Kâfirleri dost edinmek, onlara

karsi sevgi beslemek yasak;

onlardan bir zarar gelme ihtimali

bulundugunda, göstermelik bir

tavir takinmak mümkün.

(Bakara 28-29)


Kur'ân'in bir çok yerinde müslümanlarin “kâfirleri” dost edinmemeleri, dost edinenlerin “kâfir” sayilacaklari , kâfirlerin ancak bibirlerinin dostu oldugu bildirilmistir. Örnegin Bakara sûresi'nin 28. âyeti'nde, müslümanlarin, sadece birbirleriyle dost olmalari, ve birbirlerini birakip “Kâfir”leri dost kilmamalari, onlara sevgi gösterisinde bulunmamalari, aksi takdirde Tanri'nin gadrina ugrayacaklari bildirilmekte: “Müminler, müminleri birakip da kafirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artik onun Allah nezdinde hiçbir degeri yoktur...”(K. Bakara 28)

Kâfirlere karsi dostluk ve sevgi besleyen müslüman kisinin, bu duygularini açiga vurmayip gizli tutmasina da imkân yoktur, çünkü Tanri kisilerin aklinda ve gönlünde yatanlari bilir. Nitekim bir sonraki âyet söyle: “...Içinizdekileri gizleseniz de, açiga vursaniz da Allah onu bilir...” (K. Bakara 29).

Ancak ne var ki, eger kâfir'lerden gelebilecek bir tehlike, bir zarar söz konusu oldugu takdirde, bunu önlemek için, göstermelik bir sekilde onlarla dost olunabilecegi, ya da isbirligi yapilabilecegi belirtilmekte (K. Bakara 28). Yorumcularin söylemesine göre müslüman bir devlet, böyle bir durumda, kâfirlerle baris andlasmasi yapabilir, su sartla ki bu andlasma müslümanlar aleyhine olmasin.



Yahudileri ve Hiristiyanlari dost

edinmek yasak;

(K. Al-i Imrân, 28; Mâide, 51- 52, 57-60)


Kâfir'lerle dostluk kurulmamasi hususunda Bajkara sûresi'nde yer alan hükmün bir benzeri, Al-i Imrân sûresi'nde su sekilde yer aliyor: “Müminler, müminleri birakip da kâfir'leri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artik onun Allah nezdinde hiçbir degeri yoktur...” (K. Al-i Imrân, 28; ayrica bkz. Enfâl 73; ). Kur''ân'in diger bazi âyet'lerinde, Tanri'nin ve müslümanlarin düsmani olanlar'in “kâfir” olduklari ve onlarla dost olunmamasi emredilmistir (Örnegin K. Mümtehine 1-3). Bazi âyet'lerde, “küfrü” imana tercih edip kâfir olan kimseler “Baba” ya da “Kardes” dahi olsalar, onlarla dost olumamasi bildirilmistir (Örnegin K. Tevbe, 23-24).

Medîne döneminin baslangicinda bu yasak, Islâm'i “alay'a alan, oyun konusu yapan Kitapli'larla dostluk kurulmamasi bakimindan öngörülmüs iken (K. Mâide, 57-59), daha sonra genellestirilmistir. Söyleki:

Kur'ân yorumcularinin (örnegin Beyzavî gibi ünlülerin) bildirmesine göre, Muhammed zamaninda Süveyd Ibn al Haris ve Rifâa Ibn Zeyd gibi munafiklardan bir çogu, ve bazi Yahudi ve hiristiyanlar, her vesile ve firsatta Islâm dinini alaya alirlar, namaz kilinmasini eglence konusu yaparlardi (K. Mâide 58). Hattâ içlerinde biraz daha ileri giden bazi hiristiyan kisiler vardi ki, ezan okunurken müezzin'in: “Allah'tan baska Tanri yoktur, ve Muhammed onun Peygamberidir” seklindeki sözlerini duyunca “Allah yalancilari ateste yaksin” diye konusurlardi1. Ya da müslümanlara “Sizden ve dininizden daha kötü bir toplum ve din bilmiyoruz” derlerdi. Fakat buna ragmen müslümanlar, onlarla dostluk iliskisinde bulunurlardi. Iste bunu önlemek maksadiyle Muhammed Kur'ân'a (Mâide sûresi'ne) sunu koymustur:“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin... Namaza çagirdiginiz zaman onu alay ve eglence konusu yaparlar. Bu davranislari onlarin düsünmeyen bir toplum olmalarindandir... ” (K. Mâide 57).

Ancak sanilmasin ki onlari dost edinme yasagini Muhammed, sadece Islâm'i alaya almalari nedeniyle koymustur; asla! Çünkü ayni sûre'nin diger âyet'lerinde yer alan hüküm'lerden de anlasilacagi vechile, müslümanlarin Yahudi'lerle ve Hiristiyan'larla dost olmalarini önleyen yasak, esas itibariyle onlarin farkli inançta olmalari nedenine dayalidir: üstelik güyâ Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar birbirlerinin dostu olup müslümanlara karsi düsmanlikta birbirlerinin destekçisidirler.

Sunu belirtmek gerekir ki Muhammed, Medîne'ye geçipte iyice güçlenmeye basladiktan sonra, Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari zorla Islâm'a sokmak istemis, girmeyenleri “kâfir” ve dolayisiyle düsman ilân edip, müslümanlari onlara düsman duruma getirmistir. Bunun böyle oldugunu anlamak için Muhammed'in Medîne'ye geçtikten sonraki siyâsetine kisaca göz atmak yeterlidir.

Medine'ye geçipte, saldiri ve ganimet siyâseti sayesinde taraftarlarinin sayisini arttirmaya basladigi zaman Muhammed, bazi müslümanlarin Yahudi'lerle ve hiristiyan'larla dostluk sürdüklerini görmekle endiseye kapilir. Çünkü dostluk iliskilerinin bu müslümanlari din'den çikartabilecegini düsünür. Nitekim bu iliskiler sonucu olarak müslümanlardan bazilari: “Basimiza bir felâket gelmesinden korkuyoruz” diyerek din'den çikmis, onlara geri dönmüslerdir. Bu durumda Yahudi ve hiristiyan olanlarla her türlü dostlugu yasaklamanin yararli oldugunu düsünerek Kur'ân'a su âyet'leri koyar:“Ey iman edenler! Yahudileri ve hiristiyanlari dost edinmeyin. Zirâ onlar birbirlerinin dostudurlar (birbirinin tarafini tutarlar). Içinizden onlari dost tutanlar, onlardandir. Süphesiz Allah zalimler topluluguna yol göstermez. Kalplerinde hastalik bulunanlarin: -Basimiza bir felâket gelmesinden korkuyoruz- diyerek onlarin arasina kosustuklarini görürsün... (K. Mâide 51-53) .

Yahudi'lerle ve Hiristiyanlarla dost'luk sonucu olarak Islâm'dan çikanlari korkutmak üzere de sunu ekler: “... Umulur ki Allah bir fetih, yahut katindan bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri seyden dolayi pisman olacaklardir” (K. Mâide 52). Yorumculara göre bu satirlar, hem Yahudilerin yok edileceklerini, ve hem de “munafik'larin” cezalandirilacaklarini haber vermektedir.

Yukardaki âyet'ler vesilesiyle sunu belirtmek gerekir ki Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, birbirleriyle dost olduklarina dâir Muhammed'in söyledikleri dogru degildir. Su bakimdan ki Hiristiyanlar, Incil'deki hükümlere dayali olarak, Isa'nin Yahudi'ler tarafindan öldürülmüs olduguna inanmislar, ve bu yüzden daha ilk anlardan itibaren ve yüzyillar boyunca Yahudi düsmani kesilmislerdir. Nitekim Incil'de, Yahudilerin Isa'yi öldürdükleri ve bütün insanlara düsmanlik besledikleri belirtilmisti. Örnegin Pavlus'un Selaniklil'ere yazdigi 1ci mektupta su var: “...14) Çünkü ey kardesler, siz Yahudiyede Mesih Isa'da bulunan Allah'in kiliselerine uyanlar oldunuz; çünkü siz de millettaslarinizdan, onlarin Yahudilerden çektikleri gibi, ayni seyleri çektiniz. 15) Yahudiler ki Rab Isa'yi ve Peygamberleri öldürdüler, ve bizi kovdular, ve Allah'i razi etmeyip bütün insanlara muhaliftirler; 16) daima kendi günahlarini doldurmak üzre bizi kurtulmalari için Milletlere söylemekten menederler. Fakat onlarin üzerine son derece gazap eristi... “ (Bkz. Yeni Ahit/Incil, I. Selanikli'lere, Bap 2: 14-16)

Öte yandan Kur'ân'da dahi, her ne kadar “...onlar birbirinin dostudurlar” (K. Mâide 51) yazili ise de, “... aralarina kiyâmete kadar (sürecek) düsmanlik ve kin soktuk...” (K. Mâide 64) seklindeki satirlar Yahudilerin Hiristiyanlarla dost degil, fakat düsman olduklarini ortaya vurmaktadir.

