Bir cum'a günü Muhammed, "Mescid-i Serif"de, her zaman yaptigi gibi, ayakta hutbe irâd ederken, Arabi'nin biri ayaga kalkip yagmursuzluk yüzünden agaçlarin kurudugunu, hayvanlarin ve mallarin "helâk" oldugunu, çoluk çocugun aç kaldigini söyler ve kendisinden yagmur duâ'sinda bulunmasini ister. Bir rivâyet'e göre bu Arabi, minberin karsisindaki kapidan girip Muhammed'in karsisina geçmis ve yukardaki sekilde konusmustur. Bir baska rivâyete göre de Muhammed'i dinlemekte olan cemâat hep birlikte ayaga kalkip yagmur kitligindan sikâyetle, kendisinden Tanri'ya duâ ederek yagmur yagdirtmasini dilemislerdir (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 93, Hadis no 505).
Bu istek üzerine Muhammed ellerini kaldirip yagnur indirmesi için Tanri'ya duâ eder. Söylendigine göre gökyüzünde, o ana gelinceye kadar hiçbir bulut parçasi yok iken, Muhammed'in duâ'ya girismesiyle birlikte bulutlar yigilmaya baslar. Muhammed duâ'ya devam ettikce bulutlar çogalir ve gökyüzünün tamamini kaplar ve nihâyet yagmur halinde bosanir. Yagmurun bosandigini görünce Muhammed ellerini indirip minberden iner. Inerken de sakalina dogru yagmur tânelerinin yuvarlandigi görülür. Mescid-i Serif'in çatisi hurma dallarindan yapili oldugu için hurma dallarindan yagmur tâneleri damlamis ve onu sakalina varincaya kadar islatmistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 98-99). Kuskusuz ki kendisiyle birlikte cemâat da sirilsiklam olmustur.
Bulutlarin toplandigini görünce neden dolayi hutbe'yi hemen kesmedigi ve namazi kildirip cemâati evlerine göndermedigi sorulacak olursa bunun cevabi sudur ki Muhammed, yagmurun Tanri'dan geldigini düsünerek yagmur suyu ile islanmaktan hosnud olurdu. Nitekim Enes Ibn-i Mâlik'in rivâyeti söyle: "Bir def'a biz Resûlullâ... ile beraber iken yagmura tutulduk. Resûlullâh... ridâ (sini=gömlegini) çikardi vücûd (una) yagmur degdi, -'Bunu niçin yaptin?-' dedigimizde... bu rahmet (Tanri'nin) henüz yeni yarattigi bir rahmettir, onun için-' cevabini verdi" (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 99, 300).
Ancak ne var ki yagmaya baslayan yagmur dinmez; aksine, öylesine bir siddetle yagar ki etrafi sel götürür; cemâat evlerine dönmek için yol bulmakta güçlük çeker; kimisi evlerine varincaya kadar suya dalarak yürür. Yagmurun yagmasi ertesi gün, daha ertesi gün ve tâ öteki cum'a'ya kadar, yani bir hafta boyunca, devam eder gider. Felâket halini alan bu yagmuru Muhammed niye durdurtmaz? bilemiyoruz. Bildigimiz su ki ertesi cum'a günü Mescid'te toplanildiginda yine o A'râbi (ya da bir baskasi) ayaga kalkarak Muhammed'e yagmurun fazlaligindan ve verdigi zararlardan sikâyet eder: "Yâ Resûlâ'llâh! (artik) binâlar yikildi. Mallar da (suda) bogulmaga basladi. Bize duâ buyur" der. Bir baska rivâyete göre de söyle der: "Mallar helâk oldu, yollar kapandi. Allahu Teâlâ'ya duâ buyur da su bulutlarin sagnagini tutsun... Yagmuru üzerimizden kaldirsin... Yolcular, yollarin kaypakligindan artik usandi, yollar geçilmez oldu" (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 94, 99-100).
