Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerine
delil olarak Muhammed ve Kur'ân
gelince, küfür'den uzaklasmalari
gerekirken, aksine uzaklasmayip
ayriliga düsmüsler. Bu nedenle
ebedi olarak cehennem atesindedirler
(K. Beyyine 1-8)
Kur'ân'in Beyyine sûresi'ndeki âyet'lere göre Tanri, Muhammed'in gelisinden önceki dönemlerde, Kitap'lilara (Yahudi'lere ve hiristiyan'lara): Dini Tanri'ya has kilarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk edin, namaz kilip zekat verin seklinde emretmistir (K. Beyyine 5). Fakat kendilerine delil gelinceye kadar küfürden ayrilmalari, onlardan beklenemezmis (K.Beyyine 1). Ve iste simdi o apaçik delil, Muhammed'in kisiliginde gelmistir: Allah tarafindan gönderilen ve en dogru hükümleri havi tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir (K. Beyyine, 2-3). Ancak ne var ki, Muhammed'in apaçik delil (Kur'ân) ile gelmis olmasina ragmen, onlar ayriliga düsmüslerdir (K. Beyyine, 4); ve bu yüzden ebedi olarak cehennem atesinde kalacaklardir; halkin en serlileri onlardir (K. Beyyine, 6).
Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar Kur'ân'in
Allah kelâmi olduguna inansinlar diye Tanri,
cehennemdeki muhafiz melekler
sayisini 19 olarak saptamis.
(K. 74, Müddessir, 30-31).
Kur'ân'in Müddessir sûresi'nde, cehennem'deki muhafiz melekler sayisinin Tanri tarafindan 19 olarak saptandigi yazili! Söyle deniyor: Ben onu sekara (cehenneme) sokacagim. Sen biliyor musun sekar nedir? Hem (bütün bedeni helâk eder, hiçbir sey birakmaz) hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o. Insanin derisini kavurur. Üzerinde ondokuz (muhafiz melek) vardir... (K. 74 Müddessir sûresi, âyet: 26-30).
Meleklerin sayisinin 19 olarak saptanmasi nedeni de söyle açiklanmakta: Biz cehennem islerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmisizdir. Onlarin sayisini da inkârcilar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptik ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye ögrensinler (inansinlar), iman edenlerin imani artsin; hem kendilerine kitap verilenler, hem müminler süpheye düsmesinler, kalplerinde hastalik bulunanlar ve kâfirler de -Allah bu misalle ne demek istemistir?- desinler. Iste Allah böylece, diledigini sapiklikta birakir, diledigini dogru yola eristirir. Rabbinin ordularini kendisinden baskasi bilmez, Bu ise, insanlik için ancak bir ögüttür (K. Müddessir, 31)
Dikkat edilecegi gibi, bu âyet'lerde Tanri'nin, hem inkârcilari sinamak, hem inananlarin süphe'ye düsmelerine engel olmak, hem kalplerinde hastalik bulunanlar'in Allah bu misalle ne demek istemistir? demelerini saglamak, ve nihâyet hem de Yahudi'lerle Hiristiyan'lari inanir durumda kilmak istedigi anlatilmakta! Beyzavî, Zemakserî ve Süyutî gibi en saglam Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre cehennemdek melekler sayisinin 19 oldugunu bildiren yukardaki âyet'ler, Kureys esrafindan biri olan Velîd b. Mugire adindaki munafik kisi vesilesiyle konmustur; çünkü Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Velîd b. Mugire, Muhammed'i sihirbazlikla damgalayan, ve samimî bir müslüman olmaktan kaçinan bir kimsedir, bir munafiktir. Anlasilan o ki Muhammed, cehennemdeki melekler sayisinin 19 oldugunu belirtirken, bir yandan inkârcilarin ve munafik'larin, ve diger bir yandan da Yahudi'lerle Hiristiyan'larin, bunda mucizevî bir anlam yattigini sanarak Kur'ân'a inanacaklarini düsünmüstür!
Söylemeye gerek yoktur ki, akilci bir yorumla, 19 sayisi'nin böyle bir sonuç yaratacagi sonucuna varmak kolay degil.
*
Yukariya aldigimiz âyet'ler Kur'ân'in, Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari ayni sepete koyup genel olarak onlar aleyhinde sevkettigi örneklerden bazilaridir. Bunun disinda Kur'ân, Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari ayri ayri ele alarak asagilama konusu yapmistir. Bu konudaki hükümlerden bazi örnekleri ilerdeki sayfalarda bulacaksiniz.
Yahudi'leri Asagilar Nitelikteki Kur'ân Hükümlerinden Ornekler
Kur'ân'da Yahudi'leri asagilar nitelikteki âyet'lerin bulunmasinin nedeni, onlarin Muhammed'i peygamber olarak kabul etmemeleri ve Kur'ân'i benimsememeleri, yâni Islâm'a girmemeleridir. Yahudileri müslüman yapabilmek için Muhammed'in isledigi tema sudur: Ilk baslarda Tanri, Israilogullarini bütün milletlere üstün kilmak istemis, kilabilmek için onlara kendi içlerinden peygamberler göndermis, anlayacaklari dilden buyruklar bildirmis, ve bol nimetler vermistir. Buna karsilik onlardan, kendisine kulluk edeceklerine dair söz almistir. Ancak ne var ki Yahudiler, daha ilk anlardan itibaren nankörlük etmislerdir; sözlerini tutmayip kendilerine gönderilen peygamberleri öldürmüsler, Tanri'nin buyruklarini çignemislerdir. Fakat buna ragmen Tanri onlari bagislayip yine nimetlerini yagdirmis, yeniden peygamberler göndermis, ve böylece sözlerinde duracaklarini ve yola geleceklerini düsünmüstür. Bu nedenle onlara ardi ardina Ibrahim'i, Ishak'i, Yakub'u (Israil'i), vs... , Musa'yi, Harun'u, Davud'u, Süleyman'i vs... göndermistir. Bütün bu peygamberleri müslümanlikla emrolunmus olarak göndermis, ve ayrica da Musa araciligiyle müslümanligin esaslarini içeren Tevrat'i vermis, ve daha sonra Kur'ân'i indirmek sûretiyle bu kitabi tasdik ettigini bildirmistir (K. Bakara 41). Fakat ne yaparsa yapsin, düsündügü gibi olmamis, umudu bosa çikmistir: çünkü Yahudiler, her def'asinda verdikleri sözü çigneyip Tanri'ya karsi gelmekte direnmisler, her direniste Tanri onlari: Ey Israiogullari! Size verdigim nimetlerimi hatirlayin, bana verdiginiz sözü yerine getirin ki, ben de size vâdettiklerimi vereyim. Yalnizca benden korkun... (K, Bakara 40) diyerek uyarmistir. Fakat olumlu sonuç alamayinca onlari felâketlerle basbasa birakmis ve her birakista Yahudiler pismanlik duyup Tanri'ya ve O'nun peygamberlerine itaatkâr olacaklarina dâir söz vermislerdir. Böylece Tanri onlara nimetlerini yenilemis, fakat her def'asinda onlardan nankörlük görmüstür. Ve iste nihâyet Tanri Arap'lara, ve Arap'larla birlikte Yahudilere ve diger milletlere, Muhammed'i ve Kur'ân'i göndermistir. Gönderirken de Yahudilere söyle demistir: Elinizdekini (Tevrat'in aslini) tasdik edici olarak indirdigime (Kur'ân'a) iman edin. Sakin onu inkâr edenlerin ilki olmayin! Ayetlerimi az bir karsilik ile satmayin; yalniz benden korkun (K. Bakara 40-41)
Ve iste Medine'ye hicret ettikten sonra Yahudileri buyrugu altina alabilmek için Muhammed'in uyguladigi taktik, genellikle bu tema dogrultusunda olmustur. Fakat ne var ki basari saglayamamis, Yahudileri kendisine inandiramamistir. Inandiramayinca isi kiliçla çözümleme yoluna gitmistir.
