Kadinlara, "Hâcet" Giderebilmek (Def-i hacet) Için, Tanri Tarafindan Evden Disari Çikma Izni'nin Verilmesinin Hikâyesi

Buhari'nin Enes Ibn-i Mâlik'ten rivâyetine göre Muhammed, kendi ogullugu Zeyd'in bosadigi Zeyneb Bint-i Cahs ile evlendigi günün gecesinde bir dâ'vet verir ki "et ve ekmek ziyâfeti" niteligindedir. Ziyâfetin hazirlanmasi ve misafirlerin yemege çagirilmasi isleriyle Enes mesgul olmaktadir. Dâ'vet geregince misafirler takim takim gelip yemeklerini yemekte ve yedikten sonra çekilip gitmektedirler. Nihâyet dâ'vetlilerden kimsenin kalmadigini ve hepsinin yemek yiyip gittigini sanan Enes, Muhammed'e giderek haber verir. Bunun üzerine Muhammed yemek sofrasinin kaldirilmasini emreder. Fakat anlasilir ki dâ'vetlilerden üç grup, yemekten sonra gitmeyip konusmaya dalmislar, halâ oturmaktadirlar. Onlarin gitmeleri için Muhammed kalkmaga hazirlanir gibi yaparsa da bu kisiler isin farkina varmayip sohbetlerine devam ederler. Ve nihâyet Muhammed ayaga kalkar ve onun kalkmasi üzerine, orada bulunanlardan bir kismi da onunla birlikte kalkip giderler. Ancak ne var ki geride, kalkip gitmeyen üç kisi kalmistir. Onlar gitmedikce Muhammed bir sey yapamamaktadir. Bir kaç def'a Ayse'nin ve diger kadinlarinin odalarina gidip hal ve hatir sorup zaman geçirmesine ragmen bu üç kisi hâlâ oturmaktadirlar. Muhtemelen Muhammed'in sikildigini hissederek nihâyet onlar da kalkip giderler. Bunun üzerine Muhammed gelir, kapinin esigine ayagini koyup kapi perdesini indirir. Ve iste söylendigine göre tam o sirada hicâb âyeti iniverir (Bkz. Sahih-i..., Cilt XI. sh. 156). Bilindigi gibi hicâb âyeti, kadinlarin çarsaflarini giyip erkeklere karsi örtünmelerine dâir hükümleri kapsar.

Iste bu olaydan sonra bir gün, Muhammed'in eslerinden Sevde, abdestini yapmak ("def-i hâcet" ihtiyacini gidermek) üzere evden çikip civardaki tarlalardan birine girer. Sevde, iri yapili olup söylendigine göre çarsaf içinde bile endâmiyle taninmasi kolay bir kadindir. Nitekim Ömer Ibn-i Hattâb onu görüp tanimistir. Ancak ne var ki Ömer son derece kiskanç ve bu nedenle kadinlarin taninmayacak sekilde örtünmelerini mutlak sûrette gerekli gören bir kimsedir. Ve hele Muhammed'in eslerinin, ihtiyâç için dahi olsa disari çikmalarina ve baskalari tarafindan görülmelerine siddetle muhaliftir. Muhammed'in eslerinin "Peygamber" kadini olmak ve müslümanlarin analari bulunmak gibi özelliklere sahip olduklarini söyleyerek bu kadinlarin evde oturmalari ve sadece ibâdetle mesgul olmalari gerektigi kanisindadir. Fakat bu kanisinda o derece asiridir ki, kadincagizlarin "hâcet" için dahi evden çikmalarina karsidir.

Ve iste bundan dolayidir ki Sevde'yi tarlaya gider görünce dayanamayip söyle der: "Yâ Sevde, iyi bil ki, Vallâhi sen bizce taninmamis degilsin. Düsünsene sen, ne cesâretle evinin disina çikiyorsun?"

Bu sözleri duyan Sevde hemen evine dönüp gelir. O sirada Muhammed, Ayse'nin odasinda aksam yemegindedir. Elinde de etli bir kemik tutmaktadir. Tam bu sirada Sevde odaya girer ve Ömer'den sikâyet'e baslar. Söyle der: "Yâ Resûla'llâh! Bâzi hâcetim için evimden çikmistim. Ömer bana söyle böyle söyliyerek i'tirâz etti".

Söylemeye gerek yoktur ki Sevde bu sikâyetinde hakliydi, çünkü bir ihtiyâc üzerine evden çikmamak kadinlar bakimindan eziyetten baska bir sey olamazdi. Nitekim Islâm kaynklarindan ögrenmekteyiz ki Tanri, her ne kadar daha önce: "evlerinizde oturunu"z diye bir emir göndermis olmakla beraber (Bkz. Sahih-i..., XI, sh. 157), iste simdi Sevde'nin söylediklerini duymus ve onu hakli bulmustur. Bundan dolayidir ki Sevde sözlerini bitirdigi an "hâcet" gidermek için kadinlarin evden çikabilmelerini saglayici nitelikte olmak üzere Muhammed'e vahy gönderir. Vahy'i aldiktan sonra Muhammed, elinde tutmakta oldugu kemikli eti yere koymaksizin, Sevde'ye söyle der: "Siz kadinlarin lüzûm ve ihtiyâç üzerine (örtünmüs olarak) evlerinden çikmalarina izin verildi" (Bkz. Sahih-i..., Cilt XI, sh. 155 ve d. Hadis no. 1723) [76]

Güzel ama bu izni vermek için Sevde'nin abdest yapmak üzere evden çikmasi, Ömer Ibn-i Hattâb'in da onu görüp azarlamasi ve nihâyet bu konuda Muhammed'e sikâyet vuku bulmasi mi gerekirdi? Her seyi bilen ve önceden hesap edebilen bir Tanri'nin, hicâb âyet'lerini indirirken "lüzüm ve ihtiyaç" üzerine kadinlarin evlerinden çikabilmelerini saglayici hükümleri de ayni zamanda bildirmesi, böylece Sevde olayina benzer durumlari önlemesi uygun olmaz miydi? Öte yandan "Yüce" oldugu kabul edilen bir Tanri, kadinlarin def-i hacet'te bulunmalarina izin vermek gibi islerle mi ugrasir?

Bu ve buna benzer sorulari sormak, kuskusuz ki seriâtçi'nin Tanri anlayisindaki isâbetsizligi ortaya vurmak bakimindan yararlidir. Her konuda bu tür sorular sorulmalidir ki insanlarimiz seriât'in ne oldugunu anlayabilsinler ve seriâtçinin Tanri fikrindeki kutsalligi yok edisini kavrayabilsinler ve fikren gelisme yoluna girebilsinler.