A'râbi'nin bu sikâyetini Muhammed, "Adem oglunun çok çabuk usanmasina verip" tebessümle karsilar (Bkz. Sahih-i..., III, 100). Oysa ki ortada "usanmak" degil fakat sel felâketinden kurtulmak gibi bir durum vardir. Nitekim A'râbi'nin sikâyetini yerinde bulmus olmali ki, ellerini kaldirir ve Tanri'ya söyle duâ eder: "Ilâhi, (yagmuru) etrafimiza yagdir, üzerimize degil" (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 95).
Yani demek ister ki Tanri yagmuru insanlarin tepesine inecek sekilde degil fakat tarlalara düsecek sekilde yagdirtmaliydi.
Bunu söylerken eliyle bulutlara isârette bulunur; ve her bulunusta bulut kaybolup orasi açilir Söylendigine göre Muhammed'in bu isâretleriyle Medine'nin üstündeki bulutlar kumas dürülür gibi dürülürler, saga sola dogru parçalanip dagilirlar; böylece Medine'nin üstü açik bir alan gibi olur. Halk Mescid'ten çikarak güneste yürümege baslar (Bkz. Sahih-i..., . , Cilt III, sh. 93, hadis no. 505).
Görülüyor ki, Islâm kaynaklarinin söylemesine göre Muhammed Tanri'ya: "Ilâhi, (yagmuru) etrafimiza yagdir, üzerimize degil" demekle yagmurun yanlis sekilde akitildigini belirtmis ve sonra elleriyle bulutlara isârette bulunarak bunlari dagitmis, ve böylece Medine üstüne inen sel felâketini önlemistir.
Ancak ne var ki bunlari okurken insanin aklina bir takim sorular gelmektedir ki, bunlardan biri su: "Acaba Tanri, yagmurlari tarlalara yagdiracak yerde yanlislikla insanlarin üzerine mi yagdirmistir ki Muhammed: "Ilâhi, (yagmuru) etrafimiza yagdir, üzerimize degil" seklinde, sikâyet edercesine, konusmak ihtiyacini duymustur?" . Öte yandan yine acaba Tanri, ölçülü sekilde yagmur yagdirmak varken bunu yapmayip Müslüman kullarini zarara sokacak sekilde sel felâketine mi sebeb olmustur ki Muhammed, ellerini kaldirip bulutlara isâret etmek sûretiyle bu felâketi önlemistir? Yani Tanri'nin yapmasi gerekirken yapmadigi seyi kendisi mi yapmistir?
Öyle anlasiliyor ki Muhammed, Tanri'nin ölçülü sekilde yagmur yagdirtmasini saglamak için, yagmur duâ'sina çikildiginda Tanri'dan "yararli" yagmurlar yagdirmasinin istenilmesini öngörmüs ve kendisi de böyle yapar olmustur. Nitekim Ayse'ni rivâyetine göre Muhammed, yagmurlarin yagdigini görünce: "Ilâhi, bize nâfi' yagmur ver" ya da "Ilâhi, üzerimize yagmuru nâfi' olarak akit" diye duâ edermis (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 299 , Hadis no. 542).
Burada geçen "nâfi'" sözcügü "yararli" , "kazançli" demek olduguna göre, yukardaki duâ: "Ilâhi! bize zararli, yagmur verme, yararli yagmur ver" sekline bürünmüs oluyor demektir.