*
Kur'ân'in daha ilk baslarindan, (örnegin ikinci sûre olan Bakara sûresi'nden) itibaren Tanri'nin Yahudilere vaktiyle nimet'ler verdigi, onlari âlemlere üstün kildigi, Firavun'un zulmünden ve Misir esâretinden kurtardigi, Musa araciligi ile Tevrat'a kavusturdugu, fakat butun bu iyiliklere karsilik onlardan nankörlük gördügü, buna ragmen onlara aciyip sevgisini ve iyiliklerini sürdürdügü, nankörlükte devam edenleri helâk ettigi, ve nihâyet kendilerine, Tevrat'i dogrulayan Kur'ân ile birlikte Muhammed'i gönderdigi, Muhammed'e ve Kur'ân'a iman etmeyen Yahudilere karsi savas açilmasi gerektigi, ve Islâm'i kabul etmelerine ya da cezâ olarak cizye (kafa parasi) vermelerine kadar cihadin devam ettirilmesinin emrolundugu, Müslüman olmalari halinde cennet'e alinacaklari, aksi takdirde kâfir olarak cehennemde yakilacaklari anlatilir.
Hemen belirtmek gerekir ki bütün bunlari Muhammed, sirf kendisini Yahudilere peygamber olarak kabul ettirmek maksadiyle islemistir. Ancak ne var ki bunlarla ilgili olarak Kur'ân'a yerlestirdigi âyetler, belli bir sira ve düzen'e göre degil, fakat darma daginik olarak yerlestirilmis olup, çogu zaman anlasilmaz niteliktedir seylerdir. Kur'ân yorumculari bu âyet'leri, ya Tevrat'tan yararlanarak, ya da kendi kafalarindan uydurarak yaptiklari yorumlarla anlasilabilir hâle soktuklarini düsünürler. Fakat her ne olursa olsun su bir gerçek ki Muhammed, kendisini Yahudilere peygamber olarak kabul ettirebilmek için, Tanri'nin onlara nimetler verip iyiliklerde bulundugunu, buna karsilik onlardan kendi emirlerine ve gönderdigi peygamberlere itaat hususunda söz aldigini söylemis, fakat onlari inandirmayinca bu kez Kur'ân'a, Yahudi'leri asagilatici ve cezalandirici nitelikte âyetler koymustur. Bazi örnekler özet olarak asagiya alinmistir.
Kur'ân'daki Tanri Yahudi'lere verdigi
nîmetleri, ve bunun karsiliginda
onlardan aldigi sözü hatirlatirken,
onlari, Tevrat'in dogrulayicisi olan
Kur'ân'a iman etmege çagirir:
(K. Bakara, 40-45)
Kur'ân'in bastan 2ci Sûre'si olan Bakara sûresinde Tanri, Yahudilere hitaben konusarak, onlar için yaptigi iyilikleri ve bunun karsiliginda onlardan, kendisine itaat edeceklerine dair aldigi sözü hatirlatir; söyle der: Ey Israiogullari! Size verdigim nimetlerimi hatirlayin, bana verdiginiz sözü yerine getirin ki, ben de size vâdettiklerimi vereyim. Yalnizca benden korkun... (K, Bakara 40). Bu hatirlatmayi yaptiktan sonra onlari, Tevrat'i dogrulayici Kur'ân'a iman etmege çagirir: (Ey Israilogullari!) Elinizdekini (Tevrat'in aslini) tasdik edici olarak indirdigime (Kur'ân'a) iman edin. Sakin onu inkar edenlerin ilki olmayin! Ayetlerimi az bir karsilik ile satmayin, yalniz benden (benim azabimdan) korkun (K. Bakara 41).
Yahudi'leri Kur'ân'a inanmaya çagirirken, onlari namaz kilmakla ve zekât vermekle goevli kilar: Namazi tam kilin, zekâti hakkiyle verin, rükû edenlerle beraber rükû edin (K. Bakara 43). Bu emrini pekistirmek üzere onlardan, sabir ve namaz ile Allah'tan yardim dilemelerini ister: Sabir ve namaz ile Allah'tan yardim isteyin. Süphesiz o (sabir ve namaz) Allah'a saygidan kalbi ürperenler disinda herkese zor ve agir gelen bir görevdir (K. Bakara 45).
Kitab'taki gerçekleri bildikleri halde, buna uymaktan kaçinanlara çatar: (Ey bilginler) Sizler Kitab'i (Tevrat'i) okudugunuz (gerçekleri bildiginiz) halde, insanlara iyiligi emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklinizi kullanmiyor musunuz? (K. Bakara 44)
Ve sonra tekrar Yahudi'lere nimetler verdigini, onlari Firavun'un zulmunden kurtarmis oldugunu hatirlatir.
Kur'ân'daki Tanri, Yahudilerin Kur'ân'a iman
etmelerini ister; çünkü Kur'ân'in,
Yahudilere verilen Tevrat'in aslini
tasdik eden kitap oldugunu söyler
(K. Bakara 41):
Bakara sûresi'nde Tanri, Yahudilere verdigi nimetleri hatirlatirken, eger onlar kendisine verdikleri sözü yerine getirecek olurlarsa, onlara vâdettiklerini verecegini söyler ve Benden korkun diye ekler (Bakara 40) ve sonra:Elinizdekinin (Tevrat'in aslini) tasdik edici olarak indirdigime (Kur'ân'a) iman edin. Sakin onu inkâr edenlerin ilki olmayin. Ayet'lerimizi az bir karsilik ile satmayin, yalniz benden korkun (K. Bakara 41) der, ve onlara namaz kilmalarini zekat vermelerini söyler (2: 43-44). Ve sonra: Ey Israilogullari! Size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kildigimi¨hatirlayin (K. 2: 47) diyerek vaktiyle onlar için yaptigi iyilikleri uzun uzun tekrarlar (K. Bakara 48-74). Tekrarlarken ara sira ihtar ve tehdit'lerde bulunur (K.2:75), sonra onlarin itaatsizliklerinden, munafikliklarindan söz eder (K. 2: 76-102).
Kur'ân'daki Tanri, Yahudileri kendisine
minnettar kilip, bas egdirtmek için Tanri,
onlara verdigi nimetleri, ve yaptigi
iyilikleri, ikide bir yüzlerine vurur.
(K. Bakara, 49)
Yahudileri Muhammed'e bas egdirtmek, onu peygamber olarak kabul ettirtmek, ve ayni zamanda Kur'ân'a iman etmelerini saglayabilmek için Tanri, her seyden önce onlari kendisine minnettar kilma taktigini izler. Onlara nimetler verdigini ve bütün millet'lere üstün kildigini belirtmek üzere söyle der:Ey Israilogullari! size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kildigimi hatirlayin (K. Bakara 47). Yorumcularin bildirmelerine göre Tanri, her hangi bir milleti üstün kilmak istedigi zaman, o milletin içinden peygamberler gönderir. Yahudi'ler için de böyle yapmis oldugunu söyler. Onalri, vaktiyle firavun'unun zulmünden kurtardigini hatirlatmak için söyle der: Hatirlayin ki, sizi, Firavun taraftarlarinan kurtardik. Çünkü onlar size azabin en kötüsünü reva görüyorlar, yeni dogan erkek çocuklarinizi kesiyorlar (fenalik için) kizlarinizi hayatta birakiyorlardi... (K. Bakara 49)
Kur'ân'daki Tanri, Israil ogullarina nimetler
vermis, onlari cümle âleme üstün kilmis.
Firavun'un zulmünden kurtarmis, sonra vahyetmek
üzere Musa'yi göndermis, fakat Yahudiler
buzagiya tapmak ve Musa'ya bas kaldirmak
sûretiyle nankörlük etmisler.
(K. Bakara, 47-57)
Yukardaki âyet'lerden hemen sonra Tanri'nin: Ey Israil oûllari! Size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kildigimi hatirlayin (K. Bakara 47) diye hatirlatmada bulundugu ve Yahudileri Firavun'un zulmünden kurtardigini anlattigi görülür: (Ey Israil ogullari!) Hatirlayin ki, sizi, Firavun taraftarlarindan kurtardik. Çünkü onlar size azabin en kötüsünü revha görüyorlar, yeni dogan erkek çocuklarinizi kesiyorlar (fenalik için) kizlarinizi hayatta birakiyorlardi. Aslinda o size görülenlerde Rabbinizden bir imtihan vardi (K. Bakara 49).
