"Ilâhi Intikam" Olayi: Bedir Günü Öldürülen Kureys Esraf'indan Kisilerin Cesedlerinin Pis Bir Kuyu'ya Atilmasinin Hikâyesi

Her ne kadar seriâtçilar Muhammed'in kin ve intikam duygularindan uzak kaldigini söylerlerse de, onun pek çok davranislarini "ilâhi intikam" niteliginde tanimlayip yüceltmekten geri kalmazlar. Verilecek nice örneklerden biri söyle:

Hicret'in ikinci yilinin Ramazan ayinda Muhammed, taraftarlariyle birlikte Medine'den yüz yirmi fersah mesâfede bulunan Bedir denen bir yerde, Kureys odusu ile savasa girisir. Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre bu güçlü ordu'ya karsi zafer saglayabilmek için önce (Ebû Bekir'le beraber) çadirina çekilip, Kureys'i Tanri'ya ve "peygamberine" karsi meydan okuyor durumunda göstererek sikâyette bulunur: "Yâ Rab!" der, "Iste Kureys kibr ü gurûr ile geldi. Sana meydan okuyor. Peygamberini de yalanliyor" .

Oysa ki Kureys ordusu, Sam'dan dönmekte olan Ebû Süfyân idâresindeki zengin bir ticâret kervanina karsi Muhammed'in giristigi çete saldirisini önleme amaciyle harekete geçmistir. Fakat Muhammed bunu, Kureys'i Tanri'ya sikâyet için yeterli bir sebeb olarak görmüstür.

Bu yukardaki sözleri söyledikten sonra ellerini kaldirarak her seyden önce Tanri'ya va'dini hatirlatir: bu va'd, Tanri'nin güyâ peygamberler lehine yapmis oldugu bir va'd'tir ki Kur'ân'in Sâffât Sûresi'nde söyle belirtilmistir: "And olsun ki peygamber kullarimiza söz vermisizdir. Onlar Süphesiz yardim göreceklerdir. Bizim ordumuz süphesiz üstün gelecektir" (K. 37 Sâffât 171-173) .

Bu hatirlatmadan sonra Tanri'ya bir hatirlatmada daha bulunur ki o da, Tanri'nin kendisine, Bedir'de yardim bulunacagina dair vermis oldugu sözdür. Tanri'dan bu sözünü yerine getirmesini ister söyle der: "Allah'im! Eger sen su bir avuç müslümanin helâkini diliyorsan, sonra Sana ibâdet eden bulunmayacaktir" (Bkz. Sahih-i..., Cilt VIII, sh. 333, Hadis no. 1228, ve Cilt X. sh. 146. Ayrica bkz. Taberi, age, II, sh. 401).

Muhammed'in neden dolayi Tanri'ya bu sekilde bir hatirlatmada bulundugunu anlamak biraz güç, çünkü, her seyi bilen ve önceden hesap eden bir Tanri'nin müslümanlari yenilmis görmek istemeyecegi, ve her hangi bir hatirlatmaya da ihtiyaci bulunmadigi asikârdir. Öte yandan diledigini müslüman yapma olanagina sahip bir Tanri'nin, yeryüzünde müslüman kalmaz endisesiyle davranmayacagi da ortadadir. Tanri'ya hitaben: "Eger müslümanlari korumazsan sana artik ibâdet eden kalmayacaktir" seklinde konusmak, O'na görevini hatirlatmak, hattâ bir bakima tehdit savurmak degil midir?

Fakat her ne hâl ise Muhammed, bu duâ'yi ve niyâz'i öylesine uzatir ki, yaninda bulunan Ebû Bekir dayanamaz, onun elini tutarak kendisine söyle der: "Bu kadar dilek yetisir yâ Resûl'allâh! Allah sana va'dettigi zaferi yakinda verecektir".

Ebû Bekir, Tanri'nin Muhammed'e yakinda zafer verecegini nasil ve nereden ögrenmistir? bilemiyoruz. Bildigimiz su ki, Ebû Bekir'in bu sözleri üzerine Muhammed, Cibril'in kendisine âyet'ler getirdigini ve bu âyet'lere göre Tanri'dan yardim gelecegini söyleyerek çadirdan çikar ve söyle der: "(Bedir'deki) bu topluluk (yâni Kureys) yakinda muhakkak hezimete ugracak ve onlar arkalarina dönüp gidecekler. Belki (bu gidisin sonu) azablarinin va'dolundugu saattir ki, o saat (in azabi) daha büyük bir belâdir ve daha acidir" (Bkz. Sahih-i..., Cilt X, sh. 146.)

Kuskusuz ki bu sözlerde "ilâhi bir intikam" kokusu duyulmaktadir. Nitekim Islâmcilar bunu bu sekilde yorumlarlar; su bakimdan ki:

Bedir savasi, müslümanlarin zaferiyle sona erer. Savasta Kureys esrafindan pek çok kisi öldürülmüstür. Bu kisilerden bir çogu, vaktiyle Muhammed'e kafa tutmus, ve söylendigine göre kötülük yapmis olan kimselerdir. Geçmisten gelme bu husûmet duygularindan kurtulamamis olmali ki Muhammed, savas meydanindan ayrilip yola düzülmeden önce Kureys esrafi'ndan yirmi dört kisinin cesedlerini bir araya toplatir, ve sonra bunlari orada bulunan pis bir kuyuya attirir. Bu sûretle pis kuyunun, Kureys esrafindan bu kisilerin cesedleriyle biraz daha pislenmis oldugunu düsünerek, muhtemelen, memnundur. Sonra devesinin getirilmesini emreder. Devesi getirilir, ve yol agirliklari deveye yüklenip baglanir.

