme daha önce Yahudiler tarafindan öldürülmüstür ve iste simdi kardesi, onun intikamini alacaktir. (Bkz. Taberi, age, 1966, Cilt II. sh. 610).
Muhammed, sadece Safiyye'nin kocasi Kinâne'yi degil, fakat
ayni zamanda Safiyye'nin babasi Huyey b. Ahtab ile kocasinin kardesi
Rebi'b. Ebi'l-Hukayk'i da, hazinenin yerini bildirmediler diye,
öldürtür. Bütün bunlari yaptiktan sonra
da, biraz asagida belirtecegimiz gibi, Safiyye ile evlenip zifafa
girer. Bu evliligini de, tipki diger evlilikleri gibi, Tanri'nin
iznine dayali olarak yapilmis olarak gösterir [40] .
Seriâtçilar, Kinâne'nin ve digerlerinin, hazinenin yerini söylememeleri nedeniyle öldürtülmelerini pek yerinde ve uygun bulurlar. Oysa ki böyle bir cezâ (hele böyle maddi bir çikari saglama amacina dayali olarak) kendisini "Peygamber" diye tanimlayan bir kimse için "yerinde" ve ëuygun" olmamak gereken bir davranisdir. Üstelik bu olayda "suç" ile "cezâ" arasinda her hangi bir denge'nin kurulmadigi da düsünülecek olursa, söz konusu davranisin olumsuzlugu biraz daha kendisini siritir olmaktadir.
Bütün bunlar bir yana fakat bir de su var ki Muhammed, her vesileyle kendisini, bilinmeyen ya da gizlenen seyleri bilirmis gibi göstermekten geri kalmamisir. Nice örneklerden biri olarak belirtilebilir ki Medine'ye hicret edecegi haberi üzerine Yahudilerden Abdullah Ibn-i Selâm'in kendisine sordugu üç soruyu dogru olarak cevaplandirirken bu cevâplarin kendisine Cibril tarafindan bildirildigini söylemistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt IX. sh. 77 ve d. Hadis no. 1368)
Su durumda, ister istemez insanin aklina: "Her seyi Çibril araciligiyle ögrenen Muhammed gibi bir kimsenin, Hayberli Yahudilere âid hazinenin yerini bilmesi gerekmez miydi? Ille de Kinâne'yi söyletecegim diye israr etmek, ve söylemedi diye onu iskence ile öldürmek dogru mudur? Yoksa Muhammed, Safiyye'yi kendisine es olarak aldiktan sonra onun Kinâne'yi düsünmege devam edecegini hesap edip kiskançliga kapilmaktan kurtulmak için mi eski kocasini yok etme yolunu mu seçmistir" seklinde sorular gelmektedir.
Ve iste bütün bu esef verici olaylardan ve Muhammed'in Safiyye'yi kendisine nikâhlamasindan sonra, Ümmü Süleym adinda bir kadin (ki hadis rivâyet edenlerden Enes b. Mâlik'in annesidir) Safiyye'yi bir gece "cihazlatip" (giydirip kusatarak) gerdege koyar. Artik Muhammed güveyi olmustur. Sabah olunca halka: "Kimde bir sey varsa getirsin" diye emreder. Söylendigine göre kimileri yag, kimileri hurma, kimileri yogurt kurusu vs... getirirler. Bunlar Muhammed'in dügün yiyecegi olur; hep birlikte oturup yerler (Bkz. Sahih-i.., Cilt II, sh. 310).
Bir rivâyete göre Muhammed, o gece Safiyye ile yatmak istemis ve fakat Safiyye bir mazeret bulup cinsi münasebette bulunmaktan kaçinmistir. Bir baska rivâyete göre o gece Hayberden hareket edilmis, ve 6 mil kadar uzak bir yere gelindikte, Muhammed zifâf için konak etme arzusunu belirtmis ve fakat Safiyye râzi olmamistir. Söylendigine göre mazeret olarak Yahudilere yakin bir yerde bulunduklarini ve onlardan tehlike gelebilecegini bildirmistir. Oysa pek muhtemeldir ki Safiyye, kocasinin ve babasinin feci sekilde öldürülmelerinden duydugu üzüntü nedeniyle böyle yapmistir.
