Ücret Karsiliginda Okuyup Üflemek (Nefes etmek) Sûretiyle Hasta'yi Tedavi Etmenin Hikâyesi

Diyânet Isleri Baskanligi'nin yayinlarinda yer alan bir hikâye'ye göre bir gün Muhammed, otuz kisilik bir çete'yi belli bir sefer için görevlendirir. Görevlendirenler arasinda, hikâyeyi anlatan Ebû Said-i Hudri de bulunmakta olup Cete'ye reislik etmektedir (Bkz. Sahih-i..., Cilt VII, sh. 42 ve d. Hadis no. 1031).

Çete yola çikar; az gider uz gider, bir süre sonra Arap kabilelerinden birini görmekle üzerlerine iner. Misafir edilmek isterlerse de istekleri kabul edilmez. Bu sirada bu Arap kabilesinin reisi'ni bir akrep sokar; adamcagiz demir tomruguna vurulmus, adetâ cin tutmus gibi çilgina döner. Bütün kabile halki onu iyilestirmek için çare ararlarsada bulamazlar. Çaresizlik içerisinde kalkarlar, misafir etmekten kaçindiklari çete'ye giderek: "Ey cemâat! reisimizi bir akreb soktu. Tedâvi için kostuk, her çâreye mürâcaat ettik, (etkili) olmadi. Içinizde buna çâre bilen bir kimse var midir?" diye sorarlar.

Ebû Sâid-i Hudri: "Evet ben varim" diye çikar ve bu isi duâ yolu ile yapacagini bildirir. Aklindan geçirdigi sey hastayi, Kur'ân okuyarak ve üfleyerek iyilestirmektir. Çünkü Muhammed'in "tükürüklü üfürük" ve "tükürüksüz üfürük" yoluyle, yâni okuyup üflemek, nefes etmek sûretiyle tedavi usûllerini uyguladigini bilmektedir.

Gerçekten de Muhammed, sahadet parmagina tükrügünden bulastirip, parmagini topraga koyduktan sonra parmaga bulasan toprakla hastalari sivamaktan tutunuzda (Bkz. Sahih-i..., Cilt XII, sh. 91-92, Hadis no. 1935), hurma çigneyip yeni dogmus çocugun agzina tükürmege, ya da hurma çignemiyle çocugun damagini ugmaga (Bkz. Sahih-i..., Cilt X, sh. sh. 116, hadis no., 1558), ya da ölüyü hufresinden çikartip onun cildine tükrügünden üflemege (Bkz. Sahih-i... Cilt IV, sh. 630); ya da bazi kimseleri "nazar degmistir" diye nefes edip okutmaga (Bkz. Sahih-i..., Cilt XII, sh. 91, Hadis no. 1933 [63] ); ya da savas sirasinda baldirindan yaralananlari üç def'a nefes ederek iyilestirmege (Bkz. Sahih-i..., Cilt X, hadis no. 1611 [64] ), ya da gözünde agri olan kisilerin (örnegin Ali'nin) gözlerine tükürmege (Bkz. Sahih-i...,Cilt VIII, sh. 345, hadis no. 1236 [65] ); ya da "göz degmesine (göz dokunmasina) karsi "okutma" yolu ile tedavi usûllerini emretmege (Bkz. Sahih-i..., Cilt XII, sh, 90. Hadis no. 1932) varincaya kadar, "tükürüklü" ve "tükürüksü"z üfleme, nefes etme usûllerinin hepsini uygulamis, ve bu usûllerin baskalari tarafindan da ücret karsiligi olarak uygulanmasina izin vermistir [66] .

Bu böyle olduguna göre, Ebû Said-i Hudri'nin ayni usûlleri denememesi için sebeb yoktur. Nitekim kendisine basvuranlara bu isi duâ'li üfleme ile yapmaga hazir bulundugunu söyler. Bununla beraber bir sarti vardir ki o da, bunun karsiliginda kendisine bir ücret ödemeleridir. Bahane olarak da onlarin, kendisini ve arkadaslarini misafir etmekten kaçinmis olmalarini gösterir. Söyle der: "Evet (reisinizi tedaviye) ben varim. Vallâhi ben duâ ederim. Fakat sizden bizi konuklamanizi diledik de yemin ederim ki, misâfir edinmediniz. Artik ben de size bir ücret ta'yin etmedikçe duâ etmem".

Dilegi kabul edilir ve taraflar, ücret olarak bir koyun sürüsüne sulh olurlar. Ebû Sâid, akreb sokmasindan hasta olan Kabile resini karsisina alir ve Kur'ân'in Fatiha sûresini bastan sona kadar okur. Söylendigine göre okuyup nefes ederken öylesine etkili olmustur ki hastanin, bukagisindan çözülmüs hayvana dönmüs gibi, ileri geri yürümege basladigi görülür. artik onun hiç bir hastaligi kalmamistir [67] .

Bunun üzerine kabile halki Ebû Said'e, ücret olarak karalastirilan koyunlari teslim ederler. Ebû Said, koyunlari alip çete efradiyle birlikte Medine'ye dönmek üzere yola çikar. Fakat çete mensublarindan bazilari, vakit geçmeden koyunlarin kendi aralarinda paylastirilmasini isterler. Ancak Ebû Said razi olmaz: "Hayir! Nebi...'ye varip bu olup bitenleri kendisine arz edinceye kadar bu koyunlari taksim etmeyiniz! Görelim bize Resûlullâh ne emr eder" der.