Bu sirada Muhammed yürüyerek cesedlerin atilmis bulundugu pis kuyunun yanina gelir ve ölüleri hem kendi adlariyle hem de babalarinin adlariyle teker teker çagirmaya ve azarlamaya baslar: "Yâ filân Ibn-i filân... siz Allah'a ve (peygamberine) itâat etmis olsaydiniz itâatiniz sizi sevindirir mi idi? (Süphesiz sevindirirdi). Ey maktuller! Biz, Rabbi'mizin bize va'dettigi nusret ve zaferi muhakkak sûrette gerçek bulduk. Siz de (bâtil) rabbinizin va'dettigi (mevhum) nusret ve zaferi gerçek buldunuz mu?" (Bkz. Sahih-i..., Cilt X. sh, 152 ve d. hadis no. 1567)

Bu lânetledikleri arasinda Utbe Ibn-i Rebia, Seybe Ibn-i Rebia, Ümeyye Ibn-i Halef, Ebâ Cehil Ibn-i Hisâm gibi kisilerin cansiz cesedleri vardir. Bu sekilde yapmakla Kureys "müsriklerini" bir kez daha asagilattigini ve azâba' soktugunu düsünerek biraz daha rahatlamis olur.

Söylemeye gerek yoktur ki öldürülmüs kimselerin cansiz vucûdlarinin karsisina geçip onlari asagilatmaya çalismak "kin ve intikam duygusundan uzak" oldugu söylenen bir kimseden beklenebilecek bir sey degildir. Kaldi ki cansiz cesedlere bu sözleri söylemenin anlami da yoktur. Nitekim Muhammed'in bu davranisina anlam veremeyen Ömer b. Hattâb dayanamaz ve sorar: "Yâ Resûla'llâh! kendilerinde hayat eseri bulunmayan bu cesedlere ne söylersin?".

Bu soruyu sorarken kuskusuz ki cansiz cesedlere hakâret etmenin yersiz bir sey oldugunu düsünmüs olmalidir. Onun bu düsüncesini sezen Muhammed söyle konusur: "Allah'a yemin ederim ki, benim söyledigim sözleri siz, onlardan daha iyi isitir degilsiniz!". (Bkz. Sahih-i..., sh. 152, Hadis no. 1567 ve d. ve Cilt IV. sh. 577, hadis no. 673). .

Yâni demek ister ki Tanri bu cesedlere o an için "hayat" vermistir ki söylediklerini isitip anlasinlar ve azâb duysunlar diye. Nitekim Tâbii imamlarindan Katâde 'nin bu olayla ilgili rivâyetine göre Buhari söyle demistir: "Allah Bedir kuyusundaki cesedlere Peygamber'in hitâbesini isittirecek derecede hayat verir. Bu sûretle azgin Kureys müsrikleri ayiplanmis, küçültülmüs, azâb edilmis ve kaçirdiklari firsatlara hasret ve yaptiklari mezâlime nedâmet ettirilmis olur" (Bkz. Sahih-i... Cilt X. sh. 153)

Ayse'nin rivâyetine göre Muhammed: "(Bu cesetler) Sözlerimi sizden iyi isitirler" derken: "(Bu cesetler) sözlerimin hak oldugunu simdi pek iyi anlarlar" demek istedigini bildirmistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt X, sh. 154)

Muhammed'in kindar ve intikamci olmadigini söyleyen seriâtçilar, onun bu cansiz cesedlere karsi davranisini "emsalsiz bir fazilet" ve "ilâhi bir intikâm" örnegi olarak kabul ederek alkislarken söyle eklerler: "Resûlallâh'in bu veciz hitâbesi, esi görülmemis ilâhi bir intikam idi". (Seriât üstadlarinin bu görüsleri için bk. Sahih-i..., Cilt X, sh. 154, ve cilt IV, sh. 577 ve d. ).

Bunu söyledikten sonra Muhammed'in "mansûr, muzaffer ve göz aydin olarak" Medine'ye yollandigini, beraberinde esirleri ve ganimet mallarini da getirdigini, Safrâ denilen yere geldiginde ganimet mallarini paylastigini, sonra Nadr Ibn-i Hâris'in öldürülmesini emrettigini, daha sonra Irk mevkiine gelindiginde Ukbe Ibn-i Ebi Muayt'in boynunun vurduttugunu, belirtirler. Bu öldürttügü kisiler, kendilerinden kötülük gördügünü söyledigi kimselerdir. Böylece onlardan da intikamini almis demektir (Bkz. Buhari'nin Ebû Talha'dan rivâyeti olan hadis'in Diyânet Baskanliginca açiklamasi için bkz. Sahih-i..., Cilt X, sh. 154)

Islâmcilarin "Ilâhi intikam" diye yücelttikleri bu tür örnekler, daha sonraki yüzyillar boyunca Islâm tarihinin kanli sayfalarinin yazilmasinda pek etkili olacak, nice benzeri olaylara vesile yaratacaktir.