Islâm kaynaklarindan ve Diyânet yayinlarindan edindigimiz bilgilere göre Muhammed, abdest almak üzere ellerini ve ayaklarini yikadigi çanaga tükürdükten sonra bu suyu, "kutsal"dir diye çevresindeki müslümanlara içirtmeyi dinsel bir gelenek haline getirmistir. Bu gelenege sapli halk, Muhammed'in sadece tükürügünü degil fakat öksürüp aksirdigi vâkit agzindan ve burnundan siçrayan balgamini ve sümügünü dahi yüzlerine ve ciltlerine sürüp ogusturmayi kendileri için "kutsalliga erisme" ya da "seref" vesilesi edinmislerdir.
Seriâtçilar ve Islâm yazarlari, bütün bu hususlari, müslümanlarin Muhammed'e karsi besledikleri saygi ve bagliligin kaniti olarak sergilemeyi gerekli görürler. Taberi, Ibn-i Ishak, Ibn-i Hisâm gibi en temel kaynaklara ve Diyânet yayinlarina dayali olarak bunun hikâyesi söyle:
Zaferle sonuçlanan Huneyn "gazâ"sindan hemen sonra Muhammed, hicret'in sekizinci yilinda, Beni Sakif kabilesinin ülkesi olan Tâif'i ele geçirmek maksadiyle sefere çikar. Fakat çikmadan önce halka, Huneyn savasinda ele geçirilmis olan esirleri ve ganimet mallarini Tâif'ten dönüste paylastiracagina dâir söz verir.
Mekke ile Medine arasinda bulunan "Ci'râne" denilen mevkie gelindikte, bir bedevi arab (a'râbi"), Muhammed'in yanina gelip: "Bana verdigin sözü hâlâ yerine getirmeyecek misin?" diye sorar. Pek muhtemelen Muhammed ona, özel sûrette ayrica pay verecegine dâir bir va'd'de bulunmus olmalidir ki, simdi gelip bu va'd'ini hatirlatmaktadir.
Bedevi'nin bu sekildeki konusmasi üzerine Muhammed: "Ganimet malini yakinda taksim edecegimi, biraz sabredersen sevab kazanacagini sana müjdelerim" der.
Muhammed'in bu sözlerini pek tatminkâr bulmayan bedevi arab: " Bu müjdeleri bana vere vere çogalttin" diye karsilikta bulunur. Bu sözlere oldukça sinirlenen Muhammed, yaninda bulunan Ebû Mûsâ ile Bilâl'e dönerek: "Bu bedevi verdigim müjdemi reddetti; siz kabul ediniz!" diye emreder. Onlar da: "Kabul ettik" derler.
Bundan sonra Muhammed içi su dolu bir bardak ile bir kap getirmelerini ister. Getirilen kap'in içinde ellerini ve yüzünü yikadiktan sonra agzindaki suyu kabin içine püskürtür, yaninda duran Ebû Mûsâ ile Bilâl'e hitaben: "Bu sudan içiniz ve yüzünüze, gögsünüze sürünüz! Size müjde veririm" der. Ebû Mûsâ ile Bilâl de su kabini alarak içindeki suyu içip bir kismini da yüzlerine, gögüslerine sürerler. O sirada Muhammed'in kadinlarindan Ümm-i Seleme, perde arkasindan Ebû Mûsâ ile Bilâl'e seslenir: "Ogullarim, o sudan ananiza da ikrâm edini"z. Onlar da bu sudan bir miktar ayirip Ümm-i Seleme'ye ikrâm ederler (Ebû Mûse'l-Es'âri ile Ebû Mûsâ'nin rivâyeti olan bu hadisler için Diyânet'in yayinlarina bkz: Sahih-i.... Cilt I, sh. 163, hadis no. 148; ve Cilt X. sh. 338, hadis no. 1634).
Öyle anlasiliyor ki Muhammed, ellerini yikayip agzindan çikardigi, ya da abdest aldigi suyu "kutsal" bilip muslümanlara içirtmeyi, ya da bu su ile hastalari tedavi etmeyi gelenek edinmistir. Bunu kanitlayan örneklerden biri olarak Câbir'in rivâyeti söyle: "Resûlu'llâh... beni iyâdete (hatir sormaga) geldi. Kendimi bilmiyecek derecede hasta idim. Abdest alip abdest suyundan üzerime döktü. Gözümü açtim. -Yâ Resûlâ'llâh mirâs(im) kime kalacak? Benim vârislerim kelâle (yâni usûl ve fürûumdan olmayan kimseler)dir- dedim. Bunun üzerine ferâiz âyeti (miras taksimi ile ilgili âyet) nâzil oldu" (Bkz. Sahih-i..., Cilt I, sh. 162, hadis no. 146).
