Kur'ân'da, Kitap'lilar (Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar), aleyhinde yer alan hükümlerden örnekler!



Kur'ân'da, Kitapli'lar (Yahudiler ve Hiristiyanlar) içerisinde hem Tevrat'a ve Incil'e ve hem de Kur'ân'a indirilene inananip Allah'a kul olan, namaz kilan ve Allah'in âyet'lerini az bir paraya satmayan kimseler oldugunu, ve bu gibi kimselere Allah katinda ecir bulundugunu belirten âyet'ler var. Örnegin Bakara sûresi'nde söyle yazili: “Þüphesiz iman edenler, yâni yahudilerden, hiristiyanlardan ve sâbiîlerden Allah'a ve ahiret gunune hakkiyle inanip sâlih amel isleyenler için Rableri katinda mükâfatlar vardir. Onlar için her hangi bir korku yoktur. Onlar uzüntü çekmeyeceklerdir” (K. Bakara 62)1. Bu dogrultuda olmak üzere Al-i Imrân sûresi'nin 199.cu âyet'i söyle: “Ehl-i Kitap'tan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyune egerek iman ederler. Allah'in âyet'lerini az bir paraya satmazlar. Iste onlar için Rableri katinda ecirleri vardir. Þüphesiz Allah, hesabi çabuk olandir” (K. Al-i Imrân 199). Yine bunun gibi Imrân sûresi'nde su var:“Hepsi bir degildir; ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardir ki, gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah'in âyet'lerini okurlar. Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanirlar, iyiligi emreder, kötülükten menederler; hayirli islere kosarlar. Iste bunlar iyi insanlardandir. Onlarin yaptiklari hiçbir hayir karsiliksiz birakilmayacaktir. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilir” (K. Imrân 113-115).

Bu âyet'lerden bir kismini Muhammed, Yahudilerden Abdullah b. Selâm gibi bazi kimselerin Islâm'a girmeleri ve bu yüzden kendi çevrelerindeki Yahudilerin hismina ugramalari ve onlarin: “Siz Islâm dinine girmekle kendinize yazik ettiniz” seklinde konusmalari sebebiyle koymustur. Buna karsilik Kur'ân'i benimsemeyen ve kendisini “peygamber” olarak kabul etmeyenleri “inkârci” ve daha dogrusu “kâfir” olarak asagilatmak için birbirinden sert hükümler koymustur. Pek çok örneklerinden biri olarak Bakara sûresi'nin su âyetini okuyalim: “Allah tarafindan kendilerine, yanlarinda bulunani tasdik edici bir elçi gelince ehl-i kitap'tan bir gurup, sanki Allah'in kitabini bilmiyorlarmis gibi, onu arkalarina atip terkettiler” (K. Bakara, 101)

Asagidaki kesimde, Ehl-i Kitab deyimi ile asagilatilan Yahudiler ve Hiristiyanlar konusunda Kur'ân'da yer alan âyet'lerden bazilari belirtilmistir.


Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerinden

gayri hiç kimsenin cennet'e giremeyecegini

söyledikleri için “kâfir”dirler.

(K. Bakara 111)


Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre, Medine'deki Yahudi'lerle, Necrân'daki Hiristiyanlar, Muhammed ile ahiret yurduna kimlerin girecegi konusunda sik sik tartisirlarmis. Örnegin Yahudi'ler, ya da Hiristiyan'lar kendilerinden gayri hiç kimselerin cennet'e alinmayacaklarini söylerlermis. Tanri bunu duyunca Muhammed'e, onlarin yalan söylediklerini ve çünkü iddiha'alrini kanitlayici bir sey buylunamdigini bildirmek üzere Bakara sûresi'nin 111ci âyet'ni indirmis: “(Ehl-i Kitap): -Yahudiler yahut hiristiyanlar hariç hiç kimse cennete giremeyecek- dediler. Bu onlarin kuruntusudur. Sen de onlara: - Eger sahiden dogru söylüyorsaniz deliliniz getirin- de” (K. Bakara 111)

Bunu bildirdikten sonra, “muhsin” olarak Allah'a kulluk edenlerin Tanri katinda “ecri” oldugunu eklemistir (K. Bakara 112). Ilerde görecegiz ki Kur'ân'i benimsemeyen ve Muhammed'i “peygamber” olarak kabul etmeyen Yahudiler ve hiristiyan'lar “kâfir” olarak cehennemlik sayilacaklardir.

Cennet'e sadece müslümanlarin girecekleri konusunda Muhammed söyle demistir: “Allah adina yemin ederim ki... Cennete ancak müslüman olan girebilir...” (Ibn Mes'ud'un rivâyeti için bkz. Riyâz'üs-Sâlihîn Tercümesi (Merve yayinlari, Istanbul 1992, Cilt I. sh. 395). Yine Muhammed'in söylemesine göre müslümanlar, kiyamet günü daglar gibi günahlarla huzura gelseler bile Allah onlarin günhlarini bagislayacaktir (Ebû Mûsa'nin rivhayeti için bkz. Riyaz'üs... Cilt I, sh. 395)



Yahudi'ler ile Hiristiyan'lar,

birbirlerini dogru yolda

olmamakla suçlayip anlasmazliga

düsmüsler; birbirlerine düsman kesilmisler!

(K. Bakara 113, 135)


Yahudi'lere Tevrat ve Hiristiyan'lara da, Tevrat'i dogrulayan Incil verilmis. Bu iki kitap Tanri nezdinde mahfuz bulunan “Levh-i Mahfûz”da yazili olan seyleri kapsarmis. Kur'ân dahi daha sonra, hem Tevrat'i ve hem de Incil'i “tasdik” eder olarak gönderilmis. Ancak ne var ki Yahudil'ler ile Hiristiyanlar, kendilerine verilen kitap'lari, yâni Tevrat'i, ya da Incil'i okuduklari halde birbirlerini kitab'a uymamakla, dogru yoldan ayrilmakla suçlarlarmis, ve iste Tanri onlari bu yüzden anlasmazliga düstükleri için, kiyâmet günü cezalandiracakmis. Ayet söyle: “Hepsi de Kitabi (Tevrat ve Incil'i) okumakta olduklari halde Yahudiler: -Hiristiyanlar dogru yolde degillerdir- dediler. Hiristiyanlar da: -Yahudiler dogru yolda degillerdir- dediler. Kitabi bilmeyenler de birbirleri hakkinda tipki onlarin söylediklerini söylediler. Allah ihtilafa düstükleri hususlarda kiyamet günü onlar hakkinda hükmü verecektir” (K. Bakara 113).

Ancak ne var ki, Yahudi'lerle Hiristiyan'larin, birbirlerine karsi düsmanlik beslediklerine söyleyen bu âyet'e karsilik, Mâide sûresin'nde, onlarin birbirleriyle dost ve müslümanlara karsi düsmanlikta ortak olduklari yazilidir. Ayet söyle: “Kendilerine Kitap'tan nasip veilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtila (tanrilara) iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: -Bunlar, Allah'a iman edenlerden (yâni müslümanlardan) daha dogru yoldadir- diyorlar. Bunlar Allah'in lânetledigi kimselerdir. Allah'in rahmetinden uzaklastirdigi (lânetli) kimseye gerçek bir yardimci bulamazsin” (K. Mâide 51-52).

Kur'ân yorumcularina göre, güyâ Yahudi'lerden Kâ'b b. el-Esref, Mekke'deki müsrikleri Muhammed aleyhine kiskirttigi için bu âyet inmistir.




Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, Allah'in

çocuk edindigini söylemekle

günâh islemisler

(K. Bakara 116)


Yahudi'ler “Uzeyr Allah'in ogludur” derlermis. Hiristiyan'lar ise Isa'yi Allah'in oglu sayarlarmis. Müsrik Arap'lar da melekleri Tanri'nin kizlari olarak kabul ederlermis. Ve iste bu söylenenlerin yalan oldugunu anlatmak için Tanri su âyet'i indirmis: “...-Allah çocuk edindi- dediler. Hâsâ! O, bundan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanlarin hepsi O'nundur, hepsi O'na boyun egmistir” (K. Bakara 116).