Tanri'nin, yagmurlari bol miktarda ve fakat insanlara zarar vermeyecek ve "hayra erisdirecek" sekilde yagdirtmasi için Muhammed bir de söyle duâ ederdi: "... Ilâhi!, kendisinden baska ma'bûd bi'l-hak olmayan Allah Sen'sin; gani Sen'sin. Fâkir ise bizleriz. Üzerimize rahmeti yagdir. Yagdirdigini da bize kuvvet ve hayra erisdirecek bir sey eyle yâ Rab" . Duâ ederken ellerini semâya dogru kaldirirdi. Kaldira kaldira nihâyet koltuklarinin beyazi görünürdü. Sonra arkasini cemâata dönüp üzerindeki hamisa'nin (örtün'ün) etek tarafini tutup yukariya, omuzuna alir ya da cepkenini çevirir ve sonra yüzünü cemâat'a döndürüp minberden iner ve iki rek'at namaz kilardi. Söylendigine göre böyle yaptigi hallerde Tanri hiç yokken bir bulut yaratir ve yagmur yagdirmaya baslardi (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 267)
Muhammed'in söylemesine göre "Ilâhi üzerimize yagmuru nâfi' olarak (yararli olacak sekilde) akit" diye Tanri'dan istekte bulunuldugu takdirde, Tanri bu dilegi mutlaka kabul eder; çünkü edecegine dâir söz vermistir. Bu konuda Muhammed'in söylemesi söyle: "Ey cemâat... (Tanri) kendisine duâ etmenizi size emrettigi gibi duânizi kabûl etmegi de size va'd buyurmustur" (Buhari'nin Ayseden rivâyeti icin bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 267) [56] .
Hattâ halkin, Tanri'ya bu va'd'ini hatirlatma hakki olduguna da deginmis bulunmali ki su sekilde duâ edilmesi yolunu açmistir: "Ilâhi, Sana duâ etmeyi bize Sen emrettin, duâmiza icâbeti de Sen va'd ettin. Bize emrettigin gibi iste Sana duâyi ettik. Artik va'd ettigin gibi bize icâbet et. Ilâhi, artik irtikâb ettigimiz günâhlari magfiret etmekle, suvarma duâmizi kabul eylemekle, rizkimizi bollatmakla üzerimizde olan minnetini izhâr et, yâ râb" (Bkz. Sahih-i..., III, sh. 261)
Bundan anlasilan o ki, Tanriya bu sekilde duâ edilmeyecek olursa (yâni "Ilâhi bize yararli yagmur akit" diye söylenmiyecek olursa) Tanri'nin, yagmurlari sel felâketi sekline döndürmesi mümkündür.
Fakat yine anlasilan su ki Tanri, kendisine yararli yagmur yagdirtmasi için duâ edilmis olsa da, bazan va'd'ini asip sel felâketi doguracak bollukta yagmur yagdirtmaktan geri kalmamaktadir. Örnegin Enes Ibn-i Mâlik'in rivâyetine göre bir def'asinda Muhammed, kendisinden yagmur duâ'sinda bulunulmasi istendiginde, hemen "ridâ" sini (örtüsünü) sürüyerek ayaga kalkmis, minbere çikarak Tanri'ya su sekilde duâ etmistir: "Ilâhi, bize lâtif ve hosgüvâr, bereketli, her tarafa sâmil, (yararli) ve zarar vermez, âcil ve gecikmez, hayvanatin memelerini dolduracak, ekinleri bitirecek ve topraklari ölümlerinden sonra ihyâ edecek bir rahmet ver..." Yine Enes'in bildiresine göre duâ'ya kalkan ellerini daha indirmeden gök yüzü bosanmistir. Hem de öylesine ki Medine disinda bulunanlar "Aman boguluyoruz, boguluyoru"z diye bagrisarak Muhammed'e gelmisler ve sel felâketini önlemesini ondan istemislerdir. Bunu üzerine Muhammed, ellerini yine gökyüzüne dogru kaldirip duâ'da bulunmus ve bunu üzerine Medine'nin üzerindeki bulutlar kenara dogru siyrila siyrila hotuz gibi sekil almis. Bunu gören Muhammed "disleri görününceye kadar tebessüm buyurmus" tur (Bkz. Sahih-i..., III, sh.283 ve d.).