Görülüyor ki Muhammed, hasta durumda bulunan Câbir'i tedavi etmek için abdest alip, abdest suyunu onun üzerine dökme yolunu seçmistir.
Buna benzer bir olay Enes b. Mâlik'in rivâyeti olarak söyle: "Nebiyy-i Ekrem... (bir kere) bir kab su istedi. Içinde biraz su bulunan agzi genis, dibi dar bir kab getirildi. Parmaklarini içine koydu... Artik (mubârek) parmaklari arasindan suyun kaynadigini temâsâya daldim. O sudan abdest alanlari yetmis ile seksen arasinda tahmin ettim" (Bkz. Sahih-i..., Cilt I, sh. 165, hadis no. 150, ayrica bu cilt'teki 133 ve 147 sayili hadis'lere bakiniz).
Abdu'llâh b. Zeyd'in söylemesine göre Muhammed'in abdest almasi söyle olurmus: ellerine su döktükten sonra iki kere yikar, sonra üç def'a agzini çalkalayip burnuna su verirmis. Sonra yüzünü üç kere yikarmis. Sonra ellerini dirseklerine kadar ikiser def'a yikar, sonra iki eliyle bütün basini mesh edip her iki elini ileri geri götürür ve basinin ön tarafindan baslayip ellerini arkasina götürürmüs. Oradan da basladigi yere getirirmis. Ondan sonra ayaklarini yikarmis (Bkz. Sahih-i..., Cilt I, sh. 159, Hadis no. 142)
Anlasilan o ki Muhammed, abdest aldigi bu su'yun "kutsal" olduguna taraftarlarini öylesine inandirmistir ki, taraftarlari bu sudan yararlanmakla, "kutsal'ligi paylasabilmenin yolunu bulmuslardir. Hem de öylesine ki, biraz asagida görecegimiz gibi, bu suyu paylasabilmek için birbirlerini öldürecek kadar ileri giderlermis.
Öte yandan yine Diyânet yayinlarinda, Muhammed'in, namazda iken elbisesinin içine tükürdügü yazilidir (Bkz. Enes b. Mâlik'in rivâyeti için bkz. Sahih-i...I, sh. 195, Hadis no. 178, 262, 263, 264).
Fakat Islâm kaynaklarina göre Muhammed'in sadece tükürügü degil, ayni zamanda sümügü ve balgami dahi temiz seylerdendir (Bkz. Taberi, age [1966], Cilt II, sh. 550 ve d.; ayrica bkz. Sahih-i..., Cilt I, sh. 195, Hadis no. 178; ayrica bkz. Hadis 262,263, 264). Bundan dolayidir ki Islâm yazarlari Muhammed'in tükürügünün her "temi"zden daha "temi"z ve her "hos" sey'den daha "hos" oldugunu anlatmak üzere: "Busâk-i Nebevi'nin her tayyibden atyeb, her tâhirden ather olduguna süphe yoktur" [71] derler (Bkz. Sahih-i..., Cilt I. sh. 196-7).