Dikkat edilecegi gibi burada sadece Firavun'un Yahudilere ettigi azab'dan ve bunun Tanri tarafindan Yahudileri denemek için tertip edilmis bir sinav oldugundan söz ediliyor; fakat açiklama yapilmiyor. Daha ilerdeki âyet'lerde anlatilacaktir ki, Musa'nin gelisinden önceki bir dönemde Misir'li kâhinler, Misir'da yasayan Yahudilerden dogacak bir çocugun Firavun'un saltanatina son verecegini söylemislerdir, ve bunun üzerine Firavun, Yahudilerden yeni dogacak erkek çocuklarin kesilmesini emretmistir. Fakat Bakara sûresi'nin bu kisminda bunlar hiç anlatilmadan, Tanri'nin denizleri yarip Yahudileri Firavun'dan kurtardigi belirtiliyor: Bir zamanlar biz sizin için denizi yardik, sizi kurtardik, Firavun taraftarlarini da, siz bakip dururken denizde bogduk (K. Bakara 50). Tanri'nin yardigi deniz hangi denizdir, ve nasil yarilmista Firavun'un taraftarlari bogulmustur, bunlardan söz edilmiyor. Sadece Tanri'nin Musa'ya, kirk gece vahyetmek üzere söz verdigi, ancak Yahudilerin haksizlik ederek buzagiya taptiklari, fakat buna ragmen Tanri'nin onlari, akillanip sükretsinler diye affettigi ve Musa'ya, dogru yolu gösteren bir kitab verdigi bildiriliyor (K.Bakara 51-53).
Bunu izleyen âyet'lerde Musa'nin: Ey kavmim! Süphesiz siz, buzagiyi (tanri) edinmekle kendinize kötülük ettiniz... diyerek Yahudileri tevbe etmege çagirdigi, fakat onlarin: Ey Musa! Biz Allah'i açikca görmedikçe asla sana inanmayiz... diye tutturduklari ve bunun üzerine Tanri'nin onlari yildirim ile çarptigi ve sonra dirilttigi belirtiliyor (K. Bakara, 54-57). .
Kendilerine gönderilen peygamber'leri
öldürmeleri ve hakki inkâr etmeleri
nedeniyle Yahudilere Alçaklik ve
Yoksulluk damgasi vurulmus
(K. Bakara 58-61)
Yapmis oldugu iyiliklere karsilik Yahudilerin nankörlük ettiklerini, verdikleri sözde durmadiklarini, kendilerine gönderilen peygamberlere kötülük ettiklerini suratlarina vurmak üzere Tanri, Musa örnegini verir. Dogru yolu bulsunlar diye vaktiyle onlara Musa'yi peygamber olarak gönderdigini, ona Tevrat'i ve hak ile bâtili ayiran hükümleri verdigini (K. Bakara 51, 53), fakat onlarin, bütün bu nimetlere karsilik Musa'ya kafa tuttuklarini, ve bunun üzerine onlara asagilik ve yoksulluk damgasinin vuruldugunu hatirlatir. Söyle der: (Ey Israilogullari!) Hani siz (verilen nimetlere karsilik): -Ey Musa! Bir tek yemekle yetinmeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdigi seylerden, sebzesinden, hiyarindan, sarimsagindan, mercimeginden, soganindan bize çikarsin- dediniz. Musa ise: - Daha iyiyi, daha kötü ile degistirmek mi istiyorsunuz? O halde sehre inin. Zira istedikleriniz sizin için orada var- dedi. Iste (bu hadise'den sonra) üzerlerine asagilik ve yoksulluk damgasi vuruldu. Allah'in gazabina ugradilar. Bu musibetler (onlarin basina) Allah'in âyet'lerini inkâra devam etmeleri, haksiz olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunlarin hepsi, sadece isyanlari ve taskinliklari sebebiyledir (K. Bakara sûresi, âyet 61; ayrica bkz. Taha sûresi, 36-98)
Kur'ân'in Bakara sûresi'nin bu 61ci âyet'inin nedenlerini halka belletirken yorumcular (örnegin Diyânet Vakfi), Tanri'nin Yahudilere alçaklik ve yoksulluk damgasinin vuruldugunu söyliyerek hakâret yollu su açiklamada bulunurlar: Benî Israil'e alçaklik ve yoksulluk damgasinin vurulmasina sebeb olarak hakki inkâr etmeleri, ve onu söyleyen peygamberleri acimasizca öldürmeleri gösterilmistir. Suayb, Zekeriyya ve Yahya gibi pek çok peygamberleri öldürmüslerdir (Bkz. Kur'ân'i Kerim ve Açiklamali Meâli, Türkiye Diyânet Vakfi Yayinlari, Ankara 1993, sh.8)
Tanri Yahudiler'den söz almis, fakat
Yahudiler verdikleri sözden dönmüsler;
kendilerine gönderilen peygamberleri
yalanlamislar, bir kismini da öldürmüsler!
(K. Bakara 63-64, Mâide 70)
Muhammed'in Yahudileri asagilamak için sik sik isledigi tema'lardan biri sudur: Yahudiler Tanri'ya boyun egeceklerine dair söz vermisler, bunun üzerine Tanri onlara peygamberler göndermis fakat onlar sözlerinde durmayip peygamberlerini yalanlamislar, ya da bir kismini öldürmüslerdir. Buna ragmen Tanri onlari bir çok kez bagislamistir. Örnegin Bakara sûresi'nde su var: Sizden saglam bir söz almis, Tûr daginin altinda, size verdigimizi kuvvetle tutun, onda bulunanlari daima hatirlayin, umulur ki korunursunuz (demistik de), ondan sonra sözünüzden dönmüstünüz. Eger sizin üzerinzide Allah'in ihsani ve rahmeti olmasaydi, muhakkak zarara ugrayanlardan olurdunuz (K. Bakara, 63-64).
Mâide sûresi'nde de söyle yazili: Andolsun ki Israiogullarinin saglam sözünü aldik ve onlara peygamberler gönderdik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmedigini (ilâhi hükümleri) getirdi ise, bir kismini yalanladilar, bir kismini da öldürdüler (K. Mâide, 70)
Cumartesi yasagina karsi gelen
Yahudileri Tanri: Asagilik Maymun'lar
olun diyerek cezalandirmis!
(K. Bakara 65-66; A'raf 163,166)
Bakara sûresi'nin 63-64cü âyet'lerine göre Tanri Yahudilere, Tûr dagi'nin altindaki bir yeri savunup korunmalari için buyrukta bulunur, ve onlardan bu emre uyacaklarina dair söz alir. Fakat Yahudiler sözlerinden dönüp Tanri buyruguna uymazlar. Buna ragmen Tanri onlari cezalandirmaz, çünkü onlarin üzerinde ihsani ve rahmeti vardir (Bakara, 63-64). Celâleddin es Suyutî gibi yorumcularin bildirmesine göre Tanri bu dagi temelinden sarsip Yahudileri korkutmakla yetinmistir. Ancak ne var ki Yahudiler uslanmayip Tanri buyruklarina aykiri davranmakta israr ederler, ve örnegin Tanri'nin koydugu Cumartesi yasagina karsi gelirler. Yorumcularin açiklamalarina göre bu yasak, Davud Peygamber döneminde Kizil deniz civarindaki kasabalardan birinde balikçilikla geçinen Yahudilere emredilmistir. Yasak emrine göre kasabada yasayan Yahudiler, Cumartesi günü balik avlayamayacaklardir. Ancak ne var ki kasabinin bulundugu deniz kiyisindaki baliklar, sirf yahudileri azdirmak için, her cumartesi günü büyük sürüler halinde gelip pazar gününe kadar orada kaldiktan sonra çekilip gitmekte, hafta içi günlerde ise hiç gelmemektedirler. Geçimlerini balik avlamakla geçiren kasaba halki, aç kalmamak için Cumartesi yasagini çigneyip balik avina çikarlar. Bunu duyan Davud onlara bedduâ eder. Bunun üzerine Tanri kasabadaki Yahudileri maymun kiligina sokar. Bu husus Kur'ân'da söyle anlatiliyor: Kibirlenip de kendilerine yasak edilen seylerden vazgeçmeyince onlara: -Asagilik maymunlar olun- dedik (K. A'raf, 166). Güyâ bu örnegi Tanri, kendi buyruklarina karsi gelenler için bir ibret dersi olsun diye vermistir; Bakara sûresinde söyle yazili: Içinizden cumartesi günü azginlik edip de, bu yüzden kendilerine: -Asagilik maymunlar olun!- dediklerimizi elbette bilmektesiniz. Biz bunu (maymunlasmis insanlari) hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakiler için de bir ögüt vesilesi kildik (K. Bakara 65-66)1
Söylemeye gerek yoktur ki bütün bunlar, bir yandan Yahudileri müslüman yapmak, diger yandan kendi taraftarlarina Tanri emrini dinlememenin nasil kötü bir sonuç verebilecegini anlatmak maksadiyle, Muhammed'in basvurdugu buluslardir.