Muhammed'in söylemesine göre Yahudi'ler Uzeyr'i, ve Hiristiyan'lar ise Isa'yi Allah'in oglu olarak kabul ettikleri için cehennem atesinde kavrulacaklardir Buharî ile Müslim'in Ebû Sâid-i Hudrî'den rivhayet'leri için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt II, sh. 824-5)



Muhammed, Kitaplilarin dinine degil,

fakat Kitaplilar Muhammed'in

dinine uymakla görevliler:

(K. Bakara, 120-121)


Muhammed'in söylemesine göre Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerine verilen dinin en dogru yol oldugunu düsünmekteydiler; bu nedenle Muhammed'in kendilerine uymasini, aksi takdirde ondan “razi” olmayacaklarini bildirmekteydirler. Onlarin bu tutumuna karsi Muhammed, eger onlarin dedigine uyacak olursa Tanri'nin kendisinden uzaklasacagini ve çünkü dogru yolun ne oldugunun Tanri tarafindan kendisine bildirildigini ve bu nedenle Kitaplilarin kendisine uymakla görevli bulunduklarini anlatmak için su âyet'i koyar: “Dinlerine uymadikça yahudiler de hiristiyanlar da asla senden razi olmayacaklardir. De ki: -Dogru yol, ancak Allah'in yoludur. Sana gelen ilimden sonra onlarin arzularina uyacak olursan andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardimci vardir” (K. Bakara 120)




Yahudi'lerden ve Hiristiyan'lardan

Kur'ân'i hakkiyle okuyanlar iman

etmis sayilirlar; inkâr edenler, zarara

ugrayacaklar:

(K. Bakara 121)



Bir rivâyete göre yahudi bilginlerinden Abdullah Ibn-i Selâm, ve onun gibi bazi yahudiler, Kur'ân'a inanmis olduklari için Tanri su âyet'i indirmistir: “Kendilerine kitap verdigimiz kimseler (den bazisi) onu, hakkini gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkar edenlere gelince, iste gerçekten zarara ugrayanlar onlardir” (K. Bakara 212)

Muhammed'in söylemesine göre Kur'ân, daha önce Yahudi'lere ve Hiristiyanlara verilen kitap'lari onaylayan bir kitap'tir. Bu itibarla, eger Kitaplilar Kur'ân'i okuyacak olurlarsa kendilerine verilen kitabi, “hakkini gözeterek” okumus olacaklardir.

Yukardaki âyet'in, Habesistan'dan Cafer b. Ebî Talip'le birlikte gelen kirk kadar Hiristiyanin Islâm'i kabul etmeleri vesilesiyle indigini söyleyenler de vardir (Bkz. Diyânet Vakfi çevirisi'nde Bakara121 âyeti'nin açiklanmasi))



Müslüman'larin, Yahudi'lere

ve Hiristiyan'lara “Ibrahim ve ondan

sonra gelenler hep Islâm olmuslardir”

demeleri, ve dogru yol'un

Islâm oldugunu hatirlatmalari gerekir.

Eger Kitabli'lar Islâm olurlarsa kurtulusa

ermis olurlar

(K. Bakara 135-137, 140)


Muhammed'in söylemesine göre Yahudiler ve Hiristiyanlar, kendi dinlerinin en dogru yol oldugunu öne sürerek müslümanlara “Yahudi, ya da Hiristiyan olun ki, dogru yolu bulasiniz” derlermis, ve bu nedenle Tanri kendisine, dogru yolun Islâm oldugunu anlatmak üzere söyle konusmasini emretmis: “... (Ey Muhammed!) De ki: -Hayir! Biz hanîf olan Ibrahim'in dinine uyariz. O, müsriklerden degildi. Biz, Allah'a ve bize indirilene; Ibrahim, Ismail, Ishak, Ya'kub ve (torunlarina) indirilene, Musa ve Isa'ya verilenlerle Rableri tarafindan diger peygamberlere verilenlere, onlarin hiç biri arasinda fark gözetmeksizin inandik ve biz sadece Allah'a teslim olduk” (K. Bakara 135-136).

Ve iste eger Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar müslümanlar gibi inanacak olurlarsa dogru yolu bulmus , aksi takdirde anlasmazlik içine düsmüs olacaklardir (K. Bakara 137)



Yahudilere ve Hiristiyan'lara

gönderilmis olan “peygamberlerin”

müslümanlikla emrolunmus

bulunduklari hususunda Tanri

Muhammed'i konusturuyor!

(K. Bakara 140, 139)


Yahudi'leri ve hiristiyan'lari müslüman yapmak isteyen Muhammed, onlara gönderilen peygamberlerin ne yahudi ve ne de hiristiyan olmayip müslüman olduklarini tekrarlardi. Ibrahim'in, Ismail'in, Ishak'in, Ya'kub'un ve ogullarinin hep müslüman olarak emrolunduklarini hatirlatirdi. Onlar direndikce: “Yoksa siz, Ibrahim, Ismail, Ishak, Ya'kub ve esbât'in (ogullarinin) yahudi, yahut hiristiyan olduklarini mi söyluyorsunuz?” sorar ve onlara“Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mi?” der (K. Bakara 140), ve kendisinin Tanri'nin sahidi oldugunu bildikleri halde bunu bilmezlikten geldiklerini anlatmak üzere sunu eklerdi: “Allah tarafindan kendisine (bildirilmis) bir sahitligi gizleyenlerden daha zalim kim olabilir. Allah yaptiklarinizdan gafil degildir” (K. Bakara 140).

Kendisiyle bu konuda tartismaya girismelerini önlemek için Kur'ân'a sunu koymustur: “Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz oldugu halde, O'nun hakkinda bizimle tartismaya mi giriyorsunuz? Bizim yaptiklarimiz bize, sizin yaptiklariniz da size aittir. Biz O'na gönülden baglananlariz” (K. Bakara 139) Bütün bu âyet'leri Tanri'nin agzindan çikmis olarak okurdu.



Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar iman ile yogurulmamis

olduklari için inat ve bagnazliktan

kurtulamamislar. Onlarin isteklerine

uymak uyanlar hakki çignemis olurlar.

(K. Bakara 145)


Ilerde tekrar belirtecegimiz gibi Muhammed, Medine'ye hicret ettikten sonra Yahudileri kazanmak, ve müslüman yapmak amaciyle onlarin inançlari ve gelenekleri dogrultusunda is görme taktigini seçmistir. Örnegin Ibrahim'in ve ogullari Ishak ile Ismail'in ve onlarin torunlarinin, Musa'nin vs... hep müslümanlikla emrolunduklarini, onlara verilmis olan kitap'larin (Tevrat ve Incil'in) Kur'ân tarafindan onaylandigini söylemekten ya da çogu geleneklerini benimsemekten tutunuz da kible'yi, onlarin benimsedikleri yöne, yâni Kudûs'e çevirmege varincaya kadar her seyi yapmistir. Fakat bütün bunlara ragmen onlari kazanamayacagini anlayinca bu siyâsetini düsmanliga dönüstürmüs ve 16 ay boyunca Kudüs'e yönelik ibâdet uygulamasini degistirmis ve kible'yi Mekke'deki Kâ'be'ye yönelik yapmistir (K. Bakara 144). Yaparken de kendisi hakkinda: “Muhammed kible'nin neresi oldugunu bilmiyor!” seklinde konusan Yahudileri “beyinsizler” olarak tanimlamistir (K. Bakara 142). Bu vesileyle hiristiyanlari da asagilamis olmak için Kur'ân'a su âyet'i koymustur: “Yemin olsun ki (habibim!) sen ehl-i kitab'a her türlü âyet'i (mucizeyi) getirsen de yine de onlar senin kiblene dönmezler. Sen de onlarin kiblesine dönecek degilsin. onlar da birbirlerinin kiblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eger onlarin arzularina uyacak olursan , iste o zaman sen hakki çigneyenlerden olursun” (K. Bakara 145).

(Evet Resûlüm!) Nereden yola çikardsan çik (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a dogru cevir. Nerede olursaniz olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarindan haksizlik edenler (kuru inatçilar) müstesna, insanlarin aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasin. Sakin onlardan korkmayin! Yalniz benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayim da dogru yolu bulasiniz” (K. Bakara 150)

Islâm yorumcularinin açiklamalarina göre bu âyet'lerle Tanri, yahudilerle hiristiyanlarin iman gücünden yoksun ve bu nedenle inatçiliktan ve bagnazliktan kurtulamamis kimseler olduklarini, kötülüge yöneldiklerini anlatmak istemistir (Bkz Diyânet Vakfi'nin Bakara 145. âyetiyle ilgili açiklamasi)


Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara verilen

kitaplarda Muhammed'in gelecegi

müjdelendigi halde, onlar, sirf

irkçilik yüzünden onu inkâr

etmisler:

(K. Bakara 146-147))


Bakara sûresi'nin 146. âyet'i söyle: “Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz ogullarini tanidiklari gibi tanirlar. Buna ragmen onlardan bir gurup bile bile gerçegi gizler” (K. Bakara 146)

Yorumcularin açiklamalarina göre Tevrat ve Incil'de, Tanri tarafindan gönderilecek peygamberlerin nitelikleri belirtilmistir. Bu nedenle Yahudiler ve Hiristiyanlar, peygamberlerin Ibrahim'in zürriyetinden gelecegini nesiller boyunca bilmekte idiler. Örnegin Yahudiler, kendi ogullarini nasil taniyorlarsa, Israil'in kardeslerinden, ve Ismail ogullarindan bir peygamber çikacagini da öyle biliyorlardi. Esasen Musa dahi, Israil'in kardeslerinden olan Ismail ogullarindan, kendi gibi bir peygamber çikacagini bildirmisti. Ve güyâ bu çikacak olan peygamber Muhammed idi; ve bundan kusku etmemek gerekirdi. Fakat buna ragmen Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, sirf “irkçilik gayret ve düsüncesiyle” Muhammed'i inkâr etmisler. Bunu yapmakla Tanri'ya karsi gelmisler!