Bütün bunlara tanik olanlar, bu basarisindan dolayi Muhammed'i yüceltme için birbirleriyle yaris ederler. Bunlardan biri kalkip söyle konusur: "Ilâhi, hamdolsun ki Nebiyy-i Ekrem'in yüzü suyu hörmetine bize yagmur verildi... O Peygamber... (Tanri'ya) bir kerre duâ etti. Duâ ederken de O'na dogru gözlerini dikti. Derken sirtindan bir ridâyi atacak kadar vakit geçti, geçmedi saril saril yagmurun bosandigini gördük. Tulumlardan bosanan o yagmur yok mu? Iste Mudar [57] , Allah seni onunla kurtardi..." .
Bu sözleri dinleyen Muhammed, bu kisiye iltifatta bulunur ve söyle der: "Güzel söz söylemis bir sâir varsa, senin sözün güzeldir". (Bkz. Sahih-i..., III. sh. 284-5).
Yine bunun gibi Buhari'nin Abdullah Ibn-i Mes'ûd'dan rivâyetine göre Muhammed, daha hicret'ten önceki bir tarihte, Kureys'lilerin Islâm'a karsi olduklarini, ya da Islâm'a girmekte geciktiklerini görnünce Tanri'ya söyle duâ eder: "Ilâhi! (bunlara) Yûsuf...un yedi (kitlik) seneleri gibi yedi (yil) musallat et". Bir baska rivâyete göre söyledigi söyledir: "Ilâhi, Yûsuf'un yedi yili gibi yedi yillik siddet ile bu heriflerin belâsini basimdan at da onlarla ugrasmayayim".
Ve bu duâ üzerine Tanri Kureys'i ve Kureys'den olan "Mudar" kavmini yagmur kitligina ugratir; her seyi kökünden alir ve ortada kuru topraktan baska bir sey birakmaz. O derecede ki, açlik baslar ve halk, ölü hayvan eti, ve kokmus hayvan derileri yemege baslar. Bunun üzerine esraftan biri olan Ebû Süfyân, Muhammed'e gelir ve "Mudar" kabilesinin helâk oldugunu söyliyerek "Artik onlar için duâ et" diye ricada bulunur (Bkz. Sahih-i... , Cilt III. sh. 271, Hadis no. 535). Bu ricâ üzerine Muhammed: "Nasil, Mudar için mi duâ edeyim? Sen hakikâten cür'etkârsin" demekle birlikte güyâ yagmur duâsinda bulunur, ve o an yagmur yagar ve halk kurtulmus olur (Bk. Sahih-i..., III sh. 276)
Görülüyor ki Islâm kaynaklari Muhammed'i, bol miktarda yagmur yagdirtabilmek ya da sel felâketini alan yagmurlari durdutmak gibi doga üstü niteliklerle tanimlamaktadirlar.
Ancak ne var ki yine bu ayni kaynaklar, Muhammed'in bulutlardan ya da siddetli esen rüzgarlardan korktugunu, gök yüzünde bir bulut gördügü zaman yüzünde hosnudsuzluk belirdigini ve bu halin, bulutlar ortadan kaybolup rüzgârlar duruncaya kadar sürdügünü bildirmekteler.
Örnegin Ebû Dâvud, Nesei ve Ibn-i Mâce gibi din bilginlerinin "Sünen" kitaplarindan ögrenmekteyiz ki Muhammed, gökyüzünde bir bulut belirdigini gördügü vâkit hemen elinde olan isini birakir, namazda ise namazi kisa keser ve sonra Tanri'ya hitaben: "Ilâhi bunun serrinden sana siginirim" dermis. Eger yagmur yagmaya basladigini görürse: "Ilâhi, bunun akintisini menfaatli (kazançli) bir vergi olarak ihsân et" diye eklermis.