Muhammed'in tükürügü, sümügü ve balgami böylesine "temi"z ve "hos" olduguna göre bunlarin müslümanlar tarafindan "kutsal" bilinip kapisilmasi kadar dogal ne vardir ki. Bunun böyle oldugunu kanitlayan en güzel örnek, Kureysli Urve bin Mes'ûd'un bir izlemidir ki, Hicret'in 6.ci yilinda Hudeybiye olayi vesilesiyle anlatilmistir. Bu örnegi, bütün Islâm kaynaklarinda ve özellikle Taberi'nin "Milletler ve Hükümdarlar Tarihi" adiyle T. C. Milli Egitim bakanligi tarafindan yayinlanan yapitinda, ya da Ibn-i Hisâm'in Siret'inde, ya da Diyânet Isleri Baskanliginin yayinladigi Sahih-i Buhari Muhtasari... (Bkz. çilt VIII. sh. 143 ve d. , Hadis no. 1164) adli yayinlarda ve diger kaynaklarda bulmak mümkündür. Olay su:
Hicret'in 6.ci yilinda Muhammed, Hudeybiye seferine çikar. Her ne kadar "Biz hiç bir kimse ile harbetmek için gelmedik. Biz yalniz ömre etmek niyetiyle geldik... Eger Kureys arzu ederse ben onlarla aramizda bir (mütareke) müddet(i) tayin edeyim. Su sartla ki bu müddet zarfinda ben onlarla harbetmeyeyim. Onlar da benimle diger müsriklerin aramizi serbest biraksinlar (karismasinlar)..." seklinde konusmakla beraber "Bir mütâreke kabûl etmezlerse Kureys ile ölünciye kadar harb edecegim" diye tehditler savurur (Bkz. Sahih-i..., VIII, sh. 157, 159).
Bunu duyan Kureysli Urve Ibn-i Mes'ûd, telaslanarak kendi kavmini Muhammed'le baris andlasmasi yapmaga çagirir ve: "Bu adam (yâni Muhammed) size hayr-ü salâh yolu gösteriyor. O yola yöneliniz! Ve beni birakiniz ona gideyim!" der. Kureysliler bu teklifi kabûl ederek: "Haydi git!" diye ona izin verirler.
Bunun üzerine Urve, devesine binip Medine'ye gider ve Muhammed'in yanina çikar. Muhammed ona: "Bir mütâreke kabûl etmezlerse Kureys ile ölünciye kadar harb edecegi"z seklindeki sözlerini tekrarlar. Urve de Muhammed'e, böyle bir savas halinde "esraf ve a'yân"dan bâzi kimselerin savas'tan kaçip kendisine "ihânet" edebileceklerini, kendisini yapa yalniz birakabileceklerini söyliyerek, savasin Kureys'in zaferiyle sona erebilecegi ihtimalini hatirlatir. Ancak ne var ki orada bulunanlar, Urve'nin bu sekilde Ashâb'i ihânetle suçlamasina içerlerler. Aralarinda bulunan Ebû Bekr dayanamayip: "Haydi sen ëLât'in kiçini yala (Lât'in fercinin [72] dilini em!) Biz mi Resûlullâh'i yalniz birakip firar edecegiz? (Hâsâ)" diyerek Urve'ye hakârette bulunur. Hakâret oldukça büyüktür, çünkü Arablar arasinda "anasinin fercinin dilcigini emsin!" diye sövme gelenegi vardi. "Lât" ise Urve'nin ve kavminin, bir bakima "ana" niteliginde saydiklari bir put idi. Fakat Urve, kendisine bu sekilde küfür eden Ebû Bekr'e cevap vermez, çünkü vaktiyle ondan çok büyük para yardimi görmüstür. Iki gözüyle Muhammed'in etrafinda bulunan Ashâb'i incelemeye baslar. Görür ki bu adamlar Muhammed'e, Tanri'ya tapar gibi tapmaktadirlar; hem de öylesine ki onun öksürüp aksirdigi vakit etrafa siçrattigi tükürügü, sümügü ve balgami yüzlerine sürüp ogusturmak, ya da abdest aldigi suyun fazlasini kullanmak için neredeyse birbirlerini öldüreceklerdir. Onlarin bu halini ünlü tarihçi Taberi aynen söyle anlatmakta:
"Urve, Tanri elçisinin sahabelerine hafifçe baktigi zaman gördü ki, Tanri elçisi öksürüp aksirdigi vakit burnundan ve agzindan çikan balgam ve sümüklerin üzerine uçusuyorlar, herkes bu balgam ve sümüklerle yüzünü ve derisini ogusturuyordu. Bir sey emrederse, hemen o kisi yapiyor, abdest alirsa onun yikandigi su için az kalsin birbirlerini öldürüyorlardi. Onun önünde söz söyledikleri vakit ona saygi göstererek hafifçe konusuyor, keskin bakislarla bakmiyorlardi" (Bu alinti için Taberi'nin, T. C. Egitim Bakanliginca yayinlanan Milletler ve Hûkümdarlar Tarihi, adli yapitina bakiniz. Istanbul 1966, Cilt II, sh. 550-551
Müslümanlarin Muhammed'e karsi gösterdikleri bu asiri bagliliktan fevkalade etkilenen Urve, Mekke'ye döndügünde gördüklerini Kureyslilere anlatir. Anlatirken de Muhammed'in kendi halki tarafindan sinirsiz sekilde saygin görüldügünü belirterek Kureyslilere, Muhammed'le "mütareke" yapmalarini tavsiye der. Tabari'nin nakletmesine göre Urve aynen söyle konusur:
"Ey Kavmim! Ben delege olarak hükümdarlar katinda
bulundum; Kisra, Kayser ve Necâsi'lerin huzurlarinda bulundum.