Tanri insanlara daha önce

Tevrat ile Incil'i indirmis, ve

bunlari tasdik edici olarak da

Kur'ân'i göndermis

(K. Al-i Imrân, 3-4)


Kur'ân'in Imrân sûresi'nde, Kur'ân'in “hak ve önceki kitaplari tasdik edici” olmak üzere indirildigi ve fakat “tedricen”, yâni peyderpey indirildigi belirtiliyor. Bununla beraber daha önce insanlara dogru yolu göstermek üzere Tevrat ile Incil'in indirildigi belirtiliyor.

Ancak ne var ki insanlara dogru yolu göstermek için indirilen Tevrat ve Incil'in hangi dil'de indirildigi, ve indirilirken neden dolayi Arap'lara da kendi dillerinde bir kitap indirilmedigi, bildirilmiyor. Öte yandan Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, kendilerine verilen kitaplari tahrif ettikleri bildirilmekte. Eger bu böyle ise, nasil oluyor da Kur'ân'in, daha önce indirilen kitaplari tasdik için indirildigi bildiriliyor?

Yine bunun gibi, nasil oluyor da Arapça indirilmis olan Kur'ân, Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara, ve Arapça bilmeyen diger milletlere de uygulanmak için gönderilmis gibi gösterilebiliyor?



Allah nezdinde “hak” din

sadece Islâm. Daha önce

kendilerine kitap verilenler

ayriliga düsmüsler; eger Islâm

olurlarsa dogru yolu bulmus olacaklardir!

(K. AL-i Imrân, 19-20)


Al-i Imrân sûresi'nde Islâm dinini gerçek olarak Tanri nezdinde “hak din” oldugu söyle bildiriliyor: “Allah nezdinde hak din Islâm'dir...” (K. Al-i Imrân 19). Islâm'dan baska gerçek din yoktur, çünkü kendilerine daha önce kitap verilenler kiskançlik yüzünden ayriliga düsmüsler, Tanri'nin âyet'lerini inkâr etmislerdir (K. Al-i Imrân, 19). Dogru yolu bulabilmeleri için Allah'a teslim olmalari, yâni Muhammed'i peygamber bilip, ona indirilen Kur'ân'a uymalari gerekir. Bunun böyle oldugunu anlatmak maksadiyle Muhammed, Tanri'nin kendisine söyle dedigini söylemekte: “(Ey Muhammed!) Eger seninle tartismaya girerlerse, de ki: -Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah'a teslim ettim-. Ehl-i Kitab'a ve ümmîlere de: -Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?- de. Eger teslim olurlarsa dogru yolu buldular demektir. Yok eger yüz çevirdilerse sana düsen, yalnizca duyurmaktir. Allah kullarini çok iyi görmekte” (K. Al-i Imrân, 20).

Görülüyor ki Muhammed, yahudilerle hiristiyanlarin dogru yolda olmadiklarini, ve eger kendisi gibi Allah'a teslim olurlarsa, yâni daha önceki Kitaplari tasdik eden Kur'ân'i benimserlerse dogru yolu bulmus olacaklarini söylemekte. Söyledikten sonra da: “... Yok eger yüz çevirirlerse sana düsen, yalnizca duyurmaktir....” diyerek kendisini, sanki sadece “duyurmakla” görevli imis göstermekte. Oysa bu sözlerin altinda yatan sey tehdit siyâsetidir. Nitekim silahli vurusma yolu ile yahudileri ve hiristiyanlari Islâm'a girmeye zorlamis, girmeyenlerden “cizre” (kafa parasi) vermege zorlamistir (Bkz. Tevbe sûresi, âyet 29).


Yahudi'lerle Hiristiyan'lar, Ibrahim'in

Yahudi ya da Hiristiyan oldugu

hususunda tartisirlarmis; oysa

Ibrahim müslümanlikla emrolunmus.

Ve kendilerini Ibrahim'e yakin bulanlar için, Muhammed'e uymak gerekli imis!

(K. Al-i Imrân, 65-68; Bakara 131-132)


Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari müslüman yapabilmek için Muhammed'in basvurdugu taktiklerden biri Ibrahim'i, ve onun zürriyetinde gelenleri müslümanlikla emrolunmus gibi göstermekti. Bu maksatla Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: “... Rabbi (Ibrahim'e): -Müslüman ol- demis, o da: -Alemlerin Rabbine boyun egdim- demisti. Bunu Ibrahim de kendi ogullarina vasiyet etti. Yâ'kub da: -Ogullarim! Allah sizin için bu dini (Islâm'i) secti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünuz- (dedi)...” (K. Bakara 131-132).

Bu dogrultuda olmak üzere Al-i Imran sûresine de Ibrahim'in ne yahudi ve ne de hiristiyan olmayip müslüman olduguna dâir su âyet'i koyar: “Ibrahim, ne yahudi , ne de hiristiyan idi; fakat o, Allah'i bir taniyan dosdogru bir müslüman idi; müsriklerden de degildi” (K. AL-i Imrân, 67)

Bu âyet'i öne sürerek, yahudi'leri ve hiristiyan'lari, Ibrahim'in dini konusunda birbirleriyle tartismaktan vazgeçmelerini söyler; çünkü güyâ yahudi'ler Ibrahim'in yahudi oldugunu, ve hiristiyan'lar da hiristiyan dininden oldugunu söyliyerek çekisirlermis; oysa onlara verilen kitap'lar Ibrahim'den sonra indigine göre bu konuda çekismeleri yersiz imis. Bunu anlatmak üzere Kur'ân'a koydugu âyet söyle: “Ey ehl-i kitap, Ibrahim hakkinda niçin çekisirsiniz? Halbuki Tevrat ve Incil kesinlikle “ondan sonra indirildi. Siz hiç düsünmez misiniz?” (K. Al-i Imrân, 65).

Ibrahim'in müslüman olduguna dâir yukardaki âyet'i koyduktan sonra, kendisine uyan ve iman edenlerin, Ibrahim'e en yakin olan kimseler sayilacaklarini, ve bunu yapanlarin mü'minlerden sayilacaklarini, ve mü'min sayilanlarin Tanri'nin dostu olarak kabul edileceklerini söyler: “Insanlarin Ibrahim'e en yakin olani, ona uyanlar, su Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur” (K. AL-i Imran, 68).

Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari, Ibrahim'in dini konusunda tartismaktan vazgeçirtip onun müslüman olduguna inandirmak için bir de su âyet'i ekler: “Iste siz (birbirleriyle çekisen) böyle insanlarsiniz! Hadi hakkinda bilgi sahibi oldugunuz konuda tartistiniz; fakat bilgi sahibi olmadiginiz konuda niçin tartisiyorsunuz! Oysa Allah, her seyi bilir, siz bilmezsiniz” (K. Al-i Imrân, 66).


Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, Allah'in

âyet'lerini inkâr etmek, ya da degistirmek

yaninda, bir de müslümanlari dinlerinden saptirmak

cabasinda imisler

(K. Al-i Imrân, 69-78)


Henüz tam manasiyle güçlenmedigi dönemde Muhammed'in en büyük endisesi, taraftarlarinin, Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar tarafindan kandirilip Islâm'dan uzaklastirilmalari idi. Bu konuda Kur'ân'a âyet'ler koymaktan geri kalmazdi. Örnegin Tanri'nin söyle konustugunu söylerdi: “Ehl-i Kitap'tan bir kismi istediler ki, ne yapip edip sizi saptirabilsinler. Oysa onlar sadece kendilerini saptirirlar da farkina bile varmazlar” (K. Al-i Imrân, 69). Beyzavî gibi yorumcularin açiklamalarina göre Muhammed, bu âyet'i, Hüzeyfe ve Muaz gibi müslüman kisilerin Yahudi'ler tarafindan kandirilmak istenmeleri üzerinbe koymustur.

Yine bunun gibi, Hayber Yahudi'lerinden 12 kisilik hahamlar gurupu'nun, günün ilk saatlerinde müslüman olduklarini, ve fakat aksama dogru kendi kitaplarina baktiklarinda orada Muhammed'in peygamberligine dair bir sey bulamadiklari için Islâm'i terkettiklerini söyliyerek müslümanlari kandirmak istediklerini öne sürer, ve su âyet'i koyar: “Ehl-i Kitap'tan bir gurup söyle dedi: -Müminlere indirilimis olana sabahleyin (görünüste) inanip aksamleyin inkâr edin. Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler. Sizin dininize uyanlardan baska hiçbir kimseye inanmayin...” (K. Al-i Imrân 72)2.