Ibn-i Mâce'nin rivâyetine göre de, her hangi bir ufuktan bir bulut belirse derhal mesgûl oldugu sey'i, namaz da olsa, birakip o buluta dogru döner ve: "Ilâhi! Bunun saliverilmesinde bir ser varsa serrinden Sana siginirim" diye duâ edermis. Sayet yagmur yagacak olursa iki ya da üç kez yagmurun yararli ve kazançli ölçüde olmasini ister, eger yagmayacak olursa Tanri'ya "hamd ü senâda" bulunurmus. Böyle yapmasinin nedeni, kendi halkina olan sevgi ve sefkatinden imis; çünkü gelen bulutun, vaktiyle Ad kavmine oldugu gibi, azab bulutu olmasi ihtimalini düsünürmüs [58] (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 299). Örnegin bir def'asinda Ayse kendisine: "Ey Tanri elçisi! Insanlar bir bulut gördüklerinde ëyagmur yagar' umuduyla sevinirler. Oysa sen bir bulut gördügünde, yüzünde bir hosnutsuzluk beliriyor. Neden?" diye sordugu zaman su yaniti vermis: "Ey Aise! Görülen bulutla bir azab (felâket) gelmeyecegi konusunda bir güvencem yok. Koskoca bir toplum, yel ile azaba ugratilip yok edildi. O toplum ëazabi' (belirtisini, bulutu) gördüklerinde :-'Bu yagmur bulutudur, bize yagmur yagdiracak-' diyerek umuda kapilmislardi". (Buhari, Müslim, Ebû Dâvut, Ahmed Ibn Hanbel gibi kaynaklarda yer alan bu tür hadisler için bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi, Cilt I, sh. 128).
Nasil olur da her seyi Tanri'dan ögrenebildigi halde, gelen bulutun "azab bulutu" olup olmadigini anlamayip korkuya kapilmistir, bilemiyoruz
Fakat her ne olursa olsun anlasilan o ki Muhammed, bulutlarin birikmesinden pek korkar, fakat dagilmasindan da pek rahatlarmis. Bunun böyle oldugunu Diyânet Isleri Baskanligi, Muhammed'in bu konudaki hadislerine deginerek, su sekilde belirtmekte: "Bu hadislere dikkat edilirse görülür ki bulutlar bosandiktan sonra Resûl-i Ekrem...Hazretleri açilip korku ve kederleri zâil olurmus" (Bkz. Sahih-i..., Cilt III, sh. 300).
Yine Islâm kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki Muhammed, siddetli rüzgâr'dan da pek hoslanmazmis; rüzgâr estiginde yüzünde "nâhosluk eseri" derhal belli olurmus. Ayse'nin rivâyetine göre hava rüzgarli ve bulutlu oldugu vakit korku ve endiseye kapilir, bir yerde karar edemeyip gidip gelmege baslarmis. Yagmur bosandi mi açilir ve o korkulu ve endiseli hal kendisinden gidermis. Korkusunun nedeni de, tipki bulut konusunda oldugu gibi, kendi ümmeti'ne bir azab gelmesi ihtimali imis. Rüzgâr esmeye baslayipta bulutlar toplaninca ve yagmur alâmeti belirince Ayse'ye: "Ümmetime musallat olmus bir azâb olmasin diye korktum" dermis. (Bkz. Ayse'nin rivâyeti icin bkz. Sahih-i..., II. sh. 300, Hadis no. 300-301).
Rüzgâr'in azâb niteliginde olmamasi, yâni hayirli olmasi için de söyle dua edermis: "Ilâhi! Su rüzgârin hizini ve hangi hizmet ile gönderilmis ise o hizmetin hayrini Senden dilerim ve serrinden ve mürsel oldugu hizmetin serrinden Sana siginirim. Ilâhi bunu rahmet kil da azab kilma. Ilâhi su rüzgâr riyâh olsun da rih olmasin" (Taberâni'nin Ibn-i Abbâs'tan rivâyeti için bkz. Sahih-i.., III, sh. 301).
