Kureys ile Kinâne ogullari Arasinda Muhammed Aleyhine Yapilan Andlasma'nin [82] Sözcüklerini Kemirip Silen Agaç Kurtu'nun Hikâyesi

Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed'in "peygamberlik" göreviyle ortaya çikisinin yedinci yilinda "Kureysi"lerle, Mekke'nin yakin alanlarinda oturan "Kinâne ogullari" [83] arasinda bir andlasma imzalanir; imzalanan metin Kâ'be duvarlarindan birine "sahife" olarak asilir ve üç yil boyunca orada asili kalir.

Andlasma Muhammed'in mensub bulundugu Hasimi'ler (ve Muttâlibi'ler) aleyhine hükümler kapsadigi için Tanri, Kâ'be duvarinda asili bulunan bu sahifeye bir kurt (solucan) musallat eder. Kurt orada Hasimiler ve Muhammed aleyhine yazili bulunan sözcükleri siler, sadece kutsal nitelikteki sözcükleri birakir. (Bkz. Sahih-i..., Cilt VI. sh. 103, Hadis no. 786, ve Cilt X. sh. 309).

Islâm kaynaklarinin "mucize" niteliginde olmak üzere tanimladiklari bu hikâye'nin özeti söyle:

Kureysi'lerin Kinâne ogullariyle yapip Kâ'be duvraina astiklari bu andlasma, Muhammed'in mensup bulundugu "Hâsimi"lerle ve "Abdulmuttalib" ogullarini hedef almakta, ve daha dogrusu onlarla her türlü iliskilerin kesilmesini ve onlara karsi bir takim sert tedbirlerin alinmasini öngören hükümleri kapsamaktaydi. Andlasmanin amaci, Hasimi'lerle Muttalibi'ler üzerinde baski yaratip onlarin Muhammed'i korumalarina son vermelerini saglamak ve böylece Muhammed'in kendilerini iz'âç etmesini önlemekti.

Andlasmaya göre Kureys ile Kinâne ogullari, artik bir daha Hâsimi'ler ve Muttalibi'ler ile sosyal ve siyasal hiçbir iliskide bulunmayacaklar, kiz alip vermeyecekler ve alis veris etmeyeceklerdi. Yapilan andlasma, bir bakima, Hasimi'lerle Muttalibi'lere karsi bir kusatma ("muhasara", bir tür "ambargo") niteliginde idi: zira andlasma geregince hiç bir satici Beni Hasim mahallesine birakilmadigi için bu mahalle'lerde oturan halk yiyecek ve içecek gibi her türlü günlük ihtiyaçtan mahrum bir halde birakilmis oluyordu. Andlasmanin süresi, saglanmak istenilen amaç'la sinirlandirilmisti; yâni Hasimi'lerin ve Mutalibi'lerin Muhammed'i koruma isinden vazgeçmelerine ve böylece Muhammed'in kendileri için bir huzursuzluk kaynagi olmaktan çikmasina kadar kusatma sürecekti.

Andlasma etkisini göstermekte geçikmemis olmali ki, Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre "çocuklarin ve kadinlarin açliktan feryad ve figâni Mekke sehrini sarsiyordu. Fakat bu merhametsiz Kureysiler bir türlü insafa gelmiyorlardi" (Bkz. Sahih-i... VI, sh. 104).

Yine ayni kaynaklarin söylemesine göre Kureysi'lerin "insafa gelmemelerinin" nedeni, Muhammed'i, Hasimi'lerin ve Muttalibi'lerin desteginden yoksun kilip, kendilerine boyun egmege zorlamakti (Bkz. Sahih-i.., X. sh. 309).

Her ne kadar seriâtcilar bu kusatmayi, Islâm tarihinin acikli günlerinin pek çok facialarindan biri olarak tanimlarlar ve Kureysi'leri bu olay vesilesiyle "merhametsizlikle" ve "insafa gelmemezlikle" suçlarlarsa da, isin gerçek olan bazi yönlerini gizli tutmaktan geri kalmazlar. Bu gizli tuttuklari ve açiklamaktan kaçindiklari yönler, söz konusu andlasma'nin imzalanmasina, esas itibariyle Muhammed'in ve taraftarlarinin sebebiyet vermis olmalaridir.