Bundan baska bir de Yahudilerin, kendi aralarinda: “Size verilenin bezerinin baska herhangi bir kimseye (yâni Muhammed'e) verildigine inanmayin” ya da “Rabbinizin huzurunda (müslümanlarin) size karsi deliller getireceklerine de inanmayin” dediklerini söyliyerek söyliyerek kendi taraftarlarini Yahudilere karsi düsmanliga tesvik eder ve “lütûf ve ihsan Allah'in elindedir. Onu diledigine verir... Rahmetini diledigine ayirir ” (K. Al-i Imrân 73-74) diye eklerdi.

Yine Beyzavî gibi yorumcularin söylemesine göre bu âyet'in inis sebebi sudur: Muhamme'din Kible yönünü Kâ'be'ye çevirmesi üzerine Medine'de iki Yahudi, Kâ'b Ibn el-Esref ile Malik Ibn el-Seyif, kendi arkadaslarina: “Sabahleyin Kâ'be'ye dogru, aksamlari ise alisik oldugunuz gibi Kudûs yönüne dönük olarak ibâdet edin. Sizin böyle yaptiginizi görecek olan müslümanlar, dogru olanin bu oldugunu sanarak, sizleri taklid edeceklerdir” diye konusmuslardir.

Ve iste Yahudi'lerin bu sekilde konustuklarini öne sürerek Muhammed, müslümanlari: “Dogru yol ancak Allah'in yoludur ....” (K. AL-i Imrân 73) diye uyarir, yâni Islâm'dan gayri gerçek din olamdigini anlatmak isterdi.

Ayica da, Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, Allah'a karsi verdikleri sözü ve yemini tutmadiklarini, kendilerine verilen kitap'lari “az bir bedelle” degistirdiklerini, Allah'in âyet'lerini inkâr ettikleri, bu nedenle Kiyamet günü cezalandirilacaklarini söylerdi (Bkz. K. Al-i Imrân sûresi, âyet: 70, 77).


“Kitaplilar (Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar),

Allah adina, bile bile yalan söylüyorlar”

(K. Al-i Imrân 75)


Muhammed'in söylemesine göre Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, genellikle güvenilemeyecek kimselerdir; bile bile Allah adina yalan söyleyen kimselerdir! Aralarinda bazi iyiler bulunmakla beraber, pek çogu, kendilerinden olmayanlara karsi kötü davranmakta sakinca duymazlar. Onlar hakkinda Tanri'ninm söyle konustugunu söyler: “Ehl-i Kitap'tan öylesi vardir ki, ona yüklerle mal emanet biraksan, onu sana noksansiz iâde eder. Fakat onlardan öylesi de vardir ki, ona bir dinar emanet biraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onlarin: -Ümmilere (kendilerinden olmayan Arap'lara) yaptiklarimizdan dolayi bize vebal yoktur- demelerindendir. Allah adina, bile bile yalan söylüyorlar” (K. Al-i Imrân 75).

Bu âyet “ehl-i Kitap” hakkinda inmis gibi görünmekle beraber, esas itibariyle, Yahudileri asagilamak gibi bir amaca yöneliktir. Þu bakimdan ki, Beyzâvî gibi kaynaklarin açiklamalarina göre, âyet'de geçen “Ehl-i Kitap'tan öylesi vardir ki, ona yüklerle mal emanet biraksan, onu sana noksansiz iâde eder....” seklindeki sözler yahudileri degil fakat sadece hiristiyanlari kapsamaktadir, çünkü Muhammed onlari, genellikle Yahudilerden üstün tutmustur. Bununla beraber yine Beyzavhi ve Celâleddin gibi kaynaklarda yer alan bilgilere göre Muhammed, kendisine yakinlik gösteren Abdullah Ibn Selâm adindaki bir yahudi'yi, borcuna sadik kimse olarak göstermek istemistir. Güyâ bu Yahudi, müslümanlardan birinden 1200 gram altin borç almis ve vâdesi geldiginde borcunu sadikane bir sekilde ödemistir.

Fakat her ne olursa olsun âyet'in ikinci kisminin Yahudileri hedef edindiginde kusku yoktur. Muhammed Yahudileri, borç yiyen, ya da kendilerine emanet edilen seylere ihânet eden, yalanci kimseler olarak göstermek için bu âyet'i koymustur. Beyzavî'nin bildirmesine göre güyâ bir yahudi, Kureyslilerden birinden bir dinar borç para almis ve fakat sonra borcunu inkâr etmistir. Celâleddin gibi kaynaklarin bildirmesine göre ise yukardaki âyet'in konmasina sebeb, Medine yahudi'lerinden Kâ'b el Esref adindaki kisidir. Güyâ Bedir savasindan sonra Kâ'b, Mekke'ye gitmis ve Kureyslileri Muhammed aleyhine kiskirtmis, ve sonra Medine'ye dönerek bu yaptiklarini uluorta herkese anlatmistir. Buna çök içerleyen Muhammed: “Beni bu adamdan kim kurtarir” diye gönüllü aramis, Kâ'bi öldürecek olan kimsenin cennet'lik olacagini müjdelemis ve iste bunun üzerine Muhammed Ibn-i Mesleme adinda biri, bir kaç arkadasiyle birlikte gönüllü olarak bu isi üstlenmis ve Kâ'b'i öldürmüstür 3.




Tanri, Muhammed'ten önce gönderdigi

peygamberlere:“Sizi tasdik eden bir peygamber gelince ona iman edin” demis. Onlardan

söz almis. Bu nedenle Muhammed'in,

bütün peygamberler arasinda “essiz bir

yeri varmis”!

(K. Al-i Imrân, 81-82)


Muhammed, gelmis geçmis bütün peygamberlerden üstün olmak üzere gönderildigini söylerdi. Ve üstünlügünü, kendisinin insanliga, bütün peygamberler tarafindan önceden müjdelendigini, ve bütün peygamberlerin tasdik edicisi bulundugunu belirterek kanitlamaga çalisirdi. Bu konuda Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: “Hani Allah, peygamberlerden: -Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiginde ona mutlaka inanip yardim edeceksiniz- diye söz almis, -Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?- dediginde: -Kabul ettik- cevabini vermisler, bunun üzerine Allah: -O halde sahit olun; ben de sizinle birlikte sahitlik edenlerdenim- buyurmustu. Artik bundan sonra kim dönerse iste onlar yoldan çikmislarin ta kendileridir” (K. Al-i Imrân, 81-82)

Bu satirlardan anlasildigina göre Tanri, Muhammed'ten önce göndermis oldugu bütün peygamberlerden bir söz almistir ki o da, onlari tasdik edici bir peygamber geldiginde ona inanip yardim etmeleridir. Bu söz sadece peygamberlerin kendileri bakimindan degil fakat ümmetleri bakimindan da geçerli olmak üzere verilmistir; yâni bütün peygamberler, kendi ümmetleri adina, bu konuda Tanri ile ahidlesmislerdir. Daha baska bir deyimle bu peygamberlerin ümmetleri (yâni Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar), kendi peygamberlerini ve kendilerine verilen Kitab'lari tasdik edici olarak gönderilecegi önceden bildirilen Muhammed'e inanmak hususunda söz vermislerdir (K. Al-i Imrân, 81). Bu ahidlesme sonucu olarak bütün peygamberler Muhammed'in gelecegini müjdelemisler, ve Muhammed de, bu peygamberlerin tasdik edicisi olmustur. Yorumcularin açiklamalarina göre bu durum nedeniyle Muhammed, bütün peygamberler içerisinde “essiz bir mevkii haizdir”!4

Ve iste bu sekilde söz verdikleri içindir ki, bu ümmetler (yâni Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar) artik sözlerinden dönemezler; dönecek olurlarsa yoldan çikmis sayilirlar (K. Al-i Imran 82).




Yahudi'lerin ve hiristiyan'larin,

Islâm'dan gayri bir din

aramalari dogru olmaz; ararlarsa

Islâm'a döndürüleceklerdir; Islâm'dan

gayri bir din arayanlar, ahirette

ziyana ugrayacaklardir.

(K. Al-i Imrân 83, 85)


Kur'ân'da yazilanlara göre Allah'in dini Islâm'dir. Bu nedenle göklerde ve yerde ne varsa her seye egemen olan “Ilâhi Kanun” Islâm'dir, ve her sey Islâm'a teslim olmustur. Bu nedenle Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin Islâm'a girmemeleri doga kanununa aykiridir. Islâm'a girmemek demek Allah'in dininden baska bir din aramak demektir: “Göklerde ve yerdekiler, ister istemez, O'na teslim oldugu halde (ehl-i Kitap), Allah'in dininden baskasini mi ariyorlar? Halbuki O'na döndürüleceklerdir” (K. Al-i Imrân, 83).