Iste yukarida belirttigimiz hükümlere dayali olarak din adamlari ve Islâmcilar, eskiden oldugu gibi bugün de müslümanlari Yahudi ve Hiristiyan düsmanligi duygulariyle yetistirirler, ve örnegin söyle derler: “Baska dinden olanlar, özellikle yahudiler ve hiristiyanlar müslümanlarin dostu olamazlar; onlari ancak birbirinin dostu olur, birbirini desteklerler. Zaman zaman mülümanlara yaklasmalari, kendi menfaatleri bunu gerektirdigi içindir. Müslümanlarin bunu unutmamalari, ve kendi aralarindaki dostlugu güçlendirmeleri zaruridir. Müslümanlarin arasina sizan iki yüzlüler, felâket tellalligi yaparak onlari, kâfirlere yöneltmek isterler; iman ehlinin bunlardan da sakinmasi gerekmektedir” (Bkz. Mâide sûresi 52. âyeti'nin Diyânet Vakfi tarafindan açiklanmasi).

Ve sunu eklerler ki, Yahudi'lerden ya da Hiristiyan'lardan dürüst, faziletli ve insanliga büyük hizmetleri dokunmus olan kimselerle dahi dost olmak kâfirliktir, çünkü onlar dahi “cehennemlik”tir.



Ehl-i Kitab içinde Müslümanlara

en fazla düsman olanlar “Yahudi'ler”le

“müsrik'lerdir (“puta tapanlar”dir); sevgi

bakimindan en yakin olanlar ise

Hiristiyan'lardir.

(K. Mâide 82)


Kur'ân'da, Müslümanlarin en büyük düsmanlarinin Yahudiler ile müsrikler oldugu, sevgi bakimindan ise müslümanlara en yakin bulunanlarin Hiristiyanlar oldugu söyle belirtilmekte: “Insanlar içerisinde (müslümanlara) düsmanlik bakimindan en siddetli olarak yahudiler ile, sirk kosanlari bulacaksin. Onlar içinde (müslümanlara) sevgi bakimindan en yakin olarak da: -<Biz hiristiyaniz>- diyenleri bulacaksin. Çünkü onlarin içinde kesisler ve rahipler vardir ve onlar büyüklük taslamazlar” (K. Mâide 82)

Bir kisim yorumculara göre, burada geçen “hiristiyanlar” sözcügü, Habesistan'a göç eden müslümanlara karsi iyi davranan, yardimda bulunan hiristiyanlari kapsar. Bu görüste olan Beyzavî, Talabî ve Abulfida gibi yorumcular, Muhammed'in kendi kendisini “peygamber” olarak ilân edisinin 5ci yilinda Habesistan'a giden müslümanlarin etkisiyle Habes hükümdari Eshame'nin, ve onunla birlikte diger hiristiyan'larin müslümanligi kabul ettiklerini söylerler. Bir kisim yorumculara göre ise, yukardaki âyet'de geçen “hiristiyan'lar”, Muhammed'in antlasma yapmis oldugu Necrân hiristiyanlaridir. Bununla beraber genel olarak hiristiyan'larin, yahudi'lere ve müsrik'lere oranla müslümanlara karsi daha yakin olduklarini, örnegin Muhammed'in “peygamber” olarak ortaya çiktiginda, bunu sevgi ile karsilamis olan rahip'ler ve kesis'ler bulundugunu söyleyenler vardir (Diyânet Vakfi açiklamasi: Mâide 82)

Oysa gerçek sudur: Muhammed'in “peygamber'lik” iddiâsiyle ortaya çiktigi dönemde, Mekke'de önemli denebilecek miktar ne yahudi ve ne de hiristiyan vardi. Öte yandan Muhammed'in karisi Hatice'nin yakin akrabalari hiristiyan idiler ve bunlardan bazilari, Hatice'nin hatirina Muhammed'e yardimda bulunmuslardir. Esasen ne Mekke'de ve ne de Medine'de, önemli durumda denebilecek sayida ve etkenlikte hiristiyan pek yoktu. Buna karsilik Yahudi'ler (özellikle Medîne'de yasayan Yahudi'ler), hem sayica ve hem de varlik ve paraca çok güçlu durumda idiler; ticaret ve sanayi onlarin elinde idi. Ve iste Medine'ye hicret ettigi zaman Muhammed, oradaki zengin Yahudi kabilelerini kazanmak istemis, kazanamayinca onlara düsman kesilmistir. Bu nedenle onlara karsi saldirilara geçip köklerini kazimak istemistir. Söylemeye gerek yoktur ki böyle bir düsmanlik siyâsetine maruz kalan yahudiler (ki bu siyhaset sonucu yok edileceklerdir) hakli olarak Muhammed'e ve müslümanlara karsi düsmanlik beslemislerdir. Böyle oldugu içindir ki Muhammed onlari, müslümanlara karsi, Hiristiyan'lardan daha tehlikeli ilân etmistir.



Yahudiler'den ve Hiristiyan'lardan

Muhammed'e inanip onu “peygamber”

sayanlar ve Kur'ân'i uygulayanlar

kurtulusa ereceklerdir

(K. Mâide 67-69; A'raf 157)


Muhammed'in söylemesine göre Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerine verilen kitaplari, yâni Tevrat'i ve Incil'i, hakkiyle uygulamadikça kurtulusa eremezler. Bu kitaplari hakkiyle uygulamak ise ancak kendisini peygamber olarak kabul etmeleri ve Kur'âna uymalariyle mümkündür. Çünkü onlar, kendilerine verilen kitaplari degistirmislerdir: Kur'ân ise, bu kitaplarin onaylayicisi olarak gönderilen ve hiç bozulmamis olan bir kitaptir. Ve iste güyâ Tanri, Muhammed'e söyle emretmistir: “(Ey Muhammed, onlara söyle de) Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'i, Incil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkiyle uygulamadikça, (dogru) bir sey (yol) üzerinde degilsinidir...” (K. Mâide 68). Ve bu sekilde Allah'a ve ahiret gününe inanan Kitaplilarin artik korkacak ve üzülecek bir seyleri olmadigini da belirtmekten geri kalmaz (K. Mâide, 69). Yorumcularin açiklamalarina göre eger bir kimse, daha önce hangi dinde olursa olsun, ve ne kadar günah islerse islesin, Muhammed'e uyup Kur'ân'a göre yasayacak olursa, onun artik “dünya ve ahirette korkacagi hiçbir sey yoktur”2

Yine bu dogrultuda olmak üzere Kur'ân'in A'raf sûresi'nin 157.ci âyet'inde, Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin Muhammed'i “peygamber” olarak kabul etmeleri ve Kur'ân'a uymalari istenmekte, ve böyle yaptiklari takdirde kurtulusa erenlerden olacaklari belirtilmekte: “Yanlarindaki Tevrat ve Incil'de yazili bulduklari o elçiye, o ümmî Peygamber'e (Muhammed'e) uyanlar (var ya), iste o Peygamber onlara iyiligi emreder, onlari kötülüklerden meneder, onlara temiz seyleri helâl, pis seyleri haram kilar. Agirliklarini ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber'e inanip ona saygi gösteren, ona yardim eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'ân'a) uyanlar var ya, iste kurtulusa erenler onlardir” (K. 7 A'raf 157).

Görüldügü gibi bu âyet'le Muhammed, kendisinin “ümmî” peygamber olarak geleceginin Tevrat ile Incil'de yazili bulundugunu, ve kendisine boyun egen, yardim eden ve Kur'ân'a uyan Yahudiler'le Hiristiyanlarin kurtulusa eriseceklerini bildirmekte. Yorumcularin söylemesine göre âyet'de geçen “.... Agirliklarini ve üzerlerindeki zincirleri indirir...” seklindeki sözler, Tevrat'taki hükümlerle Yahudi'lere yüklenmis olan bazi olumsuz uygulamalarin kaldirilmasiyle ilgilidir. Bu hükümler günah isleyen azalarin kesilip atilmasi gibi hükümlerdir, ve iste güyâ Muhammed, uygulanmasinda güçlük çekildigi için bu hükümleri kaldirmis, yerlerine “kolay ve uygulanabilir” hükümler koymustur. Hemen eklemek gerekir ki, yorumcularin bu açiklamalari abartma'dan ibarettir; bunun böyle oldugunu anlamak için Kur'ân'daki cezâlara söyle bir göz atmak yeterlidir. Su bakimdan ki hirsizlik suçu için bilek kesme'yi, ya da Tanri'ya ve “Peygamber”e karsi gelmeyi “kaziga çakmak”, ya da “elleri ve ayaklari çaprazlama kesmek” gibi son derece agir cezalari uygun gören Muhammed gibi bir kimsenin Tevrat'daki ayni nitelikteki cezalari kaldirabilecegini ileri sürmek inandirici olamaz.