Su bakimdan ki Kureysi'ler ve Kinâne ogullari, ilk baslarda kendi dinsel inançlarina ters düsen yeni bir din ve inanç olayina (Islâm'in gelisine) karsi pek tepki göstermemislerken, Muhammed taraftarlarinin asiriliklari ve buna kanat geren Hasimi'lerin ve Muttalibi'lerin kayitsizliklari karsisinda ne yapacaklarini bilememisler ve yukarda adi geçen andlasmaya yönelmekten baska çözüm yolu bulamamislardir. Söyleki:

Amine'nin ölümünden sonra Muhammed, alti ya da yedi yaslarinda iken, amucasi Ebû Tâlib'in himâyesine geçer. Ebû Tâlib, Mekke'nin hatiri sayili kisilerinden biri olup dört çocuk babasidir: çocuklarinin adlari sudur: Akil, Tâlib, Ali ve Câ'fer.

Son derece hosgörülü ve iyi bir insan oldugu söylenen Ebû Tâlib, kendi öz ogullarini nasil yetistirmis ise Muhammed'i de, hiç ayirim yapmaksizin, o sekilde yetistirmistir.

Yillar geçer ve Muhammed kirk yasina bastiginda peygamber oldugunu ve Islâmi getirdigini ilân eder. Etmekle de kalmaz fakat Mekkeli'leri de kendi inançlarindan koparip müslüman yapmak için ugrasir. Mekkeli'lerden pek çogu putperest olmakla beraber aralarinda Tanri'nin tekligine inanmis olanlar da vardir. Fakat her ne olursa olsun Muhammed'in, kendi inançlarina ters düsen davranislarindan dolayi huzursuzluk duyarlar.

Ebû Tâlib'e gelince o, Muhammed'in bütün israrlarina ragmen müslümanligi kabul etmeyip kendi atalarinin inancinda (yâni putperest olarak) kalmayi tercih eder. Bununla berâber kendi çocuklarinin inançlarina karismaz; onlari diledikleri gibi hareket etmekte serbest birakir. Nitekim ogullarindan ikisi, Ali ile Câ'fer, Islâm'a girdikleri halde diger ikisi, Akil ile Tâlib, girmezler; putperestligi tercih ederler (Zuhriënin söylemesi için bkz. Sahih-i... X, sh. 308).

Islâm'a girmemis olmasina ragmen Ebû Tâlib, hem bir yandan Muhammed'in farkli bir din ve inancta olmasini hosgörü ile karsilar, ve hem de onu Kureyslilere karsi savunur ve korur. Onun bu korumasi Muhammed'in Kureysi'lere karsi cüret ve cesâretini arttirir; o kadar ki onlarin inançlariyle alay etmege ve hattâ putlarina sövüp saymaya baslar. Onunla birlikte taraftarlari da ayni seyleri yaparlar. Bu durum Kureysi'leri (ve bu arada Kinâne ogullarini) öylesine huzursuz kilar ki, ne yapacaklarini sasirirlar; kendilerini savunmak icin çareler düsünürler. Ebû Tâlib'in ve Hasimi'lerin korumasi olmamis olsa Muhammed'in hakkindan kolaylikla gelebileceklerdir. Her ne kadar ara sira Ebû Tâlib'e gidip sikâyette bulunurlar, ve örnegin: "Yegenin bizim ilâhlarimiza hakâret ediyor; ona söyle de bundan vazgeçsin" seklinde yakinmalarda bulunurlarsa da olumlu bir sonuç alamazlar. Zirâ onlarin bu yakinmalari üzerine Ebû Tâlib, zaman zaman Muhammed'i yanina çagirip tutum ve davranislarini degistirmesini isterse de pek dinletemez.