Medine'ye döndüklerinde Muhammed'in yanina çikarlar ve olan bitenleri anlatirlar. Muhammed duyduklarindan pek hosnud olur ve Ebû Said'e hitâben: "Fâtiha'nin bu kadar müessir (etkili) oldugunu sana kim ögretti?" der. Sonra da çete mensublarina dönerek: "Iyi hareket etmissiniz. Simdi (koyunlari) taksim ediniz. Sizinle beraber bana da bir hisse ayirini"z der; derken de "tebessûm buyurmaktadir" (Bu konudaki Diyânet Yayinlari için bkz. Bkz. Sahih-i..., cilt VII, sh. 42-44, Hadis no. 1031; Buhari e's-Sahih Kitabi't-Tibb, 39, Tecrid , hadis 1031).

Görülüyor ki Muhammed, üfürükle tedavi karsiliginda Ebû Said'in elde etmis oldugu kazanctan kendisine bir pay almistir. Bu pay, muhtemelen ona üfürükle tedavi etme izni vermis olmanin karsiligidir.

Muhammed'in üfürükle tedaviye ve karsiliginda ücret alinmasina cevaz verdigini gösteren örneklerden bir digeri de Ebû Davud ve Ahmed Ibn Hanbel gibi kaynaklarda yer alan su olaydir:

Müslümanligi yeni kabul etmis olarak Muhammed'in yanindan ayrilip kavminin yanina dönmekte bulunan Ilâka adinda bir Arap, yolda giderken bir kabile'ye misafir olur. Kabile mensublari kendisinin müslüman oldugunu ve Muhammed'in yanindan gelmekte bulundugunu ögrenince: "Duydugumuza göre, sizin sahibiniz (Muhammed), Tanri'dan yararli seyler getirmis. Sen de onun arkadasi olduguna göre, bu hastamizi (deli'yi) iyilige kavusturacak bir sey biliyor musun?" diye sorarlar [68] .

Ilaka'da Fatiha sûresi'ni okur, ve güyâ okumasiyle birlikte deli iyilesmis olur. Bunun karsiliginda da delinin ailesinden, ücret olarak, yüz koyun alir. Sonra donüp Muhammed'in yanina gelir ve olan bitenleri anlatir. Muhammed kendisinden, "tedavi" sirasinda Fatiha sûresi'nden baska bir sey okuyup okumadigini sorar. Ilaka kendisine "Hayir (baska bir sey okumadim)" seklinde cevap verir. Bunun üzerine Muhammed söyle der: "Canim üstüne andiçerek söylerim ki, sen öyle baskalari gibi bâtil bir tedavinin karsiligini alip yemiyorsun; hak olan bir üfürükle tedavinin karsiligini alip yiyorsun " [69] .

Yani anlatmak ister ki, üfürükle tedavi câiz degildir ama, eger Kur'ân (özellikle Fatiha sûresi) okunarak üfürükle tedavi yapilmis ise bu "hak olan bir üfürüktür", yâni câiz'dir ve böyle bir halde ücret alinabilir.

Görülüyor ki Muhammed, ücret karsiliginda duâ yolu ile hastalik tedavisine ve alinan ücretin paylasilmasina cevaz vermekle kalmamis, fakat kendisinin hazir bulunmadigi bir "üfürük" uygulamasindan elde edilen ücret'ten kendisine dahi pay ayrilmasini saglamistir.

Bununla beraber sunu da belirtelim ki ücret karsiliginda Kur'ân okumanin "câi"z olup olmadigi hususu, yüzyillar boyunca bir takim tartismalara vesile yaratmistir. Zühri gibi bir kisim yorumcular, ücretle Kur'ân ögretiminin çirkin bir sey oldugunu söylerlerken, bir kismi da bunun aksini savunarak, Ibn Abbâs'in rivâyetine dayanirlar ve Muhammed'in su sözlerini öne sürerler: "Mukabilinde ücret aldiginiz vezâifin (görevlerin) en hakli olani Kitabu'llâh (Kur'ân ögretimi) mukabilinde ücrettir" (Bk. Sahih-i..., Cilt VII, sh. 50)

Bazilari da, günümüzde artik farkli durumlarin ortaya çiktigini, ve eger ücret karsiliginda Kur'ân egitimi saglanmayacak olursa Kur'ân'in yok olacagini ileri sürerler ve söyle derler: "Zamanla halkin ilgisi azalmis olup ücretsiz olarak Kur'ân ögretiminde bulunmak isteyenlerin sayisinda da düsme görülmüstür" . Hafizlarin, geçim saglamak için meslek edinme yoluna gittiklerini, ve bu nedenle ücretsiz Kur'ân ögretiminde bulunacak kimseleri bulmanin mümkün olmadigini belirterek "Sâyet ücretle ta'lim ve kirâet yolu açilmazsa Kur'ân'in ziyâindan korkulur" diye eklerler (Bkz. Sahih-i..., Cilt VII, sh. 51).

Öte yandan Kurtubi ve Tahâvi gibi bazi yorumcular da duâ karsiliginda alinan ücretin Kur'ân ögretiminen farkli bir sey oldugunu, bu itibarla câiz sayilmak gerektigini söylerler.

Fakat her ne olursa olsun durum sudur ki, Muhammed'in ücret karsiligi olarak tükürüklü ya da tükürüksüz üfürük usûllerine cevaz verdigi, ve yukarda görüldügü gibi, bununla ilgili seriât hükümlerinin Islâm kaynaklarinda (Ve örnegin Diyânet Yayinlarinda) yer aldigi bir gerçektir.

Bu böyle oldugu halde din "üstadlari"miz (örnegin Diyânet Baskani ve yetkilileri): "Islâm'da duâ ile, nefes ile iyilestirme diye bir müessese yoktur" seklindeki yalan yanlis beyanlarda bulunmaktan geri kalmazlar [70] . Yukardaki açiklamalarimiz gösteriyor ki bu tür beyanlari ciddiye almak güçtür.