Kur'ân'a göre Yahudi'ler
zalim, ve tas kalplidirler
Çünkü Tanri'nin emirlerine
karsi gelmislerdir.
(K. Bakara 59-74, 92)
Kur'ân'in bildirmesine göre Tanri, dogru yolu bulsunlar diye Yahudilere Musa'yi gönderir. Gönderirken de onunla birlikte Kitab'i ve hak ile bâtili ayiran hükümleri verir (K. Bakara 54). Fakat buna ragmen Yahudiler, kendilerine bir buzagi'yi tanri edinirler. Bunun üzerine Tanri onlara: ...Buzagi'yi (tanri) edinmekle kendinize kötülük ettiniz. Onun için yaradaniniza tevbe edin de nefislerinizi (kötü huylarinizi) öldürün. Öyle yapmaniz Yaraticiniz katinda sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi kabul etmis olur... (K. Bakara 54) der. Fakat Yahudiler tevbe etmeyip Musa'ya: Ey Musa! Biz Allah'i açikça görmedikçe asla sana inanmayiz... derler. bunun üzerine Tanri onlari yildirimla çarpip öldürüverir. Fakat öldürdükten sonra tekrar diriltir, ki kendisine sükretsinler diye (K. Bakara 55). Bu amaçla onlara, gölgelikler, ve kudret helvasi ve bildircin gibi nimetler verir ve: Verdigimiz güzel nimetlerden yeyiniz der (K. Bakara 56-57).
Yine bunun gibi Tanri, kendisinden bagis dileginde bulunmalari için Yahudilere: Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediginiz sekilde bol bol yeyin, kapisindan egilerek girin (girerken): -Hitta!- (Yâ Rabbi bizi bagisla) deyin ki, sizin hatalarinizi bagislayalim; zira Biz, iyi davrananalra (karsiligini) fazlasiyle verecegiz- demistik (K. Bakara 58) der. Buradaki Kasaba sözcügünün Kudüs ya da Eriha oldugu söylenir. Fakat Yahudiler, Tanri'nin bu sözlerine aldiris etmeyip onun sözlerini, baska sözlerle degistirirler. Yine bunun gibi Tanri'nin Musa'ya apaçik mucize indirmis olmasina ragmen, buzagi'yi kendilerine tanri edinirler (K. Bakara 92). Bu nedenlerle Tanri onlari Zalimler olarak tanimlar ve azarlar, ve gökten indirdigi aci bir azap ile cezalandirir (K. Baklara 59, 92).
Yine bir gün Musa, Tanri'nin Yahudilere bir sigir kesmelerini emrettigini bildirir. Fakat Yahudiler: Bizimle alay mi ediyorsun? diyerek kafa tutarlar (K. Bakara 67). Kafa tutmakla kalmayip: (Ey Musa!) Bizim adimiza Rabbine dua et, bize onun ne oldugunu açiklasin diyerek onu anlasilir sekilde konusmaga çagirmak isterler. Musa kendilerine: Allah diyor ki - O (sigir) ne yasli ne de körpe, ikisi arasinda bir inek- Size emredileni hemen yapin der (K. Bakara 68). Fakat Yahudiler Musa'dan biraz daha açiklama beklerler ve: Bizim için Rabbine dua et: bize onun (sigir'in) rengini açiklasin derler. Musa da onlara: Allah diyor ki- Sari renkli, parlak tüylü, bakanlarin içiniz açan bir inektir diye yanit verir (K. Bakara 69). Bu Yahudilere yeterli görünmez ve Musa'ya söyle derler: (Ey Musa!) Bizim için, Rabbine dua et de onun nasil bir sigir oldugunu bize açikalsin, nasil bir inek kesecegimizi anlayamadik. Biz, insallah emredileni yapma yolunu buluruz (K. Bakara 70). Bunun üzerine Musa Allah'a danisir ve sonra Yahudilere kesilmesi istenen inegin tanimini yapar; söyle der: Allah söyle buyuruyor: O (sigir) henüz boyunduruk altina alinmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolasan (salma), renginde hiç alacasi bulunmayan bir inektir... . Bunun üzerine Yahudiler inegi bulup keserler (K. Bakara 71).
Fakat bundan sonra is biraz karisir. Su bakimdan ki, inegin kesilmesinden sonra Musa, Yahudilere, kesilen inegin bir parçasiyla öldürülen adama vurmalari için Tanrinin söyle konustugunu söyler: Hani siz bir adam öldürmüstünüz de onun hakkinda birbirinizle atismistiniz. Halbuki Allah gizlemekte oldugunuzu ortaya çikaracaktir. -Haydi simdi (öldürülen) adama (kesilen inegin) bir parçasiyle vurun- dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düsünesiniz diye size âyet'lerini gösterir (K. Bakara 72-73).
Söylemeye gerek yoktur ki bu sözlerin anlasilabilir hiç bir yönü yok: Tanri neden Yahudilere inek kestirtmek istemistir? Neden inegin henüz boyunduruk altina alinmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolasan (salma), renginde hiç alacasi bulunmayan bir inek olmasini istemistir? Neden kesilen inegin bir parçasiyle öldürülen adama vurulmasini emretmistir? Bunlar hiç açiklanmiyor! Gerekçe olarak sadece Tanri'nin ölüleri diriltmek gibi mu'cizelere muktedir oldugu belirtilerek söyle deniyor: ...Böylece Allah ölüleri diriltir ve düsünesiniz diye size âyet'lerini gösterir . Güzel ama bunu kanitlamak için yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolasan inek bulup bunu kestirmege ve onun bir parçasi ile ölüye vurmaga ne gerek var? Tanri bu isi, civarda bulunan mezarliktaki ölüleri diriltmek sûretiyle yapamaz miydi? Ve sonra her seyi yapmaga ve yaratmaga kâdir bir Tanri'nin, mucize göstermek yolu ile insanlari kendisine inandirmaga çalisacak yerde, onlarin gönüllerini açip hemencecik müslüman yapsa daha iyi olmaz miydi? Esasen Kur'â'na koydugu âyet'lerle Allah kimi dogru yola iletmek isterse onun kalbini Islâm'a açar... (K. En'âm 125) dememis miydi?