Islâm'dan gayri bir din'e yönelen Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin “zalimler toplulugu” olarak Allah'in lânetine ugrayacaklari, bu lânete ebedî gömülü olarak azab'a ugrayacaklari da belirtilmistir: “Kim, Islâm'dan baska bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek, ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktir... Kendilerine apacik deliller (yâni Islâm'in) gelmesinden sonra inkârciliga sapan bir kavme Allah nasil hidâyet nasip eder? Allah zalimler toplulugunu dogru yola iletmez. Iste onlarin cezasi, Allah'in, meleklerin ve bütun insanligin lânetine ugramalaridir. Bu lânete ebedî gömülüp gidecekler. Onlarin azaplari hafifletilmez, yüzlerine de bakilmaz... Ancak, bundan sonra tevbe edip yola gelenler baska...” (K. Al-i Imrân, 85-89)

Yorumcular bu âyet'leri açiklarlarken, Islâm dini'nin, “ilâhî dinler zincirinin son halkasi, ve insanligin manevî, ahlâkî ve içtimaî ihtiyaçlarini eksiksiz karsilayan yegâne din oldugunu” ve bu nedenle Islâm'in gelmesiyle diger dinlerin ortadan kalktigini, ve Islâm'dan gayri bir dine yönelenenlerin “ahirette ziyân edenlerden” olacaklarini söylerler (Bkz. Diyânet Vakfi açiklamasi, Al-i Imrân 85).



Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin

Ibrahim'in dinine uyup müslüman

olmalari gerekir.

(K. Al-i Imrân, 95-97)


Muhammed, kendisine indirildigini söyledigi Kur'ân'in, daha önce Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Ya'kub'a ve onun ogullarina, Musa'ya ve Isa'ya indirilen kitaplari tasdik ettigini her vesile ile söylemekten geri kalmazdi. Fakat esas itibariyle hareket noktasi Ibrahim idi. Özellikle Yahudiler'in Ibrahim'i kendi atalarindan saydiklarini bildigi için, onlari Ibrahim'in dinine uymaya çagirirken, esas itibariyle müslüman olup kendisine bas egmeye çagirmis olmaktaydi, çünkü Ibrahim'i müslümanlikla emrolunmus bir peygamber olarak tanitmisti. Mekke'deki Kâ'be'de Ibrahim'in makami bulundugunu, Kâ'be'nin Ibrahim tarafindan insa edilen ilk mabed oldugunu tekrarlar (K. Al-i Imrân, 96-97) ve Ibrahim'in Islâm'a yönelmis oldugunu hatirlatir ve Islâm'a uyulmasini bildirirdi: “(Ey Muhammed! Onlara) De ki: Allah dogruyu söylemistir. Öyle ise, hakka yönelmis olarak Ibrahim'in dinine uyunuz. O, müsriklerden degildi” (K. Al-i Imrân 95)


Kitaplilar (Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar),

müslümanlari Allah yolundan çevirmege

kalkismaktalar

(K. Al-i Imrân, 98-101)


Muhammed'in, Kur'ân'a koydugu âyet'lerle devamli olarak tekrarladigi tema'lardan biri su idi, Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, Allah yolundan sapmislardir, ve müslümanlari da saptirmak için ugrasmaktadirlar. Al-i Imrân sûresi'ne koydugu bir âyet söyle: “De ki: -Ey ehl-i Kitab! (Gerçegi) görüp bildiginiz halde niçin Allah'in yolunu egri göstermeye yeltenerek müminleri Allah yolundan çevirmeye kalkisiyorsunuz? Allah yaptiklarinizdan habersiz degildir.” (K. Al-i Imrân, 99).

Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin bu sekildeki kandirmalarina kapilmamalari için müslümanlari söyle ikaz eder: “Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir guruba uyarsaniz imaninizdan sonra sizi yeniden inkârciliga sevkederler” (K. AL-i Imrân 100)

Her ne kadar bu âyet'lerde “ehl-i Kitap” deyimi geçiyorsa da Muhammed'in asil hedef edindigi kimseler yahudilerdir. Çünkü asil onlarin müslümanlar üzerinde etkili olduklarini düsünmekteydi. Nitekim Beyzavî gibi kaynaklarin bildirmesine göre, yukardaki âyet'ler, Yahudi'lerden birinin, Evs ve Hacrez kabileleri arasinda kavga çikmasina sebeb olan bir kiskirtmasi vesilesiyle “inmistir”. Islâm kaynaklarinin bildirdigine göre bu iki kabile, Islâm olmadan önce birbirlerine karsi koyu bir düsmanlik beslemekteydiler. Bu yüzden yillar boyu birbirleriyle savasmislar, fakat Muhammed'in Medine'ye geçmesiyle Islâm'i kabul ettikten sonra aralari düzelmistir. Ve iste güyâ Yahudi'ler, onlarin bu sekilde anlasmis olarak beraberce yasmalarini kiskanmislar, bir çok yollara basvurarak aralarini açmaga çalismislar, ve hattâ bir defasinda onlari birbirleriyle çatisacak duruma sokmuslardir. Ve yine ayni kaynaklarin bildirmesine göre, böyle bir durumu kendisi için tehlikeli bulan Muhammed, derhal araya girmis ve Evs ve Hacrez'lilere, Yahudilerin giristikleri bu kiskirtmalara kapilmanin seytana uymak oldugunu anlatarak söyle demistir: “Size Allah'in âyet'leri okunurken, üstelik Allah Resûlü de aranizda iken nasil inkâra saparsiniz? Her kim Allah'a baglanirsa kesinlikle dogru yola iletilmistir. Ey iman edenler! Allah'tan ... korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin” (K. Al-i Imrân 101-102)




Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, Muhammed'ten

“olmadik seyler” istedikleri, sözlerinden döndükleri,

Allah'in âyet'lerini ve “Peygamber'lerini”

inkâr etikleri, ve haksiz yere “peygamber'leri”

öldürdükleri için lânetlenmisler:

(K. Nisâ 153-155)

Kur'ân'in bildirmesine göre, Kitaplilar (yâni Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar), Muhammed'ten: “Bize gökten bir kitap indir” diye istekte bulunmuslardir. Vaktiyle Musa'dan da buna benzer, hattâ “bunun daha büyügünü” istemisler ve “Bize Allah'i apaçik göster” demislermis. Bunu yapmakla zalimlerden olmuslar, ve bu nedenle Tanri onlari yildirimlarla çarpmistir (K. Nisâ 153). Fakat sonra Tanri onlara acimis ve kendilerine açik deliller göndermistir. Ancak buna ragmen onlar buzagiyi kendilerine tanri edinmislerdir. Tanri bunu da affetmis ve Musa'ya apaçik delil ve yetki vermistir. Bu hususlar Kur'ân'in Nisha sûresi'nde böylece belirtilmekte (Bkz. K. Nisa 153). Her ne kadar burada “Kitaplilar”dan söz ediliyorsa da aslinda kast edilen Yahudilerdir. Nitekim daha sonraki âyet'de: “Söz vermeleri(ni) takviye için Tûr'u baslarina diktik de onlara: -Bas egerek kapidan girin- dedik. -Cumartesi günü siniri asmayin- dedik. Kendilerinden saglam söz aldik” (K. Nisa 154) diye yazilidir.

Ve iste güyâ bu verdikleri söze ragmen Tanri'nin âyet'lerini inkâr etmisler, “haksiz yere” peygamberlerini öldürmüsler, ve “Kalplerimiz kiliflanmistir” demislerdir. Bu yüzden Tanri tarafindan lânetlemis, ve türlü belâlara çarptirilmislardir. Aslinda onlarin kalpleri kilifli degildir, fakat inkârci olduklari için Tanri onlarin kalpleri üzerine mühür vurmus ve “...pek azi müstesna artik iman etmezler” demistir (K. Al-i Imrân 155).

Dikkat edilecegi gibi Tanri, onlarin kalpleri üzerine mühür basiyor ve artik bir daha iman edemez duruma getiriyor: çünkü onlar inkârcidirlar. Evet ama onlari inkârçi yapan da Tanri degil mi? Dilediginin kalbini Islâm'a açan, ya da kapayan bizzat O degil mi? (Bkz. K. En'âm 125)

Fakat her ne olursa olsun yorumcular, bu yukardaki âyet'leri Yahudileri ve hiristiyanlari asagilamak için firsat bilirler ve örnegin söyle derler: “ Yahudi ve hirisitiyanlarin... peygamberden olmayacak seyler istemeleri ve bir türlü hakki kabule yanasmamalari karsisinda Allah..., ehl-i kitabin geçmisini anlatarak bunlarin, baska peygamberlere de böyle davrandiklarini, daha agir ve olmayacak tekliflerde bulunduklarini... Musa vasitasiyle kendilerine sunulan nice delillere ragmen yine saptiklarini anlatarak... (Muhammed'i) hem teselli etmekte, hem de azmini desteklemektedir” 5.