Ebû Tâlib'in korumasi altinda bulundugu sürece Muhammed'e pek bir sey yapamayacaklarini anlayan Kureysi'ler (ve Kinâne ogullari) ona karsi bir de yumusaklik, ve uyumluluk siyâseti izleme yolunu denerler. Örnegin: "Sen bizim putlarimiza küfretme, biz de senin Tanri'na küfretmeyelim. Sen bizim ilâhlarimizi tani, biz de senin Tanri'ni taniyalim" seklinde teklifte bulunurlar.

Bu tür tekliflere Muhammed bir aralik yanasir görünürse de çabuk vazgeçer (Seytan âyet'leri olayi, bunu kanitlayan örneklerden biridir). Vazgeçmekle de kalmaz, fakat onlara karsi husumet siyasetini daha da sert ve kararli bir sekilde sürdürmege çalisir. O kadar ki nihâyet Küreysi'lerin sabirlarini tasirtarak onlari, Kinâne ogullariyle yukarda söz konusu olan andlasmayi imzalamaga ve Hasimilerle her türlü iliskileri sona erdirmege zorlamis olur.

Biraz önce belirttigimiz gibi kusatma eylemi Hasimi'leri ve Kinâne ogullarini bir hayli güç durumlara sokar. Aylar geçtikçe durum daha da aleyhlerine olur. Pek muhtemelen bunun sonucu olaraktir ki Muhammed, aradan üç yil geçtikten sonra, onlara karsi olan sert tutumunda degisiklik yapar ve örnegin taraftarlarina: "Siz onlarin putlarina sövmeyin ki onlar da sizin Tanriniza sövmesinler" seklinde tavsiyede bulunur. Bu vesileyle Kur'âna koydugu âyet söyle: "Onlarin Allah'tan baska taptiklarina sövmeyin ki, onlar da, haddi asarak cehâlet yüzünden Allah'a sövmesinler" (K. 6 En'âm 108).

Dikkat edilecek olursa burada: "Onlarin putlarina sövmeyin" seklinde konusurken anlatmak istedigi sey, kendi taraftarlarini, Mekkeli'lerin dinsel inançlarina karsi hosgörülü davranmaya çagirmak degildir. Çünkü olmus olsaydi: "Onlar sizin Tanriniza sövseler bile, siz onlarin ilâhlarina sövmeyin" seklinde bir seyler söylerdi. Böyle yapmayip: "Siz onlarin ilhalarina sövmeyin ki onlar da sizin Allah'iniza sövmesinler" demekle taraftarlarini biraz olsun yumusatip asiri saldirganliktan uzak kilmak, böylece karsi tarafin misillemesine ugramaktan korumak istemistir. Çünkü aksi takdirde sonucun kendi aleyhine olacagini düsünmüstür.

Nitekim bu yumusama durumu üzerinedir ki Kureysi'ler kusatma'yi kaldirirlar. Ancak ne var ki Muhammed, kusatma'nin kaldirilmasini, Tanri'nin kendisine yardimci olmasi sonucuna baglayacak sekilde, yâni farkli bir içerikte olmak üzere, taraftarlarina yansitir. Söyledigine göre güyâ Tanri, Kâ'be'nin duvarinda asili duran andlasma sayfasina bir kurt (solucan) musallat etmis ve bu kurt, o sayfada Hasimiler (ve Muttalibi'ler ve Muhammed) aleyhinde yazili ne kadar igrenç sözler varsa hepsini kemirip silmis, sadece Tanri'yi övücü nitelikteki kutsal sözcükleri birakmistir. Ve Kureysi'ler, bunun böyle oldugunu ögrenince, derhal kusatmayi kaldirmislardir.

Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed, Tanri'nin, Kâ'be duvarinda asili bulunan andlasma "sahifesi"ne bir kurt'u musallat ettigini ve bu kurt'un o sahife'deki "küfür"leri sildigini, amucasi Ebû Tâlib'e nakleder. Muhammed'in bu söylediklerine inanan Ebû Tâlib, onu dinledikten sonra Kureys'lilere hitaben su sekilde konusur: "(Ey Kureysi'ler) Benim kardesim oglu, bana karsi iltizam ettigi dogru bir lisân ile demistir ki: -Allâh, sizin Kâ'be'deki sahifenize bir kurt musallat etmistir. Ondaki zâlim kelimeleri o kurt silmistir. Yalniz Imu'llâh kalmistir-. Kâ'be'ye gidiniz bakiniz. Eger kardesim oglu dogru ise, bu zulmünüzü, kötü düsüncelerinizi birakiniz, eger kardesim oglu yalan çikarsa, ben onu size takdim ederim, ister öldürünüz, ister diri birakini"z (Bkz. Sahih..., Cilt VI, sh. 105).

Bu sözleri dinleyen Kureysi'ler hemen gidip Kâ'be duvarinda asili bulunan andlasma "sahife"sine bakarlar. Güyâ görürler ki Ebû Tâlib'in söyledikleri dogrudur; "sahife"yi ellerine alirlar, "sahife" parça parça yere düser. Bunun üzerine baslarini yere egerler. Haber az geçmeden Mekke içine yayilir; ve yayilmasiyle birlikte Kureys ileri gelenleri birbirlerine girerler: Hasimilere (Beni Hâsim'e) karsi haksizlik ettiklerini anliyarak birbirlerini suçlarlar. Bu arada Mansûr Ibn-i Ikrime diye bilinen birinin çolak oldugu görülür: çünkü güyâ "sahife'yi (andlasma metnini) kaleme aldigi (yazdigi) için Tanri onu çolak yapmistir [84] .

Ve iste güyâ Kureysi'ler, Kâ'be duvarina asili "sahife"deki sözcüklerin Tanri tarafindan gönderilen bir kurt tarafindan silindigini ögrendikleri içindir ki korkuya kapilip üç yillik kusatmayi kaldirmislardir.

Söylemeye gerek yoktur ki Kâ'be duvarina asili "sahife"nin, üç yil boyunca hava durumu ve rutubet vs... gibi nedenlerle silik ve okunmaz hâle gelmesi dogaldir. Ancak ne var ki Muhammed taraftarlari, yukardaki hikâye'yi dinledikten, ve kusatma'nin kalkmasi sonucu olarak üç yil boyunca katlandiklari sikintilarin sona erdigini gördükten sonra Tanri'nin Muhammed'e her vesileyle yardimci oldugu kanisina varip ona biraz daha baglanirlar. Kendi kendilerine: "Pek iyi ama neden acaba Tanri bizleri, bu haksizliklardan, bu sikintilardan kurtarmak için üç yil bekledi de bu kurt'u daha önce göndermedi?" seklinde bir soru sormayi düsünmemislerdir. Sadece onlar degil, fakat bugüne degin, 1400 yil boyunca böyle bir soruyu soran çikmamistir.

Gerek o dönem insanlarinin ve gerek o dönemden bu yana seriâtçilarin sormayi akillarindan geçirmedikleri bir husus daha vardir ki o da Muhammed'in, yukarda görüldügü gibi, Mekke döneminde kendi taraftarlarina: "Siz onlarin (yâni müsriklerin = putperestlerin) putlarina sövmeyin ki onlar da sizin Tanriniza sövmesinler" seklinde tavsiyede bulundugu halde, Medine'ye geçtikten sonra putlari kirdirtmasi ve "müsrik"leri (putperestleri) yasama hakkindan yoksun kilmasidir. Bu konuda soru sormayi akil etmek degil fakat "Siz onlarin putlarina sövmeyin " seklindeki sözleri, biraz önce degindigimiz gibi, Muhammed'in baska din ve inançlara hösgörülü bakisi olarak tanimlamislardir.