Kur'ân yorumcularindan bazilari, Bakara sûresi'nde geçen yukardaki âyet'leri açiklamak üzere su hikâye'yi anlatirlar: Israilogullarindan iki genç adam, sirf mirasina konmak maksadiyle, gizlice amcalarini öldürürler. Olay duyulunca halktan kisiler, katilin kim oldugunun anlasilabilmesi için Musa'ya basvururlar. Fakat Musa bir türlü katilleri bulamaz. Bulamayinca Tanri'ya yalvarir. Tanri'da ona bir sigir kesilmesini, ve onun bir parçasiyle ölüye vuruldugu zaman ölünün dirilip katil'leri haber verecegini bildirir2. Bu ayni âyet'lerin Abulfida gibi yorumculara göre açiklanmasi ise söyle: Israilogullari'ndan bir adam, ölecegi zaman, küçük yastaki ogluna bir buzagi birakir. Çocuk büyür ve büyüyünce kadar bu hayvani yaninda tutar. Günlerden bir gün anasi kendisine, inegî üç altina satmasini ister. Genç adam inegi satmak üzere pazara gittiginde insan kiligina bürünmüs bir melek gelip, inegi 6 altina satin almak istedigini bildirir. Genç adam razi olur, fakat anasina danismadan parayi alamayacagini söyler. Ev gidip anasinin rizasini aldiktan sonra pazar yerine döner ve insan kiligindaki melegi bulup satisa hazir oldugunu anlatir. Bu kez melek kendisine, daha önce teklif etmis olugu bedelin iki mislini vermek ister, su sartla ki bu fazla ödemeyi genç adam anasina haber vermeyecektir. Fakat genç adam melegin bu sartini kabul etmez ve eve dönerek anasina durumu anlatir. Anasi da kendisine, inegi satin almak isteyenin melek oldugunu, ve bu itibarla gidip melekten ne yapilmak gerektigini sormasini söyler. Genç adam anasinin dedigi gibi yapar ve melegin yaninan döner. Melek kendisine, Israiogullarinin çok yakinda bu inegi, bedeli ne olursa olsun satin almak isteyeceklerini haber verir. Bu konusmanin yapilmasindan az sonra, Hammiel adindaki bir Yahudi, kendi yakinlarindan biri tarafindan gizlice öldürülür. Öldürülen kisinin arkadaslari, Musa'ya basvururlar, ve katil sandiklari bazi kimseleri onun önünde itham ederler. Ancak itham edilen kisiler, kendilerini savunup böyle bir sey yapmadiklarini öne sürerler. Haklarinda delil bulunmayinca, Tanri, belli nitelikteki bir inegin bulunup kesilmesini emreder. Bu nitelikteki inek, biraz önce sözünü ettigimiz genç adamdan baskasinda olmadigi için Israiogullari büyük paralar vererek inegi satin alirlar. Söylendigine göre ödedikleri bedel, inegin agirliginca (ya da hatta on misli agirliginda) altin'dir. Inegi keserler ve onun bir parçasiyle ölüye vururlar. Olü dirilerek kendisini öldürenin kim olldugunu bildirir ve sonra tekrar ölür.
Kur'ân yorumculari tarafindan anlatilan bu hikâye, Tevrat'in Sayilar (Bap XIX) ve Tesniye (Bap XXI: 1-9) adli kitaplarindan alinmistir. Her iki kitapda da inek bogazlanmasiyle ilgili bir hikâye yer almis olmakla beraber, hikâyeler arasinda iliski yoktur. Su bakimdan ki Sayilar kitabinda Tanri, Israilogullarina bildirilmek üzere Musa ile Harun'a su buyrukta bulunur: Israilogullarina söyle ki, sana saglam, kendisinde kusur olmiyan, üzerine hiç boyunduruk binmemis bir kizil inek getirsinler (Bkz. Tevrat/Sayilar, Bap XIX: 1-2). Yine Tanrinin verdigi buyruga göre inek, Eleazar adindaki kâhine verilecek ve inek ordugah disarisinda onun önünde bogazlatilacak, ve sonra kâhin parmagi ile onun kanindan alip toplanma çadirinin önüne dogru yedi kez serpecektir. Bundan sonra inek onun gözleri önünde yakilacak, yakildiktan sonra kâhin erz agaci ve zufa otunu inegin yakildigi atesin ortasina atacaktir. Bunu yaptiktan sonra kâhin, esvabini ve bedenini yikayip ordugah'a girecek, ve aksama kadar murdar olacaktir (Bkz. Tevrat/Sayilar, Bap XIX: 3-7). Bu arada inegi yakan adam esvabini ve bedenini suda yikiyacak, ve o da aksama kadar murdar olacaktir (Bkz. Tevrat/Sayilar, Bap XIX:8). O bunu yaparken, temiz bir adam inegin külünü toplayip ordugah disinda temiz bir yere koyacak, ve bu Israilogullarina cemaatine murdarlik suyu için saklanacaktir (Bkz. Tevrat/Sayilar, Bap XIX: 8-9).
Tevrat'in Tesniye adli kitabinda anlatilan inek hikâyesine gelince, o da kisaca söyle: Tanri'nin Musa'ya verdigi buyruga göre, eger kirda kimin tarafindan vuruldugu bilinemeyen öldürülmüs bir adam bulunursa, ölü'nün bulundugu yere yakin sehrin ihtiyarlari bir araya gelip boyunduruk tasimamis, çalistirilmamis genç bir inek alip, sürülmemis ve ekilmemis fakat akan bir vadi'ye indirecekler, ve orada inegin boynunu kiracaklardir (Bkz. Tevrat/Tesniye, Bap XXI: 1-4). Bu is bitince, Tanri'nin kendisine hizmet etmek için seçtigi ve her davada son sozü söyleme yetkisini verdigi Levi ogullari ile kâhin'ler yaklasacaklar. Sonra o sehrin bütün ihtiyarlari, öldürülmüs adama en yakin olanlar, vadide boynu kirilmis olan inegin üzerinde ellerini yikayacaklar, ve yikarken de Tanri'ya söyle diyeceklerdir: Ellerimiz bu kani dökmedi, ve gözlerimiz onu görmedi. Kurtardigin kavmin Israil'e bagisla, ya Rab, ve kavmin Israil arasinda suçsuz kan birakma. Bunun üzerine kan onlara bagislanacaktir. Ve her ne zaman Israiogullari, Tanri'nin gözünde dogru olani yapacak olurlarsa Tanri, suçsuz kani onlarin arasindan kaldiracaktir (Bkz. Tevrat/ Tesniye, Bap XXI: 5-9)
Görüldügü gibi Tevrat'in her iki kitabinda, boyunduruk tasimamis, çalistirilmamis genç bir inegin bogazlanmasindan, ve ayrica Tesniye kitabinda, kir'da kimin tarafindan öldürüldügü bilinmeyen bir adam'dan söz edilmekte.
Ve iste Muhammed, Tevrat'dan kendisine nakledilen bu yukardaki hikâyeleri, kendine göre, ve fakat hiçte anlasilamayacak bir sekle sokarak Kur'ân'a koymustur. Koyar ken de bunlari, Yahudiler aleyhinde sonuç yaratacak nitelikte kilmis, ve böylece Yahudileri Kalpleri taslasmis ve Zalim bir millet olarak göstermistir.
Kur'ân'a göre Yahudiler entrikaci
olup hem baskalarinin ve
hem de birbirlerinin kanini döken
bir millet'tir; bu nedenle azap
çekeceklerdir (K. Bakara, 83, 85, 86)
Kur'ân'da, Bakara sûresi'nde, Tanri'nin, Israilogullarina emir verdigi ve onlardan ana-baba'ya, yakin akraba'ya, yetimlere, yoksullara iyilikte bulunmalarini, birbirlerinin kanini dökmemelerini, bir birbirlerini yurtlarindan çikarmamalarini, namaz kilmalarini, zekat vermelerini istedigi ve bu konuda onlardan söz aldigi, ve fakat içlerinden pek az kisminin bu sözü tuttugu, geri kalanlarin yüz çevirerek dönüp gittikleri belirtiliyor (K. Bakara, 83, 85) , ve söyle deniyor: Iste onlar, ahirete karsilik dünya hayatini satin alan kimselerdir. Bu yüzden ne azaplari hafifletilecek, ne de kendilerine yardim edilecvektir (K. Bakara 86)
Muhammed bu âyet'leri, Yahudileri kötülemek, örnegin entrikaci olarak göstermek için kullanmistir; Kur'ân yorumculari da, o tarihten bu yana, ayni seyi yapmislardir. Islâm'dan önce Medine'de bulunan Yahudilerin iki firka halinde bulunduklarini, ve her birinin, orada yasayan Evs ve Hazrec kabilelerinin birbirleriyle kavgalasmalari sirasinda onlara katildiklarini, ve ayrica birbirlerini öldürüp yurtlarindan kovduklarini, esir olarak geri geldiklerinde onlardan fidye aldiklarini, ve bu durum kendilerinden soruldukta: Ne yapalim, Allah'in emri böyle dediklerini, ve bunun gibi türlü mel'ânetlerde bulunduklarini söylerler3
Yahudi'ler, kendilerine gönderilen
peygamberleri öldürmeye tesebbüs
etmisler fakat becerememisler;
Muhammed'i de öldürmek istemisler, fakat
yapamamislar. Ayrica da Tevrat'i
dogrulayici Kur'ân'i inkâr etmisler,
Tanri da onlari lânetlemis!