Gönderilen peygamberlere, ayirim

yapmaksizin, iman edenlere Tanri

mükâfat dagitiyor!

(K. Nisâ 152)


Gönderilen bütün peygamberlere, ayirim yapmaksizin, iman etmenin Tanri mükâfati saglayacagini söylemekle Muhammed, Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari kazanma siyâsetini izlerdi. Kendisini, Ibrahim'in dinine yönelmis peygamberler zincirinin son halkasi olarak tanitmakla bu siyâseti pekistirmis olmaktaydi. Nisâ sûresi'nin su âyet'i bunun örneklerinden biri olarak karsimizda: “Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini digerlerinden ayirmayanlara (gelince) iste Allah onlara bir gün mükâfatlarini verecektir...” (K. Nisa 152).



“Meryem oglu Isa'yi öldürdük”

diyenler yalan söylemisler, ve

Tanri, onlari bu nedenle lânetlemis.

Isa öldürülmemis ve fakat Tanri Isa'yi,

öldürülmüs gibi göstermis onlara!

(K. Nisâ, 156-158)


Muhammed'in söylemesine göre Tanri, Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin kalpleri üzerine, sadece inkârci olduklari için degil, fakat bir de Meryem hakkinda iftirada bulunduklari (örnegin onun zinâ'da bulundugunu söyledikleri) için, mühür vurmustur (K. Nisâ 156).

Öte yandan Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, Isa'nin nasil öldügü konusunda anlasmazliga düsmüsler ve örnegin Yahudi'ler “Meryem oglu Isa'yi öldürdük” demisler, ve bu yüzden Tanri onlari lânetlemistir. Tanri'nin bildirmesine göre Isa öldürülmemistir, çünkü Tanri onu korumustur; fakat Isa'yi onlara öldürülmüs gibi göstermistir (K. Nisâ 157).



Yahudi'lerden ve Hiristiyan'lardan

her biri, ölümden önce mutlaka

Isa'ya iman edeceklerdir. Gökyüzüne

alinan Isa, Tanri tarafindan yeryüzüne tekrar

gönderildikte, Kur'ân ile hükmedip

Islâm dinini yerlestirecektir.

(K. Nisâ, 159)


Nisâ sûresi'nin 159.âyet'i söyle: “Ehl-i Kitap'tan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kiyâmet gününde de o, onlara sahit olacaktir” (K. Nisâ, 159). Anlatilmak istenen sey Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, ölmeden önce mutlaka Isa'ya iman edecekleridir. 

Ancak ne var ki yorumcular, âyet'in açiklanmasi hususunda farkli görüsler ortaya koyarlar. Bir kisim yorumculara göre, ölümden önce Yahudi'ler yalan uydurmaktan, Hiristiyan'lar ise Isa'yi Tanri niteliginde görmekten vazgeçip tevbe edecekler, Isa'ya iman edeceklerdir. Isa da onlara Kiyâmet günü sahidlik edecektir; aksi takdirde etmeyecektir6.

Bir kisim yorumculara göre Tanri Isa'yi, semanin özel bir yerine kaldirmistir, ve Kiyâmet günü onu tekrar dünya'ya gönderecektir. Ve o zaman Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar onun peygamber olduguna inanacaklar, böylece bâtil inançlardan kurtulacaklardir. Isa, dünya'da kaldigi sürece Kur'ân ile hükmedecek, haç, domuz vb. ile ilgili bâtil uygulamalara son verecektir. Ancak ne var ki, ölümlerinden önce gerçegi ögrenip inandiklari halde, bu inanmalarinin onlara faydasi olmayacaktir7.

Bir kisim yorumculara göre Yahudi'lerden ya da Hiristiyan'lardan her biri ölüm döseginde son nefesini verirken, karsisinda ölüm meleginin peyda oldugunu görecek ve o zaman Isa'yi peygamber olara kabul edecektir; ancak bunun ona faydasi olmayacaktir.

Bir kisim yorumculara göre Yahudi'lerden biri ölürken melekler gelip onun sirtina ve suratina vurup: “Ey Allah'in düsmani, Tanri sana Isa'yi peygamber olarak göndermisti, ve son ona inanmamistin” diyecekler, bunun üzerine o Yahudi: “Ben simdi onun Tanri elçisi, ve peygamber olduguna inandim” diye cevap verecektir. Hiristiyan'ara gelince, onlardan her biri ölüm döseginde son nefesini verirken melekler kendisine: “Isa sana peygamber olarak gönderilmisti, fakat sen onu Tanri olarak ya da Tanri'nin oglu olarak tanidin” diyecekler, bunun üzerine o hiristiyan Isa'nin Tanri'nin kendisi degil fakat paygamberi oldugunu söyliyecektir.

Bir kisim yorumculara göre ise Tanri Isa'yi gökyüzüne aldiktan sonra tekrar dünya'ya gönderecek, ve Isa Kur'ân ile hükmederek Islâm dinini yerlestirip baris ve güvenligi saglayacaktir8.


Tanri Nûh'a ve sonraki peygamberlere

(“Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Yakub'a

ve ogullaina, Isa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a

ve Süleyman'a”) vahyettiklerini

Muhammed'e de vahyetmis. Bu nedenle Muhammed'e

iman etmek gerekirmis

(K. Nisâ, 163-170)


Yine tekrar edelim ki Muhammed, Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari müslüman yapabilmek için, daha önce onlara gönderilmis bütün peygamberlerin müslümanlikla emrolundugunu söylemis, böylece kendisini onlara peygamber olarak kabul ettirmek istemistir. Bu dogrultuda olmak üzere Nisa sûresi'ne koydugu âyet'lerden biri söyle: “(Ey Muhammed!) Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettigimiz gibi sana da vahyettik. Ve (nitekim) Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Yakub'a ve ogullaina, Isa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Davud'a da Zebûr'u verdik” (K. Nisâ, 163).

Kendilerine Peygamber gönderilmis olan insanlarin, Tanri'ya karsi bahane uydurma yoluna sapmakla günah islemis olacaklarini belirttikten sonra (K. Nisâ165), kendisine indirilenlere Tanri'nin ve meleklerin sahit olduklarini anlatmak üzere su âyet'i koyar: “Fakat (Ey Muhammed!) Allah sana indirdigine sahitlik eder; onu kendi ilmi ile indirdi. Melekler de (buna) sahitlik) ederler. Ve sahit olarak Allah kâfidir” (K. Nisâ 166). Dikkat edilecegi gibi Tanri, burada, hem kendi sahitliginin “kâfi” (yeterli) oldugunu söylemekte ve hem de sanki bu söyledigini unutmus gibi, bir de meleklerin sahitligini de gerekli görmektedir.

Fakat her ne olursa olsun Tanri'nin bu sahitligine dayanarak Muhammed, insanlardan kendisine iman etmelerini bekler (K. Nisâ 170), çünkü kendisinin “Tanri'dan kesin bir delil” oldugunu söyler (K. Nisâ 174)9



Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin yiyecekleri

Müslümanlara helâl; Müslümanlarin

yiyecekleri de onlara helâl; onlarin

kadinlariyle evlenmek câiz. Ancak kim Islâmî

hükümlere inanmazsa onun ameli bosa

gider.

(K. Mâide 5, 60; Nahl 115; Bakara 173).


Medine'ye geçtikten sonra Muhammed, Kitaplilari, özellikle Yahudi'leri, kazanabilmek için onlarin yasam tarzina özenir göründü. Onlarin bir çok geleneklerini benimsedi; o kadar ki saç tarzini bile onlara benzetmeye çalisti. Bu arada onlarin yiyeceklerini helâl saydi. Mâide sûresi'ne koydugu bir âyet söyle: “(Ey müslümanlar!) Bugün size temiz ve iyi seyler helâl kilinmistir. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hiristiyan vb...'nin) yiyecegi size helâldir; sizin yiyeceginiz de onlara helâldir...” (K. Mâide, 5).

Hemen ekleyelim ki yahudi'ler domuz eti yemedikleri halde hiristiyan'lar yerlerdi. Domuz etini (ve daha baska bazi yiyecekleri) önlemek üzere Kur'ân'a âyet'ler eklemistir. Örnegin Nahl sûresi'nde: “Tanri size ölü eti'ni, kan'i ve domuz eti'ni ve Tanri'dan baskasi için kesilenleri haram kilmistir...” (K. Nahl 115; ayrica bkz. Bakara 173) diye yazilidir. Ve ayrica sunu bildirmistir ki: “Kim (Islâmî hükümlere) inanmayi kabul etmezse onun ameli bosa gitmistir. O ahirette de ziyana ugrayanlardan olacaktir” (K. Mâide 5).