Isa'nin Yahudi'ler tarafindan öldürülmesine

Tanri engel olmus.

(K. Mâide 110)


Mâide sûresi'nde Tanri'nin kiyamet gününde peygamberleri toplayip onlara Isa ile ilgili olarak yaptiklarini anlattigi yazili. Güyâ Isa'yi “mukaddes ruh” (cebrail) ile destekleyip onun daha besikte iken insanlarla konusmasini saglamistir; ona okuyup yazmayi, hikmeti, Tevrat ve Incil'i ögretmistir. Ona çamur'dan kus seklinde bir sey yapip üflemesini söylemis böylece onun canli bir kus yaratmasina izin vermistir. Yine ona izin vermis ve bu sayede Isa anadan dogma kör, ya da alacali kisiyi iyilestirmistir. Ve nihayet Israil ogullarinin Isa'yi öldürmelerini engellemistir (K. Mâide 110)



Tanri Isa'ya mucize yaratma gücü vermis, onun ve

havarilerinin müslüman olmalarini saglamis

ve fakat Israil ogullari mucizeleri “sihir”

bilip Isa'yi inkâr etmislermis!

(K. Mâide 110-113)


Muhammed'in söylemesine göre Isa, müslümanlikla emrolunmus olup onun havâri'leri de müslümanligi kabul etmis olan kimselerdir. Çünkü güyâ Tanri, Isa'nin havarilerine: “Bana ve ve peygamberime (Isa'ya) iman edin” diye emretmis, bunun üzerine havâriler: “Iman ettik, bizim Allah'a teslim olmus kimseler (müslümanlar) oldugumuza sen de sahit ol” demislerdir (K. Mâide 111). Bununla beraber havâri'lerin, yine de süpheci bir tutumla Isa'ya: “Ey Meryem oglu isa, Rabbin bize gökten donatilmis bir sofra indirebilir mi?... Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize dogru söyledigini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüs sahitler olmak istiyoruz” (K. Mâide 112) dedikleri görülmekte. Fakat onlarin bu süpheci tutumuna ragmen Isa Tanri'dan bir sofra indirmesini ister (K. Mâide, 114). Bu istek üzerine Tanri, sofrayi indirerecegini söyler ve söyle ekler: “Ben onu size süphesiz indirecegim; ama bundan sonras içinizden kem inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmedigim azabi ona edecegim” (K. Mâide 115)

Anlasilan o ki Israil ogullari, Isa'ya verilen mucizeleri: “... Bu apaçik bir sihirden baska bir sey degildir” (K. Mâide, 110) diyerek küçümsemisler ve Isa'yi inkâra devam etmislerdir.

inanmamakta devam ederler.


Tanri, daha önceki ümmetlere de

peygamberler göndermis, fakat

o ümmetler inkârci olmuslar

(K. En'âm, 42-45, 125)


Peygamber'lere itaat etmemenin felâket getirici sonuçlar dogurdugunu tekrarlamak, ve bu konuda geçmisten örnekler saglamak sûretiyle Muhammed, hem Arap'lara ve hem de Kitapli'lara, kendi peygamberligini kabul ettirme taktigini izlerdi. Nice tekrarlamalardan biri En'âm sûresi'nin 42-45 âyet'lerinde yer almistir. Ancak ne var ki bunu yaparken Tanri fikrini çeliskilere itmistir. Su bakimdan ki En'âm sûresi'nin 42-43 âyet'lerinde söyle denmekte: “Andolsun ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ardindan boyun egsinler diye onlari darlik ve hastaliklara ugrattik. Hiç olmazsa, onlara bu sekilde azabimiz geldigi zaman boyun egselerdi! Fakat kalpleri iyice katilasti ve seytan da onlara yaptiklarini câzip gösterdi” (K. En'âm, 42-43).

Görülüyor ki Tanri, insanlari müslüman kilmak için önce peygamberler gönderiyor ve ardindan boyun egsinler diye darliklar ve hastaliklar veriyor. Pek iyi ama “Dinde zorlama olmaz” diyen Tanri, bu ayni Tanri degil mi? Eger dinde zorlama yok idiyse, o halde neden Tanri, ille de müslüman olarak peygamberlere boyun egsinler diye insanlari darlik ve hastaliga ugratir?

Öte yandan bu ayni En'âm sûresi'nde Tanri'nin, diledigi gibi insanlarin gönlünü açip müslüman yaptigi, ya da gönüllerini kapatip kâfir kildigi yazili (K. En'âm 125). Eger durum bu ise, müslüman yapmadiklarini Tanri ne hakla azaba ugratabilir? Ve ne hakla: “...Hiç olmazsa, onlara bu sekilde azabimiz geldigi zaman boyun egselerdi! Fakat kalpleri katilasti ve seytan da onlara yaptiklarini cazip gösterdi” (K. Mâide 43) seklinde konusabilir? Çünkü onlarin kalplerini katilastiran kendisidir. Bütün bunlar bir yana, fakat yukardaki âyet'lerde, bir de seytanin onlara yaptiklarini câzib gösterdigi bildiriliyor. “Yüce”, “üstün” ve “güçlü” olan kim? Tanri mi, yoksa seytan mi?



Daha önceki ümmetlerden sadece

Yahudi'lerle Hiristiyan'lara

Kitab indirilmis. Arap'lara da:

“Biz o kitaplarin dilinden anlamayiz”

seklinde bahane uydurmamalari

için Kur'ân verilmis

(K. En'âm, 155-156)


Muhammed'in söylemesine göre Tanri, daha önce sadece iki ümmete Kitap vermistir ki, bunlar Yahudi'lerle Hiristiyan'lardir. Arap'lar onlarin dilini bilmedikleri için, eger kendilerine Arapca dilinden bir Kitap verilmeyecek olsaymis: “Biz, Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara verilen kitaplarin okumasindan habersizdik” diyebilirlermis, ve iste bu nedenle Arap'lara, kendi anlayacaklari Arapça dilinde Kur'ân verilmis (K. En'âm, 156).

Anlasilan o ki Tanri, sadece Yahudi'lerin, Hiristiyan'alrin ve Arap'larin anlayacaklari dillerde kitap indirmistir. Neden diger ümmetlere Kitap verilmemistir? belli degil! Verilmedigine göre diger milletler de acaba: “Tanri bize, bizim anlayacagimiz dil'de kitap indirmedi! Bundan dolayi biz, neye uyulmak, ve neye uyulmamamk gereginden habersiz birakildik. Su hâle göre davranislarimizdan dolayi cezalandirilamayiz” seklinde konusurlarsa ne olacak?

Böyle bir mazereti Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin dahi ileri sürmeleri mümkün. Çünkü Muhammed'in söylemesine göre onlar, kendilerine verilen kitap'lari, Tevrat'i ve Incil'i, tahrif etmislerdir, ve bu nedenle simdi Muhammed ile birlikte gönderilen Kur'ân'a uymalari gerekir. Güzel ama Kur'ân Arapça gönderildigine göre onu nasil anlayip uygulayacaklardir?



Islâm'i kabul etmelerine, ya da

küçülerek kendi elleriyle “cizye”

vermelerine kadar Yahudiler'e

ve Hiristiyanlar'a karsi Muslümanlarin

savasmalari emrolunuyor!

(K. Tevbe 29)


Medîne döneminde Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari Islâm'a sokmak için giristigi caba'larin basarisiz kalmasi üzerine Muhammed, onlari kesin olarak kazanamayacagini anlar. Ve anladigi an'dan itibaren onlari yok etme siyâsetine yönelir. Bunun en bariz delili Tevbe sûresi'nin su âyeti'dir: “Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlü'nün haram kildigini haram saymayan ve hak dini (yâni Islâm'i) kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savasin” (K. Tevbe 29).

Bu âyet'in açikca anlattigi sudur ki, Muhammed'in emirlerine boyun egmeyen ve Islâm dinine girmeyen Kitaplilar, ya küçülüp gelerek kendi elleriyle Müslümanlara “cizye” (kafa parasi) vereceklerdir, ya da yurtlarindan sürülüp yok edileceklerdir. Nitekim Muhammed, iyice güçlendiktn sonra bu âyet hükmünü uygulamaga koyulmus ve onlara karsi giristigi savaslar sonu, dört bes yillik bir sûre içerisinde bir kisminin kafalarini kesmis, geri kalanlari da yurtlarindan sürmüs, mallarina ve varliklarina el koymustur.

Yukardaki âyet'de geçen “cizye” sözcügünü yorumcular, Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin “müslümanligi kabul etmemelerinin bir cezasi olarak” tanimlarlar 3 ve “cizye” ödemeyenleri Muhammed'in ve bütün müslümanlarin düsmani sayarlar4



Yahudi'ler “Uzeyr”i, Hiristiyan'lar ise

“Isa”yi Allah'in oglu olarak kabul

ettikleri için “kâfir” olmuslar ve

bunlar Islâm'i ve Kur'ân'i yok etmek

istiyorlarmis. Oysa Kur'ân “Allah

evlât edindi” diyenleri uyarmak

için inmis.