Oysa Muhammed bu sözleri bu maksatla söylememistir. Söylemesinin gerçek nedeni sudur ki, o dönemde (ki "Birinci Mekke dönemi" diye bilinir) henüz güçlü bulunmadigi için put'lari yok edecek ve putperestleri Islâm'a zorlayabilecek durumda degildi. Kureysi'lerin sabirlarinin tükenmekte oldugunu görmekle, kendi taraftarlarina: "Siz onlarin (yâni müsriklerin = putperestlerin) putlarina sövmeyin ki onlar da sizin Tanriniza sövmesinler" seklinde konusmaktan ve böylece onlari yumusatmaya çalismaktan baska yapabilecegi bir sey yoktu.

Fakat Medine'ye geçipte güçlenmeye baslayinca tutumunu tamamiyle degistirmistir. Bu dönemde, degil yalniz onlarin putlarina küfretmek ve fakat ayni zaman bu putlari kirip yok kilmak ve "müsrik"leri (putperestleri) kiliç yolu zorla Islâm'a sokmak gibi saldirgan bir siyâsete yönelmis ve Kur'ân'a:

"Müsrikleri nerede görürseniz öldürün" (K. Tevbe Sûresi , âyet 5); ya da:

"Eger (müsrikler) tevbe edip namazi dogru kilar, zekâti verirlerse kendilerini saliverin" (K. Tevbe sûresi, âyet 5) seklinde hükümler koymustur.

Öte yandan Muhammed, Medine'ye geçtikten sonra, Kureysi'lerin ve Kinâne ogullari'nin, Hasimi'lere (ve daha dogrusu kendisine) karsi, yillarca önce (en azindan 11 ya da 12 yil önce) giristikleri yukardaki olayin intikamini almaktan ve bunu "ilâhi bir intikam" olarak tanimlamaktan da geri kalmamistir.

Gerçekten de Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed, Mekke'yi fetihten bir gün önce söyle konusmustur: "Allah Mekke'nin fethini müyesser kilarsa, yarin menzilimiz insâ-Allâh Kinâne ogullarinin hayfi (yurdu) dur ki: vaktiyle Kinâne ogullariyle Kureys müsrikleri burada küfür üzerine andlasmislardi" (Bkz. Sahih-i..., cilt X, sh. 308; ayrica bkz. Cilt VI, sh. 103 , Hadis no. 786).

Bu konusmada "menzilimiz Kinâne ogullarinin hayfi [85] " dir dedigi yer Ebi Kubeys daginin yamacinda olan bir yerdir ki Kinâne ogullarinin yurdu olup, yillar önce burada Kinâne ogullari, Kuredysi'lerle (Muhammed'i koruyorlar diye) Hasimi'ler ve Muttalibi'ler aleyhine yukarda sözünü ettigimiz andlasmayi yapmislardir. Islâm kaynaklari burasini "Hacûn" mevkii adiyle de anarlar [86] . Söylendigine göre Muhammed, intikam cikarmak amaciyle Islâm sancagini bu "Hacûn" mevkiine dikmis, çadirini da orada kurdutarak konaklamistir

Bu olayi ve Muhammed'in bu mevki'de konaklamis olmasini seriâtçilar "büyük bir intikâm-i ilâhi" ("ilâhi intikam'in tecellisi" ) seklinde yorumlarlar (Bkz. Sahih-i... , Cilt VI, sh. 104 ve cilt X, sh. 309)..

Öyle anlasiliyor ki Muhammed, bu "intikâm-i ilâhi"yi, ömrünün son yillarina dogru, "Vedâ Hacci" sirasinda yeniden "yâd etmek" (anmak )istemis, ve Minâ'dan dönüsünde, yine bu "Hacûn" mevkiinde konaklamistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt X, sh. 309) [87] .

Fakat her ne olursa olsun üzüntü verecek gerçek su ki, yukardaki hikâyeler (tipki benzerleri gibi) insanlarimizi, bâtil inançlara saplamak, intikam duygulari içerisinde yogurmak, düsünme gücünden yoksun kilmak, hosgörüsüzlüge saplamak ya da bu tür olumsuzluklara dogrultmak bakimindan olumsuz sonuçlar yaratacak nitelikte seylerdir; bundan dolayidir ki bu tür hikâyelerin (ve Kissa'larin) akil süzgecinden geçirilip elestirilmeleri gerekir.