Biraz yukarda, Muhammed'in büyük kizi Zeyneb'in, hicret sirasinda babasina katilmayip kocasi Abû'l As ve çocuklariyle birlikte Mekke'de kaldigini, ve fakat kocasinin Bedir savasinda esir düsmesi sonucu ondan ayri yasama zorunlugunda birakildigini görmüstük. Dört büçük yil sürdügu söylenen bu ayriligin, Abû'l As'in müslümanligi kabul etmesi sonucunda sona erdigi anlasilmaktadir. Hikâye'nin bu kismini özetlemeden önce, yukarda anlattiklarimizi kisaca hatirlatalim:
Ebü'l-As, hosgörüye sahip ve saglam karakterli bir kimse oldugu için, esi Zeyneb'in müslümanligi kabul etmesine ses çikarmamis, fakat kendisi kendi inancinda, yani atalarinin dininde kalmistir. Kocasina çok düskün oldugu için Zeyneb de, hicret sirasinda Medine'ye gitmeyip, Mekke'de kocasi ve çocugu ile beraber yasamayi tercih etmistir.
Kureyslilerle Muhammed arasinda çikan Bedir savasinda Ebû'l-As, kendi kavmine katilarak Müslümanlara karsi dövüsür, fakat yenilgi üzerine, diger Kureys ileri gelenleri gibi, o da Muhammed'in eline esir düser. Alinan esirleri Muhammed, "fidye" karsiliginda serbest birakacagini ilân eder, çünkü bu sûretle eline, hem kendisi ve hem de savasa katilan taraftarlari için bir hayli mal ve para gececektir.
Kocasini kurtarmak ve geri getirtmek için Zeyneb, elinde bulunan degerli bir mali (ki söylendigine göre bu, anasi Hadice'den kendisine kalan altin bir kolye'dir) fidye olarak Muhammed'e gönderir. Fakat Muhammed, kizinin üzüldügünü istemez görünerek taraftarlarina söyle der: "Kizim Zeyneb'in esirini kendisine bagislamayi ve malini iâde etmeyi münasip görürseniz bu iyiligi edin" .
Ancak ne var ki, kizina karsi bu sekilde iyilikte bulunuyormus gibi görünürek Ebü'l-As'i serbest birakirken bir sart kosar, ki o da, Abû'l-As' in Mekke'ye döner dönmez kizi Zeyneb'i, çocugu ile birlikte, Medine'ye göndermesidir. Yani bu sûretle kizini, damadindan ayirmis olacaktir. Söylemeye gerek yoktur ki, Ebü'l-As'i, yani damadini serbest birakip Mekke'ye gönderirken, kizini kocasindan ve çocuklarindan ayirtip Medine'ye getirtmesi olumlu bir davranis sayilamazdi. Yukarda da belirttigimiz gibi, bunu yapmakla Muhammed, sunu düsünmüs olmalidir ki, damadi Ebû'l-As, Mekke'de kalmak istemeyecek ve karisi Zeyneb'i takiben Medine'ye gelerek müslümanligi kabul edecektir.
Ancak ne var ki is düsündügü gibi olmamistir. Su bakimdan ki Abû'l-As, Mekke'ye döner dönmez, verdigi söz geregince Zeyneb'i Medine'ye göndermis, kendisi de isine gücüne (yani kervan ticâretine) devam etmistir. Böylece Zeyneb Medine'de, ve kocasi Abû'l-As ise Mekke'de, birbirlerinden ayri olarak yasamislardir.
Fakat günlerden bir gün Abû'l-As, Kureys'in ticâret kervanini alip Sam'a gider. Oradan aldigi zengin mallarla Mekke'ye dönerken, Medine'ye yakin bir yerde Muhammed'in gönderdigi çetelerden birinin saldirisina ugrar. Bütün mallariyle birlikte esir alinip Medine'ye, Muhammed'in yanina getirilir. Bunu duyan Zeyneb, dehal babasina basvurur ve söyle der: "(Eger) Abü'l-As'a akraba diyeceksek ammi-zâdedir; yabanci sayarsak bizden bir çocugun babasidir. Iste bundan dolayi ben ona re'y ve emân veriyorum".
Kizinin bu sözleri üzerine Muhammed, adamlarina emir vererek, silâha sarilmadan isi çözümlemelerini ister. Fakat asil istedigi sey, Abû'l-As'in müslümanligi kabul etmesidir. Çünkü Müslüman olmiyan bir kimsenin, kiziyle birlikte yasamasina râzi degildir. Vaktiyle, yani Mekke'de iken buna razi olmasinin nedeni, yukarda belirttigimiz gibi, Hadice'nin arzu ve irâdesine karsi gelememesindendir. Fakat simdi artik Hadice ölmüstür ve kendisi de oldukça güçlü bir duruma girmistir. Bu itibarla, kizinin müslüman olmiyan bir adamla evli kalmasina riza göstermek zorunlugundan kurtulmustur.