(K. Tevbe 30-32; el-Kehf 1-6;

Meryem 35, 89-92)



Daha yukarda da degindigimiz gibi Kur'ân'da Yahudi'lerin “Uzeyr”i, ve Hiristiyan'larin Meryem oglu Isa' yi “Allah'in oglu” olarak kabul ettikleri ve bu yüzden kâfir olduklari yazilidir. Bu hususTevbe (âyet 30-32), el-Kehf (âyet 1-6), ve Meryem (âyet35, 89-9) sûre'lerinde de belirtilmekte. Oysa gerçek tam manasiyle böyle degil.

Su bakimdan ki, bir kere Uzeyr, Ahd-i Atiyk'ta (Eski Ahid'de) “Ezra” olarak adi geçen Yahudi peygamberlerinden biridir, fakat “Allah'in oglu” olarak geçmez. Orada anlatildigina göre, güyâ Yahudi'lerin Babilonya'da esâret'te bulunduklari bir sirada Tanri, Babilonya Kirali Artahsastan'in yüregini etkilemis ve onun Uzeyr'e (Ezra'ya) söyle söylemesini saglamistir: “Ben emrediyorum ki, ülkemde olan Israil kavminden ve kahinlerinden ve Levililerden gönüllü olarak Yerusalim'e gitmek isteyen herkes seninle gitsin... “ (K Ahd-i Atik/ Ezra, Bap VII, 13 ve d.). Bunun üzerine Uzeyr (Ezra), kiralin verdigi hediyeleri, ve bir çok Yahudiyi yanina alarak Kudûs'e gelmis ve kendi kavmine hizmette bulunmustur (Bu konuda Ahd-i Atik/Ezra kitabina bakiniz). Daha baska bir deyimle yahudi'ler Uzeyr'i Tanri'nin oglu yerine koymus degillerdir. Ancak ne var ki Muhammed, Yahudilerin Uzayr'i “Allah'in oglu” olarak kabul ettiklerini öne sürerek onlari kâfir ilân etmistir. Islâm kaynaklari Yahudilerin böyle bir inançta olduklarini farkli rivâyetler halinde bildirirler. Beyzavî, ve Zemakserî gibi yorumculara göre Yahudilerin Babilonya da esarette bulunduklari dönemde Tevrat ortadan kaybolup unutulmus iken, Uzeyr bunu kendi hafizasindan yeniden yazmis ve bu nedenle Yahudiler kendisini “Allah'in oglu” olarak nitelendirmislerdir. Muhammed b. al-Sa'ib al Kalbî gibi kaynaklardan nakledilen rivâyete göre, güyâ Yahudiler, al-Amâlika kavmi tarafindan yenilgiye ugradiklari zaman Yahudi bilginleri Tevrat'in kitaplarini daglara gömüp kaçmislardir. Daha sonra Uzeyr her parmagina bir kalem bagliyarak Tevrat'i yazinca, baska yerlere kaçmis olupta dönen bilginler, gömdükleri kitaplari çikarip Uzayr'inki ile karsilastirmislar ve hiç bir fark olmadigini görünce: “Allah bunu sana ancak onun oglu oldugu için verdi” demislerdir 5

Ve nihâyet Ibn Abbas'tan gelen rivâyete göre de hikâye söyle: Israilogullari, Tanri'nin kendilerine verdigi Tevrat'a önceleri bagli iken, sonradan uzak kalmaga, ve kendi baslarina buyruk olmaga baslamislar. Bunu gören Tanri, onlari cezalandirmak üzere Tevrat'i onlarin hafizalarindan silivermis, ve Tevrat'in sandigi olan al-Tâbût'u da ellerinden aldirmis. Buna çok üzülen Uzeyr Tanri'dan kendisine Tevrat'i yeniden ögretmesi için yalvarida bulunmus ve Tanri bu yalvariyi kabul edip onun hafizasina tekrar Tevrat'i yerlestirmis. Böylece Uzeyr, kendi kavmine Tevrat'i ögretmis. Ögrettigi Tevrat ile al-Tâbût arasinda herhangi bir fark bulunmadigi anlasilinca kavmi onun hakkinda: “Bu Uzeyr Allah'in ogludur” diye konusur olmus 6

Pek muhtemeldir ki bu rivâyet'ler Medine'deki Yahudilerin konusmalarindan mülhemdir. Kusku edilemez ki Muhammed, Yahudilere karsi olan düsmanligini dile getirmek için, bu rivâyet'leri kendisine malzeme yapmistir. Nitekim bu vesileye onlarin, Islâm'i ve Kur'ân'i yok etmek istediklerine dâir Kur'ân'a sunu eklemistir: “Allah'in nûrunu agizlariyle (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoslanmasalar da Allah nûrunu tamamlamaktan asla vazgeçmez” (K. Tevbe 33)


Isa konusuna gelince: Muhammed'in söylemesine göre Tanri'nin evlât edindigini söyleyenler, örnegin “Rahmân çocuk edindi” diyenler bilgisiz ve yalanci kimselerdir (K. Kehf 5) ve bu sözleri söylemekle “pek çirkin bir sey” ortaya atmislardir (K. Meryem, 89); hem de öyle ki bu yüzden “neredeyse gökler çatlayacak, yer yarilacak, daglar yikilip düsecektir” (K. Meryem 90), çünkü “... çocuk edinmek Rahman'in sanina yakismaz” (K. Meryem, 92) bir seydir. Ve esasen Tanri, bizzat kendisi: “Allah'in bir evlât edinmesi, olur sey degildir. O, bundan münezzehtir... “ (K. 19 Meryem 35) diye konusmus, Kur'ân'i da, diger bir takim nedenler yaninda, bir de “Tanri evlât edindi” diyenleri uyarmak için göndermistir. Örnegin Kehf sûresi'nde söyle yazili: “Hamd olsun Allah'a ki, O, (insanlari) kendi tarafindan çetin bir azab ile ikkaz etmek, iyi is ve davranislarda bulunan müminlere, kendileri için, içinde evedi kalacaklari (cennette) güzel bir ecir bulundugunu müjdelemek, ve -'Allah evlât edindi diyenleri de uyarmak için kuluna (Muhammed'e), kendisinde hiçbir (tezat ve) egrilik bulunmayan dosdogru Kitab'i indirdik” (K. 18 Kehf 1-5).

Ve bu âyetler'den gayri Muhammed, Kâfir'lerin Kur'ân'a inanmalari gerektigini, ve inanmayanlarin helak olacaklarini bildiren âyet'ler yerlestirmistir (Örnegin, K. Isrâ, 6)


Yahudi'lerin ve hiristiyan'larin din

adamlari (Haham'lar, ve Râhip'ler) Tanri

Kitab'larini para karsiliginda ve

kendi çikarlari dogrultusunda degistirip

insanlari Allah yolunda engellemisler!

(K. Tevbe, 34-35)


Muhammed'in söylemesine göre, Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin din adamlari olan haham'lar ve rahip'ler, Tanri'dan gelme âyet'leri kendi özel çikarlari ugruna yorumlayip insanlari Allah yolundan saptirmislar, ve bu nedenle Tanri söyle konusmustur: “Ey iman edenler! (Biliniz ki) hahamlardan ve râhiplerden bir çogu insanlarin mallarini haksiz yollardan yerler ve (insanlari) Allah yolundan engellerler. Altin ve gümüsü yigip da onlari Allah yolunda harcamayanlar yok mu, iste onlara elem verici azabi müjdele!” (K. Tevbe 34)

Ve yine Muhammed'in söylemesine göre haham'larin ve râhip'lerin insanlardan aldiklari bu paralar cehennem atesinde kizdirilip bunlarla onlarin alinlari, yanlari ve sirtlari daglanacak ve kendilerine söyle denecek: “Iste bu kendiniz icin biriktirdiginiz servettir. Artik yigmakta oldugunuz seylerin (azabini) tadi!” (K. Tevbe, 35).

Muhammed bu âyet'leri Kur'ân'a, haham'lari ve rahib'leri kendisine inandiramayacagini anladigi zaman koymustur.


Allah Islâm dinini, bütün dinlere

(Yahudilige, Hiristiyanliga) üstün

kilmak üzere Muhammed'i

göndermis!