Tanri adina and icerek temin ederim ki, bu hükümdarlarin
tebaa ve yanlarinda bulunanlarinin, Muhammed'i sahabelerin ululadigi
gibi ululadiklarini görmüs degilim. Muhammed öksürüp
aksirdigi vakit herhangi birinin avucuna siçrayan balgam
ve sümükle yüzlerini ve derilerini ogusturuyorlar,
bir sey emrederse carçabuk yapiyor, abdest alirsa onun
yikandigi su için az kalsin birbirlerini öldürüyorlar,
onunla konustuklari vakit hafif sesle konusur, onu saydiklari
için keskin bakislarla yüzüne bakmiyorlar. O
(yâni Muhammed) size dogru ve uygun bir teklifte bulundu,
siz onun bu teklifini kabul edini"z (Bkz. Taberi, age,
Istanbul 1966, Cilt II, sh. 551). [73]
Urve'nin yukardaki izlemiyle ilgili hususlar Diyânet yayinlarinda aynen söyle:
"Sonra Urve, Nebi...'in Ashâb'ini iki göziyle
tetkike basladi. (Ve arkadaslarina): -(Bu ne ta'zimdir?) Vallâhi
Resûlullâh... bir sey emredince Ashâb'i derhal
emrini ifâya müsâreat ediyorlar. Abdest aldigi
zaman da abdest (suyunun fazlasi)ni almak için birbirini
öldürmege yaklasiyorlar. Peygamber söz söylerken
de huzûrundaki bütün Ashab seslerini alçalt(arak
cevap ver)iyorlar. Ona t'azim için yüzüne de
dikkatlki bakamiyorlar- dedi. Müteâkiben Urve, Kureys'in
yanina geldi de meshüdâtini söyle bildirdi: -Ey
ahâli! Vallâhi ben, vaktiyle bir çok pâdisahlarin
huzûruna sefir olarak çiktim: (ezcümle Rum Meliki)
Kayser'in, (Fars Meliki) Kisrâ'nin, (Habese Meliki) Necâsi'nin
divanlarina sefâretle girdim. Vallâhi bunlardan hiç
bir padisâhin musâhiblerini, Muhammed'in Ashâb'inin
Muhammed'e ta'zim ettikleri derecede pâdisahlarina aslâ
ta'zim eder görmedim. Muhammed'in Ashâb'i, onun tükrügü
ile bile teberrük ediyorlar. O bir sey emredince onun ashâb'i
derhal emrini infâza mübâderet ediyorlar. O abdest
aldigi zaman da abdest (suyunun fazlasi)ni tehâlükle
paylasiyorlar. O söz söylerken Ashâb'i hafif bir
sesle tasdik ve cevap veriyorlar. Muhammed'in Ashâb'i, ta'zim
için onun yüzüne dikkatle bakamiyorlar. Simdi
Muhammed size güzel bir sulh-ü salâh re'yi arz
etti. Bunu kabûl ediniz..." (Bkz. Buhari'nin Misver
Ibn-i Mahreme ile Mervan'dan rivâyet ettigi bu hadis için
Diyânet yayinlarina bkz. Sahih-i..., Cilt VIII, sh.
161-162, Hadis no. 1164)
Görülüyor ki Islâm kaynaklari, Muhammed'in "ulu'lugunu" ve müslümanlarin ona karsi olan bagliliklarini ortaya vurmak maksadiyle, onun tükürügüne ve sümügüne ve balgamina varincaya kadar her seyini "kutsal" nitelige bürümeyi gerekli görmüslerdir. Bu nitelige bürüdükleri bir kimsenin sözlerini ve davranislarini Tanri emri gibi benimsmeleri kadar dogal ne vardir.