Safiyye'nin bu tutumuna içerlemekle beraber Muhammed pek sesini çikarmaz, ve 6 mil daha yol alindiktan sonra tekrar zifâf etmek için konaklama emri verir. Bu kez Safiyye gerdege girmege ve cinsi münasebette bulunmaga râzi olur. Kendisine daha önceki konaklama sirasinda neden zifâf'a râzi olmadigini soran Muhammed'e de su yaniti verir: "Orasi Yahudilere pek yakin idi. Belki zât-i âli-i Nebevilerine mekr [41] ve zararlari dokunur diye korkmustum". Bu sözler Muhammed'i hosnud eder (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 309).
Ancak ne var ki bu ayni sözler, Seriâtçilarin bir yalanini daha çürütmeye yeterlidir ki o da su: seriâtçilara göre Muhammed'in Safiyye ile evlenmesinin tek nedeni, Yahudileri hosnud edip onlarla iyi ilisikiler kurmak içindir ve bu evlilik bu sonucu dogurmustur.
Oysa ki yalandir, çünkü bir kere Muhammed'in aklindan Yahudileri hosnud etmek fikri geçmis degildir; su bakimdan ki o tarihte artik Yahudileri kazanmak degil fakat tamamiyle yok etmek ya da sürmek gibi kesin bir siyâsete yönelmisti ve Hayber seferi, bu siyâsetin sondan ikinci kademesini teskil etmekteydi. Bu seferden sonra Vâdi'l-Kurâ'da yasayan Yahudiler üzerine saldirip onlari yok edecek, varliklarini ganimet olarak ele geçirecek ve böylece Yahudi sorununu kökünden sona erdirecektir (Bkz. Sahih-i..., Cilt X. sh. 282-3).
Yine tekrar edelim ki Hayber seferi, hicret'in yedinci yilina rastlar. O tarihe gelinceye kadar Muhammed, Islâm dininin gelismesine engel oluyorlar diyerek Yahudilerin en önemli kabilelerinden olan Beni Kaynuka ve Beni Kureyza Yahudilerine karsi savaslar açmis, onlari yenip mallarini ganimet almis, bir çogunu yok edip geri kalanlari sürgüne yollamistir. Hayber Yahudileri ile Vâd'l-Kur'â'da yasamakta olan Yahudilerin de hesabini görmekle, Yahudi derdinden tamamiyle kurtulmus olacakti [42] .
Bu itibarla Hayber seferinden sonra Yahudileri kazanmak diye bir sorunu olamazdi; olmadigi içindir ki Safiyye'yi, Yahudileri hosnud etmek için almasi söz konusu degildi. Esâsen zifaf gecesi Safiyye'nin, daha önceki konaklama sirasinda Muhammed'le cinsi münasebette bulunmayisinin nedenini anlatmak üzere söyledigi sözler (ki biraz yukarda degindigimiz gibi: "Orasi Yahudilere pek yakin idi. Belki zât-i âli-i Nebevilerine mekr ve zararlari dokunur diye korkmustum" seklindedir) bunu kanitlamaga yeterlidir.
Öte yandan zifaf gecesi Muhammed'in çadiri önünde
sabaha kadar nöbet tutan Ebû Eyyüb Hâlid
bin Zeyd'in sözleri de bunun böyle oldugu göstermektedir.