Yine bunun gibi müslüman erkeklerin, Yahudi ve Hiristiyan olan kadinlarla evlenebileceklerini hükme baglamistir (Mâide 5). Buna karsilik müslüman kadinlarin Yahudi ya da Hiristiyan erkeklerle evlenmeleri yasaktir



Tanri Muhammed'i, Kitaplilara

göndermis ki, daha önce verdigi

kitap'tan gizlediklerini yüzlerine

vursun diye:

(K. Mâide, 15, 19)


Isa'nin ölümünden sonra alti yüz yil boyunca, hiç kimse'nin “peygamber” olarak ortaya çikmamis olmasini göz önünde tutan Muhammed, Tanri'nin “peygamber” gönderme isine bir süre ara verdikten sonra, Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara “Iste size bir müjdeliyici ve uyarici gelmistir” diyerek kendisini gönderdigini söylemistir. Bunu yapmakla Tanri'nin istedigi sudur ki, Kitaplilar artik “Bize bir müjdeleyici, bir uyarici gelmedi” diyemesinler (K. Mâide, 19), ve Muhammed'i peygamber olarak kabul etsinler. Ayet söyle: “Ey ehl-i Kitap! Peygamberlerin arasi kesildigi bir sirada size elçimiz (Muhammed) geldi. Gerçekelri size açikliyor ki (kiyamette): -Bize bir müjdeleyici ve uyarici gelmedi- demiyesiniz. Iste size müjdeleci ve uyarici gelmistir. allah her seye hakkiyle kadirdir..” (K. Mâide 19)

Yine Muhammed'in söylemesine göre Tanri, Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara Muhammed'i peygamber olarak göndermekle istemistir ki, onlarin Kitap'tan gizlemekte olduklari seyler ortaya çiksin ve açiklansin. Yâni Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerine verilen kitap'taki seyleri gizlemekten vazgeçip dogru yola girsinler. Güyâ Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin bu gizledikleri seyler arasinda Muhammed'in peygamber olarak gelecegine dâir hükümler vardir. Iste onlarin gizledikleri bu seyler ortaya çiksin diye Tanri onlara, Muhammed'le birlikte, gerçekleri apaçik bir sekilde ortaya vuran Kur'ân'i vermistir. Bu vesileyle de onlarin bir çok kusurlarini affetmistir. Ayet söyle: “Ey ehl-i kitap! Resûlümüz size kitap'tan gizlemekte oldugunuz bir çok seyi açiklamak üzere geldi; bir çok kusurunuzu da affediyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçik bir kitap geldi” (K. Mâide 15)

Söylemeye gerek yoktur ki, Kur'ân'in Hakkâ sûresi'nin: “Hiç süphesiz o (Kur'ân) çok serefli bir elçinin sözüdür” (K. Hakka 40) seklindeki âyeti'ni göz önünde tutacak olursak, bütün bu yukarda belirttigimiz seylerin, kendisini Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara peygamber olarak kabul etirmek isteyen Muhammed'in buluslarindan baska bir sey olmadigini anlariz.



Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar “yalana

kulak verir, durmadan haram yerler” .

Kendilerine verilen Kitap'larin (Tevrat

ve Incil) emirlerine, ya da Muhammed'in

verdigi hükümlere uymadiklari için kâfirdirler.

(K. Mâide, 44-47)


Mâide sûresi'nde Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar hakkinda “Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarinda hüküm ver, ister onlardan yüz çevir... “ (K. Mâide, 42) diye bir âyet var. Bu âyet Yahudi'leri ve Hiristiyan'larin, kendilerine verilen Kitap'larin (Tecrat'in ve Incil'in) hükümlerine ya da Muhammed'in verdigi emirlere boyun egmediklerine isarettir. Þöyleki: Medine'ye geçtikten sonra Muhammed, bir süre Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, kendi dinlerinde is görmelerine, kendi kitaplarinin hükümlerine uymalarina ses çikarmamistir. Tanri'nin her bir ümmete kendi içinden peygamberler, ve kendi dillerinde kitap'lar gönderdigini söyler, kendisini de Arap'lar içinden seçilmis ve Arapça Kur'ân ile gönderilmis bir peygamber olarak tanimlardi. Zamanla güçlenipte onlari müslüman yapmaga karar verinceye kadar bu düsünceye bagli kalmis, fakat güçlendigi an onlarin kendilerine verilen kitap'lari tahrif ettiklerini ileri sürerek Kur'ân hükümlerine tâbi olduklarini söylemistir.

Mâide sûresi'ne koydugu âyet'lerden bir kismi bu yukardaki hususlari kanitlamaktadir. Örnegin Yahudi'lerin Tevrat hükümlerine bagli olduklarina dâir koydugu âyet söyle: “Biz, içinde dogruya rehberlik ve nur oldugu halde Tevrat'i indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermis peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. Allah'in kitabini korumalari kendilerinden istendigi için Rabvlerine teslim olmus zâhidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi). Hepsi ona (hak olduguna) sahidlerdi. Þu halde (Ey Yahudi'ler ve hakim'ler) insanlardan korkmayin, bendne korkun Ayetlerimi az bir bedel karsiliginda satmayin. Kim Allah'in indirdigi (hükümler) ile hükmetmezse iste onlar kâfirlerin kendileridir” (K. Mâide, 44).

Incil'e inanlarin da, bu kitaptaki hükümlere göre hükmetmeleri için sunu bildirmistir ki Tanri, Tevrat'i dogrulayici olarak peygamberlerin izleri üzerine Isa'yi göndermis ve ona, Tevrat'i tasdik edici Incil'i vermistir (K. Mâide 46). Bu nedenle Incil'e inananlar, onun hükümlerine göre is göreceklerdir: “Incil'e inananlar, Allah'in onda indirdigi (hükümler) ile hükmetsinler. Kim Allah'in indirdigi ile hükmetmezse iste onlar fasiktirlar” (K. Mâide 47).

Iste bu anlayis içerisinde Muhammed, Kitap'lilari, her hangi bir konuda hüküm edinmek üzere kendisinin hakemligine basvurmakta serbest birakmisti. Fakat onlar hakkinda hüküm verip vermemekte kendisini de serbest kilmisti. Þu bakimdan ki, belli bir konuda kendisinden hüküm isteyen kitaplilara verecek cevap bulamayagini anlayinca, onlara yüz çevirirdi. Öte yandan kitaplilar, çogu zaman onun verdigi hükme uymazlardi. Yahudi'ler Tevrat'a göre, ve Hiristiyan'lar da Incile'e göre hükmolunmak isterlerdi. Muhammed'in verdigi karari begenmezlerse, bunun kendi kitaplarina uygun olmadigini söylerler, ve hükme uymak istemezlerdi. Bu konuda Kur'ân'da su yazili:

“Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarinda hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eger onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eger hüküm verirsen, aralarinda adaletle hükmet. Içinde Allah'in hükmü bulunan Tevrat yanlarinda oldugu halde nasil seni hakem kiliyorlar da sonra, bunun arkasindan yüz çevirip gidiyorlar. Onlar inanmis kimseler degildir.” (K. Mâide 42-43).

Fakat yavas yavas güçlenince, Tevrat'a ve Incil'e göre hükmetme gelenegini birakip Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari Kur'ân'a uyma zorunlugunda tutmaga baslayacaktir. Daha dogrusu Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin sorunlarini, Kur'ân hükümlerine göre çözümleme siyâsetine yönelecektir. Bu vesileyle koydugu âyet'lerden biri Mâide sûresi'nin 49cu âyeti'dir, ki asagida belirtilmistir.



Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara

Tevrat ya da Incil hükümleri degil

fakat Kur'ân hükümleri uygulanacak

(K. Mâide, 49)


Mâide sûresi'nin 49cu âyet'inde Tanri'nin Muhammed'e su emri verdigi yazili: “Aralarinda Allah'in indirdigi ile hükmet ve onlarin arzularina uyma. Allah'in sana indirdigi hükümlerin bir kismindan seni saptirmamalarina dikkat et. Eger (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarinin bir kismini onlarin basina belâ etmek ister. Insanlarin birçogu da zaten yoldan çikmislardir” (K. Mâide, 49).