(K. 9, Tevbe 33)


Daha önce de degindigimiz gibi Muhammed'in söylemesine göre Tanri, Arap'lardan önce sadece iki ümmet'e Kitap vermistir ki bunlar Yahudi'lerle Hiristiyan'lardir. Ve iste Arap'lar: “Biz daha önce indirilen bu kitaplarin okumasindan habersizdik” diyerek sorumsuzluk yoluna sapmamalari için Tanri onlara, kendi anlayacaklari dil'de, yani Arapça olarak Kur'ân'i vermistir (K. En'âm 156). Fakat bunu yapan Tanri, bir de ayrica: “(Allah)... kendi dinini bütün dinlere üstün kilmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir” (K. Tevbe 33) diye konusmus, ve Yahudi'lerle Hiristiyan'larin Muhammed'e boyun egip Kur'ân'a uymalarini emretmistir. Ancak ne var ki bunu yaparken, Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin: “Biz Arapça bilmeyiz” diyebileceklerini dikkat nazarina almamis görünmektedir. Oysa ki Arap'lara Kur'ân'i gönderirken onlarin: “Kitap, yalniz bizden önceki iki topluluga (hiristiyanlara ve yahudilerere) indirildi, biz ise onlarin okumasindan gerçekten habersizdik” (K. En'âm 156) dememeleri için Arapca kitap gönderdigini bildirmisti!



Kitapli'lar Muhammed'e indirilen

Kur'ân'a sevinirlermis; fakat

içlerinden bazilari hem Muhammed

ve hem de Kur'ân aleyhinde birleslesmislermis!

(K. 13 Ra'd 36)


Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari müslüman yapmaga çalisirken Muhammed, sirf onlari kendisine çekebilmek için, Kur'ân'in indirilmesine sevindiklerini, ve fakat içlerinden bazilarinin Kur'ân'in bir kismini inkâr ettiklerini söylerdi. Yorumcularin bildirmesine göre bunlarin basinda Ka'b Ibn al-Esref ve onu izleyen Yahudilerle, Al Seyyid al-Necranî gibi hiristiyanlar vardi7. Bu vesileyle Kur'ân'a koydugu âyet söyle: “Kendilerine kitap verdigimiz kiseler, sana indirilene (Kur'ân'a) sevinirler. Fakat (senin aleyhinde birlesen) gruplaran onun bir kismini inkâr edenler de vardir. De ki: -Bana, sadece Allah'a kulluek etmem ve O'na ortak kosmamam emrolundu. Ben yalniz O'na çagiriyorum, ve dönüs de yalniz O'nadir” (K. Ra'd, 36)

Oysa gerçek su ki ne Yahudi'ler ve ne de Hiristiyan'lar, Muhammed'e vahiy indiriledigine inanirlar, ya da böyle bir sey vardir diyesevinirlerdi. Aksine, Tanri'nin onu “peygamber” olarak göndermege tenezzül etmeyecegini söylerlerdi.



Yahudiler ve Hiristiyanlar, Tanri'nin

indirdigi din birligini bozmuslar; bu

nedenle cehennemlik olmuslar. Cehennemlik

olmaktan kurtulabilmeleri için Muhammed'e

boyun egmeleri gerekir!

(K. Enbiyâ, 92-93, 107; En'âm.159; Mû'minûn, 53)


Tanri'nin, daha önce iki topluluga Kitap indirdigi, ve bunlarin Yahudi'lerle ve Hiristiyan'lar oldugu Kur'ân'da sik sik tekrarlanir (K.En'âm 156). Ve yine tekrarlanir ki onlara verilen Kitap, tek bir dinin esaslarini kapsar (örnegin, K. Enbiya, 7), ve Tanri bütün gönderdigi “peygamber'lere”: “Benden baska ilâh yoktur, su halde bana kulluk edin” (K. Enbiyâ 25), ya da: “Süphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakinin” (K. Mü'minûn 52) diye vahyetmistir. Böyle yapmakla bütün bu “peygamber'leri” ve onlara iman edenleri, kendisine kul'luk etmek üzere “bir tek ümmet” kilmistir (K. Enbiyâ 92). Ancak ne var ki bu toplumlar, yâni Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, din islerinin birligini bozmuslar (K. Enbiyâ 93), “kendi aralarindaki islerini parça parça” bölüp, “her gurup kendilerinde bulunan (fikir ve davranis) ile sevinip” böbürlenmisler (K. Mü'minûn, 53, En'âm 159), gaflete düsmüslerdir. Yorumcularin bildirmesine göre Muhammed söyle demistir: “Yahudiler yetmis bir guruba ayrildi, birinden baska hepsi cehennemdedir.Benim ümmetim de yetmis üç guruba ayrilacaktir, birinden baska hepsi cehennemdedir” demistir. Bu sekilde konusmasi üzerine kendisine: “O kurtulusa eren gurup kimdir yâ Resûlallah?” diye soruldukta: “Onlar benim ve ashabimin gittigi yoldan gidenlerdir” diye cevap vermistir8

Su durumda Yahudi'lerin ve Hiristiyanlarin, tipki diger muslümanlar gibi Muhammed'e boyun egmeleri gerekmektedir çünkü, güyâ o, “âlemlere rahmet olarak” gönderilmistir(K. Enbiyâ, 107)


Müslüman olmiyanlar Cennet'e

giremeyip Cehennemlik sayiliyorlar.

Kiyâmet günü Allah, her müslüma, bir yahudi'yi

ya da bir hiristiyan'i cehennem fidyesi

yapiyor (K. Tevbe, 1-40)


Biraz yukarda belirttigimiz gibi Muhammed'in söylemesine göre müslüman olmayanlar Cennet'e giremeyip cehennemlik olacaklardir. Bunun böyle oldugunu iyice anlatmak maksadiyle Muhammed, Hicret'in 9cu yilinda, hac emîri olarak Ebû Bekir'i görevli kilar ve müslümanlari onunla birlikte Mekke'ye gönderir. Kafilenin yola çikmasindan hemen sonra, Tanri'dan Tevbe süresi'nin âyet'leri indi diyerek Tanri'nin buyruklarini hac'daki insanlara ulastirmak üzere Ali'yi yola çikarir. Ali yel yeperek yelken kürek hac kafilesine ulasir. Mekke'ye gelindikte, bayramin birinci gunü halka hitaben bir konusma yapar. Kendisinin Muhammed tarafindan gönderilmis bir elçi oldugunu söyliyerek Tevbe sûresi'nin ilk kirk âyetini okur. Bu âyet'lerin pek çogu müsrik'lerle ilgilidir. Muhammed ile evvelce andlasma yapmis olan müsrik'lere “yeryüzünde dört ay daha dolasma hakki” ni tanimakta (K. Tebe 1-4), eger bu süre içinde Islâm olmayacak olurlarsa haklarinda savasa geçilmesi emredilmekte. Andlasmasiz olan müsriklere gelince, onlara karsi “nerede bulunurlarsa derhal öldürülmeleri” bildirilmekte (K. Tevbe 5 ve d.); meger ki Islâm olsunlar. Fakat bu âyet'ler arasinda Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari öngören hükümler de vardir ki, onlarin kendilerine verilen Kitap'i tahrif ettiklerini, haham'lardan ve rahib'lerden bir çogunun insanlari Allah youndan engellediklerini bildirmekte, ve sonuç olarak, eger Islâm olmazlarsa ya da kendi elleriyle küçülerek müslümanlara “cizye” (kafa parasi” vermezlerse öldürülmelerini öngörmektedir (Bkz. Tevbe, 29; 34; 35).

Iste bu âyet'leri okuduktan sonra Ali: “Dört seyi teblige memurum” diyerek Muhammed'in kendisine bildirdigi esaslari ilân eder. Bu dört sey arasinda, müsriklerin Kâ'be'ye ayak atmaktan yasaklandiklarina, ve ayrica da müslüman olmayanlarin cennet'e giremeyeceklerine dair hususlar yer almistir9.

Cennet'e sadece ve sadece müslüman kisilerin girebilecegi gorüsünü pekistirmek maksadiyle Muhammed, pek çok hadîs hükmü birakmistir. Örnegin Buharî'nin Ibn Mes'ûd'tan rivâyetine göre bir kez: “... Çünkü cennet'e ancak müslüman olan girebilir...” dedikten gayri, Ebû Mûsa el-Es'ârî'nin rivâyetine göre, kiyamet günü müslümanlarin daglar gibi günahlarla Tanri huzuruna geldiklerinde günahlarinin bagislanacagini söylemis ve, Kiyamet günü Tanri'nin, her müslümana bir yahudi veya hiristiyan vererek: “Iste bu senin cehennem fidyendir” diyecegini bildirmistir10.


Kiyâmet günü Allah, farkli din ve

inançta olanlar

hakkinda ayri ayri hüküm verecekmis!

(K. Hac, 17)



Muhammed'in söylemesine göre Tanri Kiyâmet günü, farkli din ve inançta olanlar hakkinda ayri ayri olmak üzere hüküm verecektir. Hac sûresi'nde su yazili: “Mümin olanlar, yahudi olanlar, sâbiler, hiristiyanlar, ve müsrik olanlara gelince, muhakkak ki Allah, bunlar arasinda kiyamet gunünde (ayri ayri) hükmünü verir. Çünkü Allah her seyi hakkiyle bilendir”(K. Hacc 17).