Muhammed'in "Bayraktari" diye bilinen bu asker, sabaha
kadar gözünü kapamadan çadirin önünde
beklemis, ve ertesi sabah Muhammed çadir'dan çikarken
kendisine: "Neden hiç uyumadan sabaha kadar nöbet
bekledin?" diye sordugu zaman su cevabi vermistir: "Sen
bu kadinin kocasini, babasini ve üstelik bütün
halkini öldürttün. Sana bir kötülük
yapmalarindan korkuyordum" (Bkz. Ibn-i Ishak, age [1980)
sh. 516-7)
Muhammed'in Safiyye ile olan evliligini biraz daha câzib göstermek için seriâtçilarin öne sürdükleri bir rivâyet daha vardir ki o da su: güyâ Muhammed, zifafa girdigi gece Safiyye'nin yüzünde bir dayak çürügü görür ve "Bu nedir?" diye sorar. Safiyye kendisine su cevabi verir: "Bir gece rü'yâmda sanki ay gökten inip koynuma girmis gördü idim. Zevcim Kinâne'ye hikâye ettim. (O bana): -Sen su üzerimize gelen Arap Melikinin (Muhammed'in) zevcesi olmaga göz dikmissin- diyerek yüzüme bir tokat asketti. Ve izi kaldi" (Bk. Sahih-i..., cilt II. sh. 310)
O tarihte daha henüz 17 yasinda yeni bir gelin olan ve kocasi
Kinâne'ye bagli bulunan Safiyye'nin, bir rüyâ
ugruna kocasi tarafindan dövülecegini hayal etmek biraz
güç.
Fakat her ne olursa olsun Muhammed, güzel Safiyye ile evlenmekle, esleri arasinda yeni sürtüsmelere sebeb olmus, ve bundan asil kendisi huzursuzluk duymustur. Gerçekten de Safiyye'nin gelisi, Muhammed'in diger eslerini, ve özellikle Ayse'yi, asiri sekilde kiskançliklara sürüklemistir. O kadar ki, Safiyye'nin güzelligini en ziyâde kiskanan Ayse, daha ilk günden itibaren ona düsman olmus, onu, basta Hafsa olmak üzere, Muhammed'in diger esleriyle birlik olup alaya almis, ve Yahudi asilli oldugunu yüzüne vurarak ona hakâretlerde bulunmustur (Bkz. Taberi, age 1966, Cilt II, sh. 463).
Safiyye yumusak huylu ve yasina oranla çok olgun bir kadin oldugu için, aleyhindeki bu tutumlara aldiris etmez görünerek kendi halinde yasamaga çalismistir. Bu yüzden bir hayli üzüntü çektigi anlasilmaktadir. Rivâyet olunur ki bir gün odasina Muhammed girdiginde onu aglar bulup sebebini sorar, Safiyye de kendisine: "Aise ile Hafsa'nin hakkimda söz söylediklerini ve : -Biz Resûlu'llâh...' in ammi-zâdeleriyiz. Biz Safiyye'den hayirliyiz- dediklerini isittim de onun için (agliyorum)" der. Bu sözleri dinleyen Muhammed, her ne kadar Ayse'yi diger bütün eslerinden fazla sever ve üstün tutar olmakla beraber [43] , Safiyye'yi ona karsi saldirgan kilmak üzere söyle der: "Sen de onlara: -benden nasil daha hayirli olabilirsiniz ki, zevcim Muhammed , babam Hârûn, amcam Mûsâ...dir- desene ya" (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 306).
Daha baska bir deyimle Yahudi asilli Safiyye'nin, Hârûn ve Mûsâ gibi peygamberler sülâlesinden geldigini kendisine hatirlatarak Ayse'nin ecdadi'nin ise kâfir'lerden (putperest'lerden) olustugunu anlatmak istemis, ve bu sûretle Safiyye'ye, bir bakima Ayse'ye karsi hakâretle karsi koyma olanagini saglamistir.
Söylemeye gerek yoktur ki bunu yapmakla, esleri arasindaki çekismeleri önlemek degil, fakat aksine tahrik etmek gibi bir yol seçmistir. Bununla beraber bu durumun kendi aleyhine huzursuzluk yaratacagini düsünerek Kur'ân'a, eslerin birbirleriyle alay etmemelerini öngören âyet koymustur [44] (Bkz. Kur'ân, Hucurât Sûresi, âyet 11 ; Ayrica bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 306).