(K. Bakara 87-91)
Bakara sûresi'nin 87-91 âyet'lerinde Tanri'nin Musa'ya kitap verdigi, ondan sonra ardarda peygamberler gönderdigi, sonra Isa'ya mucizeler verdigi, fakat Yahudilerin Kalplerimiz perdelidir diyerek peygamberlerini alaya aldiklari, onlara kafa tutarak küfürlerle yagdirdiklari, onlari öldüremeye tesebbüs ettikleri, karsilarina Tevrat'i dogrulayan ve Tevrat'taki gerçekler ortaya seren Kur'ân çikarilipta Allah'in indirdigine iman edin denilince Biz sadece bize indirilene inaniriz deyip Kur'ân'i inkâr ettikleri, bu yüzden kendilerine: Sayet siz gerçekten inaniyor idiyseniz daha önce Allah'in peygamberlerini neden öldürüyordunuz diye soruldugu, Isa'yi öldürmeye tesebbüs ettikleri fakat basari edinemedikleri, Muhammed'i öldürme tesebbüslerinde da basarili olamayacaklari bildirilmekte bütün bunlardan dolayi Allah'in lânetine ugradiklari belirtilmekte.
Ilgili âyet'lerden biri söyle: (Ey Yahudi'ler) Andolsun biz Musa'ya Kitab'i verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oglu Isa'ya da mucizeler verdik. Ve onu Rûhu'l-Kudûs (Cebrail) ile destekledik. (Ne var ki) gönlünüzün arzulamadigi seyleri söyleyen bir elçi geldikçe ona karsi büyüklük taslasadiniz. Size gelen peygamberlerden bir kismini yalanladiniz bir kismini öldürdünuz (Bakara, 87)
Yorumcularin açiklamalarina göre bu sözleriyle Tanri, Yahudilerin Isa'yi öldürmeye tesebbüs ettiklerini ve fakat bunu yapamadiklarini,ve iste simdi de Muhammed'i öldürmeye tesebbüs ettiklerini ve fakat bunu da yapamayacaklarini bildirmistir4
Yahudiler, Tevrat'ta gelecegi bildirilen
peygamber'in Yahudilerden degil
fakat Arap'lardan çiktigini ve Tevrat'i
dogrulayici Kur'ân ile geldigini görünce
hüsrana ugrayip inkâra sapmislar, bu yüzden
alçaltici bir azabi hak etmisler!
(K. Bakara, 89-91)
Bakara sûresi'nin 89-91 âyet'lerinde Yahudilerin, Tevrat'tan ögrendikleri bilgilere göre kendilerinden bir peygamber gönderilecegini bildikleri ve ondan yararlanma umudunda bulunduklari, ancak ne var ki bu gelen'in Arap'lardan seçilmis Muhammed oldugunu ve Muhammed'in Tevrat'i dogrulayici Kur'ân ile kendilerine hitap ettigini görünce Biz sadece bize indirilene (Tevrat'a) inaniriz diyerek Kur'ân'i ve Muhammed'i inkâra saplandiklari belirtiliyor. Ayet'ler söyle: ... (Yahudiler) kendilerine Allah katindan ellerindeki (Tevrat'i) dogrulayan bir kitap gelipte (Tevrat'tan) bilip ögrendikleri gerçekler karsilarina dikilince onu inkâr ettiler... Allah'in kullarindan diledigine peygamberlik ihsan etmesini kiskandiklari için Allah'in indirdigini (Kur'ân'i) inkâr ederek kendilerini harcamalari ne kötü bir seydir. Böyelece onlar azab üzerine azaba ugradilar. Ayrica kâfirler için alçaltici bir azab vardir (K. Bakara, 89-90)5
Yahudi'ler daha önce Musa'ya da
yeterince inanmamislar, çünkü buzagi'ya
tapmislar!
(K. Bakara, 92-93)
Yukardaki hususlarin belirtilmesinden sonra Tanri'nin, Yahudilere Musa'yi gönderdigi, ve Tûr dagi'nin altinda onlardan söz aldigi, fakat Yahudilerin inkârci olduklari, inkârlari yüzünden kalplerine Tanri tarafindan buzagi sevgisi dolduruldugu ve buzagiya tapar olduklari bildiriliyor. Ayet'lerden biri söyle: Hatirlayin ki, Tûr dagi'nin altinda sizden söz almis... -söylenenleri anlayin- demistik. Onlar: -Isittik ve isyan ettik- dediler. Inkârlari sebebiyle kalplerine buzagi sevgisi doldurduk. De ki: -Eger inaniyorsaniz, imaniniz size ne kötü seyler emrediyor-... (K. Bakara 93)
Dikkat edilecegi gibi burada Tanri, sözlerini tutmadilar diye Yahudilerin kalplerine buzagi sevgisi dolduruyor ve onlar da buzagiya Allah gibi tapiyorlar. Bu yüzden Allah'in lânetine ugrayorlar. Evet ama aslinda onlari buzagiya taptirtan Tanri olmus olmuyor mu? Bu durumda Tanri'nin onlari lânetlemesi haksizlik degil mi? Onlarin kalplerini buzagi sevgisi yerine insan sevgisiyle ya da iman ile doldurmus olsa daha iyi yapmis olmaz miydi Tanri?
Yahudiler, kendilerinden
gayri kimselerin öbür dünya'da
nimetlere erisemeyeceklerini
söylemek ve ölümü istememek nedeniyle
günah islemisler:
(K. Bakara,94-96, 111-112)
Muhammed'in söylemesine göre Yahudiler, ahiret yasaminin sadece kendilerine ait olup kendilerinden baskalarinin öbür dünyadaki nimetlere kavusamayacaklarini iddiâ ederlermis. Bu nedenle Muhammed kendilerine: Sayet ahiret yurdu, iddia ettiginiz gibi, size ait ise ve iddiânizda dogru iseniz, haydi ölümü temenni edin bakalim dermis. Fakat onlar ölmeyi temenni etmezlermis. Bu nedenle Allah onlari zalim'lerden saymis (K. Bakara 95).
Bu dogrultuda olmak üzere Bakara sûresi'nin 111ci âyet'inde de, hem Yahudi'leri ve hem de Hiristiyan'lari suçlar nitelikte su var: (Ehl-i Kitap): -Yahudiler yahut Hiristiyanlar hariç hiç kimse cennete giremeyecek- dediler. Bu onlarin kuruntusudur. (Ey Muhammed!) Sen de onlara: -Eger sahiden dogru söylüyorsaniz delilinizi getirin- de (. Bakara 111). Bunu söyledikten sonra, asil cennet'e girecek olanlarin Allah'a hakkiyla kulluk edenler oldugunu ekler ve kuskusuz ki bununla Kur'ân'a inanan ve kendisini peygamber olarak kabul edenleri kast eder (K. Bakara 112).
Ayrica Kur'ân'in çesitli sûre'lerinde cennet'e, sadece müslüman'larin (yâni Muhammed'e ve Kur'ân'a inananlarin) gireceklerini anlatmistir (Örnegin , Bakara 25; Sâd 49-54; Zümer 73-74; Neb'e 31-35; Muhammed 15; Hacc 23; Tûr 21, vs...)
Yahudiler, Cebrail'i düsman saydiklari
için, onun Muhammed'e getirdigi Kur'ân'i
inkâr etmisler, Tanri da onlari inkârci kâfir
olarak bilmis!
(K. Bakara, 97-101)
Bakara sûresi'nin 97.ci âyet'i söyle: (Ey Muhammed!) De ki: Cebrail'e kim düsman ise sunu bilsin ki Allah'in izniyle Kur'ân'i senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitaplari dogrulayici ve müminler için de müjdeleyici olarak O indirmistir (K. Bakar 97).