Oysa yine Muhammed'in Kur'âna koydugu âyet'lere göre Tanri, kiyâmet gününden önce hükmünü vermis, ve müslümanlarin cennet'e, müslüman olmayarak ölenlerin ise dogruca cehenneme gideceklerini bildirmistir.



Yahudi ve Hiristiyan'lardan Kur'ân'a iman

edenler “Biz daha önce de müslüman idik”

derlermis. Hem kendilerine gönderilen Kitap'lara

ve hem de Kur'ân'a iman ettikleri için,

mükâfatlari iki kez verilecekmis.

(K. 28 Kasas, 52-54, 55)


Daha önce de degindigimiz gibi Muhammed'in söylemesine göre Islâm'dan gayri gerçek bir din yoktur, ve daha önce Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara verilen kitap'lar (yâni Tevrat ve Incil), müslümanligin temel esaslarini içeren Kitap'lardir. Bundan dolayidir ki Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, aslinda müslümandirlar. Fakat onlar kendilerine verilen kitaplari tahrif edip baska din'lere yönelmis olarak sapmislardir. Ve eger Kur'ân'a iman edecek olurlarsa, onlara iki kez mükâfat verilecektir. Bunun böyle oldugu Kasas sûresi'nin 52-54cû âyet'lerinde belirtiliyor. Kasas sûresi'nin 52.ci âyet'i söyle: “Ondan (Kur'ân'dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona (Kur'ân'a) da iman ederler” (K. Kasas 52). Yorumcular söylemesine göre, burada sözü edilenler, müslümanligi kabul etmis olan Yahudi'lerle Hiristiyan'lardir. Ve güyâ bunlar, Kur'ân okundugu zaman “Ona iman ettik deyip, kendilerinin daha önce de müslüman olduklarini tekrar ederlermis. Ilgili âyet'ler söyle: “Onlara (Yahudi'lere ve Hiritiyan'lara Kur'ân) okundugu zaman: -Ona iman ettik. Çünkü o Rabbimizden gelmis hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik-' derler. Iste onlara, sabretmelerinden dolayi mükâfatlari iki defa verilecektir...” (K. Kasas, 53-54)

Ve bu kisileri, kendi ortamlarindan uzak kilabilmek, ve hattâ kendi kavimleriyle yabancilastirmak için Muhammed, su âyet'i ekler: “Onlar, bos soz isittikleri zaman ondan yüz cevirirler ve: -'Bizim islerimiz bize, sizin islerinbiz size. Size selâm olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadas edinmek) istemeyiz derler” (K. Kasas 55)



Kitapli'lar, Putatapan Arap'lari ve diger

kâfir'leri, Muhammed'e ve

Kur'ân'a inanmamaga tesvik ederlemis;

Kiyâmet günü birbirlerini suçlayacaklarmis!

(K. 34 Sebe 31-34)


Çogu zaman Muhammed, “müsrik” Arap'larin ve diger kâfirlerin kendisine inanmamis olmalarinin sorumlulugunu Yahudilere ve Hiristiyan'lara yükleme yoluna basvururdu. Sunu iddiâ ederdi ki “kâfir”ler, kendisi hakkinda bilgi almak maksadiyle Kitapli'lara danistiklarinda, Kitapli'lar onlari yaniltmaktadirlar; ve kâfirlerin, Kur'âna inanmamalari bu yuzdendir. Bu nedenle Kiyâmet günü birbirlerini suçlayaklardir Bunun örneklerinden biri Sebe sûresi'ndeki su âyet: “Kâfir olanlar dediler ki: -Biz hiçbir zaman bu Kur'ân'a ve bundan önce gelen kitaplara inanmayacagiz-. Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmis, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayif sayilanlar, büyüklük taslayanlara: Siz olmasaydiniz, elbette biz inanan insanlar olurduk. Büyüklük taslayanlar, zayif sayilanlara (Kiyamet gününde): -Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik? Bilakis siz suç isliyorsunuz- derler. Zayif sayilanlar da büyüklük taslayanlara: -Hayir gece gündüz (isiniz) tuzak kurmakti. Çünkü siz daima Allah'i inkâr etmemizi, O'na ortaklar kosmamizi bize emrederdiniz- derler. Artik azabi gördüklerinde, için için yanarlar; biz de o inkâr edenlerin boyunlarina demir halkalar takariz....” (K. 34 Sebe 31-33)



Antakya halki'nin “kâfir”lerini yola

getirmek için gönderilen elçiler!

(K. 36 Yâsin, 13-33)



Kur'ân'in Yâsin sûresi'nde: “Onlara su sehir halkini misal getir: Hani onlara elçiler gelmisti. Iste o zaman biz, onlara iki elçi göndermistik. Onlari yalanladilar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. Onlar: -Biz size gönderilmis Allah elçileriyiz dediler” (K. 36, Yâsîn 13) diye baslayan ve yirmi kadar âyet'ii kapsayan bir kisim var ki, Zemâkserî ve Beyzavî gibi yorumcularin bildirmelerine göre Isa'nin ve havari'lerinden üç kisinin Antakya'daki kâfirler tarafindan yalanlanmalarini anlatmakta (Ayet'de geçen “su sehir” deyiminin Antakya sehri oldugu söylenmekte). Güyâ Antakya halki, Tanri'nin gönderdigi elçilere: “Siz de ancak bizim gibi birer insansiniz, Rahman, herhangi bir sey indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz” (K. Yâsîn, 15) derler. Elçiler de onlara: “Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmis elçileriz. Bizim vazifemiz, açik bir sekilde Allah'in buyruklarini size teblig etmekten baska bir sey degildir” (K. Yâsîn, 16-17) diye yanit verirler. Ve Tanri, peygamberleriyle alay eden bu topluluga ihtarda bulunur ve: “Elbette onlarin hepsi (kiyâmet gününde) karsimizda bulunacaklar” (K. Yâsîn, 32) diyerek korku salar.

Yukardaki âyet'lerle ilgili olarak yorumcularin anlattiklari hikâye söyle: “Antakya'daki müsrikleri (puta taparlari) imana getirmek üzere Isa (Tanri) iki elçisini gönderir. Bu iki elçi sehre yaklastiklari sirada al-Naccar adinda bir koyun sürücüsüne rastlarlar. Ve oradaki körlerden birini görür hale getirmek, ve cuz'âmli bir hastayi iyilestirmek sûretiyle yarattiklari mu'cize sayesinde onu kendilerine inandirirlar. Bunun üzerine al-Naccar , Antakya halkina olan bitenleri anlatir ve onlari tek Tanri fikrine inandirmaya çalisir. Bunu isiten hükümdar, gazaba gelerek Allah'in elçilerini hapsettirir; onlari halki yaniltiyorlar diye cezalandirir. Bu haberi alan Isa (Tanri) havariyunlardan birini (ki Simon Peter oldugu söylenir) gönderir. Fakat gönderdigi bu elçi kendisini Antakya'lilara putperest seklinde gösterir. Hükümdar'in da begenisini kazandigi için ondan, hapiste bulunan iki elçi'nin denenmelerini ister. Hükümdar onun dedigi gibi yapar ve mahpuslari huzuruna getirtir. Mahpuslar Peter'in kendilerinden oldugunu bildikleri halde belli etmezler. Peter onlardan mu'cize göstermelerini ister. Onlar bir takim mu'cizelerde bulunurlar. Fakat Peter bunu yeterli bulmaz ve onlardan ölüyü diriltmeleri istenir. Bunu da yapacaklarini bildirince önlerine ölü bir çocuk getirilir, ve ölü çocugu diriltirler. Bunun üzerine Peter, onlara iman edilmek gerektigini bildirerek oradaki putlari kirar. Halktan bir çogu putperestligi birtakip iman sahibi olur. Olmayanlar Tanri tarafindan yok edilir11



Yahudi'lerden ve Hiristiyan'lardan

bazilari, Isa'yi “Allah” ya da “Allah'in oglu”

olarak kabul ettikleri için Tanri'nin

azab'ina ugrayacakalrdir!

(K. 43 Zuhruf, 63-67)



Daha önceki sûre'lerde geçen bu konu Zuhruf sûresi'nde de kisaca ele alinir: güyâ Isa açik delillerle geldigi zaman: “Ben size hikmet getirdim ve ayriliga düstügünüz seylerden bir kismini size açiklamak için geldim. Öyleyse Allah'tan korkun ve bana itaat edin. Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na ibâdet edin. Iste bu dogru yoldur!” (K. Zuhruf, 63-64) demistir. Fakat buna ragmen Yahudi'lerden ve Hiristiyan'lardan bazilari anlasmazliga düsmüsler, günâh'a girmislerdir; ilgili âyet söyle: “Ama, aralarindan çikan guruplar, bir ihtilafa düstüler. Aci bir gunun azabi karsisinda vay o zulmedenlerin haline!” (K. Zuhruf 65).