Seriâtçilar Safiyye'yi, Islâm'a çok bagli bir kadin olarak göstermek isterler ve su olayi örnek olarak verirler: Ömer b. Hattâb'in hilâfeti zamaninda Safiyye'nin bir câriyesi gelip Safiyye aleyhinde sikâyette bulunarak onun Yahudilere sevgi ve bagliligi oldugunu, Yahudi dininin kurallarina saygi duydugunu, Cum'a günü yerine Cumartesi'ye itibar ettigini söyler; söyle der: "Yâ Emire'l-mü'minin! Safiyye hâlâ sebti seviyor (Cumartesi gününe hürmeti vardir [45] ). Yahûdilere de atâyâ vererek muvâsâtda bulunuyor (hediye ve bagista bulunuyor)".
Bunun üzerine Ömer, adam göndererek Safiyye'yi huzuruna getirtir ve bu söylenenlerin dogru olup olmadigini sorar. Safiyye kendisine söyle cevap verir: "Sebti (Cumartesi gününe hürmet gelenegini), Allah bana onun yerine Cum'a'yi verelidenberi sevmem. Yahûdiler bahsine gelince, onlarin içinden akâribim (Akraba ve hisimlarim) vardir. Sila-i rahm ederek muvâsât ederim (Acima ve koruma duygularim nedeniyle kendilerine yardimda bulunurum)" (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 307).
Görülüyor ki Safiyye, her ne kadar Cumartesi günü yerine Cum'ayi tercih ettigini bildirmekle beraber, Yahudi dininden olan akraba ve hisimlarina bagliligini ve onlara bagis ve hediye seklinde yardimda bulunmakta oldugunu açiklamaktan geri kalmamistir. Bu tutumunu ölünceye kadar sürdürdügü ve vasiyetini de buna göre düzenledigi anlasilmaktadir. Nitekim 670 (ya da 672) yilinda ve 50 (ya da 52) yasinda öldügu zaman, 100.000 dirhem degerindeki servetinin üçte birini, Yahudi dininde kalmis olan bir yegenine verilmesini vasiyet etmistir.
Oysa ki bütün bu tutum ve davranislar seriât verileriyle bagdasmaz nitelikte seylerdir. Çünkü seriât'a göre, Islâm'dan gayri bir din'de olanlara, velev ki yakin akraba olsunlar, sevgi ve dostluk göstermek dogru degildir. Örnegin Mâide Sûresi'nde söyle yazilidir: "Ey Müslümanlar! Yahudileri ve Hiristiyanlari dost olarak benimsemeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onlara dost olursa, o da onlardandir" (K. 5 Mâide 51).
Yine seriât'a göre, Yahudilere ve Hiristiyanlara dostluk göstermek söyle dursun fakat onlari her vesile ve firsatta asagilamak, selâmlamsiz birakmak, ve onlara benzemekten uzak kalmak gerekir (Bkz. Sahih-i..., IX, sh. 192, 273. Ayrica bkz. Gazali, age, Cilt II. sh. 506)
Söylemeye gerek yoktur 17 yasinda yeni evlenmis bir genç kadin iken esir edilerek baska bir dine sokulan, ve üstelik kocasinin iskenceyle öldürülmesine tanik olan Safiyye gibi bir kimsenin, yukarda belirtildigi sekilde davranmasi dogaldir. Sunu da tekrar edelim ki Safiyye, olgun ve faziletli bir kadindi; nitekim bu niteligini biraz önce naklettigimiz olay vesilesiyle ortaya vurmustur. Su bakimdan ki, kendisini Ömer b. Hattâb'a sikâyet eden câriyesine: "Bu isi yapmana sebeb ne idi?" diye sordugunda, câriyesi: "Ne yapayim seytan!" diye karsilik vermis iken ona: "Haydi git, seni âzad ettim" demistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 307).
Böylece kendisine kötülük etmis olan kimseyi, özgürlügüne kavusturmak sûretiyle, fazilet sahibi bir kadin oldugunu bir kez daha kanitlamistir. Ne hazindir ki 17 yasinda genç bir gelin olarak kocasinin iskenceye sokulduguna ve onunla birlikte babasinin öldürüldügüne tanik olmak gibi bir bahtsizliga ugramistir.