Muhammed'in adamlari, aldiklari talimat mucibince, Abû'l-As'i Islâm'a sokmak için ugrasirlar. Bunda basari saglamak üzere Mekkelilere âit bulunan ganimet mallarini kendisine terketmek, yâni bir bakima rüsvet vermek, yolunu denerler. Kendisine söyle derler: "Yâ Ebü'l-As! Senin Kureys içinde seref ve nesebin büyüktür. Resûlullah'in ammi zâdesi sayilirsin; damadisin... Gel müslüman ol da, Mekkelilerin birlikte getirdigin bunca mallarini hep sen igtinam et (sen kendine al)..." (Bütün bu hususlar için Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh,. 359 ve 456-7; ve Cilt IV, sh. 319, 378)
Fakat Abû'l-As buna râzi olmaz; "rüsvet" niteliginde saydigi bu teklifi kendisi bakimindan haysiyet yikici bulur ve söyle der: "Sizin bana ettiginiz nasihat pek fenâ bir sey! Yeni dine ben gadr ile (haksizlikla), ahd-sikenlikle ( söz bozmakla) nasil girerim?" .
Çogu Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre, bu sözler üzerine Muhammed'in adamlari Abû'l-As'i serbest birakirlar, ve o da Mekkelilere âid mallari alip Mekke'ye döner. Mallari sahiplerine dagittiktan sonra onlara söyle sorar: "Ey ehl-i Mekke! Zimmetimde olana vefâ ettim mi, etmedim mi?". Bu soruya Mekkeliler, hep birlikte:"Ettin" diye karsilik verirler. Bunun üzerine Abû'l-As, guyâ Allah'a ve Muhammed'e inanir oldugunu söyliyerek Mekke'ye döner ve Müslüman olur. Muhammed de onu kiziyla yeniden evlendirir ve yeniden damad edinmis olur (Bkz. Sahih-i... , Cilt II, sh. 456)
Her ne kadar Islâm kaynaklari böyle derse de, gerçek olan bu degildir; yâni Abû'l-As, yukardaki nedenle Medine'ye göç edip müslümanligi seçmis degildir. Göç etmesinin ve inanç degistirmesinin asil nedeni, çocugunu babasiz ve karisini da kocasiz birakmamak arzusundandir, ki insancil bir düsünceye dayanir; karisindan ve çocuklarindan dört buçuk yil boyunca ayri kalmak ona artik öylesine agir gelmistir ki, onlara kavusmak ugruna müslüman olmayi kabul etmistir.
Söylemeye gerek yoktur ki damadi Abû'l-As'i, karisindan ve çocuklarindan ayirtmak ve dört buçuk yil boyunca ayri tutmak hususunda Muhammed'in uyguladigi taktik, uzun vâde itibariyle gerçeklesmis sayilirsa da, kendisini "peygamber" olarak ilân eden bir kimse için basvurulacak bir sey degildir.
Yukardaki olay Abû'l As'in rüsvet yolu ile is görmedigini açiga vurmak bakimindan da ilginçtir. Hemek belirtelim ki ganimet'ten pay vererek maddi çikar saglamak sûretiyle kisileri Islâm'a sokma siyâsetini Muhammed, genellikle zayif karakterdeki kisiler üzerinde kolaylikla uygulayabilmistir. Ganimet dagitimi sayesinde basari saglamasinin sirri, Arap'in genellikle karakter bakimindan bu yapida olusundandir. Ancak karakteri birazcik kuvvetli olan kisileri bu yoldan pek etkileyemistir. Nitekim, biraz yukarda belirttigimiz gibi, damadi Abû'l-As er Rebi üzerindeki denemesi bunu kanitlamaga yeterli bir örnektir.
Buna karsilik kendisine yarari dokunacagini bildigi önemli fakat karakteri zayif kisileri bu yoldan, yâni ganimetlerden mal ve para vermek sûretiyle kolaylikla elde edebilmistir. Çünkü bu yoldan onlarin kalblerini Islâm'a "isindirabilecegini" hesap etmistir. Bundan dolayidir ki Kur'ân'a: "Sadaka'lar (zekât'lar) ... kalbleri Islâm'a isindirilacak olanlara... verilir" (K. 9 Tevbe 60) seklinde âyet'ler koymustur. Örnegin Hicret'in 8ci yilinda, Hevazin'lere karsi Hüneyn mevkinde giristigi savas sonucu büyük miktarda ganimet ele geçirmis ve bu ganimetlerin büyük bir kismini, Arap kabilelerinin en etkili kisilerinden olan Ebû Süfyân, Avf oglu Mâlik, Ümeyye oglu Safvan, Hâbisoglu Akrâ, Hisn oglu Üyeyne gibi kimselere dagitmistir. Dagitirken de bu kisilerin kalblerini Islâm'a isindirmak istedigini açiklamistir. Bir bakima "görev karsiliginda para ve mal verme" niteligindeki bu usûl ile Islâm'a soktugu bu kisiler, gerçekten de kendisine daha sonraki yillarda çok yararli olmuslardir. Ilginçligi nedeniyle olay asagida özet olarak hikâye edilmistir.