Ayet, bu kisilerin nasil bir “ihtilafa” düstüklerini bildirmiyor. Yorumculara göre bazilari Isa'yi “Allah” olarak, bazilari da “Allah'in oglu” olarak benimsedikleri için günah'a girmislerdir; ve bu yüzden Kiyâmet günü büyük bir azab'a ugrayacaklardir.



Nûh'a, Ibrahim'e ve onlarin soyundan gelen

peygamberlere, ve Isa'ya uyan Yahudi'lerle

Hiristiyan'lara kurtulusa erisecekleri

bildirilmis, ancak ne var ki onlar

sapmislardir!

(K. 57, Hadid, 26-27)


Hadid sûresi'nin 26.ci âyet'inde Tanri'nin Nûh'u ve Ibrahim'i “peygamber” olarak gönderdigi ve onlarin soyuna peygamberligi ve Kitab'i verdigi, sonra onlarin izinden arda arda peygamberler yolladigi, ve fakat onlardan kiminin dogru yolda oldugu, kiminin de yoldan çiktigi tekrarlanmakta (K. 57 Hadid 26).

Daha sonraki âyet'te, bu gönderilmis olan peygamberlerin ardindan, devamli olarak peygamberler geldigi, ve nihâyet onlarin arkalarindan da Isa'nin gönderildigi, kendisine kitap olarak Incil'in verildigi belirtilmekte (K. Hadid 27). Gelmis geçmis bütün bu peygamberlerin muslümanlikla emrolunmus olduklari, ve Muhammed'in de bu peygamberler zincirinin son halkasi olarak, ve daha önceki kitaplari tasdik edici Kur'ân ile birlikte gönderildigi ve bunlara uyanlarin kurtulusa çikacaklari ayrica belirtilmistir. Ancak ne var ki Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar Tanri'nin bu emrine uymamislardir. Örnegin Yahudiler, Tanri emirlerine boyun egeceklerine dâir söz verdikleri halde sözlerinde durmayip peygamberleri yalanlamislar bir kismini da öldürmüslerdir: “Andolsun ki Israilogullarinin sagalm sözünü aldik ve onlarav peygamberler gönderdik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmedigini (ilâhî hükümleri) getirdi ise, bir kismini yalanladilar, bir kismini da öldürdüler” (K. Mâide 70).

Yine Muhammed'in söylemesine göre Isa'nin dinini inkâr edenler olmus, bir takim ruhbanliklar uydurulmustur. Ayet söyle: “Sonra... Meryem oglu Isa'yi da arkalarindan gönderdik, ona Incil'i verdik; ona uyanlarin kalplerine sefkat ve merhamet vermistik. Uydurduklari ruhbanliga gelince, onu biz yazmadik. Fakat kendileri Allah rizasini kazanmak için yaptilar. Ama buna da geregi gibi uymadilar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarini verdik. Içlerinden çogu da yoldan çikmislardir” (K. Hadid 27).

Yâni anlatilmak isteniyor ki Isa'ya Incil verildigi halde bazilari bunu tam manasiyle uygulamayip ruhbanlik yaratmislardir; daha dogrusu Allah rizasini aramak maksadiyle Allah'in yazmadigi seyleri yapmislardir, örnegin dünya zevklerini terketmisler, ibadette asiri gitmislerdir.

Bu âyet'i koymakla Muhammed, Hiristiyanlari rahiplere uymaktan vazgeçirtip kendisine ve Kur'ân'a boyun egdirtme siyâsetini izlemis olmaktaydi.




Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar

Muhammed'e inanacak olurlarsa,

Tanri'nin rahmetinden iki katina

kavusacaklardir; çünkü

hem kendi peygamberlerine hem de

Muhammed'e inanmislardir

(K. 57 Hadid, 28-29)


Hadid sûresi'nin 28-29.cu âyet'lerinde Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin Tanri'dan korkmalari ve Muhammed'e iman etmeleri bildirilmekte. Eger böyle yapacak olurlarsa kendilerine Tanri'nin rahmetinden “iki kat” verilecegi, ve isigindan yürünecek bir nûr saglanacagi eklenmekte: “Ey iman edenler (Kitap'lilar)! Allah'tan korkun ve Peygamberine inanin ki O, size rahmetinden iki kat versin ve size isiginda yürüyeceginiz bir nûr lütfetsin; sizi bagislasin...” (K. Hadid 28)

Beyzavî gibi kaynaklarin yorumlarina göre, Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara, Tanri'nin rahmetinden ve nûr'undan “iki kat” verilmesinin nedeni, onlarin hem Muhammed'e ve hem de daha önceki peygamberlere iman etmis olmalaridir. Bu yorumculara göre, her ne kadar Islâm'in gelmesiyle diger din'ler ortadan kaldirilmis olmakla beraber, Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, eski dinlerine uymus olmanin mükafatindan yoksun kalmayacaklardir; Muhammed'e iman etmek onlara ikinci bir mükafat saglamis olacaktir. Böyle yapmayacak olurlarsa Allah'in lutfundan hiçbir sey elde edemeyeceklerini bilmeleri için de “lütuf” denen seyin, bütünüyle Tanri'in elinde bulundugu eklenmekte ve Tanri'nin onu diledigine bahsettigi su sekilde anlatilmakta: “Böylece Kitap ehl-i, Allah'in lütfunden hiçbir sey elde edemeyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah'in elindedir, onu diledigine bahseder...” (K. Hadid 29).



Yahudi'ler havra'da, Hiristiyan'lar

ise Klise'de Allah'a es tutarak ibadet

ederlermis

(K. 72, Cinn, 18)


Kur'ân'in Cinn sûresi'nde söyle yazili: “Mescidler süphesiz Allah'indir. O halde (orada) Allah ile birlikte kimse'ye yalvarmayin (Kulluk etmeyin). (K. 72, Cinn, 18). Daha baska bir deyimle, Tanri, mescid'lerin hep kendi için oldugunu ve orada kendinden baska birine, örnegin put'lara, duâ edilmemesini istemektedir.

Din adamlari bu âyet'in, Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari örnek verip, onlarin kendi ibâdet yerlerinde Tanri'ya es tuttuklarini anlatmak için kondugunu söylerler. Örnegin Diyânet Vakfi'nin, bu âyet'le ilgili açiklamasi söyle: “Bu âyet'te, hiristiyanlarin kliselerine ve yahudilerin havralarina girdikleri zaman yaptiklari gibi, Allah'a es tutulmamasi ihtâr edilmekte”.12

Söylemeye gerek yoktur söz konusu âyet'in, bu sekilde belletilmesi, müslüman kisilere Yahudi ve Hiristiyan düsmanligi duygularini asilama amacina dayali bir davranistir.



Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerine

daha önce verilen delil'e ragmen

ayriliga düsmüsler, ve inkârciliklarini

Muhammed'in gelisinden sonra da

sürdürmüsler. Inkârcilikta devam edecek

olanlar cehennem'e, vazgeçip iman edenler

cennet'e alinacaklardir.

(K. 98, Beyyine, 1-6)


Kur'ân'in Beyyine sûresinde, Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, daha önce kendilerine Tanri tarafindan delil (peygamber'ler ve Kitap'lar) gönderildigi halde ayriliga düsüp inkârci olduklari, ve bu tutumlarini Muhammed'in gelisinden sonra degistirmeleri beklenirken degistirmedikleri, ve eger degistirip inananlardan olacak olurlarsa cennet'e alinacaklari, olmazlarsa cehennem'e atilacaklari belirtilmekte. Söyleki:

Sûrenin 5ci âyet'inde Yahudilere ve Hiristiyanlara, daha önceleri “hanif” (müslüman) olup namaz kilmalarinin, ve zekât vermelerinin emredilmis oldugu belirtilmekte: “...Onlara (Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara), dini yalniz O'na (Allah'a) has kilarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kilmalari ve zekât vermeleri emrolunmustu. Saglam din de budur” (K. Beyyine, 5).

Fakat Tanri'dan gelen bu “delil”e ragmen Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar ayriliga düsüp inkârciliga sapmislar, ve tipki müsrikler (puta taparlar) gibi, kendilerine “apaçik delil” gelinceye kadar bu inkârciliktan kurtulma olasiligini yitirmislerdir. Sûre'nin birinci âyetinde bu husussöyle belirtilmekte: “Apaçik delil kendilerine gelinceye kadar ehl-i kitaptan ve müsriklerden inkârcilar (küfür'den) ayrilacak degillerdi” (K. Beyyine 1)

Ve iste simdi Tanri tarafindan gönderilen Muhammed, “dogru hükümleri” kapsayan kitab'in sayfalarini okumakta, ve fakat onun gelisine ragmen Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar ayrilik içinde bulunmaktadirlar. Sûre'nin 2-4 cü âyetlerinde söyle yazili: “(Iste o apaçik delil) Allah tarafindan gönderilen ve en dogru hükumleri havi tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir. Kendilerine kitap verilenler ancak o açik delil (Peygamber) kendilerine geldikten sonra ayriliga düstüler” (K. Beyyine, 2-4).