Görülüyor ki Muhammed burada "rüzgarlar" anlamina gelen "riyâh" ile "tek bir rüzgâr" demek olan "rih" sözcüklerini kullanarak duâ etmektedir. Bu sekilde duâ' ederken Tanri'dan "riyâh" (yâni "rüzgarlar") degil fakat "rih" (yâni "tek rüzgar") göndermesini istemektedir. Çünkü Islâm kaynaklarina göre yukarda geçen "riyâh" sözcügü (ki "rüzgâr" sözcügünün çoguludur) "yararli rüzgârlar" anlaminadir. "Rih" sözcügü ise "tek" bir rüzgâr olarak "azab verici rüzgâr" karsiligi olarak kullanilmistir; su bakimdan ki Kur'ân'da "rih" (rüzgâr) sözcügü güyâ hep azab içeren âyet'lerde geçmektedir; buna karsilik , "riyâh" (rüzgârlar) sözcügü ise "lütuf ve merhameti" içeren âyet'lerde yer almistir (Bkz. Sahih-i..., III, sh. 301).
Evet ama esen rüzgarin " rüzgarlar" mi yoksa "bir tek rüzgar" mi oldugu nasil anlasilacaktir? bunu bilemiyoruz. Fakat ister "riyâh" ve isterse "rih" seklinde olsun, Muhammed'in rüzgâr'dan ya da yagmur'dan korkmasini anlamak biraz güç. Her ne kadar kendisi "Ümmetime musallat olmus bir azâb olmasin diye korktum" diyerek bu korkusuna mazeret bulur görünmüs ise de bunu dahi anlamak güç; su bakimdan ki, biraz önce degindigimiz gibi, kendisini Tanri ile her dâim iliski halinde gösterdigine, ve her gizli seyi ondan ögrendigini söyledigine göre, rüzgâr esince ya da yagmur ihtimali belirince korkmak niye? Bunlarin "yararli mi?" yoksa "azab verici mi?" olduklarini Tanri'dan ögrenemez miydi?
Galiba ögrenemiyor olmali ki siddetli rüzgâr estigi vakit rüzgâri karsisina alarak iki diz üstüne çöker, ve biraz yukarda belirttigimiz gibi: "Su rüzgârin... hangi hizmet ile gönderilmis ise o hizmetin hayrini Senden dilerim ve serrinden ve mürsel oldugu hizmetin serrinden Sana siginirim" seklinde konusurmus.
Öte yandan Ebû Hüreyre'nin söylemesine göre
de Muhammed, rüzgâr'in "Tanri rahmetini getiren"
bir sey olarak tanimlamakla beraber bazan azâb getirdigine
de inanir, ve halka söyle dermis: "(Rüzgâr)
Gâh rahmet getirir, gâh azâb. Binâenaleyh
rüzgarin koptugunu görünce onu sebbetmeyiniz (sövüp
saymayiniz). Belki getirdigi hayri Allah'tan dileyin, getirdigi
serden de Allâh'a siginin" (Sünen-i Ebû
Dâvud' da yer alan bu hadis için bkz. Sahih-i...,
Cilt III, sh. 301).
Bütün bu yukarda geçen hikâyelerden çikan sonuç, insan beynini bir hayli karisikliga sokar olmaktadir. Çünkü yagmur denen sey, akilci ve deneyci arastirmalara göre, hava degisikligi ve rutubet nedeniyle olusan bir olay oldugu halde Muhammed'in söylemesine göre, olusabilmesi için insanlarin Tanri'ya duâ edip yalvar yakar olmalari gerekir, çünkü güyâ Tanri: "Bana duâ ediniz ki, dileginizi vereyim. Duâ ile olsun ibâdet etmekten yüksünenler, sonra zelil ve hâkir olarak Cehennem'e girecekler" demistir (K. Mu'min (Gâfir) sûresi, âyet 60).
Bu hükmü pekistirmek üzere de Muhammed "Her kim dilegini Allah'dan dilemezse Allah ona gazâb eder" diye eklerdi (Bkz. Sahih-i..., III, sh. 250) Eklerken de Hûd'un vaktiyle kendi kavmine söyledigi su sözleri hatirlatirdi: "Ey benim kavmim, Rabbinizden magfiret dileyiniz ... ki size gökten bol bol yagmur göndersin..." (K. 11 Hûd 52).