Zemakserî, ve Celâleddin ve Yahya gibi yorumcularin açiklamlarina göre bir gün Yahudiler, ve onlari temsilen Yahudi hahamlarindan Abdullah b. Suriye, Kur'ân'in ne sekilde ve kimin eliyle indigi konusunda Muhammed'le tartismaya girisirler ve sorarlar: Tanri'nin vahiylerini kim getirdi? . Muhammed de kendilerine: Cebrail getirdi der. Bunun üzerine: Cebrail bizim düsmanimizdir. Cebrail'den baskasi, örnegin Mikâil getirseydi iman ederdik, çünkü Mikâil baris ve cömertlik melegidir ve bizim dostumuzdur diye karsilik verirler. Bunu söylerlerken kendilerine verilen Daniel (Danyal) adli kitab'ta Tanri'nin Mikâil'i Yahudilerin kurtaricisi olarak seçtigini öne sürerler. Gerçekten de bu kitapta su yazili: Ve senin kavmin ogullari için durmakta olan büyük reis, Mikael, o vakit kalkacak... ve o vakit senin kavmin... kurtulacak (Bkz. Daniel, Bap: 12: 1). Yine bu ayni kitabta Cebrail'in Daniel'e, korkutucu ve anlasilamayacak nitelikte seyler söyledigi yazilidir (Bkz. Daniel, Bap: 8: 15-27)
Ve iste Yahudi'lerin Cebrail'e düsman oldugunu düsunen Muhammed, onlarin bu yüzden Tanri katinda inkârci kâfir olduklarini anlatmak için su âyet'i koyar: Kim, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikâil'e düsman olursa bilsin ki Allah da inkârci kâfirlerin düsmanidir (K. Bakara 98).
Bu âyet'i koyduktan sonra, bu vesileyle Yahudileri fasik (günahklar) olarak göstermeyi ihmal etmez, ve Kur'ân'in kendisine Tanri tarafindan gönderildigine dair Tanri'nin söyle dedigini ekler: Andolsun ki sana apaçik âyetler indirdik. (Ey Muhammed!) onlari ancak fasiklar inkâr eder (K. Bakara, 99)
Bununla da kalmaz, bir de Yahudilerden bir çogunun, her zaman için antlasmalari bozan imansizlar olup Tanri'nin son elçisini (yâni Muhammed'i) ve Kur'ân'i yalanlayanlardan oldugunu bildirir: Ne zaman onlar bir antlasma yaptilarsa, yine kendilerinden bir gurup onu bazmadilar mi? Zaten onlarin çogu iman etmez. Allah tarafindan kendilerine, yanlarinda bulunani tasdik edici bir elçi gelince, ehl-i kitaptan bir gurup, sanki Allah'in kitabini biliyorlarmis gibi onu arkalarina atip terkettiler (K. Bakara 100-101).
Her ne kadar burada ehl-i Kitap' deyimi geçmekte ise de suçlamanin agirlik merkezi Yahudiler olmaktadir.
Yahudi'ler, Süleyman'in
büyücü olduguna inanip: Muhammed
Süleyman'i peygamber sayiyor, oysa o bir
büyücüdür demisler, ve
Süleyman'in hükümdarligi
konusunda Seytan'larin uydurduklarina
uymuslar.
(K. Bakara, 102-103)
Bakara sûresi'nin 102ci âyet'inde Yahudilerin Süleyman'i peygamber degil fakat büyücü olarak kabul ettiklerine dair su var: Süleyman'in hükümranligi hakkinda onlar (Yahudiler), seytanlarin uydurup söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapip kâfir olmadi. Lakin seytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Hârut ile Mârut isimli iki melege indirileni ögretiyorlardi. Halbuki o iki melek, herkese: -Biz ancak imtihan için gönderildik, sakin yanlis inanip da kâfir olmayasiniz- demeden hiç kimseye (sihir ilmini) ögretmezlerdi... (K. Bakara 102).
Yukardaki âyet'i yorumlayanlar, Allah'in yaraticiligina inanmak ve kötülükte kullanmamak kaydiyle sihir ilmini ögrenmekte sakinca bulunmadigini, ve fakat bunun disinda sihir'e inanmanin kâfirlik sayilacagini söylerler. Örnegin evrenin yildizlar tarafindan yönetildigine, ya da iyilik ve kötülügün yildizlardan geldigine inanmanin kâfirlik oldugunu eklerler. Buna karsilik Yildizlari yaratan biri olduguna inanmak, ya da ruhanî varliklardan yararlanilarak sihir yapmak (örnegin muska yapmak, cin'lerden yardim almak) kâfirlik degildir, derler6.
Celâleddin ve Yahya gibi bir çok yorumcularin açiklamalarina göre güyâ Tanri, vaktiyle Süleyman'i sinamak istemis, ve seytanlari bu ise memur etmistir. Tanri'nin izniyle seytanlar Süleyman'i yaniltmak istemisler ve fakat basarili olamamislardir. Olamayinca bir takim sihir kitaplari yazip tahtinin altina koymuslar, ve onun ölümünden sonra etrafa su haberi yaymislardir ki Süleyman, insanlar üzerinde bu kitaplar sayesinde egemenlik kurmustur. Bunun böyle oldugunu anlamak istiyorlarsa Süleyman'in tahti'nin altini kazip bu kitaplari okumalari gerektigini bildirmislerdir. Bunun üzerine taht'in alti kazilip söz konusu kitaplar ortaya çikarilmis ve güyâ görülmüstür ki bu kitaplar sihir ve büyü gibi seylerle doludur. Ve iste bu nedenle Yahudiler, süleyman'in büyücü olduguna inanmislardir. Bununla beraber Tanri Muhammed'e, bütün bunlarin seytanlarin uydurmasi olduguna, ve Süleyman'in büyücü degil fakat peygamber olduguna dâir yukardaki âyet'i (Bakara 102) indirmis ve Yahudiler hakkinda sunu eklemistir: Eger (Yahudiler) iman edip kendilerini kötülükten korusalardi, Allah tarafindan verilecek sevap daha hayirli olacakti. Keske bunlari anlasalardi (K. Bakara 103).
Ve iste bu hikâye'ye dayali olarak Islâmcilar, Yahudileri kötülemek maksadiyle söyle derler: Yahudiler arasinda büyü yaygin idi. Bu yüzden ... Süleyman'in büyük bir büyücü oldugunu, hükümdarligi büyü ile elde ettigini, hayvanlara ve cinlere büyü ile hükmettigini söylerler ve buna inanirlardi... Süleyman Kur'ân'da peygamber olarak tanitilinca: -Muhammed Süleyman'i peygamber saniyor, halbuki o bir büyücüdür- dediler 7
Yahudi'ler, Arap'lardan peygamber çikamayacagina
bu nedenle Muhammed'in peygamber olmadigina
inandiklari için Tanri tarafindan azarlanmaktalar:
(K. Bakara 139)
Islâm kaynaklarinin (örnegin Celâleddin gibi yorumcularin) bildirmelerine göre Muhammed zamaninda Yahudiler, Tanri'nin kendilerine Tevrat'i vermekle ilk Kutsal kitabi indirmis oldugunu, ve Kible olarak Kudüs'ü seçtigini söylerler ve kendilerinden olmayan bir kimseyi peygamber olarak göndermeyecegini iddiâ ederlermis. Suna inanirlarmis ki hiç bir sekilde Arap'lardan peygamber çikamaz ve bu nedenle Muhammed, eger gerçekten peygamber ise, mutlaka kendilerindendir, yâni Yahudi'dir. Iste Yahudi'lerin bu tür konusmalarina karsi Muhammed, Tanri'dan geldigini söyledigi su âyet'i Kur'ân'a yerlestirir: De ki: -Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Trabbiniz oldugu halde, O'nun hakkinda bizimle tartismaya mi girisiyorsunuz? Bizim yaptiklarimiz bize, sizin yaptiklariniz da size ait'tir. Biz O'na gönülden baglananlariz (K. Bakara 139).
Bunu yaparken ayni zamanda Tanri'dan istekte bulunarak, Islâm'a kendi kiblesinin verilmesini saglar (K. Bakara 142 ve d.)