Beyzavî gibi kaynaklarin yorumuna göre bu âyet'in konmasina sebeb olan olay sudur: Muhammed'i tuzaga düsürüp güç durumda birakmak amaciyle yahudi din adamlarindan (hahamlardan) bir gurup gelip kendisine: “Ey Muhammed! Bil ki, eger seni peygamber olarak kabul edecek olursak, Yahudi'lerin tümü bize uyup seni Tanri elçisi bilirler” diye konusurlar. Fakat onu “peygamber” olarak kabul etmeyi bir sarta baglarlar ki, o da özet olarak sudur: “Biz kendi kavmimizle belli bazi sorunlar konusunda anlasmazliga düstük, ve bu anlasmazligin senin tarafindan çözümlenmesine karar vedik. Eger aramizdaki bu anlasmazligi hükme baglayacak olursan sana hepimiz inanmis olacagiz!”. Bunu söylemekten maksatlari, söz konusu anlasmazligin Muhammed tarafindan Tevrat hükümlerine göre hükme baglanmasidir. Söylemeye gerek yoktur ki bu sekilde konusmakla, Muhammed'i, kendi ellerindeki Tevrat'in Kur'ân'dan farkli bulduklari hükmüne göre hareket ettirmek hevesindeydiler. Ya da onun, Tevrat hakkindaki bilgisini denemek istemislerdir; daha dogrusu onun Tevrat'tan pek haberdar olmadigini düsündükleri için, yanilgiya düsecegini hesaplamislardir. Fakat Kur'ân yorumcularin açiklamlarina göre Muhammed, güyâ bu kurnazligi sezindigi içindir ki, onlarin teklifine yanasmamis10, ve her seyi Kur'ân'a dayali olarak hükme baglayacagina dâir yukardaki âyet'i (K. Mâide 49) koymustur.

Bu tür bir yorumun geçerliligini inkâr etmemekle beraber sunu öne sürmek mümkündür ki Muhammed, giderek güçlenmekle Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari Islâm'a sokma siyâsetine yönelmis, ve Tevrat ve Incil yerine Kur'ân'i uygulama yolunu seçmistir. Kur'ân'a uymayacak ve Islâm olmayacak olurlarsa, “cizye” (kafa parasi) vermek, ya da yurtlarindan sürülmek gibi zorunluk karsisinda kilmistir. (Nitekim ilerde görfecegimzi gibi, Tevbe sûresi'nin 29.cu âyeti ile bunu saglamistir)

Mâide sûresi'nin yukariya aldigimiz 49.âyet'inin ilk tümcesinden de anlasilacagi üzere, daha önce Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara kendi kitaplari ile hükmedilecegini söylerken (örnegin K. Mâide 42-47), simdi artik Tanri'nin kendisine verdigini söyledigi kitap'la, yâni Kur'ân ile hükmetme yolunu seçmistir. [Bundan dolayidir ki yorumcular, Mâide sûresi'nin 42.ci âyeti'nin, 49.cu âyet ile “neshedilmis” oldugunu söylerler. Bkz. Diyânet Vakfi çevirisinde Mâide 42. âyeti'nin açiklanmasiyle ilgili yorum].




Yahudi'ler ve hiristiyan'lar Isa'nin anasi,

ya da Isa'nin kendisi hakkinda

yanilgiya düsmüsler:

(Mâide 72-75)


Mâide sûresi'nin 72-74 âyet'lerinde, Isa'nin “Tanri”, ve anasi Meryem'in de “Tanri'nin anasi” olduguna inananlardan ve “Allah” hakkinda üçün üçüncüsüdür” diye konusanlardan söz edilmekte ve bu sekilde düsünenlerin “kâfir” sayildiklari bildirilmekte. Güyâ Isa, bu sekilde düsünenlere Tanri'nin “tek” oldugunu ve sadece ona kulluk edilmesini bildirmistir; örnegin Yahudilere hitaben: “Ey Israil ogullari! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah'a ortak kosarsa, muhakkak Allah ona cenneti haram kilar; artik onun yeri atestir ve zalimler içim yardimcilar yoktur” (K. mâide 72) demistir. Yine bunun gibi Allah'in “üçün üçüncüsü” oldugunu söyliyenlere de, bunun kâfirlik oldugunu bildirmistir (K. Mâide 73).

Ve yine Mâide sûresi'nde yer alan âyet'lere göre Tanri, Isa'nin anasina iftirâ eden ve onun bâkire olmadigini, evlilik disi cinsî iliski sonucu olarak Isa'yi dogurdugunu söyleyen Yahudilerin yalan söylediklarini anlatmak üzere :”(Isa'nin) anasi çok dogru bir kadindir” demistir (K. Mâide, 75) . Öte yandan Isa'nin Tanri oldugunu ve anasi Meryem'in de “Tanri anasi” oldugunu söyleyen Hiristiyanlar'in yanildiklarini anlatmak için: “(Isa ve anasi Meryem) Her ikisi de yemek yerlerdi” (K. Mâide 75) demek sûretiyle sunu anlatmak istemistir ki: “Tanri olsalardi yemeye, içmeye ihtiyaç duymazlardi; oysa onlar, tipki diger insanlar gibi, günlük ihtiyaçlarini gidermek zorunda idiler, ”11. Ilgili âyet söyle: : “Meryem oglu Mesîh anacak bir resûldür. Ondan önce de (bir çok) resûller gelip geçmistir. Anasi da çok dogru bir kadindir. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri ansil açikliyoruz, sonra bak nasil (hak'tan) yüz çeviriyorlar” (K. Mâide, 75).



Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar

Müslüman olmamalarinin cezâsi olarak

“Cizye” (kafa parasi) ödemege mahkumdurlar

(K. Tevbe 29)


Kur'ân'in Tevbe sûresi'nde Tanri'nin, müslümanligi kabul etmeyen Kitapli'lara (Yahudilere ve Hiristiyanlara) karsi müslümanlara savas açmalari emrini verdigi yazili. Bu savas, onlarin müslümanligi kabul etmelerine, ya da etmeyecek olurlarsa, kendi elleriyle küçülerek “cizye“ (Kafa parasi) vermelerine, vermeyecek olurlarsa öldürülmelerine kadar sürecek olan bir savastir. Müslüman olacak olurlarsa mesele yoktur. Olmayipta “cizye” verecek olurlarsa, yine mesele yoktur. Çünkü “cizye” (yâni “kafa parasi” ödeme zorunlugu) onlara, müslüman olmamalarinin cezâsi olmak üzere yüklenmistir (Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari..., Cilt VIII, sh. 451).

“Cizye” vermeyecek olurlarsa bütün müslümanlarin düsmani sayilirlar [Bkz. Taberî, age (1966), Cilt II, sh, 787-8] ve öldürülmeleri gerekir (K. Tevbe, 29)

Cizye vermeyi kabul ettikleri takdirde Yahudiler ve Hiristiyanlar, müslümanlarin himayesi altina girmis olurlar, fakat ikinci sinif insan, ikinci sinif vatandas muamelesi görürler. Onlarla dost olmak, onlara sevgi gösterisinde bulunmak müslümanlara yasaklanmistir.

1 Bu âyet'de gecen “sâbiîler” deyimi ile ne anlasilmak gerektiigi pek bilinmez. Kimine göre bu deyim Ibrahim'in dinini sürdüren eski bir topluluktur. Kimi yorumculara göre bu, yahudilikle hiristiyanlik arasinda tevhidci bir din'dir. Kimi yorumcular da sâbiîlerin, Babil'de yas¶ayan ve yari hiristiyan olan bir mezhep mensuplari olduklarini belirtirler. Sâbiîler hakkinda genis bilgi için Bkz Turan Dursun, Tabu Canm Cekisiyor: Din Bu, II, (Kaynak yayinlari, istanbul 1990)

2 Bkz. Diyânet Vakfi çevirisi,

3 Bu konuda benim “Þeriât'tan Kissa'lar 2” adli kitabima bakiniz (Kaynak Yaiyinlari, Istanbul, 1977, sh. 61)

4 Ömer Riza Dogrul cevirisi, sh. 98, not. 2

5 Diyânet Vakfi'nin Nisâ 154 âyet'i vesilesiyle yaptigi açiklamadan.

6 Bkz. Elmalili Hamdi Yazin'in Kur'ân çevirisinde, Nisa 159 âyeti ile ilgili açiklama.

7 Diyânet Vakfi çevirisinde, Nisâ 159 ile ilgili yoruma bakiniz.

8 Beyzavî, Celâleddin, Yahya ve Zemakserî gibi kayklarda yer alan bu görüsler için bkz. G. Sale, age. sh. 94, not. 4)

9 “Ey insnlar! Þüphesiz size, Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçk bir nur indirdik” (K. Nisha, 174). Bkz. Diyânet Vakfi'nin yorumuna göre burad geçen “delil” sözcügü Muhammed'i, “nur” sözcügü de Kur'ân'i kapsar.

10 Bu konuda Bkz. G. Sale, age, sh. 106, not. 1)

11 Beyzavî ve Süyûtî gibi Islâm kaynaklarinin bu dogrultudaki yorumlarina, ve ayrica Diyânet Vakfi'nin Kur'ân çevirisinde Mâide 75. âyeti'nin açiklanmasina bkz.