Kuskusuz ki bütün bunlar kisi'yi, her seyi Tanri'dan bekleyen, kaderci ve yaratici zekâ'dan yoksun bir yaratik durumunda kilmaga yeterli seylerdir. Nitekim seriât ülkelerinde köy halklarinin, civardaki göl'lerden ya da nehirlerden yararlanarak topragi sulamak olanaklari bulundugu halde böyle yapmayip topluca yagmur duâ'sina çikmalari, teknigin böylesine ileri bulundugu bu çagda bile, çok görülen seylerdendir.,
Her ne kadar seriâtçilar, Tanri'ya gönül
baglamanin ve her seyi ondan beklemenin yeterli olmayip gereken
seyleri yapmain kosul bulundugunu söylerler ve örnegin:
"Deveni bagla da öyle tevekkül et" seklindeki
hadis emrini örnek verirlerse de muhtemelen buna kendileri
de inanmazlar. Çünkü seriât verilerine
göre Tanri'dan bir sey dilemek, ve (örnegin deveyi baglamak
bile) Tanri'nin iznine bagli olan bir seydir ve kisinin yer yuzünde
yapacagi her sey önceden, hattâ daha ana karninda iken,
çizilmistir. Dünyâ'ya gelen her insan, daha
geldigi an kendisine sol ya da sag taraftan verilen defterle yola
çikmis demektir.
Öte yandan yukardaki yagmur ve rüzgar hikâyelerinin bir de Tanri anlayisi bakiminda zihinleri karistiran yönü vardir. Su bakimdan ki, Muhammed'in öngördügü sekliyle Tanri'ya yapilacak yagmur duâ'sinin, bazi "hatirlatici" ögeleri kapsamasi gerekir. Daha baska bir deyimle kul'un Tanri'ya sadece: "Ilâhi, bize yagmur akit" seklinde duâ etmesi yeterli degildir. Çünkü böyle yapacak olursa Tanri'nin, yukardaki hikâyelerde görüldügu gibi, yagmuru toprak/tarla yerine insanlarin üzerine akitmasi, ya da sel felâketi yaratmasi mümkündür. Bu olmasin içindir ki Muhammed, Tanri'dan "nâfi" (yâni "yararli") nitelikte yagmur yagdirmasini istemek gerektigini bildirmis ve örnegin "Ilâhi, üzerimize yagdirma etrafimiza, bayirlara, daglara, tepelere, dere içlerine ve otlaklara yagdir" seklinde bir seyler söylenmesini tavsiye etmistir.
Simdi bir an için düsünelim! Tanri'ya bu sekilde
duâ etmek, Tanri fikrini zedelemez mi? Bu demek degil midir
ki Tanri, kul'larinin ihtiyacina uygun ölçüde
yagmur yagdirtmasini bilemiyorda mutlaka ikaz edilmegi bekliyor!
Yâni istiyor ki kullari kendisine: "Ey Tanri! Bize
yagmur ver ama yararli ve bereketli yagmur ver! Bu yagmurlari
sel felâketi yaratacak ve bize zararli olacak sekilde üzerimize
yagdirtma! Bu yagmurlari etrafimiza, bayirlara, daglara, tepelere,
dere içlerine ve otlaklara yagdir ki bereketli olsun"
seklinde yalvar yakar olsunlar; böyle yapmiyacak olurlarsa
yagmuru ne sekilde yagdiracagini kestirememektedir!
Söylemeye gerek yoktur Tanri'nin "yüceligi", "iyiligi" ve "her seyi bilirligi" fikrini zedeleyen bu sonuç, Seriâtçi'nin yukarda sözü geçen Kissa'lara (hikâyelere) sarilmasindan dogma bir seydir.