Muhammed için: Kible'nin
neresi oldugunu bilmiyor diyen
Yahudileri Tanri: Beyinsizler
olarak tanimlar; ve inat ve
bagnazliktan kurtulamamis kimseler
diye gösterir:
(K. Bakara, 142-145, 148-150)
Medîne'ye hicret etmeden önceki Mekke döneminde Muhammed, ibadet yönünün ne olacagina dair bir sey söylememisti. Bu nedenle taraftarlari Kâ'be'ye ya da Kudûs'e yönelik olarak namaz kilarlardi. Medîne'ye geçtikten sonra Muhammed'in egilimi, Kâ'be yönüne dönük olarak namaz kilmakti. Böyle yapmasinin iki nedeni vardi: bir kere burasini Ibrahim ile oglu Ismail'in insa ettigi yer olarak göstermis ve Ibrahim'i de müslümanlarin ilki olarak tanimlamisti. Ikincisi, Arap'lar, eskiden beri Kâ'be'yi kutsal bir yer sayip oradaki putlara tapmayi gelenek edinmislerdi. Bu itibarlar Kâ'be'yi kible olarak kabul etmek, onlari kazanmak bakimindan da yararli idi.
Ancak ne var ki Medine'ye hicret'ten az sonra Muhammed, oradaki Yahudileri kazanmak, onlari müslüman yapmak hevesine kapildi. Yapabilmek için onlarin dinsel geleneklerini Islâm'a mal etmege basladi. Yahudiler için Kudûs kutsal bir yer sayilirdi; kible olarak Kudûs'e yönelirlerdi. Bu nedenle Muhammed, Tanri'dan emir geldi diyerek kible yönünü Kâ'be'den Kudüs'e çevirmistir. Bunu yapmakla müslümanlardan bir kisminin hosnudsuzluguna sebeb olmakla beraber 16 ay kadar bu uygulamayi sürdürdü. Fakat buna ragmen Yahudileri etkiliyemedigini ve onlari kazanma ihtimalinin kalmadigini anlayinca, kible yönünü Kudûs'ten Kâ'be'ye çevirdi. Bu andan itibaren Müslümanlar namazlarini sadece Kâ'be'ye yönelik olarak kilmaga basladilar. Böylece Muhammed, hem Yahudilerden intikamini almis oluyor, hem mülümanlari hosnud kilmis oluyor ve hem de putperest Arap'lari kazanma olasiligini saglamis bulunuyordu.
Ancak ne var ki Kible yönünün, ikide bir Muhammed tarafindan bu sekilde degistirilmesi üzerine Yahudiler: Muhammed ve ashâbi kiblelerinin neresi oldugunu bilmiyorlardi, biz onlara yol gösterdik seklinde konusmaya baslarlar. Bu tür konusmalarin kendisine zarar verecegini düsünen Muhammed, Tanri'dan geldi diyerek Kur'ân'a âyet'ler koyar. Bu âyet'lerde Tanri'nin Yahudileri, Muhammed aleyhinde yukardaki sekilde konustuklari için beyinsizler diye tanimladigi bildirilmekte: Insanlardan bir kisim beyinsizler: -Yönelmekte olduklari kiblelerinden onlari çeviren nedir?- diyecekler. De ki: - Dogu da, bati da Allah'indir. O diledigini dogru yola iletir (K. Bakara 142).
Görülüyor ki Muhammed, Kible yönünün Tanri tarafindan önce Kâ'be'den Kudüs'e, ve on alti aylik bir uygulamadan sonra Kudûs'ten tekrar Kâ'be'ye çevrildigini söylerken, kible yönünün neresi oldugu hususunda Tanri'yi kararsizmis gibi bir durumda biraktigini hesaplamamistir. Ve bu yüzden Yahudilerin kendisine: Kible'nin neresi oldugunu bilmiyor demeleri üzerine Tanri'yi onlar hakkinda: beyinsizler diye konusur göstermekten geri kalmamistir.
Bunu yaparken, taraftarlarinin hayranligini biraz daha kazanmak üzere, bir de sunu anlatmistir ki, Kudûs yönünde namaz kilmaktan hoslanmadigini Tanri'ya hissettirmis oldugu içindir ki Tanri kibleyi tekar Mekke'deki Kâ'be'ye çevirmis, böylece onu hosnud etmek istemistir. Bunu anlatmak maksadiyle Kur'ân'a koydugu hayet söyle:
(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünü göge dogru çevirmekte oldugunu (yücelerden haber bekledigini) görüyoruz. Iste simdi, seni memnun olacagin bir kibleye döndürüyoruz. Artik yüzünü Mescid-i Haram tarafina çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursaniz olun (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin... (K. Bakara 144, )
Nereden yola çikarsan çik (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafina çevir. Bu emir, Rabbinden sana gelen gerçektir... (K. Bakara 149)
Tanri'yi bu sekilde konusur gösterdikten sonra, bu vesileyle Yahudiler'le Hiristiyanlari bir torbaya koyup onlarin hepsini iman gücünden yoksun ve bu nedenle inat ve bagnazliktan kurtulamamis olarak tanimlamak üzere Tanri'nin onlar hakkinda söyle konustugunu söyler: Yemin olsun ki (habibim!) sen ehl-i kitab'a her türlü âyet'i (mucizeyi) getirsen de yine de onlar senin kiblene dönmezler. Sen de onlarin kiblesine dönecek degilsin. onlar da birbirlerinin kiblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eger onlarin arzularina uyacak olursan , iste o zaman sen hakki çigneyenlerden olursun (K. Bakara 145).
(Evet Resûlüm!) Nereden yola çikarsan çik (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a dogru çevir. Nerede olursaniz olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarindan haksizlik edenler (kuru inatçilar) müstesna, insanlarin aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasin. Sakin onlardan korkmayin! Yalniz benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayim da dogru yolu bulasiniz (K. Bakara 150)
Görülüyor ki Tanri, hani sanki Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari suçlu duruma düsürmek maksadiyle Muhammed'e: Madem ki onlar senin Kiblene dönmüyorlar, o halde sen de onlarin kiblesine dönecek degilsin... seklindeki bir mantiga sarilmaktadir. Oysa Yüce oldugu kabul edilen bir Tanri'dan, Kible yönünü kâfirlerin inatçiligina göre çözüme baglamasi beklenmezdi. O'ndan beklenen sey, Kible yönü'nü, kutsallik esasina dayali olarak saptamasi idi. Eger Mekke'deki Kâ'be'yi gerçekten kutsal bir yer olarak benimsiyor idiyse, bu takdirde Yahudi'leri hosnut kilmak için Kudûs'ü Kible yapmasi dogru degildi. Yine bunun gibi, eger Yahudi'ler Mekke'deki Kâ'be'yi kible olarak benimsemediler ise, onlarla âdeta cebellesircesine karar vermesi de dogru degildi. Ve bütün bunlar bir yana, bir de sirf Muhammed'i hosnud etmek maksadiyle Kible yönünü Mekke'ye cevirdigini söylemesi ve örnegin: (Ey Muhammed!) Biz senin yüzünü göge dogru çevirmekte oldugunu (yücelerden haber bekledigini) görüyoruz. Iste simdi, seni memnun olacagin bir kibleye döndürüyoruz... seklinde konusmasi, hiçte de Tanri'dan beklenen bir sey gibi görünmüyor!
1 Bu konuda Bkz. Ilhan Arsel, Seriât'tan Kissa'lar, (Kaynak yayinlari, Istanbul 1996, sh. 61, 279)
2 (Bakara 73 âyet'inin Diyânet Vakfi tarafindan yapilan yorumuna bakiniz) .
3 Diyânet Vakfi'nin, Bakara 85. âyet'iyle ilgili yorumuna bakiniz.
4 Bkz. Dfiyânet Vakfi'nin Bakara 87,. âyetiyle ilgili açiklamasi.
5 Bu âyet'lerle ilgili olarak Diyânet Vakfi'nin açiklamasina bakiniz.
6 Bkz. Diyânet Vakfi çevirisi, Bakara 102)
7 Bkz. Diyânet Vakfi çevirisi, Bakara 102'âyet'inin yorumu.