Sûre'nin 6, 7 ve 8.ci âyet'lerinde, Yahudi'lerden ve Hiristiyan'lardan (ve ayrica müsrik'lerden) Muhammed'i ve Kur'ân'i kabul edenlerin cennet nîmetlerine kavusturlacaklari, etmeyip inkârciliga sapanlarin ise cehennem atesine'e atilacaklari bildirilmekte.



Islâm'in yerlesmesi için Tanri, önce

Yahudi'leri Yemen'de Hiristiyan'lara karsi

yenik düsürmüs, sonra da Hiristiyanligi

Arabistan'da yaymak üzere Mekke'yi

ele geçirmek isteyen Habesli Ebrehe'nin

ordusunu helâk etmis: Fil olayi.

(K. 105, 1-5)


Kur'ân'in 105ci sûresi “el-Fîl” basligini tasir. Bu basligi tasimasinin nedeni, Mekke'yi ele geçirip Kâ'be'yi yikmak ve hiristiyanligi Arabistanda yaymak isteyen Habes'li Ebrehe'nin fil'lerden olusan ordusunun, Tanri tarafindan helâk edilmesiyle ilgili âyet'leri kapsamasindandir. Bu âyet'ler söyle: “1) Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi? 2) Onlarin kötü planlarini bosa çikarmadi mi? 3) Onlarin üstüne ebâbil kuslarini gönderdi. 4) O kuslar, onlarin üzerlerine piskin tugladan yapilmis taslar atiyorlardi. 5) Böylece Allah onlari yenilip çignenmis ekine çevirdi” (K. 105, Fil, 1-5)

Kuskusuz ki sadece bu âyet'leri okumakla fil masalinin ne oldugunu anlamaga imkân yok. Basta Beyzavî, Zemâkserî, Celâlledin, ve Abulfida gibi ünlüler olmak üzere yorumcularin açiklamalarindan, ve diger kaynaklardaki bilgilerden çikarilabilecek sonuç su ki Tanri, Yahudileri Yemen'de Habesli Hiristiyan'lara yenik düsürtmüs, ve fakat sonra Hiristiyan'larin Mekke'yi alip Kâ'be'yi yikmak ve hiristiyanligi Arabistan'da yaymak istediklerini anlayinca, bu kez Ebrehe'nin komutasindaki habes ordusunu yok edip Muhammed'in gelisini ve Islâm'in yerlesmesini saglamak istemistir. Fil olayi'nin Islâm kaynaklarina göre olusumu söyle:

Daha önce Arabistan'in Yemen bölgesinde yasamakta iken Afrika'ya geçmis bir toplum olan Habes'liler hiristiyan idiler. Terkettikleri yerlere, Himyer hükümdarligi egemen olmustu. Fakat Milâdî besinci yüzyil'da Habesliler Yemen'e geri dönmege baslarlar ve yavas yavas güçlenmekle orayi ele geçirirler. Ancak Himyerî reis'lerinden Zû Nuvâs Habeslilere karsi ayaklanir ve egemenligini kurar. Zû Nuvâs yahudiligi kabul etmis bulundugundan hiristiyanlara karsi zulüm siyâsetine basvurur, ve örnegin Necrân hiristiyanlarina eziyet eder. Hiristiyanlarin zülmedilmesine göz yummak istemeyen Bizans Imparatorlugu'nun yardimlariyle Habes hükümdarlari, Miladin 526.ci yilinda, Yahudi'leri yenerek Yemen'i ele geçirirler. Bunun böyle olmasini yine Tanri istemis olmalidir, çünkü Tanri Isa'yi göndermekle hiristiyanlari, Yahudilere nazaran “daha yüksek bir din seviyesinde” kilmistir! Yemen'in hiristiyan egemenligi altina girmesinden az zaman, Ebrahe (“Abraha”, ki habesce “Ibrahim” demektir), “Al-Asram” lakabiyle habesistan valisi olarak Yemen'in yönetimini ele alir. Fakat Ebrehe, hiristiyanligi yaymak ve Mekke'yi fethedip Kâ'be'yi yikmak ve bütün Arabistan'i ele geçirmek amacindadir. Hattâ bu maksatla San'a mevkiinde büyük bir kilise yaptirtmis ve Araplarin bu kilisede ibâdet etmelerini saglamak istemistir. Amacini gerçeklestirmek üzere fil'lerle güçlendirdigi ordusunun basina geçerek Mekke üzerine yürür. Bu güce karsi Mekke'lilerin yapabilecekleri bir sey yoktur. Ancak ne var ki Ebrehe'nin bindigi fil, Mekke'ye yaklasildikta yürümek istemez, yere çöküp bekler. Çünkü güyâ Mekkeli'lerden Nufeyl b. Habib adindaki bir Arap, kimselerin farkina varamayacagi bir sekilde fil'in yanina gelerek kulagina “Burasi kutsal bir topraktir, yere çök ve ilerleme” diye fisildamistir. Muhtemelen bunu yaptiran Tanri'dir, çünkü Tanri, Mekke'nin ve özellikle Kâ'be'nin Ebrehe tarafindan ele geçirilmesini önlemek istemistir. Fakat Tanri bununla kalmaz, ayrica kuslarini gönderir ve kuslar “piskin tugladan yapilmis taslar” atarak Ebrehe'nin ordusunu yerle bir ederler. Bu olduktan sonra Tanri bir de sel felâketi yaratir ki, hem ölenlerin vucudlarini ve hem de henüz ölmemis olanlari yok etmege yeter. Çünkü her seyi önceden bilen ve düzenleyen Tanri, Ebrehe'nin meraminin Kâ'be'yi yikip hiristiyanligi yaymak oldugunu görmüs ve onu “ilâhî bir mucize” ile yere vurmus, böylece Muhammed'in gelisini ve Islâm'in yerlesmesini saglamak istemistir. Bundan dolayidir ki Islâm yazarlari, Muhammed'in dogum tarihini Fil olayina göre hesaplarlar: güyâ Muhammed fil olayindan iki ay sonra dünyâya gözlerini açmis ve bu tarihten kirk yil sonra Islâm'i yerlestirmege baslamistir13.

Masal olmaktan ileri geçmeyen fil olayi ile ilgili sûre'nin Kur'ân'in ilk nüshasinda bulunmayip Osman zamaninda hazirlanan nüsha'da yer aldigi, bu itibarla Muhammed tarafindan bildirilmis olmasinin belli bulunmadigi söylenir.

1 Beyzavî gibi kaynaklarin bildirmesine göre güyâ bu sekilde konusan kisilerin evleri bir kaç gün sonra hizmetçialri tarafindan yakilmistir. Bkz. G. Sale, age. sh.107, not. 2

2 Diyânet Vakfi çevirisi, Mâide 69 âyeti'nin ayorumuna bakiniz,

3 Sahih-i Buharî Muhtasari..., (Diyânet Islr. Bask. yayinlari, Cilty VIII, sh. 451)

4 Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi..., (Millî Egitim Bakanligi yayinlari, Ankara 1966, cilt II, sh. 787-8)

5 (Tafsir al-Tabarî, ve Tafsir al-Kurtubî gibi kaynaklarda yer alan bu rivâyet için Ahmet Suphi Firat'in Islâm Ansiklopedisi'ndeki “Uzeyr” sözcügüne bakiniz.

6 ibid.

7 G. Sale, age , sh. 244, not.1-2

8 Bkz. Diyânet Baskanligi çevirisinde, En'âm sûresi'nin 159.cu âyeti'nin açiklanmasi.

9 Ayricada, hiç kimsenin çiplak olarak Kâ'beyi ziyâret edemeyecegi, ve müsrik kabileler tarafindan bozulmamis andlasmalarin andlasma suresinin sonuna kadar yürürlükte kalacagi açiklanmistir. (Bu konuda Diyânet Vakfi'nin Tevbe sûresi ile ilgili açiklamasina bakiniz)

10 Bu hadîs'ler için Buharî'nin Kitab'ur-Rikâk, ve Müslim'in Kitab'ul-Iman, ve yine Müslim'in Kitab'ut- Tevbe adli yapitlarina bkz. Ayrica bkz. Imam Nevevî'nin Riyâz'üs Sâlihîn Tercümesi, (Merve yayinalri, Istanbul 1992, Cilt I. sh. 395)

11 Bu konuda bkz. G. Sale, age, sh. 431, Not. 3)

12 Diyânet Vakfi, age, sh. 572.

13

Bu konuda benim “Seriât'tan Kissa'lar” adli kitabima bakiniz (Kaynak yayinlari, Istanbul, 1996